Köşe Yazıları

Bir kahraman İttihatçı: Ali Rıza Öge (Kadimî Baba)

“Muhammed Alî vatanım Bektaş Velî îmanım

Pîrim Zekî’den fermanım bu lokmaya ban dediler.”

***

“Dağı ṭaşı delmek için hazırım Ferhat gibi

Derd-i aşkımdan haberdar eylemem sultanımı”

Kadimî Baba

Türk Kurtuluş Savaşı, “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkının, Atatürk’ün ifadesi ile “Türk Milleti”nin ortak başarısıdır. Bu başarıda rol oynayan, hayatını bu uğurda harcayan kahramanlar çoktur ama hikâyesi anlatılan kahramanların sayısı çok azdır. Birçoğu unutulmuştur, birçoğu ise unutulmaya yüz tutmuştur. Şanslı olan çok az sayıda kahramanın biyografisi kaleme alınmış, onlar da kütüphane raflarında tozlanmaya terk edilmiştir.

Bu yazıda sadece Kurtuluş Savaşı’nda değil, Kurtuluş Savaşı’nın öncesinde ve sonrasında kendini vatana ve millete adayan bir kahramanı tanıtmak istiyorum. Kahramanımızın adı: Ali Rıza Öge. Yol adıyla Kadimî Baba.

***

Kahramanımız, bazı çalışmalarda 1881 denilse de, kendi beyanına göre 1877 yılında Malkara’da (Tekirdağ) doğdu. Ailesi Bektaşî tarikatına mensuptu. İlk dini terbiyesini de ailesinden aldı; yolu ve erkânı öğrendi. Kendisi de akrabası olan Karaağaç Dergâhı postnişini Hüseyin Zeki Baba’dan nasip aldı.

Varlıklı bir aileye mensuptu. Geniş toprakları vardı ailenin. İlk mektebi ve rüştiyeyi Malkara’da, üstelik birincilikle tamamladı. Tek kardeşi vardı. O da Çanakkale Savaşında şehit düşecekti.

Ailenin bu varlıklı yaşantısı Balkan Savaşları ile sona erdi. Bulgar zulmünden kaçan aile, İstanbul’a göçtü. Yeni bir şeyler yapmak, yeni bir hayat kurmak zorundaydılar. Neyse ki savaş uzun sürmedi ve savaş sonunda ailenin büyük kısmı memlekete döndü. Kahramanımız ise, İstanbul’da kendisi için başka bir yol çizdi. Zor şartlarda hayatını devam ettirdi. Gündüzleri eğitimine devam etti, geceleri ise atıl gemiler onun evi oldu.

Kerbela’ya gitmeye niyetlendi bir ara. Dervişliğe meyletti. Kalkandelen Dergâhı postnişini Hamid Baba bu düşünceden vazgeçirdi onu.

Hamid Baba’nın tavsiyesi üzerine askere gitti ve 31 Mart Olayı’ndan sonra askerliğini şerefle tamamladı.

Şansı yaver gitti, polis teşkilatına girdi bir süre sonra. Mesleğinde kısa sürede saygı duyulan biri haline geldi. Başarıdan başarıya koştu. Ermeni çetecileri takip eden masanın şefliğine getirildi. Talat Paşa’nın yakın çalışma arkadaşları arasına girdi. Bugün Ermeni Tehciri olarak ifade edilen Ermeni sevk ve iskânının kilit isimleri arasında yer aldı.

Osmanlı polis teşkilatı, İstanbul’un işgali ertesinde İngilizler tarafından dağıtılınca birçok meslektaşı gibi açık hedef haline geldi. O dönemde birçok tehciri organize eden birçok kahraman, Ermeni çeteciler tarafından şehit edildi. Bu kargaşa içinde kahramanımız Ermeni çeteciler tarafından zehirlendi. İki ay kendine gelemedi ama sonunda canını kurtarmayı başardı.

Ortalık nispeten sakinleşince Beykoz’da Akbaba köyüne yerleşti. Tavukçuluk yaparak geçimini sağlamaya çalıştı. “Tavukçu komiser” lakabıyla tanındı; çevresinde sevilen, sayılan biri oldu. 1 Mayıs 1920 tarihinde Ermeni çeteciler tarafından yeniden hedef alındı ve bu saldırıda ağır yaralandı. Uzun bir tedavi süreci geçirdi. Hayatının sonuna kadar bu yara yüzünden yirmi bir defa bıçak altına yattı. Bununla birlikte bu yarayı bir madalya gibi taşıdı. Bu durumu kendi deyişiyle; “… ben asıl madalyamı karnımda onca bıçak yarasıyla tanınmaz hale gelen yaramın izlerini en büyük ve aziz bir madalya olarak taşımaktayım.” ifade etti.

Sağlığı biraz düzelince ailesini İstanbul’da bıraktı ve Kurtuluş Savaşı’na katılmak için harekete geçti. Önce Zonguldak Ereğli’ye vardı, oradan Ankara’ya ulaştı. Ankara Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından Ankara’ya geçiş güzergâhı üzerinde bulunan İnebolu’ya serkomiser (başkomiser) olarak tayin edildi. Burada Millî Mücadele’ye katılmak isteyenlere yardımcı oldu.

Başarılı geçen İnebolu günlerinden sonra terfi ederek Samsun’a merkez memuru atandı. Eşi ve iki oğlu ile Samsun’a yerleşti. Burada altın kaçakçılığı yapan bir Ermeni tüccarı suçüstü yakaladı. Tüccarın aylık 500 altın rüşvet teklifini reddetti.

Samsun’da tuhaf bir şeyler oldu. Başarılı çalışmaları ile dikkat çeken kahramanımızın rütbesi merkez memurluğundan baş komiserliğe düşürüldü. Emniyet müdürü ile de anlaşamayınca Erzurum’a reji memurluğuna tayinini istedi. 13 Şubat 1921’de Kars emniyet müfettişliğine atandı.

Bütün İttihatçılar gibi adanmış bir hayattı onunki. Yurdun birçok yerinde görev yaptı; hiç birini diğerinden ayırmadı. Ermeni çetecilerle mücadele başta olmak üzere birçok konuda yararlı işler gerçekleştirdi. Ermeni çeteciler tarafından birçok komploya uğratıldı. Töhmet altında kaldı. Kısa sürede iftiraya uğradığı açığa çıksa da, onun için olan olmuş, iş işten geçmişti.

Devlet aklı, hatasını anlayıp ona İzmir Polis Müdürlüğünü teklif etti. Ama bu teklifi düşünmeden reddetti. Redderken içi yanıyordu oysa: “Eşimin kendi kanı ile ödediği bu vatana ait faturadaki hissesi ailemizin en büyük iftiharı olacaktır. Onun için artık değil İzmir Polis Müdürlüğüne, en üstün rütbeye dahi gerek yok. Teşekkür ederiz.” Teşekkür değildi edilen, sitem ve kırgınlıktı.

Bir süre sonra emekliliğini istedi. Bursa’ya yerleşti. Atatürk tarafından şahsına emekli maaşı bağlandı. Hayatını “Meşrutiyetten Cumhuriyete Bir Polis Şefinin Gerçek Anıları” adıyla kaleme aldı. Alevî-Bektaşî şairlerini konu edindiği büyük bir antoloji derledi. Kadimî mahlası ile yazdığı şiirlerini bir divanda topladı.

14 Nisan 1957 tarihinde Hakk’a yürüdü kahramanımız. Bursa’da Emir Sultan kabristanına defnedildi.

Tabutu, Türk bayrağına sarıldı. Bu onun için en büyük şerefti şüphesiz. Çünkü o bayrakta anlamını bulan kanlardan bir damla da onun ruhundan, bedeninden dökülmüştü.

Milli kahraman Serkomiser Ali Rıza Öğe’nin, yol adı ile Kadimî Baba’nın ruhu şad, kabri gülşen, mekânı cennet olsun…

İleri okumalar için kaynakça:

Ali Rıza Öge (1982), Meşrutiyetten Cumhuriyete Bir Polis Şefinin Gerçek Anıları, Bursa, Günlük Ticaret Gazetesi Tesisler.

Ali Rıza Öge, Bektaşi Şairleri Antolojisi, Atatürk Kitaplığı, Belediye Yazmaları, nu: Bel. Yz. 131.

Bedri Noyan, (2003). Bütün Yönleriyle Bektaşilik ve Alevîlik, c. VI, Ankara: Ardıç.

Cafer Şen, (2014). “Bir Bektaşî Babası; Ali Rıza Öge’nin Hayatı ve Eserleri”. Türk Dünyası Bilgeler Zirvesi: Gönül Sultanları Buluşması. 26-28 Mayıs 2014. Eskişehir 2013 Türk Dünyası Kültür Başkenti Ajansı (TDKB). Eskişehir, ss.291-305 (http://bilgelerzirvesi.org).

Mustafa Tatcı- Cafer Şen, “El yazmalarına Artık Vuruyor Güneş: Ali Rıza Öge’nin (Kadîmî) Bektaşi Şairleri ve Şiirleri Antolojisi”, 2. Uluslararası Türk Kültür Evreninde Alevilik ve Bektaşilik Bilgi Şöleni Bildiri Kitabı C. II, Ankara

Mümine Çakır (2011), “Bir Bektaşi Babası Kadîmi’nin Mektupları”, Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Araştırma Dergisi, Ankara, Sayı 59

Mümine Çakır (2015), Kadimî Baba (Ali Rıza Öge): Hayatı Ve Şiirleri. Ankara: Akçağ

Yakup Orkun Demirci, (2010), Kadîmî Divanı, Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, Danışman Mustafa Tatcı) Ankara.

Merhum Ali Rıza Öge, torunu Endercan ile bir arada
Merhum Ali Rıza Öge tarikat kisvesi ile.

Dipçe: Bu yazı ilk defa Terakki Dergisinde yayımlanmıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı