Dolar-TL ve ekonomik durum

Dolar-TL ve ekonomik durum

Türkiye’nin bu sene ödemesi gelen dış borç tutarı, GSYİH’nın yüzde 20’sinden fazla. Buna ek olarak, Kamu-Özel İşbirlikleri ve diğer büyük projelerin finansmanı için önümüzdeki 25 yıl boyunca ödenecek borcun da 150 milyar dolara yaklaşan bir miktar olduğu hesaplanıyor.

Aşağıdaki grafikte 2020 itibarıyla 2001 düzeyini bile aşan dış borç ile paralel olarak, TL’de değer kaybı hızı görünüyor. Grafik, 2000’ler başındaki kazanımların sürdürülemez iktisadi politikalar nedeniyle 2012 sonrası hızla yok edilişini göstermekte.

Mayıs ayında Dolar kurunun 7.25’e kadar çıkmasının yarattığı panik sonucu ekonomi yönetimi TL’nin değerini koruma amacıyla bölük pörçük politikalar hayata geçirmeye devam etti. Ancak, vergi kanunu ile de uygunluğu da tartışılan Cumhurbaşkanı kararnamesi ve BDDK açıklaması ile tam bayram öncesi 100 gram üstü altın işlemlerine getirilen 1 günlük valör kısıtı ekonomik gidişata dair güven vermiyor. Bunun yanı sıra, kambiyo işlemleri üzerindeki verginin binde 1’den 2’ye çıkartılmasının TL’nin değerinin korunması hedefine ne kadar hizmet edeceği (Dolara talebi ne kadar azaltacağı) konusu belirsiz olduğu gibi, konvertibilite ile de tutarlı olmayan bir karar.

Sermaye hareketlerini sınırlayarak TL’nin değerini 7 doların altına çekilmeye çalışmak orta vadede yapısal reformlar olmadan inandırıcı değil. Zira cari açığımız üretimin ve ihracatın bağlı olduğu enerji ve diğer girdi ithalatıyla artıyorken, ülke ekonomisi, uzun süredir tutarsız, strateji yoksunu ve hiçbir etkinliği olmayan kısa vadeli programlarla savruluyor. 800 kalem ithalata getirilen vergiler ithal ikamesi yaratacaksa olumlu bir adım; ancak, ekonomik aktörleri inandırıcı herhangi bir orta-uzun vadeli sektörel planlamanın ve iktisadi gelişme hedefinin araçları değil, gelişigüzel alınmış kararlar görünümünde. İşsizlik ve gelirsizlikte artış trendi ise bu dönemi atlatmak için çok gerekli olan iç talebi yaratmaktan uzak bir tablo çiziyor.

Kuru savunmak adına harcanan Merkez Bankası Dolar rezervleri, ancak Katar desteğiyle net bazda pozitife geçti. IMF’nin TL’yi Dolar ile koşulsuz değiş-tokuş imkanı (swap) tanımayışı siyasi bir karar da olmuş olsa, bunun sebebini güven vermeyen iktisadi gidişattan ayırt etmek pek mümkün değil.

Covid salgını hem talebi hem de arzı kısıtlarken, enflasyonun yukarı yönlü olacağı kesinlikle söylenemez. Ancak, söz dinleyen TCMB’nın politika faizini 8.25’e indirerek TL’ye olan talebi azaltıp konvertibilitesini de kısıtlamasının dış borç ödemelerine ne derece katkıda bulunacağı da bir soru olarak durmakta. Ayrıca, borç ertelemek ya da nakit desteği yerine kredi kolaylığı sağlanan şirketlerin, enflasyon yüzde 10’ların üzerinde iken negatif reel faiz nedeniyle ancak borç çevirecekleri göz önüne alınırsa, orta vadede de reel toparlanmanın gerçekleşmesi zor.

Ekonominin her sektöründen liyakatli uzmanlardan oluşmuş bir bilim kurulunun hazırlayacağı orta ve uzun vadeli bir ekonomi programı, ve onunla uyumlu kısa vadeli gerçekçi politikaların saptanması, dünyanın içine girmiş olduğu en az iki yıllık resesyon döneminden ülke ekonomisini sağlam çıkarmanın tek akıllı yolu olurdu… Şu ana kadar olanlar ışığında ise bir o kadar da gerçek dışı bir umut.