Fildişi Kuleden görünen ‘Dar Koridor`

Fildişi Kuleden görünen ‘Dar Koridor`

Daron Acemoğlu ve James A.Robinson’un yazdığı “Dar Koridor” adlı kitap geçen Eylül ayındaki basımından beri dünyada ve ülkemizde de çok sözü edildi. Daron Acemoğlu, adı son yıllarda sıkça Nobel ödülü adaylığı ile anılan bir ekonomi profesörü; kendisi 1993’den beri de ABD’de Massachusetts Institute of Technology’de ders veriyor.

Dar koridor, bireysel ve sivil toplum özgürlükleri ile devletin gücü arasında, sürdürülebilir gelişmeye yol verecek kontrollü bir dengenin kurulabilme koşullarının güçlüğünü betimliyor. Beş yüz sayfalık bu kitapta[1], Acemoğlu ve Robinson politik ekonomi literatürüne referanslar ve geniş bir araştırmacı grubunun desteği ile biraraya koydukları zengin ülke-dönem örnekleriyle konuyu irdeliyor.

Kitabın bütünü hakkındaki yorumlarımı bir başka yazıya bırakarak, burada Türkiye hakkındaki kısımlarına değineceğim. Esas olarak, kitabın Türkiye Cumhuriyet’inin kuruluşu, darbeler dönemi ve 2000’leri okuyuşunda yanlışlıklar olduğunu düşünüyorum. Birinci Dünya Savaşı’ndan Türkiye Cumhuriyeti ’nin kuruluşuna geçişi Kurtuluş Savaşı’na hiç değinmeden, sadece şu cümleyle anlatılmış: “Daha sonra Atatürk adını alacak Mustafa Kemal’in liderliğindeki güçlerin zaferiyle kurulan T.C. …” Ülkeyi her yandan kuşatan emperyalizme ve içerdeki işbirlikçilerine karşı, dünya savaşın sonrası şartlarında 4 yıl vatan topraklarını kurtarmak için verilen savaş sonrası T.C. devletinin kuruluşunu değerlendirmek için kullanılan şu cümleler, fazlaca yanlı ve insafsız değil mi: ”Ordu ve bürokrasinin önderliğinde…daha fazla reform ve devlet inşası için yol açıktı ama, ama sadece despotik tarzda bir devlet oluşumu için. Artık iktidar merkezi Atatürk’ün CHP’siydi.” Azınlıkların Osmanlı döneminde ticaret ve iş hayatını elinde tuttuğu, milletin yüzde en fazla yüzde 10’unun okuma-yazma bildiği, uzun yıllar savaşın yıkımı üzerine kurulmaya uğraşılan bir cumhuriyette hemen çok partili bir demokrasiye geçişi beklemek ne kadar mantıklı olabilir?

Devamı şöyle: “…bazı reform uygulamaları …bir kısım özgürlükler getirmek bakımından önemli adımlar olsa da Türkiye’yi koridora sokmak amacı taşımıyordu… CHP …liderleri ve müttefikleri için denetlenmeyen bir iktidar ve ekonomik zenginlik de getirdi.” Bu ifadeleri, bu toprakları vatan yapan ve bu millete bu coğrafyada 100 yıl büyük yol aldıran T.C. devrimlerini küçümsemek diye algılamamaktan mümkün mü? T.C.’nin kuruluşundan sonraki 20-25 yıl boyunca, ve Büyük Depresyona’a rağmen, Cumhuriyet tarihinin en yüksek oranlarında büyüme sergileyerek sadece Osmanlı borçlarını kapatmakla kalmamış, onlarca fabrika kuran, eğitim devrimi gerçekleştirerek sosyal bilinç ve mobiliteyi hiç olmadığı boyutlara oluşturan, uçak üretip ihraç eden bir ülke oluşu tam da o “dar koridor”a hızla ulaşmanın koşullarını oluşturan bir ülke profili çizmemiş midir?

Bu reformlara direnenler, örneğin Batı tarzı şapka yerine fes takmakta ısrar edenler …bazı durumlarda infaz edildi.” Bu teyide muhtaç iddialı fadelerin de kaynak gösterilmeden kitapta yer almış oluşu akademik etikle bağdaşmadığını düşünüyor ve yanıtını tarihçilere bırakıyorum.

Darbeler dönemine dair, Sovyetler’in yıkılışına dek NATO, ABD ve çift kutuplu jeopolitiğin Türkiye’nin iç dinamikleri üzerindeki etkileri ve “dar koridor”dan uzaklaştırması hakkında hiçbir ifadenin bulunmaması, bu 1960-1980 döneminin de iyi okunamadığını gösteriyor. Darbelerden de önce, köy enstitülerinin 1954’de kapatılışı, örneğin, Türkiye’nin, kitabın dar koridor dediği o özgürlük ve kontrollü etkin devlet dengesinden uzaklaşmasının belki de en önemli sebeplerinden oluşuna hiç değinilmiyor.

Ordunun müdahalelerinin ve toplumsal denetim için dinin kullanılışının, artan şehirleşme ile muhafazakar kesimlerin organizasyonu ve AKP’nin ve (kendi ifadesiyle, ‘zenci Türk’) Erdoğan’ın yükselişine yol açışı açıklaması yüzeysel kalmış. Soğuk savaş, petrol şokları ve kontrolsüz serbestleşen piyasalar gibi global şartların İMF’nin borç verme karşılığı dayattığı zorlayıcı koşullarla birleşerek yavaşlayan büyüme ve artan sosyo-ekonomik istikrarsızlık üzerindeki rolüne kitapta değinilmiyor — ki bunlar özellikle 1980’lerden bu yana Türkiye’deki sosyal sermayenin zarar görüşü ve kollektif hareketin güçleşmesiyle yakından bağlantılı olarak Türkiye’nin dar koridordan uzaklaşmasında çok önemli etkenlerdir.

Kitabın AKP’nin ilk dönemine dair kısmı da eleştiriye çok açık: “2000’lerin ilk birkaç yılında sivil toplum geliştikçe…koridora giriş mümkün görünmeye başlamıştı.” 2013’da yayınlanan makalemde, bu beklentinin o dönemde de oluşmamış olması gerektiğini ekonomik bir analizle açıklamıştım.[2] Nitekim, so yıllarda yayınlanan çeşitli araştırmalar ve raporlarda AKP’nin ilk yıllarından beri kaynakları rekabet dışı yöntemlerle yeni kurulan yandaş şirketlere ve yeni bir zengin sınıf yaratmaya yönlendirdiğini, ve sosyal mobiliteyi ciddi anlamda sekteye uğrattığını göstermekte. Oysa kitaptaki ifadelere göre, 2007 muhtırasıyla birlikte AKP’nin despotikliğe evrilişi herşeyin ‘tersine dönüşü’nün başlangıcı.

Kitap, savı ve global jeopolitiğin evrimi sürecinde muhtemelen değişime gebe devlet yapılanmaları da göz önüne alınırsa çok sözü edilecek bir çalışma ve zengin anektod ve analizler içeriyor. Politik iktisat ile ilgili herkese bu yüzden öneririm … ancak, okurken eleştirel bakış açınızı ihmal etmeden!

 

[1] Kitabın Türkçesi 610 sayfa; Doğan Kitap, Ocak 2020.

[2]“Turkey’s Experience with Disinflation: where did all the welfare gains go?”, Applied Economic Letters 20, 2013.