Köşe Yazıları

Bugün onun doğum günü

7 Nisan 2012 sözde Balyoz davası için unutulmaz bir gündü. Gazeteciler, yazarlar, milletvekilleri ve halk Silivri’deki duruşmaya büyük ilgi göstermişti.

Ataol Behramoğlu, Orhan Bursalı, Ümit Zileli, Turgut Kazan, Meriç Velidedeoğlu, Yavuz Selim Demirağ, Bedri Baykam duruşma denilen kepazeliğini izliyor, bizlerle konuşuyor, bilgi alıyor ve ailelerimiz tarafından alkışlarla selamlanıyorlardı.

O zamanın İstanbul Barosu Başkanı Ümit Kocasakal on kişilik yönetim kurulu ile beraber salona girip FETÖ’nün kuklası zavallılara hukuk ve cesaret dersi veren bir konuşma yapıyor, sonra da başı dimdik mağrur bir yürüyüşle salonu terk ediyordu.

Onlar çıkarken, duruşma salonundaki subayların sessizce ayağa kalkıp sırtlarını FETÖ’nün maşalarına, yüzlerini ise bu muhteşem davranışı gerçekleştiren avukatlara dönerek saygıyla selamlamalarını unutamam.

* * *

Bütün bu tanınmış kişilerin varlığı ve İstanbul Barosu Yönetim Kurulunun hukuku ve savunma hakkını savunmak için sergilediği muhteşem direnişe rağmen o günden aklımda kalan ve beni çok etkileyen başka bir olay var.

Duruşma arasında kısa süreliğine yan taraftaki bölüme geçmiştim. Bir arkadaşım yanıma geldi ve “İçeriden seni çağırıyorlar” dedi. Duruşma salonuna girip izleyici bölümüne yaklaştığımda tanıdığım kimseyi göremedim. Tam geri dönecekken beni çağıran arkadaşım, “Ne oldu, bulamadın mı?” dedi ve beni arayan insanı eliyle işaret etti. Gösterdiği kadını tanımıyordum. Kendi adımı yüksek sesle söyledim, hanımefendi bana baktı ve “Turgay Erdağ siz misiniz?” dedi. “Evet” dedim.

Başladı anlatmaya. Adı Hülya Ulusoy imiş. Benim “Gelin” başlıklı mektubumu internette okumuş. Mektubumun 120,000 üyeli bir sitede yayımlandığını, ayrıca kendi yorumuyla birlikte Emniyet Genel Müdürlüğü ve Genelkurmay Başkanlığı sitesine de gönderdiğini söyledi.

Hülya Hanım mektubu 80 yaşındaki emekli öğretmen annesine de okumuş. Annesi “Hemen git kızım, askerler zorda olmasalar sizi çağırmazlardı!” demiş. Ankara’dan bir grup kadın bir otobüse doluşup Silivri’ye kadar gelmişler. Mektubumun onları çok etkilediğini ve bu nedenle beni tanımak istediklerini söylediler.

Hülya Hanım beni mutlu eden bu bilgileri verdikten sonra kimseye göstermeden bir de kitap uzattı. Kitabı aldım, Hülya Hanım’a teşekkür ettim ve oradan ayrıldım.

* * *

Bu görüşmeden bir süre önce, yaşadığımız rezilliği kamuoyuna duyurmak amacıyla herkesi kumpas davalarını izlemeye davet eden “Gelin!” başlıklı uzunca bir mektup yazmıştım. Mektupta belli başlı kurumlara ve insanlara çağrı yapmış, özetle şunları söylemiştim.

Türkiye’yi yöneten insanlar gelin; adaleti olmayan hukukun nasıl bir zulüm yarattığını bizzat görün.

Delilden suça ve suçluya gitmesi gereken yargının, önce suçlu, sonra suç ve sonra da delil bulma sırasıyla işlemesinin yarattığı zulmü ve çağ dışılığı görün.

Yalnızca asker olduğumuz için haklarımızı savunmaktan korkan insanlar gelin; askerler de insandır ve insan hakları bizim içindir aynı zamanda. İnsan hakları, hukuk ve adalet sadece yazarlar, gazeteciler, bilim insanları, milletvekilleri için değildir, insan hakları bütün insanlar içindir.

Askerler de eştir, babadır, çocuktur, duyguları, farklı siyasi görüşleri vardır. Hepsi aynı şeye inanmazlar. 1960’lar, 1970’ler, 1980’lerdeki askerlerle aynı şeyleri düşünmezler. Bir makine değildirler.

Komutanlarım, silah arkadaşlarım gelin; kader birliği yapmadık mı sizlerle? Silah arkadaşlarınızın esaretini görmeye gelin. Bir askerin kendi ülkesinde esir düşmesinin dayanılmaz ağırlığını siz de hissedin. Hukuka saygı adına hukuksuzluğa güç vermeyin. Suçsuzluğumuzu haykırın. Susarak, delil üreten çeteye ve destekçilerine moral vermeyin.

Gelin; bu soysuzca iftiralar karşısında canlarını vererek onurlu direniş sembolümüz olan Yarbay Ali Tatar ve Albay Berk Erden’in aramızda yaşadığını görün.

Güzel ülkemin iyi yürekli insanları gelin; suçsuzluğumuzu ispat etmek zorunda bırakıldığımızı görün. Siz de bir gün suçsuz olduğunuzu ispat etmek zorunda kalabilirsiniz. Gelin bunun en canlı örneğini bu günden görün.

Gelin; adaleti olmayan hukuk uygulamasının nefesimizi nasıl kesmeye çalıştığını görün. Bizim üzerimizde elde edilecek bir başarı, yarın sizin hak ve özgürlüklerinize yönelecektir, buna emin olun.

Gelin; çocuklarımıza bırakacağımız bir dünyanın nasıl olmaması gerektiğini görün. Nefret, intikam ve rövanş duygularının bize daha fazla gözyaşı getireceğini, geleceğe de nefret, intikam ve rövanş tohumları serpeceğini görün.

Gelin; güzel ülkemizin geleceği çocuklarımızın kinden, nefretten, düşmanlıktan, öç alma duygusundan uzak, birinci sınıf bir ülkede, gerçek bir demokraside, özgürlük içerisinde, bir hukuk devletinde, ülkesine ve devletine güvenerek büyüyebilmeleri için gelin.

Siz geldiğiniz, ilgi gösterdiğiniz, gerçekleri öğrendiğiniz ve bilmeyenlere anlattığınız zaman karanlıklar yok olacaktır.

Biz karanlıkların aydınlığa çıkması için yanmaya devam ediyoruz hala…

Gelin…” (*)

* * *

Hülya Hanım daha sonraki yalnızlık günlerimizde de bizi hiç bırakmadı. Bütün kumpas davalarını, duruşmaları izledi, eylemlere katıldı, sosyal medyada haberler paylaştı, bizim adımıza güller dikti.

Gün geldi, duruşma adı altında sahnelenen tiyatro bitti, hakkımızda hükümler verildi. Hepimiz hapishane köşelerinde betonlara gömüldük.

Artık Hülya Hanım’ı görme olanağımız kalmamıştı.

* * *

Aylar, yıllar geçti. 2014’ün başında bir açık görüş esnasında o korkunç haberi aldım. Hülya Hanım ne yazık ki güvenlik güçlerinin biber gazı kullandığı bir eylemden sonra rahatsızlanmış, uzun süre bitkisel yaşam sürdürmüş ve hastalığını yenemeyerek sessizce yaşama veda etmişti. O kocaman yürekli, güleç yüzlü insanı kaybetmiştik.

Hülya Ulusoy’un ölüm haberini almak beni çok üzmüştü. Hiç tanımadığım, sadece vatanının ve doğrunun yanında durmak istediği için varlığından haberdar olduğum bu yüce gönüllü insanın ölümü beni kahretmişti.

Silivri Cezaevindeki nemli ve karanlık hücreme döndüm. Yatağımın üst ranzasında oluşturduğum kütüphanede, Hülya Hanım’ın duruşma salonunda bana gizlice verdiği, daha sırası gelmediği için okuyamadığım kitabı buldum. Demir parmaklıklı penceremin yanındaki sandalyeye oturdum. Kitabın yapraklarını çevirmeye başladım.

Kitabın sayfaları arasından bir şey düştü kucağıma. Düşen şeyi yakaladım, gözümün hizasına kadar kaldırdım. Bu bir kurutulmuş çiçekti.

Kitabın sayfaları arasına gizleyerek hapisteki bir Türk subayına gönderilen çiçek elimde, gözlerimde yaş, yüreğimde sonsuz bir umutla uzun süre sessizce oturdum.

Hülya Hanım, o en zor günlerimizde bizzat yanımıza gelerek bize umut verdiği yetmiyormuş gibi ölümünden sonra da benim yüreğimi ferahlatmak istemişti sanki ve bunu da başarmıştı.

FETÖ’nün ahlaksız saldırıları, siyasetin en çirkin yüzü, omuzu bol yıldızlı komutanların sessizliği, yüksek mevkilerdeki insanların makam kaybetme korkusu, halkın duyarsızlığı arasında bunalırken birdenbire bir kitabın sayfaları arasından çıkıp gelen bir çiçek…

Bugün o kitap kütüphanemin en görünen yerinde duruyor. Çiçeği kitabın içinden çıkarmadım. İhanet, kin, nefret, korku, ahlaksızlık olarak nitelendirdiğim bir atmosfer oluştuğunda ve umuda ihtiyacım olduğunda o kitabı açıp yapraklarını çeviriyorum, kurutulmuş çiçeğe bakıp gülümsüyorum. Yüreğim sevgi ve umutla doluyor.

Bugün Hülya Ulusoy’un doğum günü.

Hülya Ulusoy’lar var olduğu sürece umutlu olmamız için çok neden var.

Sevgiyle kalın.

(*) Gazeteler ve sosyal medya için yazdığım 5 Mart 2012 tarihli mektup.

 

7 Yorum

  1. Sayin Turgay Amiralim , Rahmetli Hülya hanımı sayenizde tanıma onuruna nail olduk. FÖTÖ’ nün siz değerli askerlerimize ve ülkemize yönelik alçaklıkları karşısında rahmetli Hülya hanım gibi cesur yürekli insanların yanınızda yer alması ne kadar asil bir duruş ise bunu yapamayan ,yapmayan kimileri içinse o kadar utanç vericidir.Hülya hanım bir kahramandır…Hepimiz kendisini örnek almalıyız.Sizin kumpaslar sürecinde mücadelenin en önünde yer alan kadınlarımız için İzmir’de göstermiş olduğunuz çabaların ne kadar değerli ve önemli olduğunu bir kez daha idrak ettik. Çok teşekkür ederiz sayın Amiralim.

  2. Her zaman yaninizdayiz.tefeci usaklari bi daha size zarar verirlerse cagirin hemen geliriz ve verekirse kafalarina sikariz.biz onlari cok iyi taniriz onlarda bizi.onlar bi bizden cok korkarlar birde hahamlardan.selamlar.

  3. Onun sayesinde Almanya dan kalkıp Silivriye geldim
    O yüreğinde ateşten tanıdığı tanımadığı herkese serpiştirdi
    O ateşle bizleri.birleştirdi
    Her sabah kalkar lap topumu açar selamlaşırdık
    Sanki pnun gözleri bizim görmemizi sağlıyordu
    Daha çok şey anlatabilirim
    Ama
    Ben artık susmak istiyorum .
    Çok.nadide insan Hülya ablam
    Bu dünyada tanodığım en güzel insanlardan biriy

  4. Sayın Turgay Amiralim, Rahmetli Hülya hanımı sayenizde tanıma onuruna nail olduk.FÖTÖ’nün siz değerli askerlerimize yönelik alçaklıkları karşısında rahmetli Hülya hanım gibi cesur yürekli insanların yanınızda yer alması ne kadar asil bir duruş ise bunu yapamayan , yapmayan kimileri içinse o kadar utanç vericidir. Hülya hanım bir kahramandır…Hepimiz kendisini örnek almalıyız.Sizin kumpaslar sürecinde mücadelenin en önünde yer alan kadınlarımız için İzmir’de göstermiş olduğunuz çabaların ne kadar değerli ve önemli olduğunu bir kez daha idrak ettik. Çok teşekkür ederiz sayın Amiralim

  5. Silivri’de sizi hiç görmedim ama gördüklerim hep mağrur insanlardı. Hülya Hanım’ı da hiç gördüğümü zannetmiyorum ama esir askerlerimizin yakınları beni çok şaşırtmıştı. Sanki oraya mahkum ziyaretine değil de eğlence kampındaki yakınlarını ziyaret ediyor gibiydiler. Hepsi tuhaf bir şekilde hüzünlü ama bir o kadar da neşeliydiler. Hüngür hüngür ağlanması gereken bir şey anlatıyorlar ama bırakın ağlamayı üzüntülü bile görünmüyorlardı…
    Önceleri acaba ziyaret edecekleri kişinin moralini bozmamak için kendilerini o şekilde şartlıyor olabilirler mi diye düşünmüştüm. Daha sonra bir şey farkettim; hüzünleri çok bariz olduğu zaman bile gözlerinden zerre kadar yaş damlamıyordu. Meğerse bu insanlar o kadar çok ağlamışlar ki artık gözlerinden damlayacak zerre kadar yaş kalmamış.
    İnsanların resmen ağlama refleksi ortadan kalkmıştı…
    Sizler oradan çıktığınızda, çoğunuz konuşmakta zorluk çekiyordunuz ama hiç de kızgın ve kırgın görünmüyordunuz.
    Sizler ne düşünürsünüz bilmem ama ben şahsen sizlerin hakkınızı asla helal etmiyorum.

  6. Çilekeş ve güzel ülkemin askerleri hem cesur hem fedakar hem de değerbilir insanlar.Hülya Hanım’ı unutmamış ,bizlere de anlatıyorsunuz. O dönemlerde siz içerde bizse dışarıda cehennem günleri yaşamıştık.Ama duyarlı ve vicdanlı vatandaşlar için halen acı günler devam ediyor….

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı