AnalizGündemKültür-Sanat Haberleri

‘Cep Herkülü’nün filmi şaşırtıcı derecede başarılı

Özlem Kalkan yazdı

Takvimler 1984 yılının kış aylarını gösterdiğinde milletçe gözümüz, kulağımız ve kalbimiz en milliyetçi duygularla, bir takım kıpırdanmalar yaşayan komşu Bulgaristan’a takılıp kalıyordu. Kimisi komünizme küfrediyor, kimisi ”soydaşlarımız asimilasyona uğruyor!” diye  isyan ediyor, kimisi de  “demir perdenin sonu mu?” gibisinden tahlillere girişiyordu.

BİR CEP HERKÜLÜNÜN CEBE SIĞMAYAN HİKAYESİ: NAİM SÜLEYMANOĞLU

Olan şuydu: Bulgaristan Devlet Başkanı Todor Jivkov’un ve Komünist Partisinin “reel sosyalist” ülkelerin içine düştüğü ekonomik kriz ve giderek artan “kapitalist” dış baskı karşısında “Bulgar” milletini koruma altına alma çabası ülkedeki fay hatlarının kırılmasına ve Bulgar milliyetçiliğinin yeşermesine neden olmuştu. Bulgaristan ayakta kalacaksa toplum homojen olmalıydı!

Bu durumda Bulgaristan topraklarında yaşayan 2 milyona yakın Türk ilgi odağı haline geliyor ve sonuçta yıllardır en yakınımızdaki kardeşlerine gözlerini kapatmış bizler de bir ”Soydaş” kavramı ile tanışıyorduk.

1984-89 yılları arasında Bulgaristan’daki Türkler’le birlikte Pomak, çingene ve Tatarlar da asimilasyona uğradıklarını, adlarının zorla değiştirildiğini, ibadet yerlerinin kapatıldığını haykırmaya başladılar.

12 Eylül’ün yaralarını sarmaya ve demokrasi inşa etmeye çalışan Türkiye’de ise Özal gibi bir siyasetçi elinde kalemi, ağzında ”Serbest eknomi” ve ”Özgürlük” söylemleriyle hayatımıza giriyor ve takvimler 1986’yı gösterdiğinde “NAİM SÜLEYMANOĞLU” adında 1.52 boyunda bir halterciyi Türkiye’ye kaçırıyordu. Naim Süleymanoğlu, “Özal Diplomasisi”nin bir başarısı olarak Bulgaristan’dan- daha doğrusu Melbourne’deki Dünya Halter Şampiyonası’ndan- Türkiye’ye iltica ettiriliyordu.

O tarih itibariyle hayatımıza  giren bu küçük dev adamın ölümüne dek bütün dünyanın konuşacağı ve hayretle bakacağı bir sporcu olacağını ve de bize nice gurur yaşatacağını henüz bilmiyorduk.

MESTANLI KASABASINDAN TIMES’A KAPAK OLAN BİR YAŞAM ÖYKÜSÜ

Henüz 19 yaşında ve Türkçesi tutuk bu küçük adam Bulgaristan’ın Mestanlı kasabasında doğup haltere tesadüf eseri başlamıştı,ama inanılmaz bir yetenekti Dünya’nın  gözünde.. İnanılmazı başarmak ne denli zorsa,inanılmazın filmini yapmak ta bir o kadar meşakkatli olur elbette.

Digital Sanatlar Production’dan Yapımcı Mustafa Uslu’nun son emeği Naim. Daha önce Ayla, Müslüm, Çiçero ile başlatılan bu masraflı ve ses getiren yapımlar, daha çok dram ağırlıklı ve yakın tarihe damgasını vuran olaylara ve kimliklere odaklanan türü ile ve de dönemi masraftan kaçınmadan birebir yansıtma başarısı ile tebriği hak ediyor.

Yönetmenliğini Özer Feyzioğlu’nun yaptığı, senaryosunu Barış Pirhasan’ın yazdığı film Naim’in doğduğu kasabaya ve çocukluğuna derin bir giriş yapmış. Mekan seçimleri, doğanın yeşili ve kamera/görüntü kullanımı o denli başarılı ki görüntü yönetmeni “Martin Szeczanov’a alkış” demeden geçemem.

Haltere ilk başladığı günlerde ve başarılarının meyvesini alırken Hırıstiyan Bulgar gençleri ve diğer sporcularla Bulgaristan adına yarışan ve bundan gocunmayıp Bulgar bayrağını gururla taşıyan bir Naim görüyoruz.

Bu da komünzimin o dönem başarısı olarak göze çarpıyor. Kendisindeki yeteneği ilk keşfeden ve ısrarcı olan hocası Enver’in ve sosyalist/komünist blok ülkeleri için haltere başlama yaşına uygun olmayan Naim’in yaşını büyütme çabasını garipsedim bu arada. Kafamızda kelebek gibi uçan arı gibi sokan sorular oluştu. Zira Doğu Bloğunda spor başarısı, ince titizlik, disiplin ve sistemli çalışma asla şaşmaz diye biliyorduk. Cüce kalma ve erken sağlık sorunları yaşama kaygısı ile bu sporu 14 yaşından evvel önermediklerini öğrendik.

Peki Naim gettolaşmaya başlayan Türkler’in gurur kaynağı olması için tehlikeye mi atıldı ve bugün Bulgaristan’da ve o sistemde kalabilseydi hayatta olur muydu? Böyle bir soru akla gelmiyor değil!

15 yaşında Brezilya’da ilk Dünya Şampiyonu olduğu;1984-85 ve 86 yıllarında ise yılın haltercisi seçildiği dönemler anlatılırken tüm film boyunca harika bir sinema dili yakalanmış.

9 yaşındaki Naim’den 15 yaşa geçişin sinemasal başarısı, dönemin aktörleri ve mekan-kostüm-oyuncu seçimi ile çok iyi desteklenen bir takım çalışması olduğu apaçık.

Tehlike dolu bir kaçış ve meşakkatli bir yolculuk sonrası konakladığı evdeki 12 Eylül’ün devrimci gençleri ile tanışması ve ”Halter için yaşını büyüttüler demek kardeş. Bu ne ki? Bizde 17 yaşındaki genci asmak için yaşını büyüttüler!” cümlesi ile şaşıran genç Naim, bence filmin en güzel sahnesi.

Türkiye’ye Yunanistan üzerinden büyük bir risk alarak yapılan yolculuk, Bulgar hükümetinin ”Türk teröristler sporcumuzu kaçırdı” yalanı ile KGB’nin dahil olduğu bir operasyon ve Naim’i Türk semalarında karşılayan M. Kemal Atatürk imzalı uçak, anti-komünist bir propagandanın parçası olarak görülse bile Ayten Alpman’ın ”Memleketim” şarkısı ile hüzünlendirip bambaşka bir havaya sokmayı da başardı.

Bu arada filmde garipsediğim ve eksik bulduğum şey Bulgar Hükümetinin bunları yaparken birer Nazi subayı gibi dehşet saçar hali… Yalnızca zulmü ile göstermek ve bu politikanın nedenlerinin seyirciye aktarılmaması…

Milliyetçilik gurur ve haklı isyanla karışık bir kokteyl gibi sunulduğu ve sanki devrimci misyonu olan bir Naim portresi yaratıldığı için filme ırkçı damgasını vuramıyoruz.

Bunda oyuncu seçiminin de payı büyük. Hollanda doğumlu bir Türk ailesinin çocuğu olan ve Naim’i inanılmaz biçimde başarıyla canlandıran Hayat Van Eck, karede göründüğü an şok yaşadı seyirci. Halter kaldırırken üflediği kahkülünden, konuşmasına kadar Naim’in kopyasıydı sanki! Onu daha önce Hakan Günday’ın ”DAHA” filminde Ahmet Mümtaz Taylan’ın oğlu olarak izlemiştik.

Baba’da Yetkin Dikinciler, Anne’de Selen Öztürk, Enver Hoca’da Gürkan Uygun ve diğer tüm oyuncular çok başarılı!

Son olarak onunla ilgili söylemek istediklerim var:

Naim Sülaymanoğlu’nu kaybedeli 2 yıl oldu. Onun siyasi görüşünü ve Dünyaya baktığı pencereyi eleştirebilirim; ancak bu onun doğa üstü yeteneğini ve üstün başarılarını asla gölgeleyemez.

Naim aslında siroz ve karaciğer yetmezliğinden ziyade anlamsız bir komünizm düşmanlığının ve soğuk savaşın kurbanıydı!

Türkiye’ye iltica etmesi, kazanması istenilen madalyalar ve kendisine kucak açan ülkesine  onur ile siyasetin bir parçası yapılıp, gerek doğduğu, gerek doyduğu ülkede bir yarış atına çevrilmiş bir küçük dev adamdı o…

Sayesinde “demirperde”nin zulmü de deşifre edilmişti. (!)

Haltere verdiği emek, yaşattığı gurur, 46 rekor, 8 Dünya, 3 olimpiyat madalyası, bilinmeyen ve açıklanmayan serveti, sonradan ortaya çıkan çocukları ve TIME’a kapak olma başarısı ile çok konuşulan cep herkulü umarım rahat uyuyordur. .

Şimdiden iyi seyirler diliyorum…

NAİM SÜLEYMANOĞLU KİMDİR?

Henüz 15 yaşındayken Brezilya’da düzenlenen Dünya Gençler Halter Şampiyonası’nda altın madalya kazanma başarısı gösteren Naim Süleymanoğlu, 16 yaşında ise bu kez rekor kırarak şampiyonluğa ulaştı ve halter tarihinin en genç dünya şampiyonu unvanını elde etti.

Kariyeri süresince 3 olimpiyat altın madalyası, 7 dünya şampiyonluğu ve 6 Avrupa şampiyonluğu bulunan Naim Süleymanoğlu, 46 kez dünya rekoru kırdı. Milli halterci ayrıca, 1984 yılında henüz 16 yaşındayken silkme kategorisinde vücut ağırlığının 3 katını kaldıran ikinci halterci olarak da tarihe geçti.

“Cep herkülü” lakaplı Naim Süleymanoğlu, 1984, 1985 ve 1986 yıllarında ise dünyada “yılın haltercisi” seçildi.

İLTİCA OLAYI

Naim Süleymanoğlu, Bulgaristan’daki baskılardan kurtulmak ve Türkiye adına müsabakalara katılmak için 1986’da Avustralya’nın Melbourne şehrinde düzenlenen Dünya Halter Şampiyonası’nda Türkiye Büyükelçiliği’ne sığınarak Türkiye’ye iltica etti.

1993 Dünya Şampiyonası’nda 3 altın madalya kazanmasının yanı sıra, 2 de dünya rekoru kıran Süleymanoğlu, 1994’te Bulgaristan’da yapılan Avrupa Halter Şampiyonası’nda sadece 3 kaldırış yaparak, 3 dünya rekoru kırdı.

Çin’de yapılan Dünya Şampiyonası’nda ise sakatlığının devam etmesine karşın 3 altın madalya kazanan Naim Süleymanoğlu, 2000 yılında Uluslararası Halter Federasyonunun asbaşkanlığı görevine getirildi.

BAŞARILARI

1988 Seul Olimpiyatları:

Seul Olimpiyatları’na Türkiye adına katılabilmesi için Türk hükümetince Bulgaristan’a 1 milyon dolar ödenerek gerekli izin alındı. Bu olimpiyatlarda Naim Süleymanoğlu, 60 kilo koparmada sırasıyla 145, 150,5, 152,5, silkmede 175, 188,5, 190, toplamda da 320, 339, 342,5 kilo kaldırarak 6 dünya, 9 olimpiyat rekoru kırarak muhteşem bir zafer elde etti ve böylece Türkiye’ye olimpiyatlar tarihinde güreş dışında ilk altın madalya kazandıran sporcu oldu.

1992 Barselona Olimpiyatları:

Altın madalya kazandı ve aynı yıl Uluslararası Halter Basın Komisyonu tarafından “Dünyanın En İyi Sporcusu” seçildi.

1996 Atlanta Olimpiyatları:

64 kiloda 4 dünya rekoru kırarak 3. kez olimpiyatlarda madalya kazanarak tarihe geçti.

2000 Sidney Olimpiyatları:

33 yaşında olması ve sakatlığı nedeniyle 3 kaldırışta sıfır çekerek başarı gösteremedi.

Dünya şampiyonaları

1993 Dünya Şampiyonası:

3 altın madalya kazanırken, 2 de dünya rekoru kırdı.

1994 İstanbul’da yapılan Dünya Halter Şampiyonası:

İlk kez Türk seyircisi önüne çıktı. Sakat olmasına rağmen 3 dünya rekoru kırarak 3 altın madalya kazandı.

1995 Çin’de yapılan dünya şampiyonasında sakatlığı devam ediyordu ve 3 altın madalya kazandı.

Avrupa şampiyonaları

1988’de Avrupa Halter Şampiyonası’na Türkiye adına katıldı ve üç altın madalya kazandı.

1994’te Bulgaristan’da yapılan Avrupa Halter Şampiyonası’nda sadece 3 kaldırış yaparak üç dünya rekoru kırdı.

1995 Avrupa Halter Şampiyonası’nda yine sakat olmasına rağmen 1 altın, 2 gümüş kazanarak Türkiye’nin takım halinde birinci olmasında önemli katkı sağladı.

Naim Süleymanoğlu, Uluslararası Halter Federasyonunun Aralık 2000’de Atina’da toplanan kongresinde asbaşkanlığa seçildi.

Etiketler

Bir Yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı