Analiz

Güneş balçıkla sıvanmaz beyler

Coşkun Faik Kavala yazdı...

19 Mayıs 1919, Türk Milletinin büyük İstiklal Yürüyüşü’nün başladığı gündür. Bugünün kahramanı ve önderi, tartışmasız olarak Mustafa Kemal Atatürk’tür. Nitekim doğum gününü soranlara cevap olarak, bir bakıma Türk Milletinin de diriliş günü olan 19 Mayıs’ı belirtmiştir…

Ama dikkat ediyorum da Atatürk’ten çok Vahdettin konuşuluyor. Dünya görüşlerini çok iyi bildiğimiz birileri “Atatürk’ü Milli Mücadele başlatması için Vahdettin gönderdi” diye suya yem atıyor, koca aydınlarımız, yazarlarımız, hocalarımız da “Hayır vallahi billahi öyle değildi” diye cevap vermeye çalışıyor.
Anlamsız ve küçük düşürücü bir uğraş!
Görmüyor musunuz, bilerek yapıyorlar? Atatürk resmini ters asmalar, nedense hep tam da milli bayramlara denk getirilen sokağa çıkma yasakları, devletin kanalında 19 Mayıs’ı ‘cumhuriyet bayramı’ olarak yazmak, ‘çocuk bayramınızı kutlarım’ videoları, durup dururken, yeni keşfetmiş gibi Vahdettin’i öven tweet’ler, Vahdettin’li gazeteler? Bunlar tesadüf mü?

Covid-19 salgınının sebep olduğu ekonomik kriz, en çok bizim ülkemiz gibi böylesi durumlara hazırlıksız, her yıl döviz girişine muhtaç ülkeleri etkiliyor. Bu yıl turist yok. Turizmden elde edilecek döviz de yok tabii ki. Bütün ekonomiler küçülüyor, ihracatımız etkilenecek. Aylardır kapalı kaldığı için zarar eden yüzlerce dükkân, lokanta, otel, işletme var. Bu kriz elbette bütün dünyada aşılacak, nice zorluktan çıkmış, milyonlarca yurttaşımızın alınteri üzerinde yükselen ekonomimiz bunu da aşacak ama bir ekonomik kriz sayesinde iktidara gelmiş bir iktidar için en büyük korku, bir yerde haklı olarak, ekonomik kriz! Hele ki zaten pek çok belediyeyi daha yeni kaybetmiş iken.

O zaman ne yapmalı? Yem atalım, tutsunlar, günlerce konuşsunlar. Atatürk’ü Anadolu’ya Milli Mücadele’yi başlatması için Vahdettin mi gönderdi? Vahdettin aslında hain değil miydi? Atatürk Ankara’da İngilizlere selam mı verdi? Ve daha yığınla safsata, tarih çarpıtması, üstelik, cevabı çoktan belli, onlarca kez yazılmış sorular, Ramazan programlarında hocalara sorulan ‘orucu neler bozar’ soruları gibi… Ama Almanya gibi, karşı karşıya olunan durumu halka açıkça anlatıp, halkın da desteğiyle krizi aşmak yerine, cumhuriyetin kurucusuyla uğraşmak

Atalarımız ne güzel söylemiş. Güneş balçıkla sıvanmaz. İstediğiniz kadar çamur atın. Daha kısa bir süre önce, annesine bile hakaretler yağdırdığınız Atatürk, tarihte çağ açan bir devrimcidir. Çanakkale Zaferi ile Rus Devrimi’nin önünün açılmasını sağlayıp tarihin gidişatını değiştirmiş bir komutandır. Kurtuluş Savaşı ile, sömürge yönetimi altında yaşayan milyonlarca mazluma umut ışığı olmuş kahramandır. Türk çağdaşlaşması, Dünyanın bütün ülkelerinde tarih kitaplarına, ders kitaplarına geçmiş, onlarca ülkede ismi meydanlara, bulvarlara verilmiş bir devlet kurucusudur. Hakkında yüzlerce biyografi yazılmış, savaş taktikleri dünyadaki harp okullarında incelenen, devrimleri İslam coğrafyasında Rıza Han Pehlevi, Muhammed Ali Cinnah, Cemal Abdülnasır, Habib Burgiba gibi kurucu liderlere ilham vermiş bir liderdir.

Vahdettin kim? Osmanlı Hanedanının tartışmasız yüz karası. İmparatorluğun olabilecek en kötü, korkunç finali. Ne demek İngiliz işbirlikçiliği? Ne demek Sevr Anlaşmasını kabul etmek ve düşmanın canımıza bu denli kastettiğini gördükten sonra bile işbirlikçiliğe devam etmek? Ne demek başlangıçta Ege’yi, sonrasında Bursa’dan Eskişehir’e kadar bütün bir Batı Anadolu’yu işgal etmiş, köyleri yakan, kadınlarımıza tecavüz eden, alenen etnik temizlik yapmaya çalışan bir Yunan ordusunun üzerine birlik yollayacağına, karacahil çapulcularını Ankara’da vatan mücadelesi verenlerin üzerlerine gönderip kardeş kanı dökmek? Ne demek Türk Ordusu, Mehmetçik Sakarya’da canını dişine takmış, her gün onlarca şehit vererek vatanı savunurken, hiçbir şey olmuyormuş gibi, on dokuz yaşındaki kızla – ki öncesinde dört eşi daha vardı- düğün yapmak? Ne demek bütün bunları yapmamış gibi Lozan’a heyet göndermeye kalkmak? Hele her şeyden sonra ‘olan oldu artık’ diyerek yaptıklarının hesabını delikanlıca vermek, ya da en azından ‘ben şu sebepten dolayı bunları yapmak zorunda kaldım’ diyerek tarih ve millet önünde kendini savunmak yerine işgal komutanı Harrington’a ‘can güvenliğim tehlikede, hükümetinize sığınıyorum’ diyerek, vatan toprağını bunca süredir işgal etmiş, Türk’e bin bir zulmü reva görmüş olan İngilizlere sığınmak, İngiliz gemisiyle, eşlerini bile geride bırakıp kaçmak? Kime kimden sığınıyorsun, bunca görkemli geçmişi olan bir hanedana, Alan Palmer gibi bir İngiliz yazarın deyişiyle ‘Charlie Chaplinvari’ bir son vermek reva mıdır?

Son Bizans imparatoru surlarda dövüşe dövüşe, kahramanca öldü. Son Osmanlı padişahının acizliğine, iki büklüm olmuşluğuna bakın. Ne kadar üzücü! Ben Türkçü değil, Osmanlıcı, İslamcı, Hanedancı olsaydım her şeyden önce Vahdettin’e kızardım. Sen ki Fatih’in, Yavuz’un, Kanuni’nin soyundan geliyorsun, sana bağlı bir paşaya mı kalmış milli mücadele başlatmak, sen kendin niye Samsun’a çıkmadın diye hesap sorardım. Milletinin onurunu, haysiyetini alenen ayaklar altına alan, başbakanları Lloyd George ‘Bu göçebe Türkleri Küçük Asya’dan, geldikleri Orta Asya bozkırına kovalamak lazım’ diyen, kirli emperyalist emelleri için Venizelos’la anlaşıp Ege’de Türk katliamları düzenleyen düşmana karşı en azından son Bizans imparatoru kadar onurlu niye duramadın diye kızardım. Efendim İstanbul’da düşmanın elinde esirmiş. Ayrıl İstanbul’dan o zaman, esir olma? Tutuklasalar büyük olay çıkar, Mısır’da, Hindistan’da Müslümanlar ayaklanır, öldürseler tarihe kahraman olarak geçersin? Ama sen bunları bırak yapmayı, sözgelimi Gandhi’nin yaptığı türde bir pasif direnişi düşünmek yerine İngiliz emrinde bir Ağa Han, bir Hint maharacası gibi yaşamayı Yıldırım Beyazıt’ların, Fatih’lerin, Yavuz’ların, Kanuni’lerin, IV.Murat’ların soyundan gelen, adında tarihe damga vurmuş koskoca ‘Osmanlı’ namını taşıyan bir hükümdar olarak bırak milletin onurunu, kendi onuruna nasıl yedirirsin, derdim Vahdettin’e. Sonra da vehimler ve korkular içinde yaşayan bu gibi adamları en tepeye kadar taşıyan Osmanlı veraset sistemine kızardım. Ortada – Birinci Dünya Savaşı’nın en korkunç cephelerinden Verdun’da savaşıp madalyalar almış, Vahdettin’in aksine vatanseverliğinden asla kuşku duyulmayacak, genç Ömer Faruk gibi bir aslan parçası dururken neden Vahdettin gibi zavallıları padişah yaparlar diye, bizzat Osmanlı sistemine kızardım, tabii hanedancı, saltanatçı olsaydım. (Bu zevat da gerçekten Osmanlıcı olsaydı böyle düşünürdü ki, dediğim gibi dertleri Osmanlı’yı korumak değil, halkın dikkatini gerçek sorunlardan yapay gündemlere kaydırmak.)

Ama iyi ki hanedancı, saltanatçı değilim. Atatürkçü ve cumhuriyetçiyim. Bu kavramı ne kadar kirletmiş olurlarsa olsunlar, ‘milli irade’den yanayım. Çünkü Türk Milleti’nin gözümde yeri öylesine yüksektir ki, onun iradesinin saraylara hapsedilmesini kabullenemem. Herkes böyle düşünmez, hele ki hanedanın hala var olduğu o dönemde, ama Vahdettin’in zavallılığı herkesin gözünde o kadar barizdi, hainliği o kadar büyüktü ki Türkiye’de, bir Fransa’da olduğu gibi uzun yıllar süren kanlı kraliyet-cumhuriyet savaşları yaşanmadı. O günlerde yaşayanlar her şeye tanıktı. Vahdettin, düşmanla işbirliği ile bütün hanedanı da o kadar gözden düşürmüş oldu ki, cumhuriyete karşı hanedanı savunmak artık çok güçtü. Ve 1865 haziranında bir avuç vatansever ve ilerici aydın gencin Belgrad Ormanı’nda başlattıkları, 1908 Devrimi ile yönünü kesin olarak ulusal egemenlik yönünde çizmiş olan, Namık Kemallerin, Mithat Paşaların, Ahmet Rızaların, Enver, Niyazi, Talat ve Cemallerin Türk Devrimi böylece, Atatürk’ün liderliğinde en yüksek aşamasına geçmiş oldu.

Şu anki konumlarını Atatürk’ün bütün vatandaşlarını kanun önünde eşit konuma yükselten cumhuriyetine borçlu olan, hanedan var olsaydı saraya uşak bile olamayacak sonradan görmeler, yıllardır İslami ambalajla, kendileri lüks evlerde, altın varaklı mobilyalar içinde yaşayıp, son model arabalara binip, asgari ücrete çalışan mazlum halkı masallarla kandıranlar da üzerine bir bardak su içsin. İstediğiniz kadar tarihi yalanlarla üstünü örtmeye çalışın yaptığınız haksızlıkların, adaletsizliklerin, hukuksuzlukların, yolsuzlukların. İstediğiniz kadar konuşturun sözde tarihçileri, paraya ve imkana boğduğunuz seyircisiz televizyon kanallarınızda, istediğiniz kadar yazın yalanları, hakaretleri, okunmayan gazetelerinizde. Olan oldu, 101 yıl geçti beyler. Milletin parasını ahlaksızca yıllardır hesaplarına aktardığınız trol ordunuzla birlikte öfkeden deliye dönseniz de, gerçek değişmeyecek. Atatürk Türk Milleti’nin gönlündeki en büyük kahramandır. En büyük Türk’tür.

Atatürkçü aydınlarımıza, değerli hocalarıma, sevgili yazarlarımıza da çağrım, cevap vermeye bile değmez, bırakın kendi kendilerine fesli ‘üstad’ları gibi delirsinler. Koca Osmanlı’da Türk’ün ‘ecdadım’ diyerek gurur duyacağı, bağrına basılacak çok hükümdar, çok kahraman, çok yiğit var, Vahdettin’e gelene kadar, bunu onlar da biliyor, biz de biliyoruz. Amaç Atatürk, hedef Atatürk. 1928’de Müslüman Kardeşler (İhvan-ı Müslimin) Terör Örgütü’nü Mısır’da kurdukları andan itibaren, en büyük düşmanları sadece Atatürk. Biz, troller ve nankörler dışında insanlığın bütün geri kalanı gibi, günümüze hala ışık tutan Atatürk’ü yazmaya ve konuşmaya devam edelim… Öfkeden kıpkırmızı olsun yüzleri, deliye dönsünler…

 

Bir Yorum

  1. Cevap vermeye değer. Şöyle okkalı bir “has siktir” mesela. Gayet uygun bence. Feslinin koçanlarına böylesi layıktır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı