Köşe YazılarıManşet

FETÖ ile ‘zihni mücadele’

FETÖ ile mücadele yeni değildir.

Özellikle 1990’lı yılların sonlarından itibaren FETÖ hakkında uyarılar yapılıyor, birçok aydınımız bu örgütü anlatıyor, raporlar hazırlanıyor, hatta Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde dava açılıyor. Fakat bu çabalar her seferinde durduruluyor ve boşa çıkarılıyor.

Örneğin 1980’lerden itibaren Emniyet Genel Müdürlüğü’ne bağlı okullarda örgütün kadrolaştığı ve bu durumun 1992 yılında resmi bir soruşturma raporunda ortaya koyulduğu fakat buna karşı hiçbir şeyin yapılmadığı biliniyor.

Bu çabaların boşa çıkarılmasıyla birlikte FETÖ ile mücadele eden vatansever milli insanlarımız hedef alınıyor ve zarara uğratılıyor.

Necip Hablemitoğlu, FETÖ ile mücadele tarihimizde kilit öneme sahip bir isim. “Köstebek” kitabıyla mücadeleye çok büyük katkılar sunmuş ve FETÖ tehdidine henüz 2000’li yılların başında dikkat çekmiş gerçek bir aydın. 18 Aralık 2002 tarihinde evine girerken alçakça öldürülüyor. Köstebek kitabı ise çoğu siyasetçi ve stratejik konumları işgal eden kamu görevlileri tarafından yıllarca yok sayılıyor, görmezden geliniyor.

Hablemitoğlu FETÖ tehdidini henüz 2002 yılında çok net bir şekilde açıklıyor:

“Fethullahçılar, Türkiye’de Mevleviler, Bektaşiler, Cerrahiler gibi salt dinsel inancını yaşamaya çalışan bir cemaat değildir. Uluslararası alanda at koşturan, son derecede tehlikeli bağlantılarıyla, ekonomik kaynakları ve eğitim kurumlarıyla, Türkiye’nin yüz yüze olduğu en tehlikeli tehdit odağıdır. Örgütlenme modeli itibariyle Türkiye’de bir eşi yoktur; örgütlenme modeli olarak, tamamı CIA denetimindeki Moon, Falun-Gong, Scientology gibi tarikatlarla benzeşmektedir. Fethullahçılar, mevcut ekonomik kaynaklarını, yapılabilecek en akılcı ve en değerli alana, eğitim yatırımına tahsis ettiklerinden, diğer şeriatçı yapılanmalara kıyasla, ülkemizin sadece bugününü değil, daha çok geleceğini tehdit etmektedirler.”

FETÖ’nün kumpas davalarından yaklaşık 5 yıl öncesinde Hablemitoğlu, Fetullahçı istihbaratçıların kullandıkları yöntemleri ise şu şekilde özetliyor:

“Telefon dinleme, tehdit, sahte belge üretimi ve montaj, çarpıtılmış bilgiye yönelik kampanyalar, hırsızlık, kundakçılık, şantaj amaçlı kadın pazarlama ve görüntü kaydı, her türlü illegal kayıt kullanımı (böcek, gizli kamera vb), rüşvet, gasp, darp, bilgisayar sahtekarlıkları, ev ve işyeri kurşunlama, emniyeti suistimal, “hakim kiralama” ve diğerleri…”

Sayılan tüm bu yöntemler FETÖ’nün kumpaslarında yoğun olarak kullanılıyor.

2005-2006 yılı itibariyle FETÖ’ye karşı gelebilecek vatansever insanlarımız, aydınlarımız, askerlerimiz böylece hedef alınıyor.

***

FETÖ ve benzeri örgütlerle temelde iki mücadele şekli var.

Bunlardan ilki fiili mücadeledir. Fiili mücadele; polisiye tedbirleri, soruşturmaları, yakalamaları, yargılamaları konu alıyor.

İkinci ise zihni mücadeledir. Zihni mücadele; örgütün eleman devşirme yöntemlerinden algı yönetimi ve propaganda çalışmalarına kadar temelde yatan mantığı anlamayı, örgüt mensuplarının psikolojik durumlarını analiz etmeyi ve en sonunda örgütün fikri temel taşlarını yıkarak örgütü tamamen yok etmeyi amaçlıyor. Zihni mücadele ile örgütün zihni yapılanması hedef alınıyor, örgütün ideolojisine ve psikolojik yöntemlerine karşı zihni operasyonlar yürütülüyor.

Günümüzde FETÖ ile mücadelede daha çok fiili yol tercih ediliyor. Bu sayede örgütün yapısının çökertileceği ve mensuplarının etkisiz hala getirileceği düşünülüyor. Sayısal anlamda 15 Temmuz 2016 tarihinden itibaren yaklaşık 250.000 kişi gözaltına alındı ve ülke genelinde her hafta ortalama 90 gözaltı işlemi gerçekleşiyor.

FETÖ ile mücadele kapsamındaki sayısal veriler fiili anlamda mücadelenin önemsendiğini ve etkili bir mücadele yürütüldüğünü düşündürüyor. Fakat ya gerçekler? Ya FETÖ’nün siyasi ayağı? Ya FETÖ borsası? Ya haksızlıklar?

Zararlı zararsız FETÖ’cü ayrımı yoktur; arkasında dayısı olan ve olmayan FETÖ’cü ayrımı vardır.

Korunan ve korun(a)mayan FETÖ’cü vardır.

Yakalanan ve yakalan(a)mayan FETÖ’cü vardır.

Parası olan ve parası olmayan FETÖ’cü vardır.

Siyasi gücü olan ve olmayan FETÖ’cü vardır.

Bunlarla birlikte bir dönem FETÖ tetikçiliği yapanlar, FETÖ’nün kumpaslarına destek sağlayanlar ve FETÖ’nün ahmaklığı görevini icra edenler hala daha çıkıp FETÖ propagandası yapabiliyorlar, stratejik noktalarda bulunabiliyorlar ve açıktan FETÖ’yü destekleyebiliyorlarsa fiili mücadelede çok büyük sıkıntılar var demektir.

Fiili mücadele görülen sıkıntılar ve aksaklıklar bir yana, FETÖ gibi örgütlerle mücadelede asıl önemli olan zihni mücadeledir. Bu tür örgütlerin zihni yapıları yok edilmediği müddetçe fiili anlamda tekrardan örgütlenmeleri ve çok uzun yıllar geçmiş olsa bile birden faal duruma geçebilmeleri çok kolaydır.

Fikirler yeni vücutlar bulmakta zorlanmaz.

Fiili anlamda yeni üye kazanmaları engellense bile mevcut FETÖ mensupları ve bunların yakın çevreleriyle birlikte milyonluk bir kitle ile karşı karşıyayız. Bu da zihni mücadeleye olan ihtiyacı vurguluyor.

Zihni mücadele ile FETÖ tarafından zihin kontrol yöntemleriyle köleleştirilen bu insanlar tekrardan özgürleştirilmeli, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin vatandaşları haline getirilmeli. Aksi takdirde yüz binlerle ifade edilen potansiyel casus ve terörist bir kitle ile hiçbir kuvvetin mücadele edemeyeceği hususu açıktır.

FETÖ benzeri yapılarda zihni örgütlenme ne kadar başarılıysa fiili örgütlenme de o derecede başarılı oluyor. Bu nedenle öncelikle zihni örgütlenmeyi sağlayan temel fikirler parçalanmalı; ardından elebaşı, merkez kadro ve örgüt tamamen etkisiz hale getirilmelidir. Bu doğrultuda FETÖ mensuplarının düşün dünyasının, zihni yapılanmasının tamamen aydınlatılması ve anlaşılması gerekiyor.

***

Fiili mücadelede görülen gariplikler, yanlışlıklar, hatalar, basit çıkar hesapları, birtakım siyasi menfaatlerin ön plana çıkması, ilgisizlik, sorumsuzluk, vurdumduymazlık, fırsatçılık, yandaşlık ve işbirlikçilik gibi olumsuzluklar asla kabul edilemez.

Zihni mücadelede ise henüz bir adım dahi atılmış değil.

FETÖ ve benzeri örgütler ile hem fiili hem de zihni mücadeleyi bilimsel bir temelde kapsayacak, ele alacak, inceleyecek ve yeni stratejiler ortaya koyacak bağımsız bir merkeze acil ihtiyaç var.

Bu zamana kadar ki FETÖ’ye karşı yürütülen bütün mücadeleler değerlendirildiğinde bu çabaların bir şekilde boşa çıkarıldığı, etkinsizleştirildiği ve kısa bir zaman içerisinde unutturulduğu açıkça görülüyor. Bu nedenle günümüzdeki mevcut mücadele ne bürokrasiye ne de siyaset kurumuna bırakılabilir.

Bu derecede kaygan ve tehlikeli bir mesele, özellikle 15 Temmuz gecesi bütün bir milletin meselesi haline gelmişken “bazı kesimlerin uğraş verdiği” ya da “uğraş veriyormuş izlenimi yarattığı” belli gruplara asla teslim edilemez.

Bu teslimiyet hali vücut buldukça çok daha güçlü bir FETÖ gerçeğiyle karşılaşmamız sürpriz olmayacaktır.

Ne yazık ki bu durum, örgütle mücadele tarihine bakıldığında tecrübeyle sabittir.

Etiketler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı