AnalizDünya

Soros ABD’deki eylemlere ne dedi? Dikkat çeken rapor…

ABD'deki eylemler büyüyerek sürerken, 'Turuncu Devrimler'in mimarı Soros'un Uluslararası Kriz Grubu, Trump'ı hedef alan bir rapora imza attı.

ÇEVİRİ: VERYANSIN TV

George Soros’un kontrolündeki Uluslararası Kriz Grubu’nun (UKG) Amerika’da devam eden eylemlerle ilgili raporu dikkat çekti. Raporda, ABD Başkanı Trump ve Washington yönetiminin eylemler karşısındaki tutumunun sert dille eleştirildiği görüldü.

Rapordaki “Trump 2017’de göreve geldiğinden beri ABD’yi denizaşırı savaşlardan çekme arzusunu her fırsatta dile getirmiştir. Aynı tutumu kendi ülkesinde sergileyemezse kendisi için çok acı verici olur” ifadesi dikkat çekti.

ABD’deki gelişmeleri yakından izleyen emekli general Nejat Eslen, raporla ilgili Veryansın Tv‘ye yaptığı değerlendirmede şu ifadeleri kullandı:

“UKG, Amerikan derin devletinin bir uzantısıdır dünyanın değişik yerlerindeki krizlerin ABD çıkarlarına göre yönlendirilmesi için gayret gösterir.
UKG’nin bünyesinde renkli devrimlerin destekleyicisi olarak ün kazanan George Soros da dahil bulmak üzere 30 ülkeden 47 ünlü kişi bulunmaktadır.
UKG genellikle başka ülkelerdeki krizler ile ilgili olarak yayınladığı raporlar ile dikkati çekmektedir.
UKG’nin Amerika da devam eden başkaldırı ile ilgili olarak bugün yayınladığı rapor önemlidir.
UKG bu raporda Trump yönetimin karşısında yer almakta ve ağır eleştirilerde bulunmaktadır.
Bir başka ifade ile renkli devrimlerin destekçisi Soros’un UKG’si bu raporla açıkça Trump yönetiminin karşısında yer almaktadır.”

UKG raporunun öne çıkan bölümlerini Veryansın Tv okurları için çevirdik.

“Kargaşanın yatışması için ABD liderleri çatışmayla oynamaktan vazgeçmelidirler” başlıklı raporun satır başları şöyle:

“Eyalet liderlerinin sözleri ülkenin çok parçalı politik yapısını ortaya koydu. Atlanta Belediye Başkanı Keisha Lance Bottoms ve rapçi Killer Mike, el ele vererek, Afro-Amerikan topluluğunun derin acılarını ve doğuştan maruz kaldığı adaletsizliği gideren reformlar yapılmasını istediler ve göstericileri barışçı olmaya çağırdılar. Diğerleri, özellikle Başkan Trump ve Başsavcı William Barr, yerel polisi “daha sert” davranmaya zorladılar ve radikal solcu gruplarla anarşistlerin olayların çığırından çıkmasında oynadıkları rolü vurguladılar; ABD yasaları kendisine bu konuda yetki vermediği hâlde Trump’ın terörist bir örgüt olarak tanımlamakla tehdit ettiği Antifa’yı ( gevşek bir örgüt olan “anti-faşist” eylemciler) işaret ettiler.

İSYANCILARA ‘TERÖRİST’ DEDİLER

Fakat liderler düzeyinde ortaya çıkan söylem farklılığının ötesinde, protestoların ilk haftası dolarken önde giden bazı seçilmiş kişilerin ve güvenlik görevlilerinin sergiledikleri belki de en üzücü eğilim, kitlesel huzursuzluğun silahlı çatışma diliyle sınırlı tutulmasıdır. Sadece 1 Haziran günü içinde Kongre Üyesi Matt Gaetz isyancılara “terörist” dedi ve onların “tıpkı … Orta Batı’daki gibi avlanmaları” [Kızılderili katliamını kastediyor] gerektiğini söyledi; Senatör Tom Cotton attığı tivitte “bu ülkede isyancılara, anarşistlere, bozgunculara ve yağmacılara yer olmamalı” dedi; ve Savunma Bakanı Mike Esper, eyalet valilerinin, kendi kentlerindeki “savaş alanlarına hâkim olmaları”nı istedi. Esper’in nitelemesi (daha sonra bundan geri adım attı) bazı emekli askerlerin onu azarlamasına yol açtı. ABD eski Genel Kurmay Başkanı emekli general Martin Dempsey bir tivit atarak, “Amerika bir savaş meydanı değildir; yurttaşlarımız düşman değildir” dedi.

TRUMP ASKERLE TEHDİT ETTİ

Ne var ki ülke yönetiminin bu ihtiyatlı tutumu benimsediği söylenemez. 1 Haziran akşamı Başkan Trump, Beyaz Saray Rose Garden’dan ulusa hitap ederken, “binlerce ve binlerce ağır silahlı asker ve askeri personel”i ABD kentlerinde huzuru temin etmek için sevk etmekle tehdit etti ve bazı eyalet görevlilerini olaylar başladığı sırada “zayıf” davrandıkları için azarladı. Yasalara ve içtihada göre başkan bunu yapabilir. Bazı hukukçular, sahip olduğu geniş yetkilerin (1807 İsyan Yasası dâhil), belirli koşulların oluşması hâlinde, başkanın ulusal muhafız birliklerine -normalde eyalet valilerine bağlıdırlar- ve aktif görevdeki askerî personele, iç karışıklıkların bastırılması için komuta etmesine izin verdiğini söylemektedirler.

Trump’ın Rose Garden konuşmasından hemen sonra güvenlik güçlerinin gaz kapsülü ve plastik mermi atarak Lafayette Parkı’nı nasıl temizlediklerini, Trump’ın St. John Kilisesi önündeki gösterisini, General Milley’in dâhili üniformayla sokaklarda dolaştığını vs anlatıyor ve devamla şöyle diyor:

“2 Haziran günü Beyaz Saray faal görevde bulunan acil müdahale gücü ve askerî polis dâhil yaklaşık 1600 kişiden oluşan bir birliğin başkent bölgesine mevzilendirileceğini ilan etti…”

NE YAZIK Kİ…

(…) Ülke liderlerinin durumun daha da kötüleşmesini acilen önlemeleri gerekmektedir. Geride bıraktığımız çeyrek yüzyıl içinde Kriz Grubu, yeryüzündeki çatışmaları ve krizleri analiz ederek, krizleri çözümlerken yapılması ve yapılmaması gerekenlere ilişkin bazı dersler çıkarmıştır. Ne yazık ki Washington’daki mevcut liderliğin “yapılmaması gerekenler” listesine uygun hareket ettiği, eğer hedef gerilimleri artırmaktan çok yatıştırmak ise kaçınılması gereken işleri yaptığı ve söylenmemesi gerekenleri söylediği görülmektedir.

Trump yönetimi ve Kongre’deki müttefikleri, ABD’nin kendi yurttaşlarıyla silahlı bir çatışma içinde olduğuna ya da bir politik grubun düşman olduğuna dair tahrik edici, panik yaratan söylemden, en azından güvenlik güçlerinin onları savaş hedefi olarak görmelerini teşvik eden ya da cesaretlendiren tutumlardan vazgeçmelidirler. Politik liderler, görevlerini yaparken pek çok kez polisin saldırısına uğrayan ve tutuklanan gazetecileri şeytanlaştıracak yerde, güçlü basının ABD demokrasisinin ve istikrarının dayanak noktalarından biri olduğunu vurgulamalıdırlar. Ulusal yetkililer bazı yerlerde geceleri devam eden yağma olaylarını önlemek için kararlı ve sorumluluk duygusuyla davranmalı ve 1 Haziran günü Beyaz Saray’ın önünde meydana gelen olaylar nedeniyle özür dileyerek ve hiçbir güvenlik görevlisinin barışçı protestoculara karşı bu taktikleri asla kullanmaması gerektiğini açıkça belirterek yerel polise örnek olmalıdırlar.

BELKİ DE EN KÖTÜSÜ…

Elbette çok sayıda yerel lider ve bazı güvenlik görevlileri örnek davranış sergilediler. Fakat yelpazenin öteki ucunda yer alan Başkan Trump öfke, hoşgörüsüzlük ve gerilim mesajı vermeye devam ederse -belki bu tutumun yaklaşan 2020 seçimlerinde kendisine politik avantaj sağlayacağı düşüncesiyle- ve en azından uzun süredir ertelenen bazı reformları uygulama kararlılığını gösteren önlemler almayı başaramazsa yerel liderlerin bütün çabaları boşa çıkabilir. Belki de en kötüsü, İsyan Yasası’nı yürürlüğe koyarak ve ABD askeriyesini harekete geçirme tehdidini gerçekleştirerek gerilimleri tırmandırmak olacaktır. Şimdiki hâlde Bakan Esper bile bu hamleye karşı olduğunu kamuoyu önünde açıklamıştır. Bu önlem ancak en olağanüstü koşullarda alınmalıdır. 3 Haziran günü eski Savunma Bakanı General James Mattis, güçlü bir demeç vererek, Trump’ı bir haftadır süren huzursuzluğa “askeri tepki verdiği” ve “askeriye ile sivil toplum arasında bir çatışma -sahte bir çatışma- yarattığı” için azarladı. Trump 2017’de göreve geldiğinden beri ABD’yi denizaşırı savaşlardan çekme arzusunu her fırsatta dile getirmiştir. Aynı tutumu kendi ülkesinde sergileyemezse kendisi için çok acı verici olur.”

Etiketler

Bir Yorum

  1. Aslında ABD’nin derin devleti bu protestolarla trumpı tehdit ediyor ki ABD ordusu dünyada her savaşa girecek ve Trump bunu durduramaz. Çünkü ABD’nin derin devleti geliri silah şirketlerindendir ve savaşa ihtiyacı var. ABD’de savada karsi olmak , rockfeler ailesinin karşısında olmak anlamına gelir. ABD anayasasina göre CIA ve Pentagon, cumhurbaşkanın emrinde olmalıdır ama görüyoruz ki tam aksine CIA ve Pentagon trumpun aleyhinedir . Bu yani ABD’de trumptan güçlüsü var ve CIA ve Pentagon ondan emir alır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı