Köşe Yazıları

Covid-19 tedavisinde kaos!

Dünyada da bizde de hastalıkları, semptomlarını tedavi etmeye indirgeyen bir hekimlik anlayışımız var. Bu anlayışın büyük zararlarını konuşma zamanımız geldi, geçiyor. Buna ister aşırı tedavi deyin, ister gereksiz ilaç deyin ben buna körlemesine tedavi diyorum. Neyin neden geliştiğini yorumlamadan, vücudun savunma mekanizmalarını bilmeden, ilacın ya da aşının faydası ve zararları arasındaki dengeyi gözetmeden yapılan her tedavi körlemesinedir. Bu terim enfeksiyon hastalıkları için de geçerlidir.

Dünya bir virüs enfeksiyonu salgınıyla baş başa. Dünya Sağlık Örgütü’ne (DSÖ) 200 üzerinde ilaç başvurusu olduğu söyleniyor. Bu ilaçların uygulamaya girmesiyle kaos derinleşecek. Tedaviler sonrası yeni geliştirilen ilaçların olumlu, olumsuz etkilerini belki de yıkımlarını konuşuyor olacağımız da mutlak. Zira şimdiden Covid-19 salgınında önerilen tedavileri stratejileri bile birbirini yalanlıyor durumda. Peki ne gerçek, ne yalan nasıl ayırt edeceğiz?

Covid-19 enfeksiyonunun temel semptomlarından birisi ateştir. Ateş diğer semptomların görülme oranına göre en yüksek olup, her yüz hastanın 88.6’sında gözlenir. Diğer belirtileri öksürük, kas ağrısı, yorgunluk, nefes darlığı, baş ağrısı, baş dönmesi, ishal, bulantı, kusma ve koku kaybı olarak sıralayabiliriz. Bu belirtiler içerisinde en sık görülen ve ürkütücü olan ateşe olan yaklaşım son derece önemlidir.

Bilindiği üzere Covid-19 enfeksiyonundan ölümlerde yaşlılar öncelikle risk grubunda. Yaşlılarda Covid-19 enfeksiyonu tıpkı diğer akut hastalıklarda görüldüğü gibi tipik belirtiler göstermez. Enfeksiyon hastalığının kardinal belirtisi olan ateş, hastaların %20-30’unda ya yoktur ya da çok hafiftir. Ateşin olmaması veya hafif olması sıklıkla teşhiste gecikmeye ve yanılgıya neden olur. Tipik olmayan belirtiler nedeniyle teşhiste gecikme ve uygun tedavinin başlanmaması yaşlılarda ölümün yüksekliğinin önemli faktörlerinden biridir. Yaşlılarda ateş cevabı yerine hastalığı işaret eden en önemli parametreden birisi yaşlının zihinsel fonksiyonlarında değişimdir. Daha önce etraftaki hareketliliği takip eden, çevresindekilerle iletişim kuran bir yaşlının çevreye ilgisinin kaybolması ve iletişim kurmaması oldukça ciddiye alınması gereken bir belirtidir.

Ateşin hangi bölgeden alınacağı da önemli bir ayrıntıdır. Yaşlı hastalarda ateşin en sağlıklı ölçümü rektal yolla alınan ölçümlerdir. Ancak rektal ölçümler konforsuz bir yaklaşım olması nedeniyle pek tercih edilmiyor. Yaşlılarda yapılan çalışmalarda, rektal ölçüme en yakın ölçümün ağızdan alınan ölçümler olduğu biliniyor. Koltukaltından ölçümün ateşin tespiti kapasitesinin daha düşük olduğu da biliniyor.

Uygulanabilirliği kolay olması sebebiyle Covid-19 enfeksiyon semptomlarının taranmasında termal ateş ölçerler kullanılmakta. Termal ölçerlerin hassasiyeti kabul edilebilir seviyede. Rektal ölçümde 37.7 oC ve üstü, termal ölçümlerde 37.2 oC ve üstü ateş eşiği olarak alınmalıdır.

Yaşlılarda enfeksiyon olmasına rağmen ateşin olmaması ya da hafif olması ile prognoz arası ilişki hayli önemli. Ciddi bakteriyel, viral veya mantara bağlı enfeksiyon olmasına rağmen ciddi boyutta ateş gelişmemesi yaşlı hastaların prognozunun kötü olduğunun bir göstergesi.

İşe ateşin tedavisi konusundaki tartışmalardan başlayalım. Eğer Covid-19’un tedavisindeki haberleri izliyorsanız ibuprofen tartışmalarına tanık olmuşsunuzdur. Bazıları ibuprofen’in Covid-19 enfeksiyonunu hızlandıracağını söylerken bazıları da hiçbir riski yoktur diyor. Örneğin Fransa Sağlık Bakanı, halka yaptığı açıklamada Covid-19 enfeksiyonunda oluşan ateş ve kas ağrısı gibi semptomları baskılamak için ibuprofen kullanılmamasını yerine parasetamol kullanılmasını tavsiye etti. Ancak bakanın açıklamalarını bazı sağlık otoriteleri eleştirdi; DSÖ’den CNN’e konuşan sözcü Tarik Jasarevic, tartışmayı izlediklerini ancak toplumsal bazda bir klinik çalışma olmadan yapılan bu açıklamanın doğru olmadığını söyledi. Yine ABD’de Ulusal Enfeksiyon Hastalıkları Enstitüsü benzer açıklamalar yaparken, Avrupa Tıp Kurumu, bu ilacın su çiçeği hastalığını kötüleştirmesi ve bakteriyel enfeksiyonları azdırması nedeniyle bu ifadeleri kullandıklarını belirledi. Görüldüğü üzere farklı kurumlar sadece ilaçları hedef alırken ateşin tedavisini tartışmadı. Tartışmayı aslına çevirmeden olguyu ilaçlar etrafında toplamamıza bilerek ya da bilmeyerek neden oldu.

Ancak tartışmayı ateşin tedavisi boyutuna çekmek zorundayız. Ateş düşürücü ve ağrı kesici ilaçların, vücudun savunma mekanizması olan ateşi baskılayarak sorun yarattığını bilmek zorundayız. Artmış vücut ısısı yoluyla vücuttaki patojenlerin saldırganlığının baskılandığını ve öldürdüğünü bilmek zorundayız.

Vücut ısısının yükselmesi, enfeksiyon hastalıklarıyla mücadelede en önemli hücre grubumuz olan ak yuvarların virüslerle yüklü hücreleri tanıyıp öldürmesi için bir aracıdır. Ateş düşürücüler vücudun bu hayati önemli stratejisini bozarlar ve enfeksiyonun daha uzun sürmesine ve daha fazla hasar yapmasına neden olurlar. Birçok çalışma, ateşi tedavi etmenin, hastalığı uzatacağı ve azdıracağında hemfikirdir. Ateşli dönemde alternatif yaklaşımlar, ateş çok yüksek seviyelere çıkmadığı sürece beklenilmesi, yatak istirahati sağlanması, çok su içilmesi ve terleyerek toksin atılmasını önerir. Bu tedbirler çocuklar için de geçerlidir. Özellikle çocukların enfeksiyon hastalıkları tedavisi sırasında ailelerin tek odaklandığı şey ateştir. Aileler genellikle ateşi düşürdüklerinde her şeyin yoluna girdiğini düşünecek kadar bilgisizdirler; doktorları bu yönde baskı altında tutarlar ve çocuklarına iyilik yapmazlar. Ailelere anlatılması gereken şeyler, ateşin hastalığın seyrini kötüleştirdiğine dair genel yargının yanlış olduğu ve ateşe bağlı uzun süreli nörolojik komplikasyon yaratmadığıdır.

Surg Infect adlı bir dergide ateşin tedavisine yönelmiş bir yaklaşımın yarattığı vahim tabloyu belgeleyen geniş çaplı, oldukça önemli kontrollü bir çalışma mevcut. Çalışmada kritik seviyede enfeksiyon hastalığına bağlı ateşi olan iki gruptan birine ateş 38.5 oC üzerine çıkar çıkmaz asetaminofen verilmiş ve soğuk uygulamalar yapılmış. Diğer grupta ise ateş 40 oC üstüne çıkmadığı sürece müdahale edilmemiş. Çalışmanın sonunda ateşe odaklı tedavi alan grupta hastalık daha uzun sürmüş ve ölüm oranı çok belirgin bir şekilde yüksek bulunmuş.

Toplumsal bazlı bir başka çalışma sonrası şu kanıya varılmış. Toplumsal geçişli pnomonilerde eğer ateşiniz 37.8 C üstünde ve beyaz küre sayınız 10 bin üstünde ise ölüm oranı % 4’dür. Her ikisi de gelişmediyse ölüm oranı % 29’dur. Bu çarpıcı çalışma ateşin vücudun en sağlam direnci olduğunu göstermede mükemmel bir saptama yapmıştır.

Ateşi yükseltmenin olumlu etkisini gösteren bir başka çalışma hayvanlarda yapılmış. Karın zarı iltihaplanan farelerin ateşi yükseltilerek yaşama şansları % 0’dan % 50’ye çıkarılmış.

Yine insanlarda yapılan kontrollü bir çalışmada ibuprofen kullanılmış; ibuprofen vücut ısısını ve metabolik hızı düşürmesine rağmen hastaların hayatta kalması yönünde hiçbir olumlu etki yaratmamış.

Covid-19 tedavisine yönelik elimizdeki verilerin son derece sınırlı olduğunu biliyoruz. Araştırmacılar pazılın parçalarını bir araya getirmeye çalışmaktalar. Çin’den yapılan yeni bir çalışmada oldukça çarpıcı tespitler var. Çalışmada Covid-19’un yüksek ısıya son derece hassas olduğu soğuk iklimlerde daha hızlı yayıldığı gösterilmiş. En hızlı yayılmacı etkisinin ise 9 oC altındayken göstermiş.

South China Morning Post’a açıklama yapan Beyrut Amerikan Üniversitesi İnfeksiyon Hastalıkları Bölümü Başkanı Hassan Zaraket’ın iddiasına göre havalar ısındıkça virüsün hareketliliği ve bulaşıcılığı azalacak; bu da bulaş zincirini kırarak, enfeksiyon zincirini kıracak.

Bugünün hekimleri Covid-19 tedavisinde eski ilaçlarla birlikte yeni geliştirilen onlarca ilacın etkisini tartışmaya devam ediyor. Bu hekimlerin çoğunluğu enfeksiyon hastalıklarıyla başa çıkmada vücudun savunma mekanizmalarını ve yönetimini tartışmadan doğrudan ilaç konusuna girmeleri son derece dramatik. İnsanların daha ateş ölçme pratiği gelişmeden, birtakım ilaçlarla savunma mekanizmalarını kırmaları, toksik ilaçlara maruz kalmaları günümüz tıbbının en önemli sorunu. Günümüzün tıbbı ilaç dışındaki her öneriye karşı ve yargılayıcı. Öyle ki enfeksiyon kapmış insanların semptomları kontrol altında olanlara sıcak banyolar yapın, ateşe belli bir seviyeyi geçmeden müdahale etmeyin diyemiyoruz. Dediğimizde karşımızda ilaç lobisini, hatta DSÖ’nü bile bulmaktan korkuyoruz. İnsan vücudunu tanımadan, savunma mekanizmalarını tartışmadan yapılan tıbbi uygulamalar ve öneriler devam ettiği sürece ilaç sektörü kazanmaya, insanlık kaybetmeye mahkumdur.

Etiketler

7 Yorum

  1. Sn. Hocam,
    Her yazınızı büyük bir ilgiyle okuyorum. Gerek değinilen konular gerekse sağlık alanında Ulusalcı bşr bakış açısıyla yaptığınız analizleriniz,,ve önerilerinizi çok önemli buluyorum. Ancak sıcaklıkların yükselmesinin salgınla savaşa yardımcı olabileceği görüşünde değilim. Çünkü hastalığın ciddi şekilde etkilediği bazı ülkelerde sıcaklıklar 29-33 dereceler arası seyrediyor ve yolun başındalar.
    Bir de hocam güzel Türkçemisizde karşıkığı olan kelimeleri yabancı kökenlilere tercih etmemiz daha iyi olmaz mı? Hele gazetelerin tv’lerin hali ortada iken.
    Elinize sağlık, saygılar.

  2. Şubat ayının başında bana musallat olan ağır bir grip geçirdim! Burada, hocamın “ateş” hakkındaki görüşlerini destekler nitelikte, 3 gün hiçbir ilaç almadan, yatakta sadece yüksek ısıda terleyerek yattım! Sonunda grip geçti gitti, sağlığımız yerinde şükür ki…
    Teşekkürler hocam…

  3. Sevgili hocam,
    Her zamanki gibi yine muhteşemsiniz…
    Yazilarinizi buyuk bir keyifle okuyorum, dogru bilinen yanlışlara yine ışık tutmuşsunuz.
    Elinize, emeginize saglik,
    Saygılarımla..
    Neval KAYA DEMİRALP

  4. Bireyin hastalığı ile ilgili önerileriniz mutlaka dikkate alınmalıdır. Bugün karşı karşıya olduğumuz Covid-19 pandemisi, insanların sağlığı ile direkt alakalı olduğu için tıbbi bir mesele olmakla birlikte bununla baş edebilmek için Tıp yetersiz kalmaktadır. Pandemilerde hastanın ateşini düşürdün de ölüm oranını yükselttin böylece pandemiyi azdırdın diye bir şey söz konusu olamaz ancak Umre’den dönenlerde yaptıkları; ateşi düşürerek insanların teşhisini ertelemek bireysel değil insanlığa karşı cinayet teşebbüsüdür… her ne kadar Abd ve Avrupa kaynaklı hasta girişi olmuş olsa da bizi bugünkü felaket tablosuna getiren hasta grubu kontrolsüz şekilde Yurda soktuğumuz Umre ziyaretçileridir maalesef.
    Dünyada hiçbir ülke sürekli pandemik alarm içinde değildir ancak biz Hıfzısıhha sistemi ile en hazırlıklı ülkelerden birisiydik ta ki bu sistem ortadan kaldırılana kadar… o sistem bu durumlarda sadece tıbbi çareler için uğraşmaz aynı zamanda toplumun nasıl davranması gerektiğini de organize eden bir özelliğe sahipti. Felaket anında toplum sağlığı cahil siyasetçilerİn eline bırakılmadığı gibi artistlik peşinde koşan gereksiz akademisyenlerin eline de bırakılmazdı…
    Şimdi artık bireysel bilgi ve beceriler hiçbir bireyi kurtarmak için yeterli değil ancak toplum olarak sorumlu davranabilirsek topluca bu işin içinden çıkabiliriz. İnat edersek bedeli katlanarak artacaktır… Sağlıcakla kalınız

  5. Çok aydınlatıcı bilgiler içeren bir yazı.Ateşin belli bir sınıra kadar vücudun savunmasını sağladığını bir kez daha hatırlamış oldum.Elinize sağlık.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı