Köşe Yazıları

Bodrumlu hemşehrimiz Herodot’u okumak boynumuzun borcudur

Kserkses’in casusu, atını meşe ormanının içinde sessizce sürüyordu. Termofil Geçidi’ni tutan Spartalıların ve Yunanlıların kaç kişi olduklarını ve silah güçlerini öğrenip rapor edecekti.

Spartalılar (Bugünkü Güney Yunanistanlılar) ve kuzeydeki Yunanlılar, Spartalı Leonidas önderliğinde Pers Kralı Kserkses’in “büyük taarruz” hazırlıklarına karşı birleşmiş, bu dar geçidi tutmuşlardı.

Ama Yunanlılar’ın bir kısmı korkup kaçmıştı. Leonidas bir avuç (300 kişi) Spartalıyla kalakalmıştı.

Kampa yaklaşan gözcü casus, bir duvarın arkasında gizlenerek kaç kişi olduklarını saydı, not aldıktan sonra hiç telaşsız geri döndü; peşinden gelen yoktu; kimse aldırış etmiyordu.

Gördüklerinden çok şaşırmıştı; rapor halinde Kserkses’e olduğu gibi aktardı: “Bunların bir bölümü jimnastik yapıyor, bir bölümü de saçlarını taramakla meşgul!”

Kserkses, düşmanlarının rahat olduklarını, hatta abuk sabuk işlere dalmış olduğunu düşünüyordu. Yine de onların kaçmalarına olanak vermek için saldırı emrini dört gün geciktirdi. Herodot’un anlatımıyla, “Beşinci gün, geri basmak ne demek, kalmaya daha kararlı görünüyorlardı.” (Herodot Tarihi, Remzi Kitabevi, çeviren Müntekin Ökmen, 3. basım, s. 384)

Aristonoğlu Demaratos, Kserkses’e şöyle dedi: “Adetleri böyledir: Ölümü göze aldıkları zaman başlarını süslerler!”

Jimnastik yapmaları, saçlarını süslemeleri “abuk sabuk” bir iş değil, ölüme hazırlanmaktı!

Olayın sonunda Ephialtes adlı bir ispiyoncu geçidin arkasındaki gizli keçiyolunu gösterir. Arkadan sarılan (ihanete uğrayan!) Spartalılar kılıçtan geçirilir.

Kserkses ölülerle dolu olan savaş alanını dolaştı. Leonidas’ın düşmanlarının komutanı ve kralı olduğunu öğrenince kafasını kesip gövdesini kazığa vurmaları için emir verdi. Özellikle bu davranışı, Leonidas’ın, sağlığında, Kserkses’in en çok öfkesini çeken kimse olduğuna beni inandırıyor; yoksa ölüsüne karşı bu kadar ağır bir günaha girmezdi, zira benim bildiğim, bir savaşçıya karşı saygı göstermekte kimse Persler kadar titiz değildir. Bununla birlikte kazığa vurma emrini alanlar yerine getirdiler!” (Herodot Tarihi, s. 391)

Halikarnaslı (Bodrumlu) Herodot, Çiçero’nun deyimiyle, tarih yazarlarının babasıdır. MÖ. 425-484 arasında yaşadığı kabul edilir.

“Kabul edilir” çünkü zamanında tanık olduğu, duyduğu, inandığı her şeyi anlatmaya çalışmış bu eşsiz insan, başkalarını anlatmaktan olacak kendini anlatmayı unutmuştur! Kitabını yalnızca, “Halikarnassoslu Herodotos araştırmasını kamuya sunar” diye imzalamıştır.

Başkaca da hakkında bir bilgi yoktur.

HERODOT DOĞU-BATI ÇATIŞMASINI SEZMİŞTİ

Herodot, bugün de süren Doğu-Batı çatışmasını, bu “devler düellosu”nun çağlar boyu süreceğini 2500 yıl önce kavramış bir büyük yazardı. Yaşadığı tarihin iki büyük gücü Perslerle Yunanlıların savaşları kitabının ana konusudur. (Tek ayırım, o dönemde Doğu’nun Batı’ya saldırmasıdır!)

Tarih bir deneyimler silsilesidir. Üzerinde yaşadığımız coğrafyada Doğu ile Batı yeniden savaşıyor ve daha büyük savaşlar için hazırlanıyor.

Batı, sanki eski çağların intikamını almak için tekrar Asya’ya yığınak yapıyor. Halkını arkadan hançerleyen Ephialtesler ve devlerin yarattığı gerilimde ülkesinin yok oluşuna kendi küçük çıkarları için ses çıkarmayanlar bugün de var.

Pers Krallığının kurucusu Kyros, aynı zamanda Med Kralının (kızının oğlu) torunudur.

O dönemin -Günümüz Amerikan başkanı gibi- en güçlü kişisi Kyros’un ölümü de bu coğrafyada (Doğu Karadeniz) olacaktır.

(…) Kafkasları, çok ve çeşitli insan soyları doldurur. Çoğu geçimini yaban ormanlarından çıkarır; yapraklı bitkiler ekerler, buralılar bu yaprakları dövüp su ile karıştırırlar (Kesin lahana yemeğini tarif ediyor! A.Y.) ve giysileri üzerine hayvan resimleri yaparlar. Bu insanlar herkesin gözü önünde çiftleşirlermiş, hayvanlar gibi.

Buralarda egemen olan en büyük halk, kocasının ölümünden sonra tahta geçmiş olan bir kraliçenin yönetimindeydi; kraliçenin adı Tomris’di. Kyros, elçiler gönderdi, kendisiyle evlenmeyi çok istediğini bildirdi. Ama Tomris biliyordu ki onun asıl istediği kendisi değil krallığıdır ve kabul etmedi. Kyros hileyi söktüremeyince ordusunu Arax üzerine vurdu…” (Herodot Tarihi, s. 81)

Tomris de elçiler gönderir; vazgeç bu işgal isteğinden diye, ama Kyros dinlemez.

Aras nehrini geçer, azgın derelerin, ulu ormanların içine dalar. Bir çatışmada birkaç yerli asker yakalanır. Aralarında Tomris’in kral adayı oğlu da vardır.

Tomris, Kyros’a bir haberci daha salar: “Kana doymayan kanlı katil Kyros… Bak sana güzel bir öğüt vereyim, beni dinle, oğlumu bana geri ver, bir şeyler karıştırmadan çık git bu topraklardan. Bu dediğimi yapmazsan Massagetler’in efendisi olan Güneş adına ant içerim ki kan dökmeye doymayan adam, seni ben kanla doyuracağım.” (Herodot Tarihi, s. 83)

Kyros buna kulak asmaz. Ama başına bir felaket gelir; Tomris’in oğlu, bağlarını çözmesi için Kyros’a yalvarır. İsteği yerine gelince de gizlediği zehirli hançerle hemen kendini öldürür.

Tomris bunu duyunca (oğlunun bilinçli biçimde öldürüldüğünü sanarak) çılgın bir biçimde Kyros’un ordusuna saldırır.

Herodot, bu bahtsız kanlı olayı şöyle anlatıyor:

(…) Bana sorarsanız o sabahki savaş, savaşların en ağırı oldu ve ayrıca bana anlatılan hikayesi de şöyle: Başlangıçta uzaktan uzağa ok atmışlar. Oklar tükenince kargı ve hançerle birbirlerinin üzerine atılıp göğüs göğüse vuruşmaya başlamışlar. Uzun süre aynı yerde kalmışlar, ne biri ne diğeri çekilmek istiyormuş. Sonunda Massagetler kazanmışlar. Pers ordusunun büyük bir bölümü olduğu yerde erimiş. Kyros’un böylece yirmi dokuz yıl süren saltanatı son buldu.”

Seni ben kanla doyuracağım!” diye and içmiş olan Kraliçe Tomris, sözünü tutuyor:

(…) Tomris, elinde kan dolu bir tulum, ölüler arasında Kyros’u arıyordu; onu buldu ve kafasını tulumun içine daldırdı. Ölünün her yanını elleriyle kana boyadı. Kyros’un ölümünün nasıl sona erdiği üzerine çok hikaye vardır. Ben doğruya en çok benzeyenini anlattım.” (Herodot Tarihi, s. 84)

ÜZERİNDE YAŞADIĞIMIZ TOPRAKLAR

Üzerinde yaşadığımız topraklar uygarlık zenginidir.

İnsanlık tarihine damga vurmuş en büyük kişiler bu topraklar üzerinde yaşadı, en büyük olaylar bu topraklarda yaşandı.

Bu nedenle tarihimizi Müslümanlığa sıkıştırıp öncesini yok sayanlar Anadolu’ya en büyük kötülüğü yapıyorlar.

Binlerce yıl önce bugün yurt edindiğimiz üzerinde yaşadığımız coğrafyanın tarihini iştahla yazan “bu toprakların çocuğu” hemşerimiz Herodot’u anmak, okumak ve eğer bu topraklarda daha uzun süre yaşamak istiyorsak onu sahiplenmek, boynumuzun borcudur.

Günümüzün aklını yitirmiş Türkiye’si, konu olarak Herodot’a ne büyük olanak/lar sunardı kim bilir?

TÜRKÇESİ VARKEN

aidat: ödenti
alaka:
 ilgi, özen, ilinti, ilişki
ambülans: cankurtaran
bahsetmek: söz etmek
bay bay: güle güle, hoşça kal
beyanat: demeç
cevap: yanıt
dizayn: tasarım
enteresan: ilginç, ilgi çekici
faaliyet: etkinlik

Dil tartışmalarına tekrar döneceğiz.

 

 

Bir Yorum

  1. Bu güzel toprakların sesini anladığımız zaman Çiğiltepe ilkokulunun ismini değiştirmemeyi öğreniriz belki:(

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı