Köşe Yazıları

Doğu Akdeniz gerginliği yaklaşırken Türkiye’nin silahlanma stratejisi nasıl olmalı?

Türkiye’nin silahlanma stratejisini tartışmaya açmadan önce sistemin nasıl çalıştığını kısaca izah edelim. Öncelikle Askeri ve Politik durum değerlendirmesi ışığında en üst seviyede Türkiye’nin Milli Askeri Stratejisi (TÜMAS) hazırlanır. TÜMAS çerçevesinde Hükümet, Türk Silahlı Kuvvetlerine (TSK) bir Planlama Direktifi (PD) verir. Bu direktif doğrultusunda TSK, 30 yıl içerisinde hangi silah sistemlerine sahip olmayı öngördüğünü içeren Stratejik Hedef Planını (SHP) hazırlar. Son aşamada TSK’ya tahsis edilen bütçeye göre On Yıllık Tedarik Planı (OYTEP) yapılır ve bu plana göre millî olması zorunlu, kritik ve diğer olarak üç grupta toplanan silah, teçhizat ve teknolojilerin tedarikine başlanır. OYTEP değişen durumlara göre 2 senede bir güncellenir.

Silahlanma çok çok pahalı bir iştir; devlet bütçesine ciddi yük getirir. Ayrıca bir silah sistemini geliştirmek uzun zaman ister. Yukarıda izah edilen çevrim içerisinde hatalı karalar alınıp, yanlış silah sistemlerine kaynak aktarılırsa kısa sürede telafisi mümkün olmayan büyük zafiyetler doğar. Bu makalede konu tartışmaya açılarak karar vericilere bir fikir verilmeye çalışılacaktır.

ABD TEHDİDİ ÜLKELERİN SİLAHLANMA STRATEJİSİNİ ŞEKİLLENDİRİYOR

Öncelikle ülkelerin silahlanma stratejisinin nasıl şekillendiğini kabaca ortaya koyalım. 2’nci Dünya Savaşı’ndan sonra siyasi çıkarlarını ülkelere dikte ettirmek için silahlı kuvvetleri kullanmayı tercih eden belki de tek ülke ABD’dir. Washington, 1950 yılında Kore Savaşı ile başlattığı bu süreci halen devam ettirmektedir. Pentagon’un oluşturduğu tehdit, bütün ülkelerle birlikte özellikle ABD’den tehdit algılayan ülkelerin silahlanma stratejisini şekillendirmektedir.

ABD, en son Vietnam savaşında hava üstünlüğü mücadelesi vermiş ve yine en son Vietnam’da bir hasım uçak ABD kara kuvvetlerine taarruz edebilmiştir. Vietnam’dan sonraki bütün harekatları ABD Silahlı Kuvvetleri tam hava hakimiyeti ile gerçekleştirmiştir. Yani harekatın başlamasıyla birlikte hedef ülkenin ABD silahlı kuvvetlerine taarruz edebilecek savaş uçakları yerde veya havada kısa sürede etkisiz hale getirilerek, harekât ABD’nin ezici hava gücü ile kısa sürede neticelendirilmiştir. ABD tarafından Irak’a 2003 yılında ikinci müdahale yapılınca “şer üçgeni”ne alınan diğer 2 ülke, İran ve Kuzey Kore, silahlanma stratejilerini ABD hava gücünü topraklarından uzak tutma hedefiyle yeniden yapılandırmaya başlamıştır.

ABD’nin asli vurucu gücü uçaklardır. Harekatın başlamasıyla birlikte tehdit mesafesine girmeden çok uzak mesafelerden uçak, gemi ve denizaltılardan atılan seyir füzeleri ile hedef ülkenin komuta kontrol sistemleri, radarları, hava savunma sistemleri ve hava üsleri vurulmakta, tehdidin önemli kısmı bertaraf edildikten sonra uçaklar harekât alanına girerek ülkenin stratejik, ekonomik ve askerini hedeflerini yerlebir etmektedir. Bu arada bir seyir füzesinin 1,4 milyon dolar olduğunu belirtelim. Bu pahalı silahlarla harekât devam ettirilemez. Harekâtı sonuçlandıran asli mühimmat uçaklardan atılan güdümlü bombalardır.

ABD’yi durdurmanın yolu, 1000 km öteden attığı radarlara yakalanmadan alçak irtifadan gelen seyir füzelerini durdurmaktan geçmektedir. Rus yapısı alçak irtifa nokta hava savunma sistemleri; TOR (SA-15/SA-N-9) ve PANTSIR (SA-19/SA-N-11) gibi silahlar bu maksatla geliştirilmiş hava savunma sistemleridir. İran ve Kuzey Kore bu tür silah sistemlerini tedarik etmiştir. Türkiye’nin geliştirdiği HİSAR-A hava savunma sistemi de aynı kategoride bir silahtır. Bu tür bir silah sisteminiz olmadan, yüksek irtifa uzun menzilli bölge hava savunması yapan S-400 gibi bir hava savunma silahını bile seyir füzelerine karşı koruyamazsınız.

HİSAR-A

İkinci olarak uçakları durdurmak için S-400 veya Patriot tarzı uzun menzilli bölge hava savunma füzelerine sahip olmak gerekmektedir. İran, bu kategoride BAVAR-373 füze sistemini, Kuzey Kore ise Rus S-300 sisteminin kopyası olan KN-06 hava savunma füzelerini kendi imkanlarıyla üretmeyi başarmıştır. Bir fikir vermek adına, İran’ın 3700 noktada konuşlu hava savunma sistemleriyle ülkesini savunduğunu belirtelim.

Uçakları sadece hava savunma sistemleriyle durdurmak mümkün değildir. Uçakların kalkış yaptığı noktaları etki altına alabilmek en etkili yöntemlerden birisidir. ABD harekâtlarında taarruz maksadıyla B-52, B-1 ve B-2 gibi stratejik bombardıman uçakları ile F-35, F-22, F-16, F-18 ve F-15 gibi taktik av/bombardıman uçaklarını kullanmaktadır.

Stratejik bombardıman uçaklarının menzili 10 bin kilometrenin üzerindedir. Stratejik bombardıman uçaklarının konuşlu olduğu üsleri etki altına almak hem İran hem de Kuzey Kore’nin balistik füze kabiliyetleri açısından oldukça zordur.

Bununla birlikte stratejik bombardıman uçakları hava hakimiyeti kazanılmadan harekât alanına girmezler. Ancak uzaktan sınırlı sayıda seyir füzesi atarak harekata katılabilirler.

Taktik av/bombardıman uçakları ise ağırlıklı olarak uçak gemilerinden ve komşu ülkelerdeki hava üslerinden harekata katılmaktadır. İran ve Kuzey Kore, taktik av/bombardıman uçaklarının operasyona katılacağı karada konuşlu hava üslerini vuracak yeterli menzile sahip balistik ve seyir füzeleri geliştirmeyi başarmıştır. Burada her 2 ülke açısından da önemli olan nokta, ABD uçak gemilerini harekât menziline yanaştırmamaktır. Bu işi yapacak en önemli silahlardan birisi gemi-savar füzeleridir. Bu maksatla İran ve Kuzey Kore, uçaklardan, karadan, gemi ve denizaltılardan atılan çeşitli gemi-savar füze sistemlerini milli olarak geliştirmeyi başarmıştır.

Her iki ülke de deniz kuvvetlerini silahlandırma açısından farklı bir strateji izlemektedir. ABD gibi dünyanın en büyük ve en modern donanmasına karşı, açık denizde firkateyn tarzı büyük gemilerle mücadele etmek neredeyse imkansızdır. Çok pahalı bir yatırım olan firkateyn tarzı gemiler kolayca tespit edilip üstün bir donanma tarafından çabucak batırılabilir. Her iki ülke de ambargo altında ve çok sınırlı bir bütçe ile silahlanma projelerini yürütebildiğinden deniz kuvvetleri açısından asimetrik bir strateji benimsemiştir. 7-8 ila 50-60 metre aralığında değişen çok sayıda hücumbot üretilmiştir. Bu hücumbotların bazıları 90-150 km/saat hıza ulaşabilmektedir. Hücumbotların önemli bir kısmı gemi-savar füzeleri ve yine gemilere karşı kullanılan güdümlü torpidolarla donatılmıştır. Her iki ülke de kendinden çok güçlü bir donanmaya, sürü taarruzu (swarm attack) 1 taktiği ile karşı koymayı planlamaktadır. Hücumbotların yapımı kolay ve ucuzdur. Vurulup harekât dışı kalanların yerine kısa sürede yenisini koymak mümkündür. Buna karşın, kaybedilen bir firkateyn veya korvetin yerine yenisini koymak yıllar alacaktır. Diğer yandan tek bir firkateyn yerine aynı paraya güdümlü mermi taşıyan yüzlerce hücumbot yapılabilir. İran ve Kuzey Kore bir savaş esnasında hücumbotlarının %90’ı imha edilse bile geride kalan %10’nun hedefe silahını atabilmesinin gerekli etkiyi yapacağını hesap etmektedir.

TÜRKİYE’NİN KARŞI KARŞIYA OLDUĞU TEHDİTLER VE DOĞU AKDENİZ’İN ÖNEMİ

Bu ön bilgilerden sonra yavaş yavaş Türkiye’nin silahlanma stratejisine geliyoruz. Türkiye’nin önümüzdeki 5-10 yıl karşı karşıya olacağı en önemli tehditler Irak ve Suriye kaynaklı ayrılıkçı terör ile Doğu Akdeniz’deki egemenlik mücadelesi, Ege ve Kıbrıs sorunları olacaktır.

Türkiye son 15 yılda silah sanayinde çok önemli bir aşama kaydetmiştir. Kara Kuvvetleri KİRPİ, COBRA, AKREP gibi zırhlı araçlar, FIRTINA obüsleri, nokta vuruşu yapabilen çok namlulu roket atarlar (ÇNRA) gibi birçok modern silah sistemleri ile donatılmıştır. Özellikle uçak ve insansız hava araçlarından atılan akıllı mühimmatlar, silahlı ve silahsız insansız hava araçları (İHA/SİHA) ve bu silah sistemlerinin kullandığı gece/gündüz hedefi bulma ve işaretlemeye yarayan kamera istemlerinin (ASELPOD) milli üretimi sayesinde terörle mücadelede önemli bir aşama kaydetmiştir. En son Barış Pınarı Harekâtında kendini kanıtlayan bu silahlar sayesinde önümüzdeki yıllarda terörle mücadelede ciddi bir problemle karşılaşılmayacağı söylenebilir.

Ama aynı şeyi Doğu Akdeniz üzerinde yaşanacak paylaşım kavgası için söylemek mümkün değildir.

Doğu Akdeniz’de sondaj çalışmasına devam eden Yavuz gemisi

Asya-Avrupa arasındaki deniz ticaret yolu Süveyş kanalı ile Doğu Akdeniz’e açıldığı için bölge küresel güçler açısından zaten hep önemliydi. Bölgede doğal gaz yataklarının bulunması, rekabete yeni bir boyut katmış oldu.

Şu an İsrail ve Mısır, keşfettikleri yataklardan gaz çıkarmaya başlamış durumda.

Fakat bunlar önemli yataklar değil.

Muhtemelen kavganın büyüğü Türkiye kıyısına 2 km. mesafede olan Yunanistan’a ait Meis Adası’nın güneyinde olduğu iddia edilen gaz yataklarının paylaşımı konusunda çıkacak. Hiç kimse doğal gaz sebebiyle Akdeniz’de gazı paylaşmak isteyen ülkeler arasında bir savaş çıkacağını zannetmesin. Savaş olmayacak. Savaş demek büyük bir servetin kullanılamaması anlamına gelir.

Bölgedeki gazı her halükârda küresel şirketler çıkarıp dünyaya pazarlayacak. Bu şirketler bu serveti yakmak istemez.

Şirketlerin yapmaya çalıştığı şey doğal gaz yatakları üzerinde hak iddia eden ülkeleri biriyle kızıştırarak taraflara az, kendisine çok pay almaktır. Hak iddiasında bulunan iki devlet arasında rekabet silahlı çatışmaya doğru tırmandığında zayıf olan taraf arkasını büyük bir devlete yaslamak isteyecektir. Büyük bir devletin desteği ancak o ülke adına doğal gazı çıkarıp pazarlayacak şirketlere daha büyük paylar verilerek sağlanabilir.

Oynanan senaryo budur. Daha açık söylemek gerekirse: Küresel sermaye Meis’in güneyindeki gaz yataklarını bedavadan işletebilmek için Yunanistan’ı maşa olarak kullanacaktır. ABD ve AB, Yunanistan’ı destekleyecek, bu destek karşılığında Atina’ya çok küçük bir pay verilerek doğal gaz yataklarına el konulmaya çalışılacaktır.

Bu oyunu bozacak olan silahtır. Pazarlık masasına oturduğunuzda masanın üstüne koyduğunuz silahlar yeterince caydırıcılık yaratabilirse, oyunu bozar, hak ettiğiniz payı alırsınız.

Tekrar edelim, küresel sermaye gazı yakmak istemez, zoru görünce hak edene hakkını verecektir.

Çok fazla zamanımız yok, taraflardan birisi ne zaman gözü karartıp Meis’in güneyinde doğal gaz aramaya başlarsa o zaman gerginlik hızla tırmanacak. Ama yine de küresel şirketlerin Doğu Akdeniz ve Meis bölgesindeki doğal gazı çıkarıp boru hattı ile Avrupa’ya taşımayı istemesine kadar zamanımız var.

Anlaşılacağı üzere önümüzdeki 5 sene içerisinde denizde gerçekleşecek bir çatışmaya hazırlıklı olmalıyız. Zamanımız sınırlı ve aynı zamanda Türkiye’nin ekonomik kaynakları da çok kısıtlıdır. Ekonomik şartların zorlaşmasıyla giderek silahlanma projelerine daha az kaynak aktarabileceği görülmektedir.

Bu maksatla OYTEP en kısa sürede gözden geçirilerek bazı projelere öncelik verilmesi, bazılarının ise iptal edilmesi veya ertelenmesi gerekmektedir. Doğru silaha para yatırırsak harcadığımız para doğal gaz kazancı olarak geri dönecektir. Yanlış silah parayı çöpe atmak demektir.

HANGİ SİLAHA PARA YATIRMALI HANGİSİNDEN VAZGEÇMELİYİZ?

Hava-hava füzeleri (GÖKTUĞ)

Olası bir harekatın deniz üzerinde gerçekleşeceğinin tekrar altını çizelim. Dolayısıyla bölgedeki gemilerimizin korunması ön plana çıkacaktır.

Gemilere karşı en büyük tehdit uçaklardan gelmektedir. Örneğin 1 gemiye 4 uçak ile 4 ayrı istikametten ikişer gemi-savar füzesiyle yapılacak bir saldırı, hedef alınan gemiyi çok zor durumda bırakır. Gemi-savar füzeleri hedefe çok alçak irtifadan yaklaştığı için gemi kendisine yaklaşan füzeleri fark ettiğinde yaklaşık 3 dakika gibi çok kısa bir reaksiyon süresi kalmaktadır. Bu süre, geminin kendisini koruması için yeterli olmayabilir. Tek bir isabet alan gemi, batmasa bile harekât dışı kalacaktır.

Dolayısıyla Akdeniz üzerinde su üstü vasıtalarımızın hava savunması birinci önceliğimiz olmalıdır. Türkiye’nin yeni tedarik ettiği S-400 hava savunma füzeleri gemilerimize ancak kıyıya yakınken sınırlı koruma sağlayabilir. S-400 sistemi alçak irtifadan uçan uçaklara karşı ancak 40-50 km mesafeye kadar etkilidir. Bu mesafenin dışında gemilerimize koruma sağlayamaz.

Gemilerimizin korumasını sağlayacak en önemli unsur hava savunma uçaklarımız olacaktır. Havadan Erken İhbar Uçakları (HİK) kontrolünde ileri hatta devriye gezen (CAP) av uçakları, düşman uçaklarının gemilerimize yaklaşmasını önleyebilir. Av uçaklarını, havada gezen bir S-400 sistemine benzetebilirsiniz. Nerede savunmaya ihtiyacınız varsa av uçakları ses hızında o bölgeye intikal ederek olaya gerekli müdahaleyi yapacaktır.

Av uçaklarının en önemli silahları aktif radar güdümlü AIM-120 AMRAAM ve ısı güdümlü AIM-9 SIDEWINDER füzeleridir. Ne yazık ki bu füzeleri milli olarak üretemiyoruz. Üstelik bu füzelerin stok miktarı da çok çok kısıtlıdır.

Olası bir çatışmada elinizdeki sınırlı sayıdaki hava-hava füzeleri 3 gün sonra biterse ne olur? 4’üncü günden itibaren gemileriniz birer birer batmaya başlar. Hava üstünlüğünün kaybedildiği hiçbir savaş ister denizde ister karada nerede olursa olsun asla kazanılamaz.

Türkiye milli olarak aktif radar güdümlü ve ısı güdümlü GÖKTUĞ füze ailesini geliştirmeye başlamıştır. Bu projeye birinci derecede öncelik verilmelidir. Bu proje aynı zamanda milli muharebe uçağının radar sisteminin geliştirilmesine de alt yapı oluşturacaktır.

SOM seyir füzesi

GEMİ-SAVAR FÜZESİ (SOM-J)

Gemilere karşı 2’nci önemli tehdidi diğer gemi ve denizaltılardan atılacak gemi-savar füzeleri oluşturmaktadır. Hasım gemilerin oluşturduğu bu tehdit de bertaraf edilmelidir. Gemilere karşı en etkili silahın uçaklar olduğunu daha önce söylemiştik. Ancak hali hazırda uçaklarımız tarafından kullanılacak bir gemi-savar füzesi envantere girmemiştir. Milli olarak üretilen SOM füzesinin “J” modeli gemilere karşı kullanılmak için geliştirilmektedir. Bu füzenin geliştirilmesine öncelik verilmeli ve füze bir an önce hava kuvvetlerinin kullanımına tahsis edilmelidir. SOM-J ile Doğu Akdeniz’in en uzak noktasına 30 dakikada ulaşacak bir uçak hasım gemileri için çok ciddi bir caydırıcılığa sahip olacaktır.

KARADA KONUŞLU MOBİL ATMACA FÜZE BATARYASI

Türkiye çok önemli bir başarıya imza atarak satıhtan atılan gemi-savar füzesi ATMACA’yı milli olarak geliştirmeyi başarmıştır. Bu silah sisteminin testleri halen devam etmekte olup kısa süre içerisinde seri üretime geçilecektir. ATMACA silah sisteminin öncelikle yerli üretim olan ADA sınıfı korvetlere takılması planlanmaktadır. Bu silah sisteminin karada konuşlu mobil batarya olarak kullanılması da ciddi olarak düşünülmelidir. 200-250 km menzile sahip ATMACA gemi-savar füzesi, Akdeniz veya Ege kıyılarına yerleştirilecek 4-5 batarya ile ciddi bir savunma sağlayacaktır.

Denizde seyreden firkateyn ve korvetlerin tespit edilmesi kolaydır. Dolayısıyla su üstü vasıtalarımız düşman silahlı kuvvetleri tarafından bertaraf edilebilir. Ancak karada konuşlu mobil ATMACA sisteminin tespit edilmesi hem zor hem de vurulması kolay olmayacaktır. Karada konuşlu mobil ATMACA bataryaları ancak seyir füzeleri veya uçaklar tarafından vurulabilir. S-400 ve HİSAR koruması altında operasyon yapacak ATMACA bataryalarına ise yaklaşmak hiç de kolay olmayacaktır.

Bir firkateyn veya korvetlerin ana silahı gemi-savar füzeleridir. Bu füze sistemini denizde dolaştırmak için koca koca gemiler inşa edilerek milyonlarca dolar masraf yapılmaktadır. ATMACA’nın karada konuşlandırılması harekât ihtiyacımızı çok az masrafla karşılamamıza katkıda bulunacaktır.

ATMACA füzesi

SİHA VE SİDA’LARLA SÜRÜ TAARRUZU

Doğu Akdeniz’de üstünlüğümüzü korumak ve geliştirmek için asimetrik silahlara da ihtiyaç vardır. Nasıl ki İran ve Kuzey Kore, ABD donanmasına hücum botlarla sürü taarruzu yapmayı planlıyorsa, benzer bir şeyi biz Doğu Akdeniz’de SİHA ve Silahlı İnsansız Deniz Araçları (SİDA) ile yapabiliriz.

Geleceğin harekât alanını, sürü taktiğiyle2 düşmana taarruz edecek SİHA ve SİDA’lar şekillendirecek. Türkiye bu konuda treni kaçırmış değil. Hali hazırda Otonom Döner Kanatlı Vurucu İHA KARGU ve Otonom Taktik Vurucu Sabit Kanatlı İHA ALPAGU Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) tarafından aktif olarak kullanılmaktadır. Yapılması gereken, bu silah sistemlerini sürü halinde operasyon yapacak kabiliyete ulaştırmak, menzillerini 150 km civarına çıkarmak ve patlayıcı taşıma kabiliyetlerini artırmaktır.

Aynı şekilde sualtında sürü taarruzu gerçekleştirebilecek WATTOZZ SİDA sisteminin geliştirilme çalışmaları devam etmektedir. Bu çalışmalara kaynak aktarmak hayati önem taşımaktadır.

Emperyalist ülkeler, kendi topraklarından çok çok uzaktaki çıkarlarını korumak için deniz kuvvetlerini güç aktarım vasıtası olarak kullanmaktadır. Türkiye’nin sürü taktiği ile harekât yapabilen SİHA ve SİDA teknolojilerine sahip olması ülkemizi bölgesinin hâkim gücü haline getirecektir. Çok ucuza mal olacak bu silahlar, 800 milyon dolarlık bir firkateyni kolayca durdurabileceği için TSK için asimetrik bir güç çarpanı olacaktır.

KARGU

GAMBOT DİPLOMASİSİ

Deniz Kuvvetleri camiasında “Gambot Diplomasisi” teriminin sıkça kullanıldığını duymuşsunuzdur. Gambot diplomasisi; emperyalist bir devletin topraklarından çok uzaktaki sömürgesi veya himayesi altındaki bir devlete tehdit unsuru olarak deniz kuvvetlerini göndererek, siyasi taleplerini dayatması anlamına gelmektedir. Başka bir deyişle emperyalist devletin deniz yoluyla gönderdiği askeri güç, hedef ülkenin başkentini vuracak kabiliyettedir; bu tehdit ile hedef ülke boyun eğmeye zorlanır.

Türk Deniz Kuvvetleri’nin gambot diplomasisi yapma yeteneği yoktur. Şu anki imkân kabiliyetler ile gemilerin üzerinde bulunan küçük çaplı toplarla ancak kıyı bombardımanı yapılabilir. Ancak ciddi bir hasım karşısında geminin kıyıya yaklaşması mümkün değildir.

Türkiye, gambot diplomasisi yapma yeteneğine sahip olmalı mıdır? Bu konunun tüm açıklığı ile tartışılması gerekmektedir. Hiç şüphesiz donanmamızın böyle bir yeteneğe sahip olmasını herkes ister. Ancak mevcut imkân ve şartlarda buna ihtiyacın olmadığı görülüyor. Türkiye bugün kendi topraklarındaki madenlerini, fabrikalarını, köprü ve yollarını yabancılara satarken deniz aşırı ülkelerde hangi çıkarlarını savunacak? Sanayi devi Almanya’nın 9 adet firkateyni varken bizim 16 adet var. Acaba kim hatalı planlama yapıyor? Gambot diplomasisi yapacak bir donanma gücü oluşturmak niyetiyle yanlış yatırımlar yaparsak, Anadolu’yu kuşatan Mavi Vatanı savunmaktan aciz duruma düşebiliriz. Bu konuya dikkat etmek gerekir.

TCG ANADOLU

Bu tarz hatalı bir yatırımın en güzel örneği, TCG Anadolu Havuzlu Çıkarma Gemisidir (LHD). TCG Anadolu, 1 tabur büyüklüğündeki bir askeri gücü, silah ve teçhizatlarıyla birlikte içinde barındırdığı çıkarma araçları ile istenilen bir kıyıya taşımak için tasarlanmıştır. Geminin çıplak maliyetinin 650 milyon avro3, üzerine konulacak silah ve teçhizatla birlikte toplam maliyetin 1 milyar 250 milyon avroya4 ulaşacağı tahmin edilmektedir.

Deniz Kuvvetleri bu geminin ikizi, TCG Trakya’nın da inşa edilmesini arzu etmekte ve her iki gemi için de ana silah unsuru olarak 16+16 toplam 32 adet F-35B uçağı satın almayı planlamaktadır. Anlaşıldığı kadarıyla bu uçaklar sayesinde Türkiye’nin gambot diplomasisi yapma yeteneğinin artacağı hesaplanmaktadır. Bu hesaplar yanlıştır. Bu gemileri hava gücü olan bir ülkeye karşı gerçek harekât ortamında kullanmak neredeyse imkansızdır.

Havuzlu çıkartma gemileri (LHD) herkesin bildiği üzere bir uçak gemisi değildir. Tam rakam bilinmemekle birlikte, helikopter gibi başka hava araçları almadıkları taktirde üzerlerinde en fazla 14 adet uçak taşıyabilirler. 14 uçağın günlük üreteceği sorti miktarı, bu gemilerin hava savunmasını bile yapmaya yeterli değildir. Bu gemiler yüksek değerlikli silahlar olarak düşmanın hedef listesinin en tepesinde yer alacaktır. Gemilerden kalkış yapan av/bombardıman uçakların menzilleri karada konuşlu olanlara göre daha kısadır. Havuzlu çıkarma gemisi, üzerindeki uçaklarla düşman topraklarına taarruz etmek için kıyıya yaklaşmak zorundadır. Kıyıya yanaştığında ise düşman uçaklarının menzili dahilinde olacaktır. Bu durumda üzerinde taşıdığı uçaklar bırakın kara hedeflerine taarruzu, kendi gemisini dahi savunmak için yeterli olmayacaktır.

TCG Anadolu prototipi

Bu tür bir geminin Havadan İhbar ve Kontrol uçağı (HİK) olmadan harekât yapması da mümkün değildir. Çünkü gemilerin üzerindeki hava savunma radarları, dünyanın yuvarlaklığı sebebiyle belli bir mesafeden sonra alçak irtifadan yaklaşan uçakları tespit edemez. Bu zafiyet hem gemiyi savunan av uçakları hem de gemide konuşlu hava savunma silahları için büyük bir dezavantaj yaratmaktadır.

Anlatılan bütün bu zafiyetler İngiltere ile Arjantin arasında 1982 yılında gerçekleşen Falkland Savaşı’nda bilfiil yaşanarak tespit edilmiştir. İngiltere bu savaştan alınan dersler neticesinde 18-20 uçak taşıyan uçak gemisi konseptini terk etmiştir. İngiltere, 70 uçak taşıma kapasitesine sahip Queen Elizabeth sınıfı 2 uçak gemisinin yapımını bitirmek üzeredir. İngiltere Ulusal Güvenlik Danışmanı Sir Mark Sedwill, Falkland Savaşı’ndan alınan dersler neticesinde, İngiltere’nin bu uçak gemilerini birebir savaşmak zorunda kalacağı bir düşmana karşı kesinlikle kullanmaması gerektiğini, bu uçak gemilerinin ancak ve ancak müttefik donanma ve uçakları ile güven altına alınmış bir harekât ortamında görev yapabileceğini söylemektedir5.

Anlaşılacağı üzere TCG Anadolu’nun üzerinde F-35B uçakları dahi olsa hava üstünlüğünün kazanılmadığı bir harekât ortamında kullanılması mümkün değildir. Hava üstünlüğünün kazanılmış olması da tek başına yeterli olmayacaktır. Yukarıda izah edildiği üzere sürat botları, denizaltı, İHA ve SİDA gibi asimetrik silahlarla yapılacak bir taarruz inanılmaz pahalı bir silah sistemi olan bu gemilerin denizin dibini boylamasına sebep olabilir. Böylesine bir kayıp, tarihi bir hezimet olarak kayda geçecektir.

Bütün bu bilgiler ışığında, TCG Anadolu’nun ABD, Rusya veya Çin donanması ile müşterek yapılacak bir harekatın dışında müstakil olarak kullanılamayacağını net bir şekilde söyleyebiliriz. NATO’ya tahsis etmek için 1 milyar 250 milyon avro harcamaya gerek var mıdır? Siyasetçilerin bu konuyu iyi düşünmesi gerekir. Doğru olan bu sınıfın ikinci gemisi olması planlanan TCG Trakya’nın inşasından hemen vaz geçilmesidir.

TCG Anadolu ise artık denize inmiştir. Diğer yandan bu geminin üzerine konuşlandırılması planlanan F-35B uçakları ise hiçbir işe yaramayacaktır. Bu gemi zaten yüzlerce irili ufaklı ada barındıran Ege’de harekât icra edemez. Doğu Akdeniz’de ise istediğimiz her noktaya karada konuşlu uçaklarımızla müdahale edecek imkân kabiliyete sahibiz. Geminin F-35B uçakları ile donatılmasından vaz geçilmelidir. F-35 uçaklarının Türkiye’nin savunmasına yeterli katkıda bulunmayacağı yönündeki görüşlerimizi zaten daha önce yazmış ve anlatmıştık6. Yapılacak en akıllıca iş, TCG Anadolu’nun İHA ve SİHA’larla donatılmasıdır. 1 adet F-35 uçağına harcanacak para, TCG Anadolu’ya konuşlanacak İHA ve SİHA’ların ARGE çalışması için yeterli olacaktır. Belki de 3-5 adet F-35 uçağı fiyatına gemiden harekât yapabilen İHA ve SİHA’lara sahip olabiliriz. Deniz resmini çıkarma kabiliyeti olan İHA’lar ve üzerinde gemi-savar füzesi taşıyan SİHA’lar açık denizde harekât yapan donanmamız etrafında en az 150 km çapında 7 gün 24 saat aktif bir savunma kuşağı oluşturacaktır.

SONUÇ

Kısa süre zarfında ve kısıtlı kaynaklar ile Doğu Akdeniz’deki egemenlik mücadelesini lehimize çevirmek için asimetrik düşünmek zorundayız. Ecdadımız Osmanlı, yükselme döneminde okyanuslara açılmayarak denizcilik treni kaçırmış, çöküş döneminde ise denizden gelebilecek tehditlere karşı yeterli hazırlık yapmayarak büyük kayıplar yaşamıştı. Bugün Türkiye denizden gelecek tehditlere karşı hazırlıklı olmalıdır. Denizden gelen tehdidi savunmak için geçmişin silahı gemilerdi ama bugün öyle değil. Mavi Vatanı, havuzlu çıkarma gemileri, firkateyn ve korvetlerin sayısını artırarak savunamazsınız. Çağdaş ve asimetrik düşünmek gerekir. Bu silahlara para aktarmak, bazı milli tersanelerimize ciddi kazançlar sağlar ama Türkiye’nin güvenliğine önemli bir katkısı olmayacaktır.

Deniz Kuvvetleri açısından kazanılması gereken en önemli stratejik yetenek, seyir füzesi atabilen denizaltılara sahip olmaktır. Denizaltında saklanan, bin kilometre öteden düşman ülkenin başkentini vurabilecek bir silah diğer bütün silahlardan daha büyük bir caydırıcılığa sahip olacaktır. Bu bizim uzun vadeli en önemli hedeflerimizden birisi bu olmalıdır. Zaten hali hazırda GEZGİN seyir füzesi üzerinde çalışmalar devam etmektedir. Bu çalışmaya gereken önem verilmelidir.

Diğer yandan envanterimizdeki F-4 savaş uçakları kullanım ömrünü doldurmuştur. 1986 yılından itibaren peyderpey hizmete girmeye başlayan F-16 uçaklarımız ise hızla yaşlanmaktadır. Önümüzdeki 5-10 yılı mevcut uçaklarımızla atlatmak mümkündür ancak 10 sene sonra ciddi bir savaş uçağı zafiyetiyle karşı karşıya kalacağımız aşikâr. Şimdiden Milli Muharip Savaş Uçağı geliştirme çalışmalarına önem vermek gerekmektedir. Uzun vadeli bir değer önemli hedefimiz kendi uçağımızı kendimiz yapmak olmalıdır.

Milli olarak üretmediğiniz bir silahın güvenliğinize katkısı olmaz.

1 İran ABD güçlerine 10 bin silahla aynı anda saldıracağını iddia etmektedir. https://www.youtube.com/watch?v=0ofmkikhAnA

2 Sürü taktiği: 30 ila 40 adet SİHA veya SİDA’nın koordineli bir şekilde aynı hedefe saldırması

3 https://odatv.com/turkiye-sahiden-ucak-gemisi-mi-yapiyor–1105171200.html

4 https://www.sonhaberler.com/genel/tcg-anadolu-ozellikleri-nelerdir-tcg-anadolu-maliyeti-ne-kadar-h676222.html

5 https://www.telegraph.co.uk/politics/2018/05/01/britain-unlikely-use-new-aircraft-carriers-falklands-style-conflict/

6 https://odatv.com/erdogani-kandiriyorlar-0812161200.html https://www.youtube.com/watch?v=F0nz0F8CqZU

17 Yorum

  1. Böylesine önemli bir konuda o konu ile ilgili eğitim görmediği gibi daha da önemlisi o konu ile ilgili meslekte çalışmamış bir kişinin facebook ve benzeri platformlarda yorum yapmasında bir mahzur yoksa da bu yorumun bilinen bir medya platformunda sanki uzman görüşüymüş gibi sunulması kamuoyunun yanlış bilgilerle aldatılması demektir.
    Öncelikle yazar konunun uzmanı değildir. Hava Kuvvetlerinde daha önce çalışmış bir pilottur. Pilotluk aynı bir yarış arabasının veya motosikletinin kullanılmasına benzer. İyi çalışan bir motor becerisine sahip olmayı gerektirir. Bir pilot bu becerileri ve eğitimi sayesinde anlık reaksiyon gösterme konusunda uzmandır, tıpkı bir motosiklet sürücüsü gibi. Düşman uçağından atılan bir güdümlü mermiden bu becerilere sahip olmadan kurtulma imkânı yoktur zaten. Pilotların devamlı hızlı karar almayı gerektiren bu yetenekleri aslında bazı konularda en büyük zafiyetleridir. Pilotların strateji oluşturma, büyük organizasyonların yönetimi gibi karmaşık ve süreç alan konuları anlamalarında yetersiz kaldıkları tüm dünyada bilinen bir gerçektir.
    Zaten bu nedenle tüm stratejistler ya denizcilerden ya da karacılardan çıkmaktadır.
    Hava unsurları hem deniz savaşlarında hem de kara savaşlarında zaruri destek unsurlarıdır. Bu unsurlar tek başlarına savaş icra edemezler. Bir gemi, bir denizaltı, bir tank, kara piyadeleri yani kısaca tüm deniz ve kara birlikleri ve birimleri harp alanında aylarca kalabilirken hava unsurlarının harp sahasında bir iki saatten fazla kalması (cephane, yakıt ve sürat faktörlerine göre) mümkün değildir. Bir yeri işgal edebilecek birlikler 21’nci yüzyılda dahi deniz ve kara birlikleridir. İşte hava kuvvetleri dediğimiz uçaklar deniz ve kara birliklerinin harp desteğini sağlayan önemli unsurlardır. Bu anlamda uçaklar aslında bir tank gibi faydalı destek birimleridir.
    Bir ülkenin üç kuvvet komutanlığına sahip olması bu anlamda çok sakıncalıdır. Hava Kuvvetleri gibi ana görevi destek olan bir birimin ayrı bir kuvvet komutanlığı olmasının komuta kontrolde ciddi zafiyete neden olacağı aşikârdır. Bu zafiyet nedeniyle TCG KOCATEPE muhribi batmıştır maalesef.
    Yapılması gereken mevcut Hava Kuvvetleri Komutanlığı unsurlarını Türkiye’nin icra edeceği harp bölgelerine ve mevcut tehditlere göre Deniz ve Kara Kuvvetleri Komutanlıklarına vermektir. Bu birimler halen mevcut Deniz Hava ve Kara Hava birliklerine dağıtıldığı taktirde harp zamanı gereksinim duyulan Komuta Kontrol de sağlanmış olacaktır. Aslında halen ABD’nin uyguladığı konsept te budur. Uçak gemisindeki pilotlar deniz havacıdır Hava Kuvvetleri personeli değildir. Bu anlamda ülkemizin civarında icra edilecek deniz harekatının deniz kuvvetleri, kara harekatının kara kuvvetleri tarafından icra edilmesi kadar doğal bir konsept olamaz. Yapılması gereken Hava Kuvvetleri Komutanlığını kaldırarak tüm unsurlarını Deniz ve Kara Kuvvetleri arasında paylaştırmak olacaktır.
    Emekli Albay’ımızın hazırladığı yazıdaki birkaç hatayı da kendisini aydınlatmak için yapalım.
    1. “Sanayi devi Almanya’nın 9 adet firkateyni varken bizim 16 adet var. Acaba kim hatalı planlama yapıyor? “ demiş araştırmadan. Kendi savunması bile ABD tarafından sağlanan halen esir Almanya’nın gemi sayısı ile Karadeniz, Ege ve Doğu Akdeniz gibi stratejik önemi haiz denizlere yani Mavi Vatana sahip Türk Yurdunun korunmasında kullanılacak gemi sayısı elbette farklı olacaktır. Almanya’nın kıyı uzunluğu kaç km.dir ayrıca?
    2. “ABD’nin asli vurucu gücü uçaklardır.” ABD’nin asli gücü uçaklar değildir. Uçaklar destek unsurlarıdır. ABD’nin asli gücü balistik nükleer füze denizaltıları ve uçak gemisi görev grupları ve kara harekatlarında da kara birlikleridir.
    3.“ABD gibi dünyanın en büyük ve en modern donanmasına karşı, açık denizde firkateyn tarzı büyük gemilerle mücadele etmek neredeyse imkansızdır.” demiş Albayımız. Öncelikle ABD donanması ile Atlantik Okyanusu ya da Büyük Okyanus’ta muharebe yapılması düşünülmemektedir. Kıyı sularında icra edilecek harekatlarda kullanılacak fırkateynlerimiz ise yalnız kendisinin değil bu imkan ve kabiliyeti haiz olmayan unsurları dahi koruyabilecek hava savunma imkanına sahiptir ve Mavi Vatan’da böyle bir çatışma olduğu taktirde bundan en büyük zararı ABD görecektir.
    Örnekleri çoğaltmak mümkün. Aslında belki de iyi niyetle yazılmış bir yazı da olabilir. Ancak kamuoyunu yanlış bilgilendirmemekte fayda var.

  2. Bir stratejik bakış açısı oluşturma iddiasında olanların bunu kara deniz ve hava kuvvetlerinde benzer görevlerde bulunmuş yurtsever subaylarla birlikte belli bir süre çalışarak, inceleyerek ve tartışarak yapması gerekir. Aksi taktirde pek çok değerlendirme hatası yapılacağı aşikardır. Sn. Başıbüyük’e FETÖ yakıştırması yapanlar da ne geçmişini ne de bu sayfayı hiç tanımıyorlar demektir. Bence böyle suçlamalar yapanlar aslında angaje oldukları yerleri parmakla gösteriyorlar.

  3. Amac once gol yememekse defansi saglama almak gerekir. Yani savunma hatlarimizi teknolojik ve milli uretimlerle gelistirmeliyiz. Hisar atmaca vb. gibi… ofansif konulara gelince “elin seyiyle gerdege girilmez” dusuncesiyle kendi uretecegimiz kazma kuregin zamani geldiginde f35 lerden daha cok ise yarayacagini dusunuyorum..Yaziya stratejik manada katiliyorum..Detaylar tartisilabilir…70 yildir yatan bir devlet icin bunlar zor mu, evet zor….Ama bir yerden baslamak zorundayiz.. yeni yeni basladigimiz gibi…yoksa yok olup gideriz..Cumhuriyet sadece nutuk atmakla payidar kalamaz tek bildigim bu…Esen kal osman abi…

  4. Yazılar, analizler ve düzeyli tartışmalar bizim gibi işin detayını çok fazla bilmeyenler için yararlı oluyor. Zaten Sayın Başıbüyük bu konuyu tartışmalıyız diyor. Bu anlamda fikirlerin ortaya konulması gerçekten yararlı. Ancak Komutan, analizinin eleştiriye ve tartışmaya açık olduğunu belirtmesine rağmen yorumlarda ki dengesiz ve çirkin bir tarzda tepkiler, fetö imaları, yakışıksız ve çok kötü. Bu kadar sert ve çirkin tepki göstermek ancak bir ÇIKAR DÜRTÜSÜ sonucu olabilir ve iyi niyetle açıklanamaz.
    Gönül isterki bu belalı coğrafyada, son sistem, en ileri teknolojiye sahip silahlarımız olsun. Ancak bir rahip krizinde bile yataklara düşen bir ekonomimiz, nato müttefikleri gibi düşmana ihtiyaç göstermeyen “dostlarımız” var, ve parada onlarda. Tabi ki maliyet-verim koordinasyonunda en verimli noktayı bulmalıyız. Kendi ürettiğimiz Atmacaları mobil sistemlerle Toroslar boyunca doldurduğumuzda hangi yağmacı gelipte Münhasır Ekonomik Bölgemizde arama yapabilir, platform kurabilir ? Askeri uzman olmasam da bu kadar net görünen bir durumu değerlendirebilirim herhalde değil mi ?
    Son olarak şunu söyleyebilirim; Ergenekon kumpasları sonucu adaletsizliğe uğrayıp, analarının ak sütü gibi helal hakları elinden alınan komutanlarımızı biliyoruz. Yüksek emekli maaşını çıtır çıtır yemek dururken, Devletine küsmemiş, terör örgütlerinin yarattığı büyük risklere rağmen korkup kenara çekilmemiş, hala meydanlarda (Tv lerde, gazetelerde, sosyal medya da vb.) aslanlar gibi bizleri aydınlatan, Ülkesi için bir şeyler yapma çabasında olan, bunun için zamanını, parasını harcayanları da, biliyor, takdir ediyor, saygı duyuyoruz ki Sayın Osman Başıbüyük böyle biridir. Öyle sünnet çocuğu gibi şatafatlı elbiseler giyip, Atlantikçi dostlarının koltuk altlarında, ABD büyükelçiliğinin kriptolu mesajlarında, (Wikileaks belgelerinde) gözetilmesi gerekenler diye raporlananları da biliyoruz. Bu nedenle herkes haddini bilsin, “kötü söz sahibinin, nüfus cüzdanıdır” diyor, düzeyli eleştiri ve tartışma diliyorum.

  5. Yazı konunun uzmanı olmayan birisi olarak bana mantıklı geldi. Eleştirenler somut olarak niçin hatalı olduğunu ve doğrusunun ne olması gerektiğini yazmamış. Birisi yazara ya uzman değil ya fetöcü demeye getirmiş. Kardeşi bu mantıkla senin fetöcü olmadığın nereden malum denebilir. Amerika Türkiye’nin savunmasının güçlü görünse bile zayıf olup çabuk çökertilebilmesini ister. Eğer gücü yeterse savunma konsebtimizi etkilemeye çalışır.
    Şu anda tarım, ekonomi, hayvancılık, ulaşım vb. politikalarımıza etki ediyorlar da niçin askeri politikalarımıza veya silahlanma stratejimize etki etmesinler.
    Fetö değişik isimlerle saldırır dikkatli olmak lazım.
    Gelelim esas meseleye:
    Benim söylemek istediğim 18 adamız Yunanistan’ın kontrolüne geçti ve biz sesimizi çıkarmıyoruz.
    Kıbrıs’dan hatırı sayılır bir Türk askerinin çekildiği söyleniyor.
    Türkiye Kıbrıs’ın ve Türkiye’nin menfaatlerini savunan Denktaş’ı indirdi ve tavizi ve çöküşü başlatan Talat-Akıncı çizgisini başlattı.
    Kısaca bütün bu söyledikleriniz doğru olsa bile bunları yapacak bir iktidar görüyor musunuz?
    Fazla fikir vermeyin bence tersini yapabilirler.
    Havuzlu gemiye para bağlanması bana bizim gemilerin eskiden savaş başlamadan limanda yakılmasını hatırlattı.

  6. Bu yaziya ekleywbilecegim insansiz deniz alti hafif torpido atesleme kabiliyetli vede anti ship kabiliyetli balistik fuzelerin kibrisa konuslandirilmasi olacak tir olasi akdeniz savasinda sayica ve teknolojik olarak ustun hava gucu ittifakina karsi seri uretimi kolay ucuz 5 milyon ile 20 milyon usd arasinda full otonom AI kabiliyetli AA atesleyebilen SIHA larlarla gerceklesebilecegi uzerinde gidersek AESA radarli uydu baglantisina sahip AI ile full otonom gorev alabilen SIHA filolarina sahip olamak bu savas in galibi olmak ile kaybedeni olmak arasindaki Ince cizgi biran once SAR kabiliyetli uydumuzun yorungeye yerlestirilnesi erken uyari icin olmazsa olmazimiz gecikiyoruz sinirli kaynaklarimiz yanlis yonlendiriliyor

  7. Bir yanlış anlaşılmayı düzeltmeliyim. Yaptığım yorumda ………bu tip analizleri yapan kişi bir FETÖ’cü olsaydı arkasındaki kötü niyeti anlayabilirdim demek istedim. Yoksa yazar hakkında bir imada bulunmadım. Lütfen yanlış anlaşılmasın…Biraz amacından sapmış gibi oldu….Yanlış anlaşıldı ise özür dilerim.

  8. Dikkatle yazılanları okudum. Bu yazı bana akademi sıralarında kuvvet harp akademilerinin kendi tezlerini güçlendirmek, karşı tazleri çürütmek için geliştirdiği zorlama argümanları hatırlattı. Deniz Harplerinin doğasını bilmeden zafiyet alanlarını ortaya koymak, harekat ihtiyaçlarını belirlemek, kuvvet mukayese modeli kullanmadan hangi silah daha önceliklidir diye tahminde bulunmak, UTK testi yapmadan belirli bir projeyi ön plana çıkarmak için diğerlerini azımsamak ve yanlış olduğu kanaatine varmak belki kahvehane ahalisini heyecanlandırır ama profesyonel alan uzmanları için dikkate değer bir nitelik taşımazlar. Hv.K.K.lığının kurum milliyetçisi kurmay takımı bir çok defa ülkenin milli çıkarlarını doğru analiz etmeden sırf Hava sahası Kontrol ve Yönetimi kendilerinde kalsın diye veya bir proje üzerinden terfiler gerçekleşsin diye ayağı yere basmayan analizler yaptıkları olmuştur. Ancak ülke güvenliği bir bütündür ve her kuvvetin harekat ihtiyacı önemlidir. Kaynak tahsisi için doğru bir önceliklendirme gerekir. Bu tip analizleri yapan bir FETÖ’cü ise amacı bellidir. Ancak değilse ve askeri uzman statüsü ile bir analiz yapıyorsa bilmesi gereken prensibi dikkate alınmalı, 20 yıl üzerinde düşünülmüş ciddi projeleri bir paçavraya çevirmeden önce bilimsel analiz yapılmalıdır. Deniz Harpleri, sualtı suçüstü, hava sahası ve uzay boyutu ile bir bütündür. Bunun bir kısmı başka kuvvetlere devredilemez. Hava Kuvvetleri ana kuvvet değildir ve Kara Kuvvetlerinin, Deniz Kuvvetlerinin destek kuvvetidir. Bu nedenle Kara ve Deniz Sahasında harekata iştirak edecek olan Hava unsurlarının Kara ve Deniz Harpleriyle uyumlu ve koordineli çalışması, zafiyet alanlarını hava desteği ile doldurması gerekir. Bağımsız, başına buyruk bir hava harekatı söz konusu olamaz. TCG Anadolu’nun fonksiyonel görevleri bilinmeden, eyvah bunlar uçak gemisi yapıyorlar galiba endişesiyle, Hava gücünün bir kısmını acaba Deniz Kuvvetlerine mi kaptırıyoruz paniği olsa olsa kuvvet milliyetçiliğidir. Oysa ki Stratejik Hedef Planı, Milli Güvenlik Siyaset Belgesinin bir sonucudur. Gunboat Diplomasisine gelince hiç anlaşılamamış olduğunu görmekteyim. Deniz Kuvvetlerinin gerek Doğu Akdeniz’de gerek diğer çevre denizlerimizde veya dünyanın herhangi bir noktasına sancak ve varlık göstermesinin stratejik önemi muhtemelen iyi anlaşılmamış olduğunu düşünüyorum. Sonuç olarak, Harp Silah Araç ve Gereçlerimiz Millileşmekte, Dünya Silah Sanayine yeni bir aktör olarak Türkiye girmekte, Milli oldukça savaşma azim ve kararı artmaktadır. Yılların emeği ile MİLGEM, MİLDEN ve diğer tüm deniz unsurlarının dünya ile rekabet edebilecek niteliklere kavuşmasından kimse rahatsız olmamalıdır. Dikey iniş kalkış kabiliyetli uçaklar ile Deniz Kuvvetleri unsurlarının donatılması Türkiye’yi Doğu Akdenizde söz sahibi yapacak ve düşmanın derinliklerinde daha etkin görevler icar edilebilecektir. Özetle yazının bütününe genel olarak karşı olduğumu ve hoşlanmadığımı ifade etmek isterim

  9. Çok detaylı bir yazı olmuş. Okurken böylesi bir analizin ulaşması gereken yerlere ulaşmama ihtimali aklıma geldi. Yapılan hatalar, fark edilmez ise ne olur?

    Hani devletin stratejistleri vardır düşünmüşlerdir demek istiyorum ama güvenebileceğimiz, yine bir yazısında komutanın “devşirmeler” olarak tanımladığı, değerlerin dışlandığını bu işlerde çok farlı bir gruplaşmaya gidildiğini de biliyoruz. Allah sonumuzu hayır etsin…

  10. İlginç bir yazı. Kuvvetler arası çekişme kokusu var. Öncelikle Ganbot diplomasisi sadece bir ülkeye gidip başkentini bombalama değildir. Donanma savaşta olduğundan daha fazla etki ve faydayı barışta caydırıcılık, güç gösterisi ve varlık gösterme ile sağlar. Bunu da görev ve coğrafyaya uygun değişik tip platformlarla yapar. Hücumbotların harekat yarıçapı ve her deniz durumunda harekat imkanı kısıtlıdır. Petrol platformlarına hücumbot ile 7/24 destek sağlanamaz, Baltık Denizi’nde bayrak gösterilemez, her seferinde diplomatik birer başarı ve fayda sağlayan Türk Deniz Görev Gücü görevleri yapılamaz. Bu tür görevler için asgari Korvet/ Fırkateyn gerekir. LHD (TCG Anadolu/ TCG Trakya) olmadan kuvvet aktarımı yapamazsınız. Eğer Türkiye içine kapanmayacak, aktif bir dış politika izleyecekse (-ki izlemesi gerekir), barışı ve savaş ihtiyaçlarını bir arada karşılayan, güçlü bir Donanma’ya sahip olmalı, açık denizlerde uzun süreli harekat yapacak 6-8 bin tonluk platformları da dikkate almalıdır. Yazıda beş senelik bir süre verilmiş ya, güçlü bir donanma o süreyi daha da uzatır, ülkeye zaman kazandırır. Dünya bir hesaplaşmaya gidiyor doğru, ancak bu hesaplaşma ne kadar ötelenebilirse o kadar lehimize olacağı açıktır. Diğer taraftan, bu detayda bir yazı askeri açıdan değişik sakıncalar içerebilir.

  11. Hayretki ne hayret!!!!! Mavi Vatanı Uçaklar koruyacakmış!!!! Hadi ordan kendini bir şey zanneden adam….Senin uçakların havada ne kadar kalıyor 15 günlük bir deniz harbinde 7/24 havada uçak bulundurmak için kaç uçak kaç pilot ve kaç paraya ihtiyaç var….Bu safsataları bırak ve Gözlerine yapışmış olan Havacı Gözlüğünü çıkar ve biraz geniş düşün… Bilmediğin işler için de yorum da bulunma!!!!!

  12. Cok coddi maddi ve konseptsel hatalar iceren bir yazi. Okuyanlarin zamanina yazik. Bir roman yazari bile yazarken birilerine danisir… vahim….

  13. Herkesin fikrine saygi duymanin esas oldugundan farkinda oldugumu ifade ederek yazinin iceriginin ozellikle Deniz Kuvvetleri acisindan yapilan degerlendirmeler ozelinde yeteri kadar silah sensor bilgisi ile harekat konsept baglaminda yetersiz, duzeltilmeye muhtac olugunu ifade etmek isterim. En azindan bir ornrk olarak mavi vatanda firkateynlerin varligini nitelik ve nicelik olarak elestirmek ciddi bir temel harp nevi bilgi eksikliginden kaynaklandigini dusunuyorum. Hucumbit ile DSH yani ASW denizalti savunma harekati icra edemezsiniz. Organik sonar ve Helolara haiz firkateyn ve hatta bolgesel hava savunma harbi yapmaya iimkan taniyacak TF 2000 gibi platdfrmlar Bizim.icin elzemdir. O kadar cok konu var ki her birine iliskin mutala yazsam kitap olur. Acizane tavsiyem yaziyi yazan beyefendinin konuyu iyi arastirarak, sensor silah bilgisini guncelleyerek, firkateyn korvet hucumbot denizlati LST LPD MAG gibi unsurlarin gorev tanimlarini fonksiyonlarini iyi arastirarak uzerindeki silah ve sensorlerin ozelliklerini ogrenerek SSB liginda icra edilen cok basarili projelerin birbirleri ile baglantilarini bilerek yaziyi guncellemesini gerekirse kendisine destek verilebilecgini ifade etmek isterim. Bu tip konular hassas ve kamuoyunda yanlis algilanabilecek onemli konulardir. Arastirma bilgi tecrube esastir. Saygilarimla

  14. Deniz kuvvetlerinden aksi fikirde olan komutanlarım var ise? Konu hakkında ayrıntıları ile açıklama yapmalarını rica ediyorum? Aydınlatın bizi ne doğru ne yalnış? Saygılarımla.

  15. Çok güzel ve analitik bir yazı. Ancak biz sıradan okuyucuların muhakeme yeteneklerini aşar elbette.
    Bu yüzden, deniz kuvvetleri perspektifinden bir cevap hakkı demesek de, yorum getirme gerekliliği doğurduğunu düşünüyorum.
    Aslında Sayın Cem Gürdeniz de deniz kuvvetleri perspektifinden bu konudaki fikirlerini bizlerle paylaşsa çok yararlı bir beyin fırtınası olurdu.

  16. Asimetrik savaş ensturmanları içinde olduğumuz ekonomik düzlemde daha fizibil gözüküyor.
    Kurtuluş savaşında işgalcilere karşı savaşan kuvvacı çetelerin rolünü üstlenecekler. Yazıdaki bahsedilmemiş sanırım ama nükleer caydırıcılğımızın olmaması da büyük dez avantaj.

  17. “Yapılacak en akıllıca iş, TCG Anadolu’nun İHA ve SİHA’larla donatılmasıdır. 1 adet F-35 uçağına harcanacak para, TCG Anadolu’ya konuşlanacak İHA ve SİHA’ların ARGE çalışması için yeterli olacaktır. Belki de 3-5 adet F-35 uçağı fiyatına gemiden harekât yapabilen İHA ve SİHA’lara sahip olabiliriz. Deniz resmini çıkarma kabiliyeti olan İHA’lar ve üzerinde gemi-savar füzesi taşıyan SİHA’lar açık denizde harekât yapan donanmamız etrafında en az 150 km çapında 7 gün 24 saat aktif bir savunma kuşağı oluşturacaktır”

    Savaş uçaklarının tanesine 75-80 milyon USD (sadece uçağın çıplak maliyeti olarak 75-80 milyon USD: “10-15 yıl sürecek tecrubeli savaş uçağı pilotu yetiştirme maliyeti (ve bu pilotları sürpriz savaş/baskın öncesi toplu suikastten koruma gereksinimi) + yedek parçalar + uçağın üreticisi ülkeye göbekten bağımlılık maliyetleri hariç”) harcamak yerine, o parayı çok sayıda SIHA/SIDA/kara-konuşlu-dahil-Atmaca-vb.füzeler için harcamak daha mantıklı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı