Köşe Yazıları

Dinsel Tanrı’ya karşı sivil Tanrı arayışı olarak Deizm

İnsan, parçası olduğu doğa ile ilişkisini, hemen her çağa göre farklılık gösteren felsefi paradigmaların ifade ettiği anlamlar üzerinde şekillendirir. Doğa, insan karşısında bazen doğrudan bir nesne ya da özne olurken, bazen insan onun karşısında doğrudan nesne ya da özne olabilmektedir. Çağlara göre değişebilen bu karşılıklı özne-nesne ilişkisi, ya aracısız, doğrudan, ya da bir aracı ile, dolaylı olarak gerçekleşir. Ancak nasıl olursa olsun, insan var olalı beri doğa ile ilişkisini öyle ya da böyle sürdürmektedir.

Kartezyen devrim aslında özellikle  teolojik bilgi kuramının ve yöntem bilimin reddiydi. Artık modern Tanrı, modernite öncesi Tanrı’dan bambaşka bir “şey” idi.[1]

Doğrudan ilişki, Antikçağ ve Modern çağda daha belirgindir. Dolaylı olanı ise, daha çok Ortaçağlara ve paradoksal olarak postmodern dönemlere özgü sayılabilir.

İlki, mantıksal olgucu, bilimsel yönteme dayalı bir ilişki biçimini doğurmuştur. Başka bir deyişle, Antik Çağ doğa bilgisi, modern çağın doğa bilimini esinlemiştir diyebiliriz. İkinci tür ilişki, Tanrı ya da bir kutsalın aracılığıyla kurulur. Gerçi, Antik Çağ’da  Tanrı ya da tanrılar, insanın doğa ile ilişkisini kurmada önemli aktörler olarak anılır. Ancak, doğayı, o dönemin olanaklarıyla gözlem ve deneyin nesnesi olarak kabul etmek, tanrısal aracılıktan çok, aracısız bir karşılaşmayı dile getirir. Oysa doğayı Tanrı ya da Tanrı’yı temsil eden kutsal elçiler, vahiyler, tanrısal esinler, ilahi esrime ve vecdler yoluyla “bilme” ve anlama”ya dönük girişimler, felsefe ve Dinler Tarihinin, hatta Din felsefesinin ortaklaşa konu edindikleri Teizm, Ateizm ve Deizm gibi birbirinden farklı inançsal ve eylemsel örgütlü akımları oluşturmaktadır. Birbirinin aynı olmayan bu akımlar, onama ya da yadsıma yönelimleri bakımından, din olgusunu kaynak olarak almada ortaktırlar.

Teizm, Deizm ve Ateizm  Din Felsefesi, Dinler Tarihi ve genel olarak felsefenin ortak sorunlarını oluşturan akımlardır.  Din, felsefenin temel sorun alanı olduğuna göre, dinle olumlu veya olumsuz bir ilişkiyi örgütlü bir teistik inanç, deistik inanç ve ateistik inançsızlık da doğal olarak felsefenin anılan bilimlerle paylaştığı problemlerdir.

Teizm, insan-doğa ilişkisini, Tanrı ile kurar. Ama Tanrı’dan başka, O’nun ilahi buyruklarını içeren sistemli bir din ve bu dini, O’nunla insanlar arasında dolaşıma sokmakla görevli bir Tanrı elçisi de vardır. Tanrı’ya, gönderdiği vahyi ve bu vahye aracılık eden elçiyle birlikte inanan, eylem ve davranışlarını bu inancı doğrultusunda gerçekleştirmeyi amaçlayan insan, teist demektir. Teist, doğa ile ilişkisini Tanrı aracılığıyla kuruyor görünse de, Tanrı’nın buyrukları ve elçisini görmezden gelemez. Tanrı’ya ulaşmak için bile bu ikincil aracılara başvurmak zorundadır.

Ateizm, ilk bakışta Teizmin karşıtı gibidir.  Ortaçağ’ın sistematik teolojisinin en iddialı eserlerinden biri olan Summa Theologiae’nin yazarı olan ve teolojik zihninin etkileyici selefi Aziz Augustine’i bile gölgede bıraktığı düşünülen Aquinalı Thomas, Tanrı’nın deney üstü olduğunu daima vurgulayarak Tanrı’ya içerik biçilmesini kesin olarak reddetmiştir.  Ateizmin Teizme yönelttiği önemli eleştirilerden biri tam da budur, yani Tanrı’ya içerik biçilmesi: “Tanrı’nın var olduğunu beyan etmek, Tanrı’nın ne olduğu hakkında bir şey söylenmedikçe içerikten yoksun kalır.” [2] Doğa-insan ilişkisi, Tanrı ya da O’na ait ilahi emirler ve bu emirleri Tanrı’dan getiren elçiye bağlanarak kurulmaz. Doğrudan doğaya ulaşabildiği düşünülür. Ateist, Tanrı’nın “var olmadığı”na kesin olarak inanmasa da, “var olduğunu”nu bilmediği kadar, “var olmadığı”nı da eşit ölçüde bilmeyen insandır. Bu gerilimli durum Bertrand Russell’da somut örneğini bulur: Ateizmle agnostisizm arasında bazen silinen, bazen de belirginleşen bilgi-inanç arasındaki gelgitler. Bu gelgitler, Tanrı-olmaksızın kurmayı düşlediği doğa ile ilişkisi için Ateiste dingin bir ruh hali bağışlamayacaktır. Ateizm, bilgi-inanç çatışmasının en şiddetli olduğu bir doğa-insan diyalektiğidir. Ateist, “Tanrısız” bir doğa-insan ilişkisi kurmayı düşlemek için, Ateizmi, “”karşıt-teoloji” veya “karşı-din” gibi savunma çabasıyla zaman kaybetmektedir. Teizme karşı anti-teizme, hatta anti-deizme yol açabilecek bir reddiye peşindedir. Reddiye üzerine, içeriksiz bir karşı-reddiye bina edilemez. Başka bir deyişle Ateizmden alternatif bir din, düşünce sistemi ya da ideoloji yaratılamaz.

Ateizm ve Deizm zorunlu olarak tek bir felsefi veya dini kimliklerle ilişkili görülmemelidir. Ateizm, Batı kültürünün merkezi kavramlarından biridir. Ancak Hristiyan teolojiye gönderme yapan giriş niteliğinde veya özel olarak yazılmış kitaplar tarihsel olarak gayri sahih ve kavramsal olarak da karışıktır. Ateizm David Hume, Derida ya da Kristeva gibi filozoflar tarafından temsil edilen felsefi bir duruştur.  Tarihte tüm ateistlerin bağlı oldukları belli, sistemli ve tanımlı hiçbir ideoloji yoktur.  Ateizm, farklı kültürlere göre anlamı değişen çağrışımlara dayanır. Kimi kültürlerde halk dininin inkarı, kimine göre teknik bir felsefi duruş olarak Teizmin inkarı ya da doğaüstü varlıkların egemenliğine karşı insani otonominin savunulması şeklindedir. Şu halde Ateizm her zaman Teizmin reddi ile ilintilendirilemez. Çünkü bu Ateizmi özel bir ilahi kavrama bağlar. Ateizm, ilahi varoluşa karşı olumsuz bir duruş ve tutumla ilişkilendirilebilir. Ateist, ilahi olanı kutsal olan anlamında sempatiyle karşılayabilir.[3] Bu durumda bir ateist, felsefi anlamda “inançsız”, “Tanrısız” olarak nitelenemeyecek paradoksal bir tutum sergilemektedir. Üstelik değişen anlamları dikkate alındığında henüz kuşku düzeyini bile tam geçmemiş ateist tutumun en katı teolojilerde bile “kafir” olarak adlandırılması göründüğü kadar kolay verilecek bir yargı olmayabilir. Çünkü Ateizmin “berisi”,  Deizmdir.

Ateizm gibi Deizmin de tarihsel süreç içinde anlamları değişmiştir.

Din olgusunu teolojik ve felsefi açılardan ele alıp eleştiren bu akımlar, her ne olursa olsun, (usla) gerekçelendirilmiş söylemler ve, “aydınlanma”yı karakterize eden insani durumun geliştirilmesi için gerçekleştirilen bu akılcı girişimler İngiltere’de dinsel bir çerçeve içinde meydana gelmiştir. İngiliz deistler herkese açık bilimi izleyenlerin bir parçasıydı.[4] Deizmin diğer anavatanı Fransa’dır. Fransa, İngiltere ve  diğer yerlerdeki “Aydınlanma”nın tipik bir dinsel tavrı olan Deizm, kısa bir zaman için Fransız İhtilali’nde Mutlak Varlığa ibadetin resmi olarak kurumlaşması idiyse de,  hiçbir zaman  genel anlamda bir din değildi. Deizmin ne olduğunu kısaca ortaya koyacak yeterlilikte bir tanımı yoktur. Ancak Deizmi pozitif (kurucu) ve negatif (eleştirel) olmak üzere iki yönden incelemek mümkündür. Pozitif olanı, Tanrı’ya inanmayı zorunlu olarak gerektiren yöndür. Negatif olanı ise, Hristiyanlığa ve Kiliseye yönelik eleştirileri içerir.[5]

Deizm, başlıkta belirttiğim gibi, Teizmin ötesinde, Ateizmin de berisindedir. Deizmin çoğunlukla, bu iki akımdan biri veya diğeriyle karıştırılması bu nedene bağlanabilir. Oysa Deizm, ne Teizm ne de Ateizmdir.

DEİZM NEDİR?

Teizmin ötesi ile Ateizmin berisinde yer alan Deizm nedir öyleyse?

Deizm, birden fazla tanımlara sahiptir. İki temel kullanımından söz edebiliriz. İlkin, Deizm, Tanrı’nın evrenle ilişkisi olmadığını savunur. Ama O, evrenden sorumludur. Ancak bu sorumluluğun ne olduğunu anlatan, sınırlarını belirleyen ya da bize bildiren bir ilahi buyruk, kutsal bir kitap ya da Tanrı elçisi yoktur. Tanrı vardır, demekle, Ateizmin berisindedir. Tanrı vardır ancak, gönderdiği herhangi bir din ya da elçisi yoktur; bu nedenle insanın yakarmaları ve O’na bağladığı umutları yanıltıcıdır, yararsızdır demekle de Teizmin ötesindedir.

Deizmde varlığı kabul edilen ama dinlerde öykülenen işlevleri olmayan Tanrı “evsiz ev sahibi” yani “absentee landlord”dur. Thomas Hardy’nin meşhur şiiri “Unutulmuş Tanrı” bu durumu resmeden bir örneklemedir. Açıktır ki Deizm Teizmin bir formudur.[6]

Bireysel bir tutum ve inanç olarak kökleri insanlık kadar eskiye dayanan Deizm, salt Tanrıcı bir teoloji olarak XVII. Yüzyılda bazı düşünürlerce temsil edilmeye başlamıştır. XVII. yüzyıldan XVIII. Yüzyıla doğru bir gurup din düşünürleri tarafından sıklıkla kullanılmaya başlamıştır. İngiltere ve sonra Fransa Deizmin ilk ortaya çıktığı ülkelerdir. Teizm ve Ateizm için de aynı ülkelerin başlangıç noktası olması rastlantı değildir. Bu yüzden de Deizm, Teizmin ötesinde, Ateizmin berisindedir.

Peki, Deizm  neden ortaya çıkmıştır?

İslam düşüncesi tarihinde akıl-vahiy uyumu, akılla vahyin çatışmayacağı teorisi VIII. Yüzyıldan beridir tartışılmaktadır. Bu tartışma Hıristiyan dünyasında XVII. Yüzyılda başlamıştır. Ne ki XIV. Yüzyılda İslam felsefenin sönmesi, adı konmamış deistik tartışmaları  Modern felsefenin başladığı yüzyıllara kadar yaşatamamıştır.  Batı’daki büyük Rönesansın ilham kaynağı olan İslam Rönesansı, akıl-vahiy, din-felsefe ilişkisinde uyum gören modern düşüncenin Hıristiyan Batı’da devam etmesine yol açmıştır. Deism tartışmaları XVII. Yüzyılda, İslam dünyasından devralınan bu akıl-vahiy, din-felsefe bütünlüğü tezlerinden  büyük ölçüde etkilenmiştir. Başka bir deyişle, akıl-din ilişkisi, insanın Tanrı dışında herhangi bir dine ihtiyaç duyup duymayacağı tartışmalarıyla Deismi gittikçe çekici hale getirmiştir. Buna göre akıl, her şey için bir mihenk taşıdır. Dinsel geçerliliğin ölçüsü, din değil,  her şeyin ölçütü olan akıldır. Din ve etik, doğal fenomenlerdir. Doğaüstü, gökten inme olduğu savlanan vahiy ve dogmalar gereksiz ve akıl-dışıdır.  Bu nedenle insan,  ihtiyaç duyduğu zorunlu etik ve dinsel kılavuzu doğada bulabilir. Doğa Tanrı kavramının yerine geçse de, salt adlandırma sorunu yüzünden bir deist, “Tanrısız”, ya da “dinsiz” olarak nitelendirilemez. Çünkü Deizm, Teizmin “ötesi””dir. Bir başka deyimle, belki de Teizmden daha “tanrıcı” diyebileceğimiz anlam çeşitliliğini taşımaktadır. Çünkü Deizm kavramı sanıldığından çok daha karmaşıktır. Farklı bağlamlarda farklı anlamları vardır ve hiç kimse bir deistin neye inandığını bilemez. Bildik tanımlar genellikle yanlıştır.

Bazı durumlarda Deizm, vahyedilmiş dine ihtiyaç duymayı reddeden insanların düşüncesi anlamına geliyordu. Bununla birlikte tarihçiler Deizmi, tek, spesifik ve kendi sınırlarına çekilmiş felsefi bir yaklaşım ve herhangi birinin benimsediği yeni dinsel bir kimlik olarak sunulabilecek bir bakış açısı imiş gibi görmüşlerdir. Oysa Deizm kavramı, ona ait apriori kavramları tarihsel faktörlere empoze etmeden, tarihselleştirilmelidir. Deistler tarihçilerin düşündükleri gibi tanımlanamazlar ve bazı deistler, samimiyetleri farklı olmakla birlikte, Hıristiyan olduklarını belirtmişlerdir. Deizm, zorunlu olarak Ateizme götüren bir yol olarak aşağılanmamalıdır.[7]

Deizm Ateizm demek değilse, ya da Deizm zorunlu olarak Ateizme götürür yargısı tartışma götürüyorsa, Tanrı-evren ilişkisinde deistler nasıl bir inancı savunurlar?

Deizm üzerine yazılan yazıların çoğu, onun, deistler tarafından benimsenen bir doktrin olduğu şeklindedir. Sistemli bir doktrin olup olmadığı ya da deistlerin aynı şeye veya şeylere inandıkları iddiası tartışma götürür. Deizm ile Ateizm arasındaki en büyük benzerlik belki de her ikisinin sınırları belirli bir doktrin olmamasıdır. Pek çok tarihçi Deizmin, Tanrı’nın evrene karışmadığı tarzındaki doktrin olduğunu ileri sürer. Bütün deistleri böyle değerlendirmek tarihsel olarak yanıltıcı olabilir. Çünkü Tanrı’nın evrene müdahalede bulunabildiğine ve gerçekte böyle de yapmış olduğuna inanan deistler de vardır. Bazı deistler ise İlk Neden kavramına özel tanrısal bir anlam verirler. Ancak İngiltere’de Thomas Chubb (1679-1747) ve Thomas Morgan (ö.1743)’ın da aralarında bulunduğu pek çok deist bu tür bir tanrıyı varsaymamışlardır. Pek çok tarihçi Deizmin Tanrı’nın varlığına yalnız akılla ulaşılabildiğini gösteren bir doktrin olduğunu savunmuşlardır. Eğer bir doktrin ise, bu doktrinin Katolik filozoflarca yıllar boyu geliştirilmiş olduğu gerçeği ışığında bakıldığında tuhaf, anlaşılmaz bir tanımla karşı karşıya olduğumuzu söylemek zorundayız. Kimileri Deizmin, doğal dinin kurtuluş için yeterli olduğuna inancına eşdeğer olduğunu düşünmüşlerdir. Pek çok deist yine de ne ölümsüzlüğe ne de kurtuluşa inanmıştır. Öyleyse klasik teistik natüralizmden etkilenen İngiltere’deki XVII. Yüzyıl deist teorinin Hıristiyan olmayan Deizmi ile, liberal Protestanlığın bir minimalizasyonu olarak XVIII. Yüzyılda ortaya çıkan  ve çok geniş anlamı olan İngiliz Deizmi arasında köklü farklar vardır.[8]

Deizm, tıpkı Teizm ve Ateizm gibi, Hıristiyan Batı düşüncesinin din-felsefe ilişkisi bağlamında ortaya çıkan bir inanç formu olsa da, İslam düşüncesinde “tabii din”, “Dehrilik” ve hatta “Sufilik” kavramlarıyla değişen anlamları çerçevesinde işlenmiş, tartışılmıştır. Latince “Deus”, Grekçe “Theous” veya “Theos” kavramlarıyla karşılanmış olan Tanrı, acaba Tanrıcılık olarak çevrilebilir mi? Tanrıcılık, Teizm ve Deizmin ortak karşılığı olarak kullanılabilir olduğundan,  bu kavramlardan her ikisi için geçerlidir. O halde çevirisi yerine ikisini kendi orijinal adıyla kullanmak daha doğru olacaktır.

Deizm, dini eleştirenlerce mi tercih edilmektedir? Ya da Deism, herhangi bir dinin eleştirisi midir? Din karşıtlığı mıdır? Din karşıtlığı, Ateizme götürebilir mi? Kant (ö. 1804) gibi aklen Deist, duygusal olarak Teist olmak  ne derece mümkündür?

DEİZM İLE ATEİZM İLİŞKİSİ

Hem kendi içindeki farklı görüşler ve inançlar, hem de Ateizmle arasındaki bazen derin, bazen önemsiz farklılıklardan dolayı, Deizmin anlamını belirginleştirmek için Ateizmin kısa tarihçesini ana çizgileriyle izlemek gereklidir.

Modern Ateizmin temel savları Klasik Yunan ve Roma antikitesini incelemeden tam olarak anlaşılamaz. Epiküros (M.Ö. 341-270) ateist olarak bilinir. Ona göre tanrılar insanlıkla ilgilenmezler ve doğal dünyayı yönetmeye güç yetiremezler. Antik Yunan’da Ateizm temelde, kentin halkının taptığı tanrıları reddetme tarzındaydı.[9] Din ve Tanrı inancına karşı en sert muhalefetin, tek Tanrıcılıkla değil, çok tanrıcılıkla ilgili olduğuna özellikle dikkat çekmek gerekir. Antikitede tanrılar, insanüstü varlıklar olarak görülse de, Xenophanes’in saptadığı gibi, o dönemde her topluluk tanrıyı kendisi gibi tasavvur etmiş; topluluk çeşitlerine göre tanrılar da çeşitlenmiş ve sayıları çoğalmıştır. Birbiriyle rekabet eden, savaşan ve her topluluğun insanüstü bir idolü biçiminde düşünülen tanrılar karşısında tanrısız bir evren barışa ve evrensel dengeye daha yakındır. Tanrısızlık veya Ateizm, her şeye gücü yeten, mutlak ve tek bir Tanrıya  bir karşı çıkıştan ziyade, tanrılar panteonun tehdit edici karmaşasına bir başkaldırı gibi anlaşılabilir. O halde Ateizmin kökeni, tek tanrılı dinlerden çok, politeist inancın akıl-dışı ve varoluş yasalarına aykırı doğasına bağlanabilir.

Bundan başka, Hristiyanlığın Antik çağ paganizminin derin izlerini taşıyan teslis sorununu henüz çözememiş olması da Ateizmin daha çok Batı’ya özgü bir çıkış olduğunu göstermektedir. Demek ki Antikçağ paganizmi ve Hristiyanlıktaki teslis inancı Ateizmin ortaya çıkışında en esaslı gerekçeleri oluşturmaktadır. Buna bir de Yahudiliğin ırka ve marjinal kavim kültüne dayalı din ve tanrı anlayışını eklersek, Ateizmin neye, nasıl ve neden muhalefet olarak doğduğunu anlamak kolaylaşır.

XVII. yüzyıldan günümüze kadar devam eden modern düşünce tarihinde adları Ateizmle anılan filozoflar arasında Spinoza (1632-1677), Feuerbach (1804-1872), Nietzsche (1844-1900), Thomas paine (1737-1809), Joseph Priestley (1733-1804), Karl Marx, Alberto Radicati (1698-1737), Bertrand Russell (1872-1970), Georges Bataille (1897-1962), Ernst Bloch (1885-1977), Gianni Vattimo (ö. 1936) ve Paul Tillich (1886-1965) sayılabilir. Ancak Paul Tillich, Bertrand Russell, Spinoza gibi filozoflara tam anlamıyla ateist demek zordur. Zira bu filozoflardan çoğu Ateizmin berisindeki Deizme daha yakın durur.

İsrailli düşünür Yeshayahu Leibovitz (1903-1994) ise tam anlamıyla ateist olarak nitelendirilmeyi hak eder. Leibovitz Ateizmin insanoğlunun doğal durumu olduğunu, Yahudilerin Torah’a sormadan tapınmaları gerektiğini, kendilerinin Tanrı hakkında hiçbir şey bilemeyeceklerini anlamaları gerektiğini düşünür.[10] Ne ki Yahudi düşünür tapınma, inanma, bilme gibi kavramlarının, Torah’ın dışında geçerli olabileceğini ve Tanrı hakkında Torah’ın hiçbir bilgi vermediğini ileri sürdüğü için “tam anlamıyla” ateist değil, belki deist olarak adlandırılabilir. Ateist olarak meşhur olmuş pek çok filozof ve düşünürün, gerçekte deist olma olasılıkları fazladır. Çünkü Ateizm Deizm lehine, Deizm ise  hem Teizm hem de Ateizm aleyhine sınırlarını genişletme eğilimindedir. Şu halde ikisi arasında “en ortada duran” akım, Deizmdir. Örneğin Alberto Radicati, ateistlerin Mutlak bir Varlığa (The Supreme Being) inandıklarını ve kendisinin de bir tür Hıristiyan olduğunu iddia etmiştir. Ateizmin Deizme hatta Teizme kadar varabilecek bir inanç olduğuna dair bir başka örnek de İngiliz filozof Anthony Collins (1676-1729)’in inanç biyografisidir. Onun aynı anda bir ateist, bir deist hatta İngiliz Kilisesi’nin bir üyesi  olduğu ileri sürülmüştür.[11] Demek ki iki uç noktada yer alan Ateizm ile Deizm arasında Deizm lehine geçiş sanıldığından daha fazladır. Ama tersi böyle değildir.

DİNSİZ İMAN YA DA KİTAPSIZ TANRI

Başta Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam gibi kitaplı büyük dinler olmak üzere, dinler tarihinde din olgusu Tanrı kavramından ayrı görülmez. Herhangi bir dinin Tanrı inancı üzerine kurulması, Tanrı kavramının din üzerine kurulmasına göre, daha kolay açıklanabilir cinstendir. Semitik dinler, ilkel dinler, kitaplı ya da kitapsız dinler kendilerine göre tanrı anlayışlarına sahiptirler. Din olgusu, bazen doğrudan Tanrı kavramı geçmese de her zaman insanüstücü, doğaüstücü bir varlık görüşüne sahiptir. Doğayı aşan ya da doğanın kutsal bir parçası gibi görülsün, en ilkelinden en sistemli olanına kadar bütün dinler “insanüstü güç” inancına dayanır. Buna göre, Budizm, Hinduizm ve benzeri bazı dinler dışında, dinler tarihinde tanrısız dinler çok değildir. O halde tanrısız bir din, din-siz bir tanrıdan daha olası görünmemektedir. Başka türlü söylersek, dinsiz Tanrı vardır ama Tanrısız din yoktur veya Tanrı, din-siz de var olabilir ama din, Tanrısız bu kadar kolay var olamaz.

Dinler kendilerini anlatabilmek için aşkın bir gücün asgari niteliklerine sahip bir tanrı anlayışına ve kavramına sahip olmak zorundadır. Ama aynı şeyi tersinden söylemek olası mıdır?

Başka bir deyişle, Tanrı, tıpkı dinler gibi, kendisini anlatabilmek için, din sahibi olmaya veya mutlaka herhangi bir din kurmaya gereksinim duyar mı?  Evrenle  kendi zatı arasındaki yaratış veya yaratılış ilişkisini nasıl kurduğunu, doğada yeterince göstermediğini/gösteremediğini varsayarak, kendi varlığını ve gücünü insanın kendisiyle  kuracağı ilişkinin nasıl olması gerektiğine dair buyruklar göndererek mi örnekleme ihtiyacı içindedir? Özellikle kitaplı dinlerde, eğer Tanrı, sayfalar ya da kitaplar halinde kendi buyruklarını, seçtiği elçileri aracılığıyla insanlara bildirmekle, kendi varlığını, yarattığı doğa ile daha iyi anlatamadığını düşünerek bize iletmiş ise,  ya Tanrı, doğa ile ilişkisini, evrendeki varlıkların matematiksel düzenine rağmen, hala anlatamamıştır, bu yüzden açıklamanın en önemli kısmını ancak gönderdiği vahiyle yapabiliyordur. Eğer yaratışı ve müdahalesine rağmen kendisini anlatmak için, vahye ve onu insanlara iletecek yine bir insana muhtaçsa, o halde tanrı değildir. Böyle bir tanrı olamaz. Veya akıllı ve bilinçli varlıklar olarak insanlar, Tanrı’nın doğa, evren ve varlıklarla ilişkisini, kurduğu matematiksel evrensel varlık evrenini anlamakta güçlük çekerler gerekçesiyle, Tanrı sadece onlara yardım etmek için kitap gönderdiyse, gönderilen kutsal kitapların arka arkaya birbirini nakzetmesi, Tanrının evrende kurduğu matematiksel sistemin de tıpkı bu kitaplar gibi ikide bir değişmesi, değiştirilmesi gerekmez mi? Tanrının gönderdiği dini, insanlar çığırından çıkarıp tahrif ediyorlarsa, ya Tanrı buna göz yumuyordur, ya da insanlara engel olamıyordur. Göz yumuyor idiyse, Tanrı etik davranmıyor demektir. Ama gücü yetmiyorsa, Tanrı vasfını taşımıyor demektir.

Sorularımızı şöyle kısaltabiliriz: Din-siz iman mümkün müdür? Din-siz ya da kitap-sız Tanrı kavramı olur mu?

Bu sorular, Deizmin en esaslı problemlerini ifade eder. Deizm bu sorularıyla, Teizme karşı oluşmuş tepkisel bir ideoloji veya dinsiz bir teoloji kurma girişimi değil, insanın kendisi, yaşadığı evren ve Tanrı ile olan ilişkisini daha anlaşılır, daha rasyonel ve daha anlamlı hale getirme çabası olarak görünmektedir. Bu çaba, toplum halinde yaşayan insanların kolektif bir girişi değil, birey olarak insanın tek başına sürdürdüğü bir anlam arayışıdır. Sırf bu bakımdan Deizm, sistematik bir doktrin sayılmaz. Çünkü dinler, bireysel olmaktan çok, toplumsal kimlik inşası olarak ortaya çıkmışlardır.

Pek çok Afrika ülkesinde insan, özellikle gurubun hayatı tehdit edildiği zaman Tanrı ile ilişki kurar. Dinsel yaşamın temelini oluşturan ayinlere, atalar kültüne başvurur. Gerçekte burada din her şeyden önce Tanrı ile kişisel bir ilişki değildir. Din cemaatin bir uygulamasıdır ve onun yaşamasına bağlıdır. Dinsel uygulama gurubun dışında bir anlam taşımaz zira ayinler ve dinsel kurumlar cemaate aittir ve bunlar cemaatin gelenekleri ve işlevleri içinde birbiriyle örtüşür. Bir minnettarlık, saygı, güven ve sevgi bağı kuran diğer bazı ilişkiler gibi, iman da ifade edildiği eylem aracılığıyla hayatta kalan bir eğilimdir. Eğer iman, kendi ifade edici amelleri aracılığıyla yeniden canlanmazsa, ölür, yok olur. Bu ameller kesinlikle bir taahhüt, bir bağlanmadır. İşte Tanrı tasavvuru, büyük ölçüde dinsel ilişkinin mahiyetini belirlemektedir.[12] Eğer Tanrı tasavvuru dinsel guruplar ve cemaatlerin kolektif bilinç ve eylemlerinden doğan bir ide ise, Tanrı o gurup ya da cemaatin tasavvur sınırları kadar var ve güçlü olabilir. Deizm bu noktada Tanrı tasavvurunun din ve o dine dayalı guruplarca belirlenen sınırlar içinde kalmasını rasyonel ve anlamlı bulmaz. İslam düşüncesi tarihi içinde bu gün varlığını devam ettiren cemaat ve tarikatlar, dinin toplumsal bir olgu, kolektif bir inanç ve ibadet sistemi olduğunu göstermektedir. Din bu görünümüyle, cemaatler ve tarikatlara mensup insanların sınırlı gurup psikolojisi ile çizdikleri dinsel yorumu aşan, her birinin kendine göre yeniden yarattığı yeni bir din olarak karşımıza çıkmaktadır. Tanrı ile ilişki bireyden alınıp cemaate devredilmiştir; ibadetler gibi inançlar da toplumsallaşmıştır. Kitap, Peygamber yanında cemaatler de bireyin Tanrı’yla ilişkisini yöneten ek bir dinsel bürokrasi oluşturmuştur. Deizmin temel kalkış noktası, gittikçe Tanrı aleyhine genişleyen toplumsallaşmış dinsel kurumun, Tanrı’yı da toplumsal guruplara göre birbiriyle rekabet eden insanımsı varlığa dönüştürmesine doğal bir karşı çıkıştır.  Modern çağda Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslam’ın din olarak hızla toplumsallaşması, Tanrı kavramını da eşdeğer biçimde toplumsallaştırmaya götürmüştür. Antikçağ’daki tanrı ya da tanrılar anlayışında bile  bulunan bazı insanüstü niteliklerden  yoksunlaştırılmış kolektif Tanrı, çağımızda dine daha muhtaç hale getirilmiştir. Tanrı, ancak din ile ve din sayesinde vardır. Din yoksa tanrı da yoktur. Hangi din sorusunun yanıtı, günümüzde daha açık değildir. Ortaçağ’dakinden daha karmaşık, çelişkili ve tutarsız yanıtlar karmaşası, her dinsel gurubun bu soruya kendisini din olarak sunması nedeniyle, Deizme daha çok kapı aralamaktadır. Bu ise, felsefe-din ilişkisini günümüzde, Ortaçağ’da olduğundan daha fazla yaşamsal hale getirmektedir.

David Hume, felsefenin dinle ilişkisi gibi acil ve çapraşık bir sorun hakkında, Din Üstüne adlı yapıtında geçerliliğini daha çok hissettiren sorulara açıklık getirmeye çalışmaktadır.[13] Tanrı’nın doğası, dinler tarafından gittikçe çapraşık ve çelişkili şekle büründürülmektedir. Dinler Tanrı kavramını açıklığa kavuşturmak amacını taşımakla birlikte,  içerdikleri ilahi buyrukları bu amacın yüzyıllardır gerçekleştiğini gösteren kanıtlardan yoksundur.

1. yüzyılda başlayan belli felsefi ve dini akımlar doğal olarak Deist karaktere sahiptir. Bu tür akımlar en başta Birleşik Devletlerde yoğundur. Örneğin çoğu Unitarian Universalist (Birleştirici Evrenselciler) cemaatler, deist üyeleri, deist tartışma gurupları ve derneklere sahiptir. Deizmin özelliklerini panteizmle birleştirmeye girişen Pandeism gibi bu tür cemaatler yaratma yoluyla Tanrı, evren haline gelmiştir, iddiasında bulunurlar. Buna göre, Tanrı ve yaratma arasında herhangi bir özel ilişki varsaymak için hiçbir teolojik zorunluluk yoktur. Bunun yerine, Tanrı, evrendir ve evreni yaratan, ardından da onu yöneten aşkın bir varlık (entity) değildir. Amerikalı mantıkçı ve süreç filozofu Charles Hartshorne Pandeizm ve panteizmi Tanrı’nın doğasının akledilebilir doktrinleri olarak görmüştür. Yine de bunların tümünü panenteizm lehine reddetmiştir. Panenteizme göre evrenden daha büyük olmakla birlikte Tanrı, evrende bulunur.[14]

Deizm kavramı ilk kez İngiltere’de Herbert of Cherbury olarak bilinen Lord Herbert (ö. 1648)’in “ De Religione Laici” eseriyle ortaya atılmış oldu. Herbert’in takipçisi Charles Blount (ö. 1693), İngiltere’de Deizmin ikinci babası olarak bilinmektedir. İlk ortaya atıldığı tarih ve yer olarak Deizm, özgür düşüncenin teolojisi anlamında kullanılmıştır. Deizmin İrlandalı temsilcisi John Toland (ö. 1722) ise, panteizm kavramını felsefe diline kazandıran düşünürdür. Şu halde deizm, panteizm, panenteizm, pandeizm, teizm ve ateizmle birlikte ele alınarak anlaşılabilecek bir özgürlük teolojisidir diyebiliriz.

Deizmin bu kavramlarla bağlantısı, din olgusuna farklı açılar ve gerekçelerden yöneltilen eleştirileri paylaşması yanında, bu eleştirilerin neredeyse tamamen Hristiyanlığa yönelik olmasıyla da açıklanabilir. Nitekim Toland, Christianity not Mysterious adlı eserinde kilise mitolojisini ve dogmalarını ayrıntılı olarak eleştirmiştir ve bu yüzden kitabı yakılmıştır.

Deizmin ikinci anavatanı olarak bilinen Fransa’da  ateist olarak bilinen Fransız filozof D’Holbach, dinin kökeni ve anlamı üzerinde durarak eleştirel bir bakış geliştirir.  Ona göre “insanın mutsuzluğu, kendi doğasına uymama ve başka doğalar arama edeniyle açıklanabilir. Kendi doğası ile yetinmemek eğilimi, insanı metafizik bir noktaya ve din fikrine hep taşımıştır. İnsan hep kendi doğasını aşma arzusunda olmuştur, bunun en büyük nedeni ise, gerçeğin yalın doğasına karşın, hayali olanın ve bilinemeyenin aldatıcılığıdır.

Din ahlakın temeli olamaz. Doğa sistemi ile çelişecek bir ahlakı dayatmak, insanların mutsuzluğunun temelidir.  Adaletsizlik, iyilerin dinin aşırı talepleriyle ezilmesi, buna karşılık, kötülerin de cezalandırılması şeklinde, her iki tarafı da kapsar. Kötüler yine de şanslıdır, çünkü kötülerin bile bağışlanabileceği fikri dinlerden gelir. Böylece iyi ve kötü arasında bir adaletsizliğe neden olan din, ahlaka zarar vermektedir. Oysa akıl ve erdem Tanrı fikrine muhtaç etmez.”[15]

D’Holbach, ateist bir filozof olarak bilinmesine, doğrudan Tanrı’nın varlığını reddeden bir düşünür olarak tanınmasına rağmen, sorunun asıl temelinin din-Tanrı ilişkisinde düğümlendiğine işaret etmektedir. Tanrı kavramı, din tarafından karartılmakta; Tanrı tanınmaz hale gelmektedir. Çünkü Tanrı hakkında tek konuşan ve kendini biricik yetkili sayan, dinlerdir. Dinlerin dışında herhangi bir Tanrı fikrinden söz etmek, din-siz bir Tanrı’dan söz etmeyi zorunlu kılar. Buna göre din olmadan Tanrı olmaz. Tanrı’nın zati, Sübuti ve Selbi sıfatlarını bile dinlerden öğreniriz. Bir an için dinlerin olmadığını varsayalım. Bu yaklaşıma göre, Tanrı’yı nereden ve nasıl öğreneceğiz? Akıl yoluyla öğreneceğimizi ileri sürdüğümüzde, dinlerin asırlarca insan zihnine kazıdığı şu fideist önyargıyı ne yapacağız? “ Tanrı akılla bulunamaz, anlaşılamaz, bilinemez ve dolayısıyla iman akıl işi değildir.” İşte tam bu noktada Deizm, Tanrı varlığın ve bu varlığı bilmenin, O’na inanmanın dinlerin varlığını zorunlu kılmadığını vurgular. Ateizmin berisine çekilip Tanrı’yı kabul ederken, Teizmin ötesine geçip kitap ve peygamber zorunluluğunu aşar. Dinin Tanrı’ya rağmen ortaya koyduğu dinsel dayatmaların, Tanrı’ya iman etmek için zorunlu olmadıklarını kanıtlamaya girişir.

Peki, dinin zorunluluğu fikri nereden gelmektedir? Neden din ya da dinler? Dinin gücü nereden geliyor? İlahi kaynaktan geliyorsa, hem birbirleriyle hem de kendi içlerinde açıkça çelişen dinler, Tanrı kavramını hangi hak ve yetkinlikle anlaşılabilir kılacaktır?

İnsan varoluş sorununa en mutlak yanıtı din yoluyla bulmaya çalışmaktadır.  Bu arayış, belki insanlık tarihi kadar eskidir. Dinin temel anlamı, yalnız varoluş zeminde bulunabilir. Kült, inanç ve kuralları üreten kurumlardan farklı olarak antropolojik araştırmalar tüm dinlerde ortak özellikler saptamıştır. Bu saptama, dinler arasındaki sıkı ilişkiyi imlediği kadar, her birinin aynı gerekçelerden dolayı zafiyeti bulunduğunu imlemektedir. Benim tanımlamamla simgeler ve semboller üreten bir kültür varlığı olarak insan, bu özellikleri sayesinde baştan başa ahlaksal bir varlık olarak etik sınıflamaların ve ürettiği kültlerin rasyonelleştirilmesi için, ürettiği bu kültür unsurlarından biri olan dine ihtiyaç duyar. Din de bu anlamda, kültürün başka önemli bir unsuru olan bilim gibidir. İnsan bilimi üretir, sonra ürettiği bilime ihtiyaç duyar. Yani insan  kültürel unsurları, eksikliğini hissettiği alanlarda üreterek, ihtiyaçlarını karşılamaya çalışır.

Din insanın trajedi ve kaygı karşısında, kendi varoluşuna anlam vererek varoluş sorununu çözmeye çabasına girişir. Bu çabanın adı, metafizik alanda din adını, fiziksel alanda ise, bilim adını alır.

İnsanın Tanrı’yı anlaması her zaman kendi varoluş sorunu bağlamında gerçekleşmektedir. Tarihle ilişkisinin yarattığı baskıya dayanabilmek için, Tanrı yoluyla tarihle ilişki kurmaya çalışır. İnsanın Tanrı’yı anlaması hem kendi ihtiyacını kendisinin anlama refleksi, hem de kendi sosyal durumunun bir refleksidir. Varoluş, kültür ve medeniyet çerçevesi içinde fark edildiği için, varoluşa dinin verdiği yanıt da aynı çerçeve içindedir.[16] Amerikalı ilahiyatçı filozof Paul Tillich de (ö. 1965), ‘telaffuz edilmeyen Tanrı’ kavramlaştırmasında, her insanın gerçek tanrısının, onun söz ve iddialarındaki Tanrı değil, ‘son ve bağlayıcı realite’ olarak seçtiği değer olduğunu söyler.[17]

Deizmin genel olarak Hıristiyan teolojisi ve dinsel kurumlarına yönelik din-siz Tanrı anlayışı olarak öncelikle 17.  Yüzyıldan başlayarak İngiltere ve Fransa’da ortaya çıktığını belirtmiştik. Din karşısında Tanrı’nın, ya da Tanrı karşısında dinin yerini sorgulayan Deizm için ileri sürülen gerekçeler acaba İslam dini için de geçerli midir? Yoksa Deizm sadece Hıristiyan Batı teolojisine özgü dinsel ve felsefi sorunu mudur?

 

Referanslar

[1] Gavin Hyman, Ateizmin Kısa Tarihi, Çev. Dilek Şendil, Kırmızıkedi Y., İst. 2010, s.35, 59.

2Gavin Hyman, A..g.e.,  s.60, 64.

3 Bkz. Atheism and Deism Revalued Heterodox Religious Identities in Britain, 1650-1800, Edt. By: Wayne Hudson, Diego Lucci and Jeffrey R. Wigels Worth, Ashgate Publishing Company, Burlington 2014, s. 13-19.

4 Jeffrey R. Wigelsworth, Deism in Enlightenment England, Manchester University Press, UK, 2009, s. 5.

5 Ayrıntılı bilgi için bkz. C.J. Betts, Early Deism in Farnce, Martinus Nijhof Publishers, Netherlans, 1984, ss. 3-27.

6 Dagobert D. Runes, The Dictionary of Philosophy, Philosophical Library, N.Y., Tsz., s. 75.

7 Atheism and Deism Revalued, s. 19-20.

8 Ateism and Deism, ss. 19-22.[1] Ateism and Deism Revalued, s. 16.

9 Ateism and Deism Revalued, s. 18.

10 Daha fazla örnekler için bkz. A.g.e., A. Yer.

11 Bkz. Antoine Vergote, Din İnanç ve İnançsızlık, Çev. Veysel Uysal, İfav Y., İst. 1999, s. 173, 177, 181.

12 Bkz. David Hume, Din Üstüne, Çev. Mete Tunçay, İmge Y., 3. Baskı, İst. 1995.

13 Bkz. www.britannica.com/topic/Deism.

14 Mehmet Fatih Doğrucan, Tanrı ile Kavga, Aygan Y., İst. 2017, ss. 196-204.

15 Bkz. Charles Duell Kean, The Meaning of Existence, Harper&Brothers Publishers, N.Y. 1947, ss. 113-136.

16 Bkz. Yaşar Nuri Öztürk, Deizm, Yeni Boyut Y., İst. 2014, sss. 39-46.

17 Adnan Aslan, Dinler ve Mutlak hakikat Kavramı: John Hick ve Seyyid Hüseyin Nasr’la Bir Mülakat, İslam Araştırmaları Dergisi, Sayı: 1, İst. 1997, ss. 175-188.

18 A.g. Röportaj, A. Yerler.

19 Bkz. Macit Fahri, İslam Felsefesi Kelamı ve Tasavvufuna Giriş, Çev. Şahin Filiz, 5. Baskı, İnsan Y., İst. 2015.

19 Bkz. Yaşar Nuri Öztürk, Deizm, Yeni Boyut Y., İst. 2014, ss. 13-17.

20 Bkz. Yaşar Nuri Öztürk, Deizm, ss. 24-37.

21  Bkz. Yaşar Nuri Öztürk, A.g.e. ,ss. 148-149.

22 A.g.e., s. 279.

23 A.g.e., A.Yer.

24 Geniş bilgi için bkz. A.g.e., ss. 114-143.

25 İbn Tufeyl, İbn Sina, Ruhun Uyanışı, Hayy b. Yakzan, Çev. Y. Özkan Özburun ve Diğerleri, İnsan Y., İst. 2000, s. 235.

26 Kanıtların ayrıntılı açıklaması için bkz. İbn Tufeyl, İbn Sina, Ruhun Uyanışı, ss. 237-239.

27  A.g.e., ss. 248-249.

[1] Gavin Hyman, Ateizmin Kısa Tarihi, Çev. Dilek Şendil, Kırmızıkedi Y., İst. 2010, s.35, 59.

[2] Gavin Hyman, A..g.e.,  s.60, 64.

[3] Bkz. Atheism and Deism Revalued Heterodox Religious Identities in Britain, 1650-1800, Edt. By: Wayne Hudson, Diego Lucci and Jeffrey R. Wigels Worth, Ashgate Publishing Company, Burlington 2014, s. 13-19.

[4] Jeffrey R. Wigelsworth, Deism in Enlightenment England, Manchester University Press, UK, 2009, s. 5.

[5] Ayrıntılı bilgi için bkz. C.J. Betts, Early Deism in Farnce, Martinus Nijhof Publishers, Netherlans, 1984, ss. 3-27.

[6] Dagobert D. Runes, The Dictionary of Philosophy, Philosophical Library, N.Y., Tsz., s. 75.

[7] Atheism and Deism Revalued, s. 19-20.

[8] Ateism and Deism, ss. 19-22.

[9] Ateism and Deism Revalued, s. 16.

[10] Ateism and Deism Revalued, s. 18.

[11] Daha fazla örnekler için bkz. A.g.e., A. Yer.

[12] Bkz. Antoine Vergote, Din İnanç ve İnançsızlık, Çev. Veysel Uysal, İfav Y., İst. 1999, s. 173, 177, 181.

[13] Bkz. David Hume, Din Üstüne, Çev. Mete Tunçay, İmge Y., 3. Baskı, İst. 1995.

[14] Bkz. www.britannica.com/topic/Deism.

[15] Mehmet Fatih Doğrucan, Tanrı ile Kavga, Aygan Y., İst. 2017, ss. 196-204.

[16] Bkz. Charles Duell Kean, The Meaning of Existence, Harper&Brothers Publishers, N.Y. 1947, ss. 113-136.

[17] Bkz. Yaşar Nuri Öztürk, Deizm, Yeni Boyut Y., İst. 2014, sss. 39-46.

Etiketler

6 Yorum

  1. Yazı değil sebze çorbası.. Bir sürü kaynak…Makale mi okuyoruz yoksa ansiklopedi sayfaları mı ? Ben yazarın fikirlerini (varsa) okumak isterdim.

  2. ”Din karşısında Tanrı’nın, ya da Tanrı karşısında dinin yerini sorgulayan Deizm için ileri sürülen gerekçeler acaba İslam dini için de geçerli midir? Yoksa Deizm sadece Hıristiyan Batı teolojisine özgü dinsel ve felsefi sorunu mudur?” .. yazının son satırınızdaki sorunuzun cevabını veriyorum.
    İslâm veya diğer adıyla Muhammedi öğreti ; bu sorunuzun veya yazıda bahsedilen problem, sorunların hiçbirinin muhattabı değil !
    Çünkü bu ilmin ilk kelâmı .. olmazsa olmaz anayasası, felsefi direği şu.. ‘ Lâ ilahe ‘ … neymiş Lâ İlahe ?? Lâ=yoktur, İlah= Tanrı .. İlâhe=Tanrılar !
    (arapçada isim veya kavramın sonundaki e takısı çoğullamadır) .. netekim ne demekmiş Lâ İlâhe ??
    Tanrı – Tanrılık kavramı yoktur. Biz bu muhabbetin doğmaların üfürüklerin içinde yokuz ! siz gidin Tanrı muhabbetlerinizi veya Tanrıyla ilgili felsefi problem, aforizma, algoritmalarınızı.. ‘Tanrılık kavramını kabul edenlerle tartışın ! demek.
    son sözüm ilmin kapısı Hz. Ali’den.. ”ilim bir noktaydı .. cahiller onu çoğalttı !”

  3. “Şu Mümtaz SOYSAL çok babayiğit adam, bir de alnı secdeye varsa ne yaman bir mücâhid olurdu” diye konuşan bir Şerîatçının (var böyleleri, hem de çok) bu ülkenin laik düzenini değiştirme şansı sıfırdır. “Şu Hâşimî Ürdün Kralı HÜSEYiN cennetlik bir adamdı, bir de Anıtkabir’i tavâf etse ne yaman bir Atatürkçü olurdu” diye konuşan bir ADD yok ya, siz ona şükredin. Bu lâfı etmeğe Şerif MARDiN bile cüret edemedi.

  4. Bu harika makale için ellerinize sağlık. Bence deizmi insanlığın önünde bir seçenek olarak öne çıkartan en önemli neden dinlerin ahlaki kalibresindeki sıkıntılardır. Özellikle semitik dinlerin kadına bakışında ciddi sorunlar vardır ve her ne kadar modern dini kurumlar bu sorunlara kaynaklık eden dini metinleri modern vicdanlara uydurmaya çalışsa da mızrak çuvala sığmamaktadır. Yaşar Nuri Öztürk gibi sevimli yalancılar Nisa Suresi 34. ayette belirtilen ve erkeğe itaat etmeyen kadını dövme yetkisi veren tanrı tasavvurunu yumuşatmaya çalışsa da gerek miras hukuku, gerekse kölelik gibi olgular dinlerin modern hukuk ve çağdaş vicdanlar karşısında artık kolay kolay nefes alamayacağı bir ortam doğurmuştur. Yahudi dininin bir ırka inmesi nedeniyle evrensel değerlere yapısal olarak uzak olması ve diğer iki semitik dinin kendine içkin ahlaki soru işaretleri sorgulama cesareti gösterebilen insanlığı mecburen başka bir arayışa ya da ateizmde olduğu gibi toptan bir reddiyeye savuracaktı. Ülkemizde felsefenin ve sorgulayıcı eğitimin kasıtlı olarak yok edilmesi bu süreci yavaşlatsa da Avrupa ülkelerinde bu sürecin ne denli hızlı ilerlediğini görüyoruz. İslam da bu sorgulamadan kaçamayacaktır. Deizm gerek bu ahlaki hayal kırıklıklarını tatmin edebilme potansiyeli gerekse insanın inanma ihtiyacına nedeniyle bir cevap olabilir. Ancak bu cevap asla dinler kadar güçlü olmayacaktır. Bunun sebebi dinlerin insanın bir takım psikolojik ihtiyaçlara karşılık verebilmesidir. Kanaatimce dinlerin elindeki en büyük silaha tekabül eden bu özellik insanların ölüm korkusuna uhrevi bir çıkış sunmasıdır. Narsist insan bilinci için ölüm ve yok oluş kabul edilemez. Din insanın bu varoluşsal korkusuna hayır ölmeyeceksin bana inanarak temin edebileceğin bir tanrı var ve onun görevi seni diriltmek der. insan zihni ölümden sonra dirilmek amacıyla bir tanrı yaratmış olur. Din insanın ölüm ve yok oluş korkusuna merhemdir. Her şeye kadir tanrı inancının kaynağı da zannımca bu temel ebedi yaşam arzusudur. Deizm bu temel ihtiyaca cevap veremeyeceği için ancak ve ancak gerçeğin soğuğuna hayali çaputlarla direnmeye gerek duymayacak zihinlerin kucaklayacağı bir inanç olabilir. Bu nedenle doğal olarak küçük bir azınlığın inancı olarak kalacaktır.

  5. hocam bir kere sivil tanrı arayışı tanımlamanıza bayıldım. yazdıklarınızın tümünede katılıyorum zira bilimsel metinler ve düz,tartışmasız saptamalar. bunun yanında benim bir basit gözlemim şu ki teknoloji ve insan ilişkisi deizm akımının tetikleyicilerinden biri. en sert islami rejimlerde dahi insanlar artık dünyanın diğer kısımlarını gözlemliyor.az yada çok biliyor.yakın geçmişe kadar süren mutlak cehalet,iletişimsizlik oldukça seyreldi. bazı dini günah kısıtlamaları anlamını yavaşça yitirmeye başladı.her yerde araba var,araç var,saat var,elektronik bir şeyler illede var.bunlar başlı başına kitlelerde dini anlamda seyreltici rol üsleniyor. elbette sizin bu konuda ayrıntılı gözlem ve düşünceleriniz vardır.uygun bir zamanınızda bunuda aktarırsınız belkide. bilgilendirici yazılarınız için teşekkürler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı