Benimsenmiş ikiyüzlülük!

Ahmet Müfit yazdı...

Benimsenmiş ikiyüzlülük!

Fenerbahçe Başkanı Ali Koç, başkanlığı döneminde yaşanan başarısızlıklar sonucu, görevi bırakması yönünde artan baskılarla ilgili olarak, kendisine karşı çıkanları basında da ayakları olan organize çeteler olarak nitelerken, kendisinin başkan seçildiği kurultay öncesinde Aziz Yıldırım hakkında yürütülen benzer kampanyalar konusunda ise doğal olarak bir şey söylememiş.

Ali Koç’un konuşmasının ilham verdiği bu yazının, futbolla hele ki Fenerbahçe takımıyla ilgisi olmadığını, günümüzde siyaset kurumu başta olmak üzere hayatın her alanına hakim hale gelen bir davranış biçimine -deformasyon olarak da nitelenebilir- dikkat çekmek amacıyla örnek olarak verdiğimi belirtip devam edeyim.

20 yıldır iktidarda olan parti yönetiminin zaman içerisinde değişen tutum ve söylemlerini, paranın dini milliyeti olmaz” söyleminden, “milli para namustur” noktasına yaşanan 180 derecelik dönüşleri, ciddi bir özeleştiri yapmaksızın FETÖ, PKK konusunda yaşanan söylem ve tutum değişikliklerini sanırım detaylandırmaya gerek yok. İnternete yapılacak kısa bir aramada, yüzlerce hatta binlerce örneğe ulaşmak mümkün. Dün mağdur olduklarını söyleyenler, günümüzün her şeyi yapmaya hak sahibi olduğunu düşünen muktedirleri, müthiş bir kayırmacılığın öznesi haline gelmiş durumda.

Esas sorun ise bir iktidar değişikliğiyle değişeceğini varsaydığımız, değişmesini umduğumuz bu davranış biçiminin yalnızca iktidar partisiyle sınırlı olduğunu düşünüyor olmamız.

Görünürdeki ya da gösterilen siyasi çizgisinin ne olduğundan bağımsız olarak, siyaset kurumunun çok az istisna dışında tamamı için geçerli olan, oldukça yaygın, daha da öte içselleştirilmiş bir davranış benzerliği söz konusu.

Ne demek istediğimi anlatabilmek için, çok fazla araştırmaya gerek yok. Günümüz CHP yöneticilerinin, zamanında anti demokrat olarak niteledikleri tüzükte yer alan, Merkez Yönetim Kurulu üyelerinin seçimi, vb. konularda Genel Başkanı tek yetkili hale getiren hükümleri, yönetime kendileri geldikten sonra pervazsızca uygulamış/uyguluyor olmaları, demek istediğimi anlatabilmek için sanırım yeterli. Aynı kişilerin, diğer yandan “Cumhuriyeti demokrasiyle taçlandıracağız” diyor olmalarının nasıl bir kişilik göstergesi olduğunun, sonuç olarak söylemlerinin, vaatlerinin güvenilirliğinin değerlendirmesini ise sizlere bırakıp devam edelim.

Başta da söylediğim gibi, bu davranış biçiminin kapsama alanı, yalnızca siyaset kurumuyla da sınırlı değil.

1980 sonrası devlette ve siyaset kurumunda yaşanan deformasyon, aradan geçen 40 küsur yılın sonunda toplumsal yapının her noktasına, tüm kesimlerine nüfuz etmiş durumda. Tek tek bireylere, spor kulüplerine, derneklere, demokratik kitle örgütlerine daha doğrusu hayatın hangi alanına baksak benzer davranış biçimlerinin hakim olduğunu görüyoruz.

Belediyelerin imar komisyonlarında görev almak için yaşanan büyük rekabeti, A ya da B partisinden olmanın bu konuda hiçbir farklılık yaratmadığını, iktidara yakın müteahhitlerin yaptığı mevzuata aykırı binaların büyük kısmının muhalefet partilerince yönetilen ilçe belediyelerin yetki ve sorumlulukları altında gerçekleştiğini bilmeyenimiz var mı? Sanmıyorum.

1970’li yılların sonundan itibaren perde arkasından siyaseti şekillendiren/şekillendirmeye çalışan “büyük patronların” kamusal sosyal güvenliğe yapılan devlet desteğine karşı çıkarken, özel emekliliğe verilen yüzde 30’luk desteği canı gönülden alkışladığı, teşvik destek adı altında vatandaşın vergisine el atmayı hak gördüğü, aslında hepimizin bildiği ama bilmez gibi davrandığı yapış yapış bir iki yüzlülük içerisinde debeleniyoruz.

Zahmet edip birazcık hafızamızı zorladığımızda yüzlerce binlerce örnekle tekrardan yüzleşmek zorunda kalacağımızdan ve yüzleşmenin bir şeyler yapma sorumluluğumuzu hatırlatacağından olsa gerek unutmayı, yok saymayı, sonuç olarak üç maymunu oynamayı tercih ediyoruz. Bununla da kalmıyor, yaşananlarda kendi ikiyüzlülüğümüzün hiç payı yokmuşçasına, söylenmeye, fırsat elimize geçinceye kadar başkalarını, özellikle de çürümenin tek yanlı olmadığını söyleyenleri eleştirmeye, bozgunculukla suçlamaya devam ediyoruz.