Köşe Yazıları

10 yıldır zaten savaşın içindeyiz

Savaş tartışması alevlendi ve makineleşti, savaşı destekliyor musun karşı mısın şeklinde kutuplaştı ve dil saldırganlıştı.

Asıl anormal ve yıkıcı olanlar Suriye Savaşı’nı başlatan ve başından itibaren savaşı onaylayanlardır.

Şimdi çok haklı bir (sınır güvenliği ve PKK devleti) gerekçe bulup vaziyeti kurtarmaya çalışmayın.

10 yıldır aralıksız süren savaş (çatışma ortamı) saray ve tek adamlıkla ve beş milyon Suriyeli mülteciyle sonuçlandı.

Dolu dizgin savaş boruları çalan mesela Sabah Gazetesi ve A Haber’i izliyoruz, geçtim sert İslamcı siyasetlerini, bu yayın organları çeyrek asırlık iktidarlarına rağmen bu topluma karşı henüz sosyal bir ölçü sosyal bir denge dahi tutturabilmiş cumhuriyetin en temel değerleriyle barışabilmiş hiç değiller.

Savaşa katılmak ya da eleştirmek ya da fikrimizi beyan etmek hak getire bizlere elimiz kolumuz bağlı kul köle gibi olup biteni izlemekten başka bir yol bırakmadılar.

Ve hepimizde çoktandır son on yılın maliyetiyle ‘aynı kaderi’ ‘aynı sonuçları’ yaşama korkusu başladı, hatta ‘bitkinlik’.

Ülkemiz baştan aşağı Suriye savaşının yaralarını taşıyor.

Ve haklı olarak büyük bir kitle ‘suç ortaklığına’ bulaşmak istemiyor.

TAYYİP BEY’İN BÜYÜK AMACI!

İşte acıların acısı trajedilerin tradejisi bu neden ‘birlik’ olamıyoruz sorusudur, mesela ben de savaşa asla sıcak bakmıyorum ama ülke güvenliği adına desteklemekten başka çaremiz yok, hatta morul bozucu şevk kırıcı bir kaç satır yazarsam kendimi suçlu hissederim, çünkü son on yııldan çok ağır dersler çıkarttım.

Peki iktidar bu kadar yanlışından hiç ders çıkarttı mı?

Toplumu ‘yönetmeye’ değil ‘kontrol etmeye’ soyunup derin bir nefrete ve öfkeye yol açtılar.

İktidarın savaş bitirip habire savaş başlatmadan önce ‘birlik ve beraberlik için’ ilk önce düşünmesi gereken asıl sorun burada: Kitleleri dışladınız, izole ettiniz, kayıtsızlığa sürüklediniz, devlete ve orduya karşı güveni yıktınız.

Anladığımız şu, Tayyip beyin kafasında çocukluğundan beri kurduğu bir şeyi (İslam’ı) kurtarma gibi yüce bir fikri var. Öyle ki bütün rakiplerini hatta kendi Milli Görüş kökünden rakiplerini dahi saf dışı etmeye odaklandı, neden, İslam’ı ancak kendi kurtarabilir.

Oysa Tayyip bey, İslam’ı kurtarırken en önemli şeyi unutmuştu, kendisi pekala İslam’dan (adaletinden merhametinden bölüşümünden) yararlanabilirdi.

Ve artık çoktandır kendi kitlesi dahi İslam adına kullanıldığını hissediyor, çünkü kitleler İslam’dan savaştan Suriye’den Saray’dan ‘damatlar’dan ihalelerden çok yoruldular, çok.

İnsanlar mizaçları ve fikirleri gereği, devletten nefret edebilir devleti sevmeyebilir, ama, hiç bir insan devlete ve topluma ‘kayıtsız’ kalamaz.

Faciamız budur, işte on yıl süren savaşlar içinde sadece Saray’ın tek başına varlığı siyasete kayıtsız kitleleri büyüttü, geniş kitleler çoktandır Tayyip’i eleştirecek hatta dar alanlarında gizlice küfür dahi edecek heyecanı gücü siyasi hevesi kendilerinde görmüyorlar, hangi milli birlik?

Kayıtsız kitlelerin varlığı savaş anlarında hayati önemdedir, çünkü kayıtsız insanları ‘kumanda’ edemezsin, bir ülkü bir dava bir heyecan etrafında toplayamazsın.

Neden?

Çünkü konuşulması gereken (eşitsizlik, işsizlik, hukuksuzluk, adam kayırma, vs. gibi) en hayati konu tartışılmaz her defasında bastırılırsa, diğer tali konularda ‘birlik’ sağlayamazsınız.

Örnekleyelim, mesela, kızınız o gün imtihanı kaybetti işsiz kaldı, o akşam ev ahalisi pasta tarifini konuşarak bu acı olayı bastıramaz.

Pasta tarifiyle geceyi ederseniz ailede ‘lakayıtsızlık’ ve ‘güvenliksiz’ oluşur ve böyle böyle aile dağılır, bir daha ‘milli bütünlüğü’ sağlayamaz ‘aileyi’ bir arada tutamazsınız.

Onlarca yıl yanlış teşhislerle geçti toplumun en acil sorunlarını ‘bastırarak’ ‘öteleyerek’ geçti.

Ancak gaz vermek dediğimiz ‘sanal’ ‘hamasi’ sözlerin umutların vaatlerin grupları toplumları ve savaşları etkilediği çok açıktır. Tam da böyle zamanlarda gerçekliğine inansak da inanmasak da kendinden emin umutlu ve birlik içinde görünmek memleket hayatı için sahiden çok elzemdir.

GÖZLERİMİZİ Mİ KAPATALIM?

Peki ne yapalım şimdi, kan kusup kızılcık şerbeti içtik mi diyelim, kişilik bozuklukları bu kadar aleni siyasilere peşin peşin bu kadar güvenmek delilik değil mi, mesela, liyakat kariyer ve kahramanlıkları sınır savaşlarında tescillenmiş komutanları görevinden erken emekli etmek gibi aklın almadığı işler yapanlara gözlerimizi mi kapatalım.

Ve stresli ve travmatik süreçlere dayanıklılık gösteremeyen aciz siyasileri ve hukuk önünde hesap vermeyen hatta şaibeli bakanları komutan diye hâlâ başımızda tutanlar, yani ‘güçlü’ ‘açık şeffaf’ kişilik gösteremeyen bu siyasilere körü körüne güvenip dünya ordularının tuzakladığı belirsiz savaşların içine koşacağız, böyle mi?

Şüphesiz her grup her toplum her cemaat iyileşme ve huzur için birbirine şanlı tarih ve evliya hikmetleri anlatarak motive edebilir, gerçektir, bu hikayelerin mucizeleri çoktur, zafer dahi kazandırır. Mesela işte Afrin dersin bir ‘rahatlama’ sağlarsın!

Ancak hikayeler her zamana her şarta uygun mudur, mesela bugün çok daha danışıklı tuzaklı ve karşımızda yıllardır silahlanmış büyük yığınaklar ve sığınaklar ve caniliği dünyaca meşhur PKK’sı IŞİD’i hepsi var, en başta Amerika’ya güvenliksiz var ve el altından gizli danışıklı şaşırtıcı ne çok şey var. Mesela Trump’a o kadar güveniyorsanız kalksın önce FETÖ’yü versin.

Kardeşlerim önce bu ‘güvensizlik’ten yürüyelim.

Ey memleket, başımıza ne geliyorsa siyasilerin aydınların medyanın ‘yanlış yorumlarından’ geliyor!

AKP ta başından beri Türkiye Cumhuriyeti’ne yanlış teşhisler koymuştur ve biteviye yanlış yorumlarla bir savaş biter öbürü başlar ve hasta her geçen daha ağır hale gelir.

YANLIŞ TEŞHİS

Yanlış yorumlama, felakettir, mesela, aşırı stres heyecan vücut dengesini bozar ve bana ne oluyor dersiniz.

Kendinize yanlışlıkla depresyon teşhisi koyarsınız ya da çok üstüme geliyorlar deyip asıl gerçek hastalığı görmezden gelirsiniz. 17 yıldır Tayyip Bey’in de çok üstüne geliyorlar.

Ve yanlış yorumlarla hastalığın içten içe büyümesine kanser ve kangren oluşuna sebep olursunuz, nerede BOP başkanlığı, nerede Müslüman Kardeşler siyasetiniz, nerede ümmet Osmanlı vaveylalarınız nerede AB’ye girişleriniz, nerede Bush’la Ilımlı İslamlarınız, nerede Emevi camiinde namazlarınız, nerede FETÖ’ye ne istediler de vermedik laflarınız?

Yanlış yorumlama nedir, mesela bu yazıları yazarken dört-beş saat başım eğik çalışıyorum ve vertigom azıyor yani başım dönüyor, ancak ben her defasında ‘çok çalıştım yoruldum’ ondandır deyip bir dinlenmeyle vertigomu geçiştireceğimi düşünüyorum, yıllardır böyle.

Oysa teşhis konmadığı için bir ‘belirsizlik’ var, bir çok endişenin hastalığın kaynağı ‘belirsizliktir’. Belirsizliği tanımlarsanız dünyanızı ve dünyayı kontrol etmeye başlarsınız, AKP hâlâ teşhis koyamadığı için sınırlarını ve kendini kontrol edemiyor!

Başka konuya uçalım, mesela bir mümin kendini (iradesi, vücudu dışında) başka güçlerin (kader, akıl dışı görünmeyen güçler) kontrol ettiğini düşünür, işte bu ‘endişe’ bu mümin kardeşimizi bir şeyhin ya da dini bir liderin kapısına kadar sürükler.

Toplumumuzda ya da vücudumuzda bir hastalığı teşhis edememek en temel ‘endişe’ kaynağıdır ve bizi savaşlara sürükleyen de asıl bu ‘endişedir’. Sonuç, istediğimiz kadar savaşlara girip çıkalım bu temel endişeler giderilmeyecektir, teşhis konulamadığı için bir savaştan başka savaşlara koşarak yıpranır dağılır helak oluruz ve artık savaşların sonu yoktur.

Bu endişeyi alt dil olarak iktidar da derinden yaşıyor.

İşte bir kaç kişi ya da sivil kurum ya da bir kaç irili ufaklı parti pekala savaşa karşı çıkabilir, ne olur, topunuz tüfeğiniz silahınız aklınız tahkimatınız kararlılığınız yerindeyse üç beş tweet üç beş karşı çıkış sizi niye korkutsun?

Korkutur, çünkü gerçek yaraya parmak basmadığınız için ‘milli birliği’ sağlayamama gibi bir büyük ‘endişe’niz var, hâlâ sorunları ‘bastırarak’ ‘linç ederek’ ‘dışlayarak’ çözümlemeye çalışıyorsunuz.

İnsan insana muhtaçtır, toplum bize biz topluma muhtacızdır, hayatta kalmak için varlığımız için orduya devlete muhtacız ve ama harbi olalım bu bizdeki ve sizdeki derin ‘huzursuzluk’ nedir?

TANRININ CENNET VE CEHENNEMİ

Çünkü AKP politikalarıyla kendini ülkeden insanlıktan hukuktan toplumdan kovulmuş hisseden milyonlar var, şimdi bu insanları marşla gazla ‘birlik’ içine tek bedene çekmek, senin benim hepimizin boyumuzu aşıyor.

Gerçeğimiz budur, milyonlarca insan ordusunu devletini çok seviyor ancak ‘kayıtsızlıklarını’ ‘tereddütlerini’ ‘endişelerini’ aşamıyorlar!

Çünkü sarayın ve tek adamın varlığı AKP dışında kalan toplumu çoktan ‘izole’ etmiş.

En güzel şu haham hikayesiyle anlatabilirim, bir gün Tanrı hahamın elinden tutup, ‘gel sana cennet ve cehennemi göstereyim’ der. Önce cehennemi gösterir, bir büyük masa etrafında toplanmış aç insanlar ve masanın ortasında herkese yetecek kadar ağzına kadar dolu leziz yahni.

Ancak herkesin önünde uzun kaşıklar. Kaşıklar öyle uzun ki kimse yahniden yiyemiyor.

Tanrı hahama, ‘gel şimdi seni cennete götüreyim’ der. Cennette de aynı masa aynı yahni ve aynı uzun kaşıklar. Ancak burada masa etrafına oturmuş adamlar uzun kaşıkları birbirlerinin ağzına uzatıp karşılıklı birbirlerini doyuruyorlar.

Tanrı, hahama dönüp: işte cennet, biraz ‘beceri’.

Uzun kaşıkları birbirinizin ağzına uzatacak kadar bir beceri.

Milli birliği sağlayabilmek ekmeği ortadan ikiye bölüp bölüştürmektir, o ekmek kardeşçe bölüşülürken ekmeğin bölünen yerinden bir ışık yayılır, toplumu bir arada tutan bu ışıktır.

AKP kendi sarayı ve keyfiyle ve yandaşlarıyla meşgul oldu ve AKP yandaşları dışında kitleyle hukuku ekonomiyi ihaleleri belediyeleri iktidarı ‘bölüşmedi’, hangi birlik?

Bir kişinin kararları peşinden sürüklenen böcekler kullar köleler hiç değiliz, kardeşlerim, bugün askerimiz savaşa giderken haysiyetimiz varlığımız için ilk elden bunları söylemek vatan borcumuzdur.

Sonra…

Şeksiz şüphesiz ordumuzun arkasındayız.

Sonsuza değin ölümüne değin cumhuriyetin askerimizin canımızla varlığımızla yanındayız.

Oy verdiğimiz siyasilerin yanlış kararlarının felaket sonuçlarına bugüne değin katlandık dosta düşmana karşı ve ülkenin güvenliği endişesiyle yine de katlanacağız, demokrasi böyle bir şey, mensubu olmakla gurur duyduğumuz ülkemizi her şartta koruyacağız.

Çünkü oy verdik.

SAVAŞ KAPIYA DAYANDIĞI ZAMAN MI?

Ama önce AKP’nin ve sarayın güvenliğiyle sınırlarımızın devletimizin ordumuzun güvenliği arasındaki farkı çok sert çizgilerle çekerek.

Yazarlığımızın ilk görevi, ‘savaş’ kapıya dayandığında ‘birlik ve beraberlik’ arayanlara hatırlatmamız lazım: Bu toprakların insanlarıyla ne bölüştünüz?

FETÖ karşıtlığında ‘beraberliğimiz’ yok, işte FETÖ borsaları işte hâlâ siyasi makamlarda FETÖ’cüler, yazarlarınız her gün Cumhuriyet’e küfür ediyor, kuruluş felsefemiz ve cumhuriyet değerleri konusunda hangi beraberlik?

İhaleleriniz şirketleriniz saraylarınız tarikatlarınız ve bu kadar işsiz ve topluma karşı güvenini kaybetmiş milyonlar, kardeşlerim, ‘birlik beraberlik’ sadece savaşlarda mı hatırlanıyor diye soracağız!

Ülkenin sorunu üretim tarım et sanayi işsizlik iken on yıl önce bu ülkeyi Suriye’yle savaştırıp, sonuçlarını dünyada hiç bir ülkenin kaldıramayacağı mülteci sorunuyla baş başa bıraktınız, yanlış teşhis ve yanlış yorumlaya yorumlaya, o gün bugün savaştan savaşa koşuyoruz.

Oysa sorumlu bir siyasi parti olarak çok çok önceden gün gelir milli birlik ve yek vücud olmaya ihtiyacımız olabilir diye insanlarımızı devletten siyasetten toplumdan soğutmayacak, izole etmeyecek, kutuplaştırmayacak, bu kadar ölçüsüz linç bunca dolu dizgin dengesiz haberler yapmayacaktı.

Bir bakanınız Hulusi Akar bir bakanınız Berat Aybayrak ve biz, seve seve savaşa koşacağız öyle mi?

Sınır ve güvenliği şüphesiz çok haklı bir egemenlik kavgası.

Ancak, milli birlik olmayı milyonlar için bu kadar zor hale neden getirdiniz?

En ağır endişelerimizle, Allah milletimize zeval vermesin, Allah Türk Ordusunu korusun.

10 Yorum

  1. Çok ama çok doğru tespitler. Tekrar tekrar okunması lazım. Akp bu ülkenin temel yapitaslariyla oynadı. Bunun düzelmesi o kadar kolay olmayacak.

  2. Bravo..toplumdaki bu kadar derin bolunme butun acikligiyla ancak bu kadar yalin izah ve ispat edilebilir . Tebrikler fakat ne acidirki Hala kendi basit dunyalarindan cikamiyanlara ulasmak cok zor. Allah size ve hepimize sabir ve sevkatle butunlesme yolunda yardimcimiz olsun

  3. Bravo..toplumdaki bu kadar derin bolunme butun acikligiyla ancak bu kadar yalin izah ve ispat edilebilir . Tebrikler fakat ne acidirki Hala kendi basit dunyalarindan cikamiyanlara ulasmak cok zor. Allah size ve hepimize sabir ve sevkatle butunlesme yolunda yardimcimiz olsun

  4. Yok Nihat Abi bu yazı sana yakışmamış. Altına rahatlıkla Canan Kaftancıoğlı imzası atılır maalesef. Ne olur bizi hayal kırıklığına uğratma.

  5. Sayın Nihat Genç yoksa siz de mi Esad ile anlaşmak gerektiğini düşünüyorsunuz yoksa? Sen de mi Brutus?

  6. Eskiden yöneticilere kufredebiliyorduk.şimdi edemiyoruz!!! .Allah hak’kı hak batıli batıl olarak gostersin bize.şaşkın oldu millet…

  7. Sn. Genç,
    Elinize sağlık. Bu sitenin takipçileri olarak bizler işte böyle alternatif, bütünlüklü ve Atatürkçü bir bakış açısı bekliyoruz. İktidar ve politikalarının mahçup silik destekçiliği en son görmek istediğimiz şeydir. Sadece YCHP HDP PKK ve FETÖ’ye odaklanıp AKP’yi ve bugüne değin yaptıklarını ihmal etmek düşülecek en büyük hata olur.

  8. doğrusun nihat abi. esat ile anlaşmak gibi pratik bir çözüm varken , yıllarca oyalan,ülken mülteci dolsun sonra abd ile ortak merkez kur sonra izin alıp sınırlı bir şeyler yap ve alkış bekle. oraya suriyeliler filan yerleşmeyecek,dedikleri hiç bir şeyde olmayacak.göreceğiz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı