Köşe YazılarıManşet

Bir fotoğrafın hikâyesi; Mustafa öldü diyeler…

5 Aralık günü, ikinci kitabım olan Silivri’de Firavun Töreni’nde yer verdiğim bir fotoğrafı sosyal medyada paylaşmıştım. Veryansintv.com Genel Müdürü Erdem Atay görmüş! “Abi bu fotoğrafın hikâyesini yazar mısın” dedi. Önce gerek yok dedimse de ısrarına dayanamadım. Ve o fotoğrafın kısa hikâyesini yazayım dedim.

1988 yılının 5 Aralık günü, biz, 1984 mezunu Harbiyeliler için farklı ve unutulması zor bir gündür.

Çünkü tam 31 yıl önce o gün, devremizin ilk şehidini vermiştik: Üsteğmen Mustafa Şimşek. Komando kursundan badim. Adaşım. Harbiye’de okul futbol takımının gözde yıldızı. Öyle ki teğmen iken Kayserispor’dan yüklü bir meblağa subaylığı bırakıp gelmesi istenecek kadar futbolla haşır neşir bir subay! Hırs küpü bir adam (fotoda ben 4, Şimşek 6 numarayla işaretli)!

Komando kursuna müteakip teğmenler olarak çeşitli birliklere dağılmış, böylece Mustafa Şimşek’ten ayrılmıştım. 2 yıl sonra üsteğmen olarak o, Şırnak’a özel harekât birliğine tim komutanı, ben ise İdil’e sınır bölük komutanı olarak atanmıştık.

5 Aralık soğuk bir gündü. Hatırladığım kadarıyla o gün akşamüstü Mustafa’nın, sevgili badimin şehadet haberini almıştım. Şırnak’ta, şimdi artık ABD’nin askeri oldukları açık olan PKK militanlarıyla çıkan çatışmada şehit düşmüştü. Hani bazı haberler vardır, önce inanmazsınız, gerçek değilmiş gibi aval aval bakarsınız, zaman geçtikçe olayı kavrar ve yıkılırsınız ya!

Bu acı haberi ilk duyduğumda aynen böyle olmuş, habere inanamamıştım. Sonra gerçeğin acısı yüreğime kor gibi düşmüş, kimsenin görmeyeceği bir köşede dakikalarca hüngür hüngür ağlamıştım. Rahatladıktan sonra yanan yüreğimde oluşan intikam duygularıma gem vurmaya çalışsam da 25 yaşlarında yeni bir üsteğmen olarak “soğuk yemek gibi” olan intikam duygularım sönmemişti.

Kısa bir süre sonra, ayrıntısını Silivri’de Firavun Töreni isimli kitabımda anlattığım, teröristlerle sınırda çıkan bir çatışmada ölü ve yaralı ele geçen teröristler olmuş, yüreğimin ateşi biraz olsun hafiflemişti.

***

O zamanlar bugünkü gibi cep telefonu yoktu, sabit telefonlardan da irtibat kurmak zordu. Kötü haber bile anında duyulmuyordu. Bu nedenle ilk anda pek çok arkadaşımızın sevgili Mustafa Şimşek’in şehadetinden haberi olmamıştı.

Bunlardan biri de Nihat Altuntaş’tı. Nihat, o sırada izinlidir. Kayseri’ye gelmiş şehirde rast gele gezmektedir. Bir kalabalık görür. Oradakilere sorar. Cevaben: “Şırnak’ta bir üsteğmen şehit olmuş, onun cenazesi” denir.

Nihat’ın yüreği birden anlamadığı biçimde yanar ve cenazenin bulunduğu yere doğru seğirtir ki ne görsün, şehit çok sevdiği devre arkadaşı Mustafa Şimşek’tir. Gözleri kararır ve oracığa yığılır.

Bu satırları okuyanların büyük bir kısmı biliyorum ki bizdeki devre arkadaşlığının nasıl bir şey olduğunu tam olarak bilmiyor, hissedemiyorlardır. Haklıdırlar. Nereden bilecekler, nasıl hissedecekler ki. Ta küçük yaşlardan itibaren, 24 saatinizi birlikte geçirmenin yanı sıra birçok insanın dayanmasının çok güç olduğu zorluklara birlikte katlanmak, birlikte gülmek, birlikte ağlamak, acı, tatlı pek çok anı biriktirmek… Sonra vatan için omuz omuza savaşmak, birlikte dövüşmek, mücadele etmek. Tek vücut gibi oluyorsunuz. Bir arkadaşınızın vefatı, vücudunuzdan bir parçanın kopuşu gibi acı veriyor!

Bunları bırakıp fotoğraftan devam edeyim. Fotoğraf dedim ama o anın ne zaman ve nerede olduğunu söylemedim değil mi!

Yıl 1986. Yer, Foça Komando Okulu. Biz kursiyer teğmenler. Konu hayatı idame. Yani araziye atılarak her hangi bir yiyecek ve içeceğin verilmediği, doğada bulduğumuzla, vurduğumuzla yetindiğimiz bölüm. Fotoğraf kursun o bölümünden!

Fotoğraftaki 4 ve 6 numarayla işaretlenenleri yukarıda ifade ettim; Ben ve rahmetli Mustafa Şimşek. Şimdi, fotoğraftaki 2 numaradan devre arkadaşı Seyfi Kılıç’tan bahsedeceğim.

***

Yer Ulus, eski meclisin hemen aşağısı. Seyfi Kılıç, o an için Ankara’dadır. Aralık ayının soğuk bir günüdür. Seyfi dolaşırken yaşlı bir ayakkabı boyacısı görür. Ayakkabısını boyatmak için sağ ayağını boyacı sandığının üzerine koymuştur ki, bir başka devremizin kendine doğru geldiğini görür. Gelen Kara Harp Okulunun basketbol takımının da yıldızı Kurman Adiloğlu’dur. Orada karşılaşacağını ummadığı için çok sevinir. Boyacıya “Bir saniye” der ve Kurman’a döner. Ama Kurman’ın yüzü çok kötü vaziyettedir.

“Hayırdır Kurman Karadeniz’de gemilerin mi battı, bu ne hal yahu?” der demez Kurman, bir anda gözlerinden yaşlar boşanarak, “Mustafa” der, “Şehit oldu!”

Seyfi şok olmuştur; “Hangi Mustafa?” diyecek olur. Sanki sesi içine kaçmıştır. Onu zoraki duyan Kurman, “Şimşek” der. O an birbirlerine sarılır ve çocuklar gibi gözyaşı dökerler. Dağda öylesine sert adamlar bir devre arkadaşlarının şehadetinde böylesine naiftirler.

O an ne olur biliyor musunuz? Onlara öylesine bakan yaşlı boyacı şehit haberini duyar duymaz ayağa fırlar, onun da gözlerinden yaşlar boşanmaktadır. O da Seyfi ile Kurman’a sarılır. Üçü bir süre öyle kala kalırlar.

Devre arkadaşlığı vefadır, sadakattir ama Türk Milleti de böylesi ali cenaptır. Ve Türk vatanında gözü olanların bozmak istediği fotoğraf budur işte!

Bu olaydan çok sonra Seyfi’de bir çatışmada ağır yaralanacak, uzun süren tedavisinden sonra malulen emekli olacaktır. Halen belli oranda engeli bulunmakta, bu şekilde ömrünü sürdürmektedir.

***

Yine fotoğrafta bulunanlardan 7 numara olarak işaretlediğim güzel yürekli devre kardeşimiz Ruhi Aksoy da yüzbaşı rütbesindeyken, Bitlis’te, 1994 yılında düştüğü bir PKK pususunda şehit olacaktır.

Fotoğrafta 3 numara olarak işaretlediğim Sait Koca, devremizin en yiğit subaylarından olup, pek çok başarılı operasyonda yer almış, yaralanmıştır. İnanılası zor cesaret dolu eylemleri, hala devrelerimiz arasında anlatılan bir arkadaşımız olup, emekli edildikten sonra yerleştiği memleketinde kanser illetine yakalanarak sessiz sedasız aramızdan ayrılmıştır.

Fotoğrafta bulunan ve 5 numara ile işaretlediğim arkadaşımız Mustafa Karadeniz erken sayılabilecek yaşta meslekten ayrılmıştır.

4 numara ile işaretli bendeniz de; Mustafa Şimşek’ten yaklaşık bir sene sonra yaralanmış, yaklaşık 2 aylık bir hastane sürecinden sonra görevimin başına dönmüştüm. Ama bundan tam 21 yıl sonra, emperyalizmin “hizmetkârları” tarafından düşürüldüğüm Balyoz pususundan kurtulamayarak üniformamdan olacaktım.

Fotoğrafta bahsetmediğimiz tek kişi kaldı değil mi?

Evet, en geride duran, 1 numara olarak işaretlediğim devre arkadaşımız İzzet Cural. Jandarma teşkilatının en atak subaylarından olduğunu tanıyan herkes söyleyecektir. O da özellikle Güneydoğu’da PKK’ya karşı pek çok başarılı operasyona imza atmıştır.

Akademiyi birlikte okuyup, kurmay subay olduk. Ben, Balyoz kumpasından cezaevine düşer düşmez, başkaları gibi çekinmemiş ve ilk gün ziyaretime, Hasdal’a gelmişti. Ancak bu ziyaret, Zaman isimli emperyalistlerin tetikçisi örgütün yayın organında, İzzet bir teröristi ziyaret etmiş gibi verilmiş, olmayan olaylar olmuş gibi sunulmuş, İzzet hedefe konulmuştu.

İzzet Cural, o sene general terfiinin ilk sırasındaydı. Bu ziyaretin akabinde gerçekle ilişkisi olmayan bir mektup ve şikâyet sonucu generalliği engellendi.

Emperyalizmin çocukları çalışıyordu.

PKK silahla, diğerleri kumpasla. Gerçi 15 Temmuz’da silahla çalıştıklarını da görecektik ya! Hem de üniformasını giydikleri milletin kafasına bomba yağdırarak…

***

Fotoğraftakilerin, yani bizim hikâyemizin en kısa özeti budur!

Yazıyı burada bitirecektim ki fotoğrafta bulunmayan bir devre arkadaşım aradı: Mehmet Ülger. O da en rezil kumpaslardan biri olan Zirve Yayınevi davasından 4 yıl cezaevinde yatırılarak tasfiye edilenlerdendi.

1988 yılında, Mustafa Şimşek ile aynı birlikte görev yapmaktaydı. Yazıdan bahsedince “Bak Mustafa’yla ilgili bir şey anlatayım” dedi. “Birlikte kalıyorduk. Birkaç gün önce bana rüyasında şehit olduğunu gördüğünü söyledi. Ben de hayr olsun birader. Sabah akşam operasyon, çatışma böyle görmen normal demiştim. ‘Yok, öyle değil. Ben bunu hissediyorum’ demiş, gözleri dalmıştı.”

Yaşamayanlar bilmez ama şehit olanların pek çoğuna, şehit olacağı öncesinde malum olur. Sevgili Mustafa’ya da malum olmuştu demek ki! Her şeyi maddeyle açıklamak ne mümkün?

***

Uzatmayayım, evet, bizim hikâyemiz kısaca böyle!

Ama bence siz bu fotoğrafa bir daha bakın! Orada emperyalizmin hazmedemediği bir irade duruyor. Onun için saldırdılar ve kimimizi toprağa, kimimizi betona gömdüler.

Ancak unutulmasın ki her defasında küllerimizden yeniden doğar, emperyalizmin oyununu bozarız. Bu gücü de; tarihimizden, bu topraklar için bedel ödemiş şehitlerimizden, gazilerimizden, tanımadığı bir askerin şehit haberi üzerine gözyaşlarına boğulan boyacı amcalarımızdan alırız…

Güvenin!

Bu topraklarda herkes hesap yapar ama Türk, son sözünü en zor anda söyler!

Bu vesile tüm şehitlerimize rahmet, gazilerimize sağlıklar diliyorum…

9 Yorum

  1. Bu ülke üzerinde çok oyun oynandı ve oynanacak tek gerçek şu ki hiç bir milletin sahip olamayacağı bir temelimiz var bizim ve hiç bir gücün yıkamayacağı…

  2. Kayseri’de, Şehit Üsteğmen Mustafa Şimşek İlköğretim Okulunda okudum. Şehidimizin hikayesini sayenizde öğrenebildik komutanım. Rabbim şehitlerimizi mekanını cennet eylesin .Bizleri de onlara layık nesiller eylesin.

  3. Abi aglattın sabah sabah ve gururlandırdın.
    İşte bunun için başaramayacaklar.
    Her Harbiye devresinde bu sizin fotoğraftan onlarca var, her biri gozyaşiyla, vatan sevgisiyle, cesaret , iman ve sadakatle yoğrulmuş. Allah hepsinden razı olsun. Milletin gururusunuz hepiniz de..

  4. Ulkenin son 40 yilini mesgul eden emperyallerin maşasi pkk ile mucadele eden kahramanlarin hayatindan minik bir kesit sunarak bu ulkenin hicbir zaman sahipsiz olmadigini o kadar guzel anlatmissiniz ki yureginize saglik sayin yazar.. Hepsi bizler icin yolumuzu aydinlatan mesale, gecemizi gunduze ceviren yildizlarimizdir..Tek bir sehidimiz dahi bosuna sehit olmamistir ve onlarin sayesinde bugunlere varabilmisizdir…Sizlere bu konuda o gunleri yasayanlar olarak daha cok gorevler dustugu kanaatindeyim ayrica..Herbir sehidimizin hikayesini ayni ayri dinlemek gelecek nesillere de ornek olur diye dusunuyorum. Devamini hasretle bekliyoruz binlerce yigidin hikayesiyle..Bunu simdiye kadar yapmadigimiz icinde hatali oldugumuzu dusunuyorum…

  5. “Ancak unutulmasın ki her defasında küllerimizden yeniden doğar, emperyalizmin oyununu bozarız. Bu gücü de; tarihimizden, bu topraklar için bedel ödemiş şehitlerimizden, gazilerimizden, tanımadığı bir askerin şehit haberi üzerine gözyaşlarına boğulan boyacı amcalarımızdan alırız…

    Güvenin!”

    Tesekkurler. Vatansever ordumuzun vatansever askerlerine guveniyoruz. Canakkale, Balkan savaslari, Galicya cephesi, Trablusgarp cephelerinde ve nihayet Kurtulus savasimizda toplam yedi kursun yemis, oldu sanilarak cukura atilmis ve sans eseri hayatta kalabilmis serefli bir gazi Turk subayinin torunu olarak sizler gibi vatansever askerlerimizin hepsine bu vesileyle tekrar tesekkur ederim. Bu vatan sizlere minnettardir.

  6. çok teşekkür ederiz okurken gözyaşlarımı tutamadım kitabınızı nasıl temin edebilirim dayım mustafa şimşek i sizden de okumak istiyorum

  7. Ben Şehit Jandarma Üsteğmen Mustafa Şimşek’in yeğeniyim ve benim adımda Mustafa , amcam şehit olduktan sonra her erkek toruna Mustafa ismi verildi. Amcamı her ne kadar görmesemde bize bıraktığı bu ismin ağırlığını, sorumluluğunu taşıyoruz ve bu benim için hiçbir şey ile kıyas edilemeyecek kadar gurur veren bir duygu… Ve siz arkadaşlarına öncelikle bu yazıya gerek yok önemli değil deyip yazdığınız için size ve bütün sağ ve gazi arkadaşlarınıza Allah uzun ve sağlıklı ömürler nasip eylesin, bütün Şehitlerimize Allahtan rahmet dilerim. Bu vatan sizlere minnettardır

  8. Mustafa Bey Ağacın Kurdu kitabınızı daha önce çok beğenerek okumuştum. Yukarıdaki yazınızı da büyük merakla okudum.
    Ben bir emekli özel harekatçının çocuğum. Bizler onların bayrağını devraldık. Çocuklarımızı da aynı bilinçle yetiştiriyoruz.
    Emperyalist köpekler planlarını yapsınlar biz onların oyunlarını bozmak için buradayız.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı