Köşe Yazıları

Çin yeni emperyalist mi?

Evet, Çin yükseliyor, Amerika geriliyor…
Bunu Beyaz Saray’ın bahçıvanı bile biliyor.
Küreselleşme ve liberalizmin havarisi Sam Amca (Donald Trump), çareyi ‘ver topumu oynamıyorum’ (ticaret savaşı-yaptırımlar.vs) demekte buluyor.
Şimdi tüm dünyada (ve Türkiye’de) sorulan soru şu:
Pek yakında ABD’yi ekonomik açıdan geçip dünyanın bir numarası olacak Çin Halk Cumhuriyeti yeni hegemon olma yolunda mı?
Yoksa, sosyalist devletçi (karma ekonomi) ve aynı zamanda piyasacı ekonomik karakteriyle farklı bir seçenek mi sunuyor?
İşte önümüzdeki dönemin temel argümanı bu. 2. Dünya Savaşı sonrası tüm soğuk savaş döneminde ve ardından SSCB’nin ortadan kalkmasıyla, son 25 yılda ABD, “demokratik, bireysel özgürlüklere dayalı Hür Dünya” mitolojisini satmayı başardı.
Buna göre, Batılı ülkeler demokrat, diğerleri ise demokrat olmaya çalışan ve demokrat olmayanlardan oluşuyordu.
Irak ve Afganistan’ın işgalleri bile tüm dünyaya demokrasi ihracı olarak gösterilmeye çalışıldı.
Batı kapitalizminin en iyi kullandığı silah hep propaganda olmuştur.
Yani bildiğimiz anlamda medya. Şimdilerde sosyal medya da devrede.
İnsan hakları ve demokrasi adına kurulan Amerikan vakıf ve kuruluşlarının bütçeleri milyar dolarları
geçer.
Sadece NATO bile yaklaşık 500 milyar dolarlık bir propaganda ve sivil toplum kuruluşu ağı bütçesine sahip.
Gazete, dergi, TV, kitap, akademik araştırma, internet yayıncılığı alanındaki tüm Batılı yatırımlar, tek bir nedenle desteklenir: Demokrasi ve insan haklarının sadece Batı’da var olduğu efsanesini yaşatmak için.
Oysa endüstri çağından bugüne “Batı”nın işgal, sömürge, toplu kıyım, terör, iç savaş ve darbeler listesi fazlasıyla kabarıktır.
Ama başarılı ve tekelci bir propaganda yöntemiyle bunu tersiymiş gibi göstermeyi şimdiye kadar başardı denilebilir.
Gerçi özellikle ABD’de, şu ara hem medya, hem de STK’lar sıkıntılı bir dönem yaşıyor.

2018 başlarında 28 ülkede yapılan Edelman Güven Barometresi ölçümlerinde, Amerikan halkının 4 kuruma olan güveni 2017’ye göre roket hızıyla düştü.
Hükümet, iş dünyası, sivil toplum kuruluşları ve medya dörtlüsü üzerinden yapılan anketlerde Amerikan halkının güven endeksi, geçen seneye göre yüzde 9 kayba uğradı ve yüzde 52’den yüzde 43’e düştü. ABD’nin okumuş kesimleri için medyaya olan güven son bir yılda yüzde 22 azaldı.
Aynı rakamlar ise Çin’de çok farklı çıktı. Mesela Çin’de devlet ve hükümete güven yüzde 84, ABD’de devlet ve hükümete güven oranı yüzde 33. Çin’de medyaya güven yüzde 71 ile sıralamada en üstlerde yer aldı. (Bu arada 28 ülke arasında medyaya en düşük güven oranı Türkiye’de çıktı: Yüzde 30) Zaten tarihsel olarak baktığınızda ABD, sömürü ve işgale dayalı Avrupa Emperyalizm geleneğinin son temsilcisi.
Amerikan yerlileriyle başlayan, toplu kıyım ve soykırımlarını tüm dünyaya yaydı son asırda. Son dönemde ise (2008 sonrası) artık karşılığı olmayan dolar ile soygunlara devam ediyor.
Çin Halk Cumhuriyeti ise 70’inci yılını dolduran, ne sömürgeci, ne emperyalist, gelişmekte olan komünist bir ülke.
Hiç bana Uygur, Tibet, Hong Kong demeyin, çünkü buradan yola çıkarsak, biz de dahil dünyanın tüm ülkeleri “sırça köşk”te oturur konumda.
Bunu az çok kitap okuyan, internette gezinen ortalama birisi bilebilir.
Hal böyle olunca Çin’in “Kuşak ve Yol” inisiyatifiyle başlattığı dışa açılımcılık dönemini, ‘Emperyalizm Doğu’dan yükseliyor’ teranesiyle satmak da giderek zorlaşıyor.
Çin, ekonomi ve teknolojide hızla ilerlerken propaganda yeteneğiyle de öne çıkıyor.
Ancak bu propaganda, yabancı ülkelere demokrasi ve insan hakları götürmek için değil, “Biz dostuz
dünyalılar” mesajını yaymak için. Çin Xinhua (Şinhua) Haber Ajansı 60 saniyelik bir klipte Çin’in dış politikasını özetliyor.
Tüm sosyal medya kanallarından yayınlanan klipte, ABD’ye “Senin yerini almak niyetinde değiliz”, Rusya’ya “ilişkilerimizi geliştirmekte sınır tanımıyoruz”, sınır sorunları yaşadığı Hindistan’a “Ejder ve Fil savaşmamalı”, Japonya’ya “Ortaklık yapmalıyız”, Afrika’ya “Hızlı gelişme trenine hoşgeldiniz”, Avrupa’ya “Birlikte serbest ticaret sistemini koruyalım” mesajları veriliyor.
Ayrıca klibin sonunda Kuşak ve Yol inisiyatifi’ne atıfla, ‘barışçı, müreffeh ve güzel bir dünyayı işbirliği, güven ve saygı temelinde inşa edelim’ deniyor.
ABD’ye yönelik ‘senin yerini almayacağız’ mesajı da aslında manidar. Yani senin gibi bir emperyalist  olmayacağız mesajı veriliyor.
Çin güçlü bir ikna yolu olarak da anayasasına bu yönde maddeler ekledi.

Son değişikliklerle, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in görev sınırlaması kaldırılırken, barışçı kalkınma yolunda ilerlemeye devam edilmesi; karşılıklı yarar, ortak kazanç ve dışa açılma stratejilerinde ısrar edilmesi ve insanoğlunun ortak kader topluluğunun inşası” gibi ifadeler anayasaya konuldu.
Batılı kapitalist propaganda makinası, Çin’e vurabilmek için epey zorlanıyor ve bula bula, “borç tuzağı”, “kendi şirket ve işçilerini istihdam” ve “askeri üslenme” argümanlarını öne sürüyor.
Borç tuzağı, komik bir iddia. İki eşit ülke olarak masaya oturulup bir anlaşma yapılıyor, sabit sermaye yatırımı başlatılıyor, alt yapının modernizasyonu gibi gerçek somut yatırımlar yapılıyor.
Soros gibi sıcak parayla piyasaları çarpıp, garibanın cebindeki üç beş kuruşa göz dikmiyor Çin. Kendi şirket ve işçileri tepkisi ise saçmalık. Adamın 1 nokta 3 milyarlık nüfusu var. Ucuz iş gücü ve kurumsal tecrübeyi burada devreye sokmayacak da nerede sokacak? Ayrıca karşısındaki ülkenin yönetimi de isterse bu koşulu
değiştirebilir.
Çin, ABD gibi kimsenin kafasına silah dayamıyor.
Askeri üslenme iddiaları da ancak ABD’deki yarım akıllı think tankçilerin propaganda malzemesi olabilir.
Çin’in askeri üslendiği ülkeler zaten ABD’nin tehdidine karşı bu yola baş vuruyor ve istedikleri anda Çin’i topraklarından çıkarabilirler.
Bu bir egemenlik meselesidir.
Bırakın Çin’i, ABD bile istenmediği bir yerde artık kalamaz. Mesela biz eğer karar verirsek, İncirlik ve Kürecik’i bir kaç günde boşaltırız.

KUŞAK VE YOL NEDEN ÖNEMLİ

Dünyanın geleceği pek çok insan kaynaklı risk ve belirsizliklerle doluyken, insan uygarlığında yeni bir dönemin inşası için kuşkusuz artık farklı bir yöntem gerekiyor.
Küresel ısınma ve iklim değişikliği, nükleer ve konvansiyonel savaş tehditleri, neo hurafe çağına ait sistemik siyasi ve toplumsal krizler tüm yerküreyi tehdit ediyor.
Kapitalizmin birinci küresel krizi 1873-1896 döneminde yaşandı. İkinci küresel kriz ise 1929-1934 arasındaydı. Her ikisinin de ardından birer dünya savaşı çıktı ve milyonlarca masum insan hayatını kaybetti. 2008 yılından beri de kapitalizmin üçüncü küresel krizini yaşıyoruz. Ve küresel bir savaş tehdidi her geçen gün kendini daha da çok hissettiriyor.
Dünyanın artık ne nükleer bir savaşa, ne vahşi kapitalizme, ne de onun yavrusu emperyalizme tahammülü yok.
İnsanlığın daha kollektif, daha kollektif çıkarlara dayalı bir işbirliğine ve ortak beka sorunlarına dayalı bir sisteme ihtiyacı var.

Gündeme alınması gereken şey, herkes için temiz su, sağlık ve gıda, yeni temiz ve ucuz enerji kaynakları ve yeni teknolojilerin etik ve eşit olarak dağıtımı, eğitim ve bilime yönelmek olmalı.
Gelişmekte olan ülkelerdeki alt yapıyı modernize edecek bir teklif olan Kuşak ve Yol, işte bunun için çok önemli bir fırsat.
Tüm uygarlıkların kadim anası olan Asya ile bütünleşmek, bölgeyle barışık ticaret ve işbirliğini geliştirmek şart.
Artık çok kritik bir kavşaktayız.
Ya eskisi gibi dünya savaşı, ya da sömürüsüz gelişmekte olan ülkeler arasında küresel bir işbirliği.
İşte ABD ile Çin arasındaki temel fark burada.
Kanımca Xi Jinping ve Çin Halk Cumhuriyeti bunu anlatmaya çalışıyor.
Kapitalizmin eşitsizlik mottosu ‘büyüme’ yerine toplumun tümünü ilgilendiren ‘kalkınma’ ifadesi kullanılıyor.
Bugün, 126 ülke ve 29 uluslararası örgüt Çin’le Kuşak ve Yol (BRI) işbirliği anlaşması imzalamış durumda. Çin ile katılımcı ülkeler arasındaki ticaret hacmi 6 trilyon doları aşıyor.
Bu sene Pekin’de nisan ayında düzenlenen Kuşak ve Yol Zirvesi’nden çıkan ortak bildiride, üç noktaya vurgu yapıldı: Ortak Refah, Yeşil Gelecek, Birlikte Kalkınma. Kimileri çıkıp bunlara “palavra, boş laflar” da diyebilir.
Onları suçlamıyorum.
Avrupa Birliği ve ABD’nin “insan hakları, demokrasi, özgürlükler” edebiyatının nasıl yalanlarla dolu olduğunu görünce böyle ifadelere güvenmek zor oluyor.
Son dönemde, Rusya ve Çin’in yeni emperyalist ülkeler olduğu ve Türkiye’nin de bunların ‘kucağına oturmakta’ olduğu edebiyatını yapanlara sadece şunu sormak istiyorum: Rusya ve Çin, şimdiye kadar hangi yalanı söyledi ve dediklerinin ne zaman tam tersini yaptı?
Başka sorum yok.

Etiketler

13 Yorum

  1. Sayin Vodinali,

    Veryasin TV’yi kardesim araciligiyla, Nihat Genc’in icinde bulundugu bir olusum oldugu ogrendigim icin okumaya basladim. Tek tek bu olusumdaki her yazarin yazisini okuyorum ve sizin bu yaziniz buradaki diger tum yazarlarin ve olusumun sayginligini malesef dusuren bir yazi olmus. Yukarida yapilan yorumlarin coguna katiliyorum ve detaylara girmek istemiyorum.

    Eger Turkiye’nin dusunce hayatinda bir ilerleme yapmak icin yola cikildiysa, sizi bu alayci (karsi ve esit derece hakli olabilecek goruslere karsi) tavirinizdan ve mutlakci gorusleriniz konusunda uyarmak isterim. Bu tarz saygisiz bir tavir sadece Veryansin TV’nin sayginligina golge dusurecektir.

    Yorumlara ve tepkilere de bakilacak olursa, Veryansin TV’nin Hüseyin Vodinalı’nin tutumu hakkinda ciddi bir degerlendirme yapmasini tavsiye ederim.

  2. Hayatın gerçeklerinin sizlere, “o tarafta veya bu tarafta” olmaktan başka seçenek sunmadığı durumlarda, “hayır biz ikisinden yana da olmayalım demek”; “Aman mevcut statükoyu koruyalım” demenin, üstü örtülü ifadesidir ve sahtekarlığın daniskasıdır.

    Açık açık “aman NATO’dan çıkmayalım, aman Amerika’nın kucağından inmeyelim” diyemeyenler, kalkmışlar burada “Çin de emperyalist, onlarla da iş yapmayalım, kendi göbeğimizi kendimiz keselim” diyorlar.
    Kesebiliyorsan kes, elini tutan mı var? Ama bunu yapamıyorsan, yapabilecek duruma gelene kadar ülken için en az zayiatla sonuçlanacak ortaklıklardan birini seçmek zorundasın. Kimsenin sana git “Çin’in kucağına otur” dediği yok.
    Bu güne kadar bir Amerika’nın, bir de Çin’in ülkene verdiği zarara bak; Eğer aradaki uçurumu göremiyorsan, zaten sen pusulanı yitirmişsin demektir, seni hiç bir rüzgar varmak istediğin limana ulaştırmaz…

  3. Su yazıyı midesi bulanmadan okuyacak şuur sahini bir insan düşünemiyorum. Tipik aydınlıkçı hamaseti ve yüzsüz bir Çinci propaganda. Müneccim şeyi yemiş gibi “ama çin emperyalistlik yapmayacak” teması halihazırda emperyalist pratiklerin en iğrenç örneklerine de göz kapamış. Uygurlardan bahsetmeyecekmişiz haspama. Bak sen. Üç milyon uygur cezaevlerinde tecavüze uğrayacak, aç bırakılacak ve organları satılırken biz susacağız. Neden çünkü bunun gibi ejderhanın yemlediği hamaset ehlimutlu mesut meydanda top çevirsin diye. Sizde onurun haysiyetin zerresi varsa Osman beye yönelttiğiniz ithamlar için utanır be özür dilersiniz. Ayakları yere basan kanıt ve argüman öne süremeyince perinçekçilerin ağzıyla hemen vatanı için kaygılanan komutanımıza ithamlarda bulunuyorsunuz. Bunun adı sahte ikilem taktiğidir. Çinci değilsek Amerikancıyız öyle mi? Edepsizleşmenin lüzumu yok. Ne Atlantikçi ne pasifikçiyiz. Türkiyenin geleceği için Rus be Çin emperyalizmine karşı da Amerikan emperyalizmi gibi karşı durmak zorundayız. Burada çinin propagandalarıyla beyin yıkamaya çalışan uyanıkların palavralarına karnımız tok.

  4. Sayın Vodinalı,
    Yazınız nesnel gerçeklere dayanmaktan ziyade öznel gözlem ve değerlendirmeler,e VP-TGB çizgisinin iddialarına dayanıyor maalesef. Sn. Başıbüyük’ün yazısında ise tespitler çeşitli referanslarla desteklenmiş durumda. Bunları ve benzer incelemeleri genelleyerek “kara propaganda olarak” nitelemek hiç de nesnell bir yaklaşım değil.. Çin’deki kapitalizmin son derece olgunlaştığı ve artık sermaye ihracı aşamasına geldiği, ise yadsınamaz bir gerçek. Lütfen Çin bankalarının uluslararası alandaki konumuna ve verdikleri kredilere bakınız. Özellikle Afrika’daki projelere verdikleri kredilere. (https://www.ide.go.jp/English/Data/Africa_file/Manualreport/cia_11.html ). Emekçilere ve haklarına yaklaşımı konusunda Honda ve diğer bazı çokuluslu şirketlere parça üreten Foxconn adlı firmada olanlar ile American Factory adlı belgeselde sendikalaşmaya karşı çabalarına bir göz atmak yararlı olabilir. Çin devlet başkanının söylemleri ve Anayasasında yer alan ifadeleri iddialarınıza destek olarak sunmanız ise Recep Tayyi Erdoğan’ın ve Trump’ın söylemlerini,, Anayasamız ve ABD anayasasında yer alan hak ve özgürlüklerle fiili durum arasındaki farkı akla getiriyor.

  5. Cin li komünistler ülkenein daha sosyalizmin en alt düzeyin insasinda oldugunu belirtiyorlar ve ülkenein geldigi gelisim düzeyine göre sosyal ve politik neticeler belirleyip ileriyi ona göre planliyorlar.Isbirligi yaptiklari ülkelere karsilikli kalkin prensiplerine uygun davraniyor ve sermaye ihraci yoluyla kendilerine bagli bir durum ortaya cikarmiyorlar. Cin, Marksizmin cin kosullarina uyarlamasini yapiyor ve bunu bilimsel tarzda acikliyorlar.Birlikte kalkinma priojesi insanligin yararinadir.
    Yazi olaylari carpitmadan ela almis.

  6. Çinliler kadar milliyetçi bir millet az bulunur. Kendilerin çok beğenirler. İşin acı tarafı küreselcilerin Çin’de yoğun faaliyet gösterdiği bu kadar ortadayken, Çin’in insanlık için birşey yapacağını ummak maalesef en iyi ihtimalle saflıktır. Acımasız kapitalizmin en yoğun olduğu yer Çindir.
    Beyaz yakalılar , günde 12-14 saat çalışmakta , sayıları 70 milyonu bulan milyonerlerin yanında , günlüğü bir kaç dolara çalışan yüz milyonlarca işçi ve köylünün sefil bir hayat yaşadığı , Amerika’dan çok daha acımasız bir sınıf ayrımının olduğu ülkedir aslında Çin… Amerika balla yenmez doğrudur. Ama Çin’in liderliğinde bir Dünya ancak Çinlilerin sömürgesi olur… Uluslararası düzeyde hukukun olmadığı Çin’in Uygur bölgesine yaptığı zulum ortadadır. Yok öyledir böyledir. Türkiye’ye gelen, Uygurlu öğrenciler ile konuşulsa yapılan zulmün, asimilasyonun boyutu ortaya çıkacaktır. Kimse kendini kandırmasın ….

    O yüzden tam bağımsızlık için Nükleer gücüyle , bilimiyle , tarımıyla , savunma sanayisiyle kendine yeten bir ülke olmalıyız…

  7. Buyursun gelsin, bâşım üstünde yeri var. Ne mal olduğumuzu en az Amerikalı dostlarımız kadar iyi bildiğinden yana hiçbir kuşkum yoktur. Öyle ki, yaptığı Türkçe neşriyatta nerede dizgi hatâsı yapılması gerektiğini, bizim derin gazete ve yayınevlerinin mürettipleri düzeyinde öğrenmiş (örnek verebilirim). Hem Amerika hem Rusya hem Çin, hepsi Anadolu halkının refah ve mutluluğu için.

  8. Osman Başıbüyük’ün yazısından yazılması tesadüf değilse ki değil; iki yazarında yazılarını dikkatlice okudum.
    Osman Başıbüyük, yazısında dört noktaya değiniyor. Çin’in borç tuzağı, işlerin Çinli firmalar verilmesi, askeri üstler ve Türkiye’ye etkileri.
    Bizim için en önemli olan Türkiye’ye olan etkileri; kabotaj kanunundan vazgeçilmesi, Türkiye’den geçecek trenlerden vergi alınmaması.
    Osman Başıbüyük’ün yazısı objektif olarak durumu değerlendiriyor.

    Hüseyin Vodinalı ise objektiflikten tamamen uzak. Yazılanlara verecek doğru düzgün bir cevabı olmadığından önce yazısının büyük bir kısmında Amerika’ya giydiriyor. İyi güzel, bizim için giydirmesi bir problem değil. Hiç bana Uygur, Tibet, Hong Kong demeyin diyor. Kendisi ABD’nin Çin’e yaptırımlarını anlamıyor ama iş Çin’e gelince nasıl anlayışlı bir insana dönüşüyor. Daha sonrada daha da küstahlaşarak, batılı kapitalist propaganda makinasının, Çin’e karşı kara propaganda yürüttüğünü yazıyor. Propaganda olarak bahsettiği şey, Osman Başıbüyük’ün yazısı olsa gerek, hem de veryansıntv’deki yazı. Veryansıntv’de Amerikancı oldu.
    Kendisi veryansıntv okuyucularını, tgb’li ergenlerle karıştırdığından, borç tuzağı hakkında komik iddia çünkü masaya oturulup anlaşma yapılıyor . diyor. Soruyorum, IMF Türkiye’ye borç verirken, acaba kalaşnikoflarla, roketatarlarla mı veriyor? Bu cümleyle TGB’li ergenler ikna olur anca.

    Ve bizim için en önemli olan Türkiye’ye etkisinden, Türkiye’nin Çin mallarından vergi almayacağı hakkında tek kelime edemiyor. Kobiler hakkında tek kelime yok.

    Veryansıntv okuyucusu, bunu yemez Hüseyin efendi.

  9. Borç tuzağı meselesine komik diyen yazar, muhtemelen “bir ekonomik tetikçinin itirafları” kitap serisini okumuştur. ABD ve Batı ülkelerinin şişirilmiş ve gereksiz altyapı projelerini, gelişmekte olan ülkeler ile 3.dünya ülkelerine nasıl da dolandırıcılıkla yedirdiğini itiraf eder.

    İkinci olarak, “Çin’in askeri üslendiği ülkeler zaten ABD’nin tehdidine karşı bu yola baş vuruyor ve istedikleri anda Çin’i topraklarından çıkarabilirler.” cümleniz hiç mi hiç gerçekçi değil. Sadece teoride öyle olsa da, pratikte bu işlerin nasıl döndüğü hakkında ABD örneği önümüzde duruyor. Askeri üs kuran ülke ile topraklarında kurulan ilke hiç bir zaman iki eşit ülke değildir. (pratikte!)

    Sonuç olarak, ABD yerine dünya liderliğine Çin geçebilir, bunda bir sıkıntı yok. Lakin Osman Başıbüyük’ün yazısında vurguladığı gibi, Türkiye kendi hinterlandına enerji harici mallar satarak ayakta kalıyor, üretimde dünyanın lideri olan Çin’in Türkiye’nin ihracat yaptığı pazarlara kolayca ulaşmasıyla bu pazarlar Çin mallarına kaptırılacak ve Türkiye’de üretim yapmanın ekonomik açıdan hiç bir manası kalmayacak. Bence en önemli husus burası.
    Partiniz sürekli “üretim devrimi” şiarını tekrarlayıp dururken , Türkiye’de üretim yapmayı anlamsızlaştıracak bir konuyu gündeme getirenleri batıcılıkla peşinen yargılamak abes kaçıyor. Trump’ın tweetleri sonrası gördük ki, bizim elimizi kolumuzu bağlayan en önemli husus içerideki üretim bitme noktasına geldiği için, ithalata bağlı ekonomidir.
    Dolayısıyla Çin, bizim yaramıza merhem olacak mı olmayacak mı?

  10. bir tek satırına bile katılmadığım bir yazı. sosyalizmi beceremeyip can havliyle ekonomisini neoliberal uygulamalara açan çin,,ekonomide dışa karşı kapitalist ilişkileri savunurken içeride dikta ile yönetilmekte.altı kaval üstü şişhane. kuşakyol meselesinide sayın başıbüyük rakamlarla yazmış. şişirme sloganist laflarla değil.salt gerçekleri yazalım,hayalleri değil.

  11. Hüseyin bey bu yazınız benim hiç aklıma yatmadı. Sanki somut verilerdense temennileri anlatan bir yazı olmuş.
    “Bugün, 126 ülke ve 29 uluslararası örgüt Çin’le Kuşak ve Yol (BRI) işbirliği anlaşması imzalamış
    durumda. Çin ile katılımcı ülkeler arasındaki ticaret hacmi 6 trilyon doları aşıyor.”
    Geçen gün zorlamadan dolayı çabucak bozulan bir asma kilidin yerine yenisini alacaktım. Sağlam bir şey olsun diye kale kiilit arıyordum 6 dükkan gezdim bulamadım ama çeşit çeşit çin malı kilitler vardı. İzmirin bir ilçesinde tüm dükkanlara çin malları yerleşmiş iken ticaret hacminin nekadar büyüdüğü ihtiyacımız olan bir veri değil.

  12. Bunu diyecegim hic aklima gelmezdi ama Çin dunyanin basina bela olacak abd yi bile aratacak.
    Gelecekte Rusya ve Abd , Çin’e karsi birlesirlerse hic sasirmayin ne de olsa haclilar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı