Köşe Yazıları

8 Mart Kadınlar Günü ve Atatürk

KADININ TUTSAKLIĞI

8 Mart, Türkiye’de de “Dünya Kadınlar Günü” olarak kutlanıyor. Çok şey konuşuluyor ama Türkiye’deki ‘kadın Devrimi’nden’ ve yaratıcısı Mustafa Kemal Atatürk’ten söz edilmiyor. Oysa, Türkiye’deki kadınlar bugün sahip oldukları hakları tümüyle ona borçludur.

Atatürk, kadın hakları konusunun yönerge ve buyruklarla kısa sürede çözülecek bir sorun olmadığını biliyordu. Bu nedenle, görüşlerini kabul ettirmeyi değil, saygınlığını ortaya koyarak halkı ikna etmeyi amaçlıyordu. Bu doğru tutum, ‘Türk halkının ilk kez duyacağı önerilerini’ güçlü kıldı. Söylediği sözler, yaptığı öneriler; o güne dek kimse tarafından dile getirilmemişti.

Kadını kendi yaşam ortamında tutsak eden tutucu kurallar ve yaşamla çelişen önyargılar ortadan kaldırılmadıkça, Türk ulusunun da tutsaklıktan kurtulamayacağına inanıyordu. Kadın özgürlüğünün kişisel boyutunu insan onuruyla; toplumsal boyutunu ise, uygarlık gelişimiyle ilgili bir sorun olarak görüyordu. Kadını özgürleştirmemiş bir toplumun gelişemeyeceğini söylüyor; ‘güç ve yetenek sahibi anne yetiştirmek, bunun içinde kadını özgürleştirmek zorundayız..Kuşku yok; devrimci adımlar, iki cins tarafından birlikte, arkadaşça atılmalı, yenilik ve ilerlemeler birlikte gerçekleştirilmelidir. Devrim, ancak böyle başarıya ulaşabilir’ diyordu.1

Kurtuluş Savaşı’ndan sonra, kadın sorununun çözümünü, ‘Türk kadınına ödenmesi gereken bir borç’ olarak görüyordu. Savaşı tüm ulus kazanmıştı ama kadınların taşıdığı yük ve gösterdiği özveri çok yüksekti. ‘Yaz kış demeden, kucaklarında çocukları, önlerinde cephane yüklü kağnılarıyla ordunun ihtiyaçlarını karşılamışlar’; bununla yetinmeyip, ‘erkeklerin bıraktığı çalışma alanlarını doldurmuşlardı’. ‘Tarla sürüp ürün yetiştirmişler, evlerinin yiyecek ve yakacağını sağlayarak ocaklarının ateşini yanar tutmuşlardı’.

Anadolu kadını gerçekleştirdiği eylemle, hem yuvasını hem de orduyu ayakta tutmuştu. Bu gerçeği, herkesten çok, o biliyor ve yargısını; “Dünyada hiçbir ulusun kadını, ben Anadolu kadınından daha çok çalıştım, ulusumu kurtuluş ve zafere götürmek için, Anadolu kadını kadar hizmet ettim diyemez” sözleriyle dile getiriyordu.(x)

UYGARLIK ÇAĞRISI

Türk kadını, ilk kez aldığı uygarlık çağrısına coşkuyla katıldı. Yasaklayıcı bir yasa çıkarılmamış olmasına karşın, çarşaf kısa bir süre içinde sokaklarda görülmez oldu. Birkaç ilde, belediyeler, il meclisleri çarşaf giyilmemesini istemiş; ancak, sonucu bu istekler değil, kadınların kendi özgür kararı belirlemişti.

Kadının toplumsal yaşamla bütünleşmesinin tek engeli, giyinme biçimi, yani çarşaf değildi. Cinsler arası ayırımcılık üzerine kurulmuş olan tüm alışkanlıkların ve buna kaynaklık eden koşulların da değiştirilmesi gerekiyordu.

Kadınla ilgili bir yasa çıkarmadan önce, iller düzeyinde bir takım yerel uygulamalara gidildi.1924 sonunda, İstanbul Valisi bir genelge yayınlayarak; vapur, tramvay ve trenlerde, erkekle kadını ayıran kafesleri kaldırttı. Yenilikçi gazeteler valiyi kutladılar.2 Bu uygulamaya, ilginçtir, Kurtuluş Savaşı’na katılan ve ‘aydın bir İstanbul hanımı’ olarak tanınan, Robert Kolej mezunu Halide Edip (Adıvar) karşı çıkmış ve ‘bizim peçemize, perdemize ne karışıyorsunuz’ diyerek Ankara karşıtı cepheye katılmıştı.3. Kadın hakları böylesine karmaşık bir işti.

GELİŞMELER

Yerel uygulamalarla, açıkhava yaşamı yavaş yavaş, yalnızca erkeklerin yararlandığı bir ayrıcalık olmaktan çıktı. Parklar, plajlar, mesire yerleri kadınlara açıldı. Kadınlar buralara, artık yalnız ya da küme halinde, erkeksiz olarak da gidebiliyordu. Kadın spor kulüpleri kuruldu, kadınlar beden eğitimine, toplu sporlara katıldılar. İzcililik, hızlı bir gelişme gösterdi ve öncü izci kızlar, giderek daha etkin biçimde, ulusal izci örgütünde yer aldı.4

Türkiye’de o denli hızlı bir değişim yaşanıyordu ki, 1932’de dünya güzeli seçilen Keriman Halis, son Osmanlı Şeyhülislam’ının (din işlerinde en yüksek yetkili, bugünün Diyanet İşleri Başkanı) torunuydu.5

Arka arkaya kadın örgütleri kuruldu. Kızılay, Türk Ocakları, Halkevleri kadın kollarından başka, Türk Kadınlar Birliği, Kadının Sosyal Hayatını Tetkik Kurumu, İlerici Kadınlar Derneği, Türk Kadınları Kültür Derneği, Ev Ekonomisi Kulübü, kurulan kimi örgütlerdi.6

UYGULAMA

Gerçekleştirdiği büyük atılıma karşın, yapılanı yeterli görmüyor; kadın hakları konusunda sağlanacak kalıcı gelişmenin, yasa çıkarmak değil, çıkarılan yasayı uygulanabilir kılmak olduğunu, bu yapılmadığında verilmiş görünen eşitliğin kağıt üzerinde kalacağını söylüyordu. Yasayla güvence altına alınan haklar, eğitim ve ekonomik kazanımlarla pekiştirilmeli, kadın tanınan hakları kullanabilir hale getirilmeliydi. Ulaşılması güç gerçek başarı buydu.

Bu anlayışın, ekonomik gelişmeye ve bu gelişme içinde kadına yer vermeye yönelmesi kaçınılmazdı. Ona göre; ‘Türk ekonomisinin kuruluş kavgasına’ kadınlar da erkeklerle aynı biçimde katılmalıydılar. Türkiye’nin, ‘gerçek bir kalkınmaya tanık olabilmesi’ ancak böyle mümkün olabilirdi. ‘Toplumun bir uzvu (erkekler) çalışırken, diğer uzvu (kadınlar) atıl kalırsa, o toplum felç olmuş demektir. Kadınlar kendilerini, yalnızca ev işlerine vermemelidir. Ev işi onların, en az önemli ödevi olabilir’ diyor; ülke kalkınmasında çalışarak yer alacak Türk kadınının, bunu yaparken, ‘milli geleneklere yeniden dönmüş olacağını’ söylüyordu.7

SİYASİ HAKLAR

Türk Kadınlar Birliği Başkanı Nezihe Muhittin Hanım, 1926’da yaptığı yazılı bir açıklamayla, ‘birkaç yıl içinde yaşamın tüm alanlarında, yeteneklerini kanıtlamış olan Türk kadınının’ artık seçme ve seçilme dahil, tüm siyasi haklarına kavuşmasını istedi.8 Nezihe Hanım ve örgütü, aynı istemi, 1927’de yineledi. Bu istekler, kamuoyu ve Meclis’i etkilemeye dönük bilinçli girişimlerdi. Meclis Başkanı Kazım (Özalp) Paşa, kadın sorununun gündeme gelmesini hoş karşılamıyordu. Ancak, Kadınlar Birliği üyeleri, o günlerde İstanbul’da bulunan Mustafa Kemal’le görüşüyor, açıklamalar bu görüşmelerden sonra yapılıyordu.

Siyasi haklar yönünde ilk somut kazanım, yine onun öncülüğü ve yönlendirmesiyle, 1929 yılında elde edildi. Baştan beri yöneldiği ana amaç, kadının seçme ve seçilme hakkına kavuşturularak, yönetimde yer almasını sağlamaktı. 1922-1929 arasındaki yedi yılda yaptığı açıklamalar, bu konuda belirgin bir düşünsel birikim sağlamış, kamuoyunu yapılacak yasal düzenlemeler için hazırlamıştı.

3 Nisan 1930’da çıkarılan Belediye Yasası’yla 18 yaşından büyük tüm kadınlara, belediye seçimlerinde, oy kullanma ve seçilme hakkı tanındı. Hükümetin hazırladığı ilk taslakta, seçme hakkı olmasına karşın, seçilme hakkı yoktu. Bu hak tasarıya, onun isteği üzerine eklendi.9 Türk kadını, Hun Kurultayları’ndan ya da Göktürk Toy’larından sonra ilk kez, yerel de olsa, yasama organlarında oy kullanacak ve bu organlara seçilerek yöneticilik yapabilecekti.

Türkiye Büyük Millet Meclisi, 26 Ekim 1933’te, Köy Kanunu’nun 20 ve 25. Maddelerini değiştirdi. Bu değişimle, köy ihtiyar heyeti ve muhtar seçimlerinde, kadınlara seçme ve seçilme hakkı verildi. Kırk bin köyü ve nüfusun yüzde seksenini oluşturan köylülüğü kapsayan bu karar, katılımcılığın sınırını toplumun büyük çoğunluğuna yayan çok önemli bir adımdı.

Kadın haklarıyla ilgili yasal düzenlemelerin doruk noktası, onun, ‘zamanı gelince demokrasinin tüm gereklerini yerine getireceğiz, kadın hakları bunlardan biridir’10 diyerek öncülük ettiği, siyasi haklar yasasıydı.

ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ

Türk kadınları; siyasi haklarına tam olarak, Köy Kanunu’ndaki değişiklikten 14 ay sonra, 5 Aralık 1934’te ulaştı. 191 milletvekili, verdikleri ortak bir önerge sonucu, Anayasa’nın seçme ve seçilme koşullarını belirleyen maddeleri değiştirildi ve kadınlar siyasi haklarına kavuştu. 11

5 Aralık kararları, kadınlarca, coşkulu gösterilerle kutlandı. Kadınlar, Ankara Halkevi’nde toplanıp, kalabalık bir yürüyüş kolu halinde Meclis’e geldiler. Kurtuluş’tan beri, 12 yıldır kadın özgürlüğü için çaba harcayan, onlara yol gösteren önderlerine, şükran duygularını ilettiler. Coşkularında haklıydılar. Türk kadını olarak Fransız, Japon ya da İtalyan kadınlarından daha önce siyasi haklarını kazanmışlardı. 20.Yüzyıl dünyasının yüzlerce yıl gerisinden gelmişler, birkaç yıl içinde çağı yakalayarak, birçok ülkeyi geride bırakmışlardı.

DİPNOTLAR

  • “Atatürk ve Devrim”E.Ziya Karal, TTK, Ank.-1980, sf. 124
  • “Atatürk” Lord Kinross, Altın Kitap.Yay., 12.Bas., İst.-1994, sf. 489
  • Cumhuriyet, 5 Ocak 1925; ak. Bernard Caporal, “Kemalizm Sonrasında Türk Kadını”Cumhuriyet Yay., İst.-2002, sf. 19
  • “Çankaya” Falih Rıfkı Atay, Bateş A.Ş., İst.-1998, sf. 411
  • “Kemalizm Sonrasında Türk Kadını III.” Bernard Caporal, Cumhuriyet Yay., İst.-2000, sf. 21
  • “L’évolution Sociale et Politique des pays arabes” L.Jovelet, ChaierN, 1933, sf. 592; ak. Bernard Caporal, a.g.e. sf. 22
  • “Kemalizm Sonrasında Türk Kadını” B.Caporal, Cumhuriyet Yay., İst.-2000, sf. 24
  • “Kemalizm Sonrasında Türk Kadını II.” Bernard Caporal, Cumhuriyet Kitap, İst.-2000, sf. 12-13
  • “Türk Yurdu”Cilt, No:16, 1926; ak. s.g.e. sf. 58
  • “Kemalizm Sonrasında Türk Kadını III.” Bernard Caporal, Cumhuriyet Yay., İst.-2000, sf. 65
  • “Kemalizm Sonrasında Türk Kadını II.” Bernard Caporal, Cumhuriyet Kitap, İst.-2000, sf.67
  • “Kemalizm Sonrasında Türk Kadını III.” Bernard Caporal, Cumhuriyet Yay., İst.-2000, sf. 71
Etiketler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı