Köşe Yazıları

Çoğalan Türkçü Turancı dernekler üzerine

 

Bu yazıda son dönemlerde hızla çoğalan Türkçü/Turancı dernekler üzerinde duracağız. Son zamanlarda “Türkçü”, “Turancı” gibi isimlerle birçok dernek boy göstermeye başladı. Bunu doğal görmek gerekir. Çünkü Türkçülük günümüzde yükselen değer…

Özellikle gençler bu konuda çok sayıda soru soruyor ve bu tür derneklerde görev alıp almamak konusunda görüş istiyorlar. Herkese tek tek cevap vermek benim açımdan zor. O nedenle, herkesin kullanabileceği bir yol haritası çizmeye çalışacak, dikkat edilmesi gereken bazı kurallara dikkat çekeceğim.

Sevgili gençler, lütfen dikkatle okuyun.

***

Birinci kural: Öncelikle “ırk”, “soy”, “kan” gibi kavramları yüceltip “kültür”, “eğitim”, “terbiye” gibi değerleri kötüleyen hareketlerden uzak durun.

Kendini “ırkçı” olarak niteleyen, ırka vurgu yapan insanlara yüz vermeyin. Irkçılık, bütün dünyada ve uluslararası hukukta “insanlık suçu” kabul edilmiştir. Töremizde, kültürümüzde, inancımızda da ırkçılık yoktur ve ayıplıdır.

Milleti millet yapan birçok unsur vardır ama en önemlisi “mensubiyet” duygusudur. Mensubiyet ise ifade edildiği gibi bir “duygu”dur ve kültürle ilişkilidir. Kendini Türk olarak kabul eden, Türk kültürü ile kültürlenen, Türkçe konuşan, Türkçe düşünen, rüyasını Türkçe gören, Türklüğe bağlı olan herkes Türk’tür.

Türklüğe düşmanlık eden kişinin kanı, soyu Türk olsa bile soysuzdur, kansızdır, alçaktır. Türklükten de uzaktır. Böylelerini Türk saymak mümkün değildir.

Kültür, insanı insan yapan ve hayvanlardan ayıran birkaç farklı özelliğinden biridir. Kültürsüz insan olmaz. İnsan olmak, kültürlü olmakla doğru orantılıdır. O nedenle Türk kültürünü değersizleştirenlere karşı uyanık olmak durumundayız. Çünkü Türk kültürüne düşmanlık, Türklüğe düşmanlıktır. “Türk soyu yoktur” diyen soysuzlara karşı nasıl itiraz ettiysek, bugün de “ırk” kavramı üzerinden dava güden piyonlara da karşı duracağız. İkisi de farklı açılardan Türklüğü kemiren urlardır.

***

İkinci kural: Herhangi bir etnik veya kültürel gruba karşı nefret söylemi geliştiren, küfür eden, aşağılayan ortamlardan uzak durun.

Yıllardır PKK başta olmak üzere birçok yasadışı yapı “Kürtlük” üzerinden bir terör sürecini sürdürüyor; bu doğru. Ancak PKK en güçlü döneminde bile 50 bin kişiye ulaşamazken PKK’ya karşı silahlanan güvenlik korucuları 125 bin rakamına ulaşmıştır. Korucuların çok büyük kısmı Kürt kökenli kişilerden oluşmaktadır.

Diğer taraftan ülkemizde Kürtçe konuşan birçok aşiret Türkmen kökenlidir. Bununla ilgili Kayıp Türkler adlı kitabımda aşiretlerin bilgileri var. Bugün de doğu illerimizde Kürtçe konuşan aşiretlerin kurduğu “Türkmen” dernekleri (benim bildiğim kadarıyla) beş tanedir ve bunlar artma eğilimi göstermektedir. Bölgeden köklerini arayan çok sayıda kişiden ileti alıyorum ki, bunlar önemli gelişmelerdir. Dolayısıyla terörün önemli panzehirlerinden biri bu süreci desteklemek ve Türkmen kökenli bu aşiretlere gerçekleri hatırlatmaktır. Türkçülük kazanmaktır; kaybetmek değildir.

Bu aşiretler Türkmen kökenli olmasa bile suçlu olan Kürtler değil, terörizme bulaşmış olanlardır. PKK içinde hiç Türk kökenli kimse yok mu? Peki, bu unsurları ne yapacağız, nereye koyacağız?

Sadece Kürtlere değil, herhangi bir kültürel gruba karşı sistematik şekilde nefret söylemi sürdüren kişiler, doğru kişiler değildir. Bu tür ortamlar, iyi ortamlar değildir. Bunlara prim vermemek gerekir.

***

Üçüncü kural: Karar verici süreçlerde yer almadığınız ortam, oluşum ve süreçlerden uzak durun.

Karar verici olmadığınız her süreç kullanılmışlıkla biter. Bu his kötü bir histir. Özgüveninizi yıktığı gibi sizi de kendi içinizde değersizleştirir. Bazen de telafisi mümkün olmayan hatalar yaptırır. Başkasının ipiyle kuyuya inilmez, bunu unutmayın.

Özellikle sizi şiddete, suça ve yanlış işlere yönlendiren kişi ve oluşumların, güdümlü kişi ve oluşumlar olduğunu bilin. Bu milletin evlatları gereksiz yere ve dışarıdan yönlendirilen operasyonlarla birbirinin kanını çok döktü. Birbirine çok kıydı. Aynı hataları tekrarlamamak aklın gereğidir. Geçmişteki can sıkıcı olayları bir daha yaşamanın kimseye yararı olmaz. Geçmişte de olmadı, gelecekte de olmayacaktır.

***

Dördüncü kural: Hayat sadece siyah ve beyaz renklerden ibaret değildir. Arada onlarca gri renk vardır. Bu gri renklerde yaşamak sizi kusurlu, eksik biri yapmaz.

Temel ilkelerimiz etrafında hayatı ılımlı yaşamak her zaman daha doğrudur. Aklımız, mantığımız ve vicdanımız da bize ılımlı olmamızı söyler. Bizi sert davranmaya iten duygular; nefrettir, öfkedir, kindir. Bunlar ise iyi duygular değildir.

Anne ve babanıza kulak verin. Onlar her zaman sizin iyiliğinizi isterler. Sizin uçlarda yer almanızı istemezler. Bazen doğruları, yanlış bir dil ve üslupla ifade etseler de söyledikleri temelde doğrudur. Ailenizle tanışmaktan çekinmeyen, size doğruları anlatan ve tehlikelerden koruyan, sizin iyiliğinizi isteyen insanlarla iletişimde kalın. Sizi ailenizden koparan, aileniz aleyhine kışkırtan herkesten uzak durun.

Türkçü düşünce ve duruştan ödün vermeden, öfke ve şiddetten uzak durarak hayatınızı yaşamaya çalışın.

***

Türkçü olmak büyük bir erdemdir; keskin bir zekâ, sağlam bir öngörü ve derin bir kültür birikimi gerektirir. Türkçülük, zeki insanların meziyetidir; aptal kişiden Türkçü olmaz. Zeki ve kültürlü olmayan kişilerin Türkçülüğü sözdedir, çakmadır ve muhtemelen güdümlüdür. O nedenle Türklüğü kendi aklınızla ve iradenizle yaşayın. Karar verici süreçlerde yer almıyorsanız o işlere hiç girmeyin. Fikrinizin sorulmadığı, düşüncenizin değer görmediği oluşumlardan uzak durun, kimsenin piyonu olmayın.

Günümüzde birçok Türkçülük, milliyetçilik, Turancılık türü var. Önce Atatürk’ün benimsediği milliyetçilik anlayışını araştırın, okuyun, anlamaya çalışın. Ama farklı kaynaklardan… Bütün yazdıklarını ve söylediklerini gördükten sonra… Atatürk’ün Türkiye Cumhuriyeti’ne, Türk kültürüne, Türk milletine, Türk kimliğine, Türk dünyasına, Türk birliğine bakışını ve projelerini gördüğünüzde zaten başkasına ihtiyaç duymayacaksınız. Ancak dediğim gibi, farklı kaynaklardan okuyun ve Atatürk’ün bütün yazıp söylediklerine vakıf olun. Atatürk bu ülkede turnusol kâğıdı gibidir. Onu sevmeyen her kim olursa olsun ondan uzak durun. Bu da size önereceğim beşinci kural olsun.

***

Sevgili gençler!

Sizler Türk milletinin geleceğisiniz. Kendinizi ve ailenizi düşünmüyorsanız milletinizin geleceğini düşünün ve geleceğinizi heba etmeyin. Çok çalışın, çok üretin ve yetenekli olduğunuz alanda Türk milletinin geleceğine katkıda bulunun. Bu milletin yeni Hacı Bektaşlara, Yunuslara, Mimar Sinanlara, Piri Reislere, Atatürklere, Aziz Sancarlara ihtiyacı var.

Unutmayın: Türklük sizinle var olacak ve sizin çalışkanlığınız ölçüsünde yükselecek.

Türkçü boş ve zararlı işlerle uğraşmaz; Türkçüyseniz, aileniz, milletiniz ve insanlık için çalışın. Yani Türkçülüğün gereğini yapın…

8 Yorum

  1. Çok güzel bir yazı, elinize sağlık. İnsanın hiç bir dahli, etkisinin olmadığı şeylerden dolayı övünmesi veya yerinmesi kadar anlamsız bir şey olamaz. Irk, soy, etnik köken de böyle bir şey. Hindistan’da doğup “dokunulmaz” kastına mensup biri de olabilirdik, İngiliz kraliyet ailesine mensup biri de. Milliyet kavramını bir his, duygu ve kültürel bağlılık olarak ele almanıza da kesinlikle katılıyorum. Babam Arnavut, annem Kürt. Ama annemin babası Kürt, annanem İnebolu’lu, babasını Çanakkale’de şehit vermiş. Bu topraklardaki bir çok kişi gibi, öyle değil mi. Ama kendimi hep Türk hissettim, elbette kültürel, ortak değerler anlamında, yine bu topraklardaki hemen herkes gibi, öyle değil mi. Söke’ye amcamı ziyarete giderdik, Arnavut’ça konuşurlardı. Dedem annaneme “çiçiklerini yiyim” diye takılırdı hep, Kürtçe bir deyim, hadi burada anlamını söylemeyeyim. Atatürk ile ilgili dediklerinize de katılırım. Sadece küçük bir not eklemek isterim. Bu ülkede Atatürk’ün şahsı ile ilgili problemi olan çok fazla kişi yoktur kanaatimce. Sorun daha çok Atatürk’den sonra gelenlerin Atatürkçülük adına yaptıklarında. Ama maalesef faturası Atatürk’e çıkarılıyor. Tıpkı bir kesimin İslâm’ı kendi çıkarları için kullanmaları gibi. Ama maalesef faturası İslâm’a çıkarılıyor. Ne Atatürkçü’lüğümüzü, ne milliyetçiliğimizi ne de dindarlığımızı ölçen bir alet icat edilmedi, edilemez de. Ama görünüşte herşey olabiliriz. Burada küçük bir parantez açmak isterim. Şeytanın Avukatı adlı bir film vardı. Avukatın annesi dindar bir Hristiyan, şeytan annesini kandırıp ilişkiye girmiş, bir kız doğmuş, avukatla bu kızı, yani kendi kız kardeşi ile birleştirip anti Christ’in doğumunu gerçekleştirecek, şeytanın planı. Avukat annesine gidiyor, böyle bir hatayı nasıl yaparsın diye soruyor, nasıl olur da bu adamla (şeytanla) ilişkiye girersin. Dindar Hristiyan annesinin cevabı: “He knew the Bible by heart”, İncil’i tüm kalbiyle biliyordu. Parantezi kapatıyorum. Ne kadar tanıdık bir ifade, ve tanıdık bir durum, değil mi.

    Yanlış bilmiyorsam Atatürk’ün şöyle bir sözü var. “Vatanını seven, işini iyi yapsın”. Bir de şöyle bir hadis var. “En hayırlınız, insanlara en faydalı olanınızdır”. Ne kadar benzeyen iki söz. Ve somut, nesnel, ölçülebilir.

  2. Kurt sorunu var demek ingiliz cumlesidir..Gercekten yoktur..Ama pkk sorunu vardir, bitmek uzeredir..Onlarin siyasi uzantisi hdp sorunu vardir..Bitirilmek istenmemektedir..Hatta ittifak edilmektedir..Sorun bu kadardir..

  3. Ali Rıza hocam, elinize ve aklınıza sağlık. Son derece sade bir üslup ile önemli bir meseleyi ele almışsınız. Genç arkadaşlarımıza rehber olabilecek bir yazı olmuş. Teşekkürler.

  4. türk diye bir ırk yoktur diyerek önce onlar başlattı! biz de var mı yok mu gösteririz diyoruz ne var bunda? kürt türk kardeştir safsatasıyla bu günlere geldik! pkk sorunu vardır dedik! ama şimdi sorunun kendisi kürt’tür zira kürt türk’ü yok etmeyi kendisine ilke edinmiştir diyoruz! bunu deneyimlerime sayanarak söylüyorum!
    sadece kürt olmaları da gerekmiyor bölgecilik de yapıyorlar! kürt olmasa bile o bölgeden o illerden çıktıysa çıkamaz olası türk olduğum için bana ırkçı bir düşmanlık güdüyor!
    ben de türk ırkı mensubu olarak kendi varlığımı korumaya çalışıyorum!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı