Köşe Yazıları

Günümüzde milli mücadelenin ahval ve şeraiti

TÜRKİYE’NİN GELECEĞİNİ BELİRLEYEN İÇ VE DIŞ DİNAMİKLER

Toplumsal hayat, sayısız faktörün dinamik (yani sürekli ve tesirli) etkileşimi sonucunda oluşur. Bizim gibi bir ülkede, toplumsal ve özellikle de siyasi faktörler birçok ülkeden daha karmaşıktır.

Bunları belirleyicilikler açısından sıralamak da kolay değildir, çünkü hangi faktörün diğerlerini belirlediğini tanımlamak yanıltıcı olabilir.

Örneğin dış etkiler güçlü olabilir, ancak, “belirleyici olan bunlar mıdır yoksa bunlara izin veren ve tesirli olmasını sağlayan iç dinamikler midir?” şeklinde bir tartışma her zaman haklı gerekçelere sahip karşı görüş sahipleri bulacaktır. Bazen iş tavuk-yumurta ikilemine döner ve düğüm İskender’in kılıcıyla halledilir.

1- EMPERYALİZM ve İŞBİRLİKÇİLERİ

Türkiye’nin geleceğini belirleyecek faktörler arasında uzun zamandır ön planda olan kuşkusuz ki emperyalizm ve işbirlikçiliktir. Bunlar sürekli ve tesirli bir çalışma içinde olup, NATO’ya girişimizden sonra son derece geniş ve rahat bir çalışma ortamı bulmuştur. (Daha öncekileri, örneğin Birinci Dünya Savaşı’nda ve sonrasındaki Alman etkilerini burada ele almamamız, gözden kaçırdığımız anlamına gelmez.)

Cumhuriyet hükümetleri bunlara karşı (en başta zihnen) çaresiz kalmış, defalarca, NATO kanadından gelen darbelerle düşürülmüşlerdir.

Bu en temel sorunumuz olmaya devam edecektir. Pekala, Cumhuriyet yöneticileri devletin oyulmasına niçin izin verdiler. Batılılar karşısında niçin bu denli teslimiyet gösterdiler. Ordunun, polisin, istihbaratın, adliyenin ve diğer kurumların bu şekilde sabote edilmesine niçin karşı çıkmadılar. Bu çok kritik soruyla ikinci başlığa geçebiliriz.

2- SİYASAL SİSTEMİMİZ YABANCI ETKİLERE AÇIK

Türk siyasi sistemi yabancı etkilere fazlasıyla açıktır. Yabancılar tarafından kodla maaşa bağlanmış oldukları ileri sürülen parti yöneticileri on yıllarca yerlerinde kalır.

Maaşa bağlanmış veya değil, milli tutumu her adımda sabote eden bu siyasetçilerle nereye gidilebilir? Her partideki işbirlikçiler tasfiye edilmeden, bunun mücadelesinden bile kaçan partililerin çokluğu, yıkıcı ve sürekli bir olumsuzluk olarak önümüzde durmaktadır.

Siyasi sistem nitelikli kişileri en kısa zamanda dışlamaya koşullanmıştır. Bütün bu faktörlerin bir araya gelmesi sonucunda AKP iktidarı çok uzun süredir alternatifsiz kalmıştır ve alternatifsiz olan her iktidar gibi çürümeye daha açıktır.

Alternatifsizlik meselesi kritik öneme sahiptir ve alternatifin ortaya çıkması için daha büyük krizler beklenmemelidir, ama bu da olabilir.

3- TÜRKİYE LAİK HUKUK DEVLETİ DEĞİL

Türkiye, bağımsız, laik hukuk devleti olarak güçlenmeye adanmış bir siyasi oluşuma sahip değildir. Her adımda milli tutumla karşıtları arasında çatışma çıkmakta ve ülke sabotaja uğramaktadır.

Hiçbir devlet, kendi içerisinde bu kadar aykırı tutuma izin vermez. Türkiye’nin bu konudaki zaafı şaşırtıcı ölçüdedir. Bu zaaf farklı ölçülerde bütün İslam ülkelerinde vardır.

4- SİYASAL SİSTEMİMİZ

Türk siyasi sistemi, kökleşmiş bir geleneğe sahip değildir ve partiler geniş bir tabana dayanarak kurulmadıkları için liderleri hesap verme korkusu içinde hareket etmez. Siyaset oyununa giriyorlar ve ömür boyu hesap vermeden bu oyunda kalabiliyorlar. Yaptıkları için hesap veren siyasetçi sayısı kaç tanedir. Nadiren bunlardan hesap soran olsa da, bu tabandan değil, devlet makamlarından gelmektedir.

Lidere biat eden tabandan kimseye hayır gelmez. Sağ ve sol bu açıdan en ufak bir farklılık göstermez.

5- MALİ SİSTEMİMİZDEKİ BAĞIMLILIK

Türkiye, mali sermayenin dünya çapındaki baskılarına boyun eğerek milli varlıklarını tasfiye etmekte, zayıflatmakta ve özelleştirmektedir. Bu durum gelecekteki milli mücadeleler açısından sıkıntı artıcı bir husus olarak önde durmaktadır. Eğitim, sağlık ve basının sermaye denetimine verilmesi bunun uzantılarıdır. Su kaynaklarının ve dağıtımının özelleştirilmesi ileride büyük sorunlara gebedir.

6- ETNİK MEZHEP UNSURLARININ ÇALIŞMALARI

Türkiye’deki etnik ve mezhep unsurları batının güdümüne girmeye yatkın olup, nüfustaki oranlarının kat kat üzerinde faaliyet göstermektedir.

Türk Tabipler Birliği’nden tutun, meslek odalarına, yayın faaliyetinden başlayıp akademik kurumlara kadar etkili oluyorlar.

Ülkeye yönetici yetiştiren SBF gibi bir kurum bile uzun süre liberallerin desteklediği bölücü örgütün şerrine teslim oldu. Bu kurumlar, başta basın olmak üzere, sürekli birer karşı propaganda merkezi olarak faaliyet gösteriyor. Bu kurumların asli işlerine döndürülmesi, ancak bunun kendi tabanları tarafında yapılması gerekir.

Etnik grupların ve mezhep ayrılıklarının kaşınması yabancıların elinde bir koz olduğu gibi, ülkenin istikrarsızlaştırılması için bir araç olmaktadır. Terör, kah azalarak kah çoğalarak, dışarıdan destekli şekilde sürdürülecektir.

7- İSLAM DÜNYASINDAKİ RADİKALLEŞMENİN YANKISI

İslam dünyasındaki radikalleşme Türkiye’de de azımsanmayacak yankı buldu ve bu tehdidin uzun süre küçümsenmesi bu unsurlara rahat çalışma olanağı sağladı. Bunun dışında cemaatlerin devlet kurumlarında varlığı önemli bir faktör halindedir. Fetö faaliyetleri de süregelmektedir. Gerçi, ABD desteğindeki bir hareketin kolayca sönmesi beklenemez ama tasfiyesi için gösterilen gayretin gevşemesi vahim sonuçlar doğurabilir. IŞİD’den Fetö’ye kadar hepsi Türkiye’nin geleceğinde rol oynama isteğinden vazgeçmeyecektir.

Laiklik karşıtı akımlar, ister devlet içerisinde, ister devlet dışında güçlenmiş olsunlar, Türkiye’de her zaman istikrarı bozacak ve iç çatışma potansiyellerini artıracaktır. Türkiye, laik cumhuriyetçi kesimin şaşkınlığı ve dağınıklığından iyi yararlanan siyasi İslam’ın gücü oranında sıkıntı yaşayacaktır.

8- BATICILIK AVRASYACILIK İKİLEMİ

Türkiye’nin geleceğinde etkili olacak diğer bir gelişme Batıcılık-Avrasyacılık ikilemidir. Türkiye, Soğuk Savaş’ın bitmesini takiben sürekli düşmanlık gösteren batıyla ilişkilerini kesemez ve sancılı bir şekilde sürdürecektir.

Buna karşı Avrasyacılık da bir alternatif değildir. Rusya başta olmak üzere Asya ülkeleri sıkıntılı bir Türkiye’ye ne güvenir, ne de koşulsuz olarak destekler.

Her ülke, Türkiye’nin çıkarlarına ters düşen çok sayıda politik amacı sürdürmektedir. Ancak, çok yönlü bir politika Türkiye için şarttır. Bunun avantajları ve dezavantajları vardır. Hangilerinin öne çıkarılacağı iktidarların maharetine ve ülkenin gücüne bağlıdır.

9- İSLAM ALEMİYLE İLİŞKİLER

İslam alemiyle ilişkiler her zaman sorunlu olacaktır. İran Şii kuşağı (başta Irak-Suriye’de) peşinde koşarken, gerek liklikten uzaklaşan yöneticilerin tutumu, gerekse de batıyla ilişkileri nedeniyle Türkiye’ye asla güvenmez. Arap dünyası ise batı dünyasının etkisiyle artan geleneksel Türkiye karşıtlığını sürdürecek, bazı yakınlaşmalar olsa bile, sınırlı kalacaktır.

10- BATI DÜNYASININ TÜRK DÜŞMANLIĞI

Batı dünyasında özel olarak Erdoğan, genel olarak Türkiye düşmanlığı ülkemiz aleyhine politikaların öne çıkmasını kolaylaştırmaktadır. Bu geçmişte de birçok kez etkili olmuştur. Ancak, faklı yönetimlerin gelmesi de durumu değiştirmeyecektir.

11- DOĞU AKDENİZ ve KIBRIS

Doğu Akdeniz, Kıbrıs ve Ege sorunları Türkiye’yi sürekli sıkıntıda bırakacaktır. Hiçbir iktidar burada taviz veremez ama her iktidar sıkıştırılacaktır.

12- MALİ YAPININ ZAYIFLIĞI

Türkiye’nin bütçe ve dış ticaret açıkları ve mali yapısının zayıflıkları ülkeyi her zaman dış etkilere daha açık hale getirebilmektedir. Devlet ve belediye kaynaklarının siyasi amaçlarla bunları yöneten kesimlere kaydırılmasını önleyecek yaklaşıma sahip değiliz. Bu ulusumuzun sürekli zaaflarından birisidir.

DİĞER BAZI FAKTÖRLER

Türkiye’nin önümüzdeki otuz yıllık geleceğinde öne çıkacak diğer başlıca faktörler şunlardır: Eğitimin niteliksizliği, çarpık kentleşme, susuzluk, çevre ve iklim sorunlarının artması, tarım üretiminde yetersiz destek, nüfusun yaşlanması, beyin göçü, AB ile ilişkilerde dengesizlik, savunma zaaflarının giderilmesinde belirsizlik vs.

Burada sözünü ettiğimiz olumsuz unsurların yanı sıra, bunları alt edecek bir dizi olumlu özelliğe de sahibiz. Devlet geleneğinin zaafa uğratılmasına rağmen ayakta olması, kentlerimizin giderek düzene girmesi, sanayileşmiş bir toplum olma yolunda ileri adımlarımız, savunma sanayindeki gelişmeler, kamu açıklarının belli sınırlarda tutulabilmesi, çok yönlü dış ilişkiler kurulması, ihracatın artması, altyapı sorunlarının büyük ölçüde çözülmüş olması gibi gelişmeler var.

Olumlu ve olumsuz tüm etkenlerin çatışma ve etkileşiminden çıkacak sonuçlar ne olursa olsun, her yurttaşımız çok uzun sürecek ve kendi ömürlerini aşacak çatışmalara hazır olmalıdır.

Türk olmanın anlamı mücadeleye hazır olmak, bunu istisna değil, hayatın normal akışı kabul etmektir. Tarihin her döneminde olduğu gibi.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı