Köşe Yazıları

Hapishanede bayram

Yaşadığımız korona günleri hepimize yaşam dersi veriyor.

Olağan yaşamımızda teklifsizce sahip olduğumuz özgürlüklerimiz elimizden alındıkça değerlerini daha çok anlıyoruz.

Bir deniz kıyısında gezebilmeyi, annemizle ve babamızla kucaklaşabilmeyi, dostlarla sımsıcak bir sohbeti, kalabalığa karışıp ortak duygular yaşamayı çok özledik.

Hele bayramları…

Bazılarımızın küçük bir tatil olarak gördüğü, bazılarımızın ise geleneklerimizi yaşatarak ailesini ve dostlarını ziyaret ettiği günleri…

*  *  *

Askerlik de sivil yaşamda varlığını pek önemsemediğimiz bazı özgürlüklerin kısıtlandığı bir yaşam tarzıdır.

Bu kısıtlamalar aslında yaşamda sahip olduğumuz birçok şeyin ne kadar önemli olduğunu bize öğretir.

Bu nedenle delikanlılar askerlik sonrasında daha olgunlaşmış ve deneyim kazanmış olarak yaşamlarına devam ederler.

*  *  *

Hapishanelerde ise neredeyse bütün özgürlükleriniz kısıtlanır.

Kısıtlamaların en ağırı da iletişim kısıtlamasıdır.

Sevdiklerinizi istediğiniz her an göremezsiniz. Onları haftada bir, daracık bir kabin içerisinde bir camın ardında, ayda bir de bir saat süreyle bir salonda bir masa çevresinde görebilirsiniz. Haftada bir de on dakikalık telefonla görüşmesi…

Sahi, korona günlerinde hapishanelerdeki insanların yakınlarıyla görüşmeleri daha da kısıtlanmış mıdır?

Basında yer alan haberlere göre sanıyorum daha da zorlaşmış koşullar.

*  *  *

Korona olmasaydı bayram öncesi günlerde tatil süresince neler yapacağınızı, kimleri ziyaret edeceğinizi planlardınız uzun uzun.

Annenizi, babanızı, memleketinizi özlemiş olurdunuz. Çocuklarınızın ziyaretinize geleceğini düşünüp heyecanlanırdınız. Torunlarınız için küçük armağanlar hazırlardınız belki.

Peki, hiç düşündünüz mü hapishanede bayram nasıl kutlanır?

Hapishanede de bayram hazırlığı yapılır elbette.

Anneniz, babanız, eşiniz, kardeşiniz, evladınız açık görüşe gelecekse bayramdan önceki haftayı keyifle ve heyecanla bekleyerek geçirirsiniz.

Kantinden kâğıtlı şeker alırsınız, eğer varsa bir kilo da baklava…

Yasak olduğundan çok isteseniz de küçük bir şişe limon kolonyanız olamayacağını bilir, “Hay Allah, o da eksik kalsın canım!” dersiniz.

Dolabınızı sık sık açıp giyeceklerinizi kontrol edersiniz.

Televizyonda bayram ile ilgili haberler verildiğinde, bayramı özendiren reklamlar yayınlandığında yaşaran gözlerinizi gazete sayfalarına gömersiniz.

*  *  *

Korona olmasaydı bayram sabahı evinizde uyandığınızda neler hissederdiniz?

Bayram namazına yetişmek için acele ederdiniz belki.

Ailece yapacağınız bir bayram kahvaltısı heyecanlandırırdı sizi.

Kahvaltı sonrası aile bireyleri birbirinize sarılıp bayramı kutlardınız.

Komşularınızla güzel bayram sohbetleri yapardınız.

Yakınlarınıza ziyarete giderdiniz.

Çocuklarınız gelirdi belki de elinizi öpmeye.

Torunlarınız neşe saçardı evinizde.

Özlemiş olurdunuz bütün canlarınızı.

*  *  *

Hapishanede bayram sabahı şaşırırsınız biraz. İçinizde her zamanki gibi bir bayram sevinci, içinizde bir burukluk, yoksunluk olur.

Her şeye rağmen, her günden daha özenli giyinirsiniz.

Kahvaltıyı her sabah sayım için gelen memurlarla bayramlaştıktan sonra yapmayı planlarsınız.

Memurlar sizin çocuğunuz, komşunuz, arkadaşınızdır bugün.

Memurlar sizi saymaya geldiklerinde kantinden aldığınız kâğıtlı şekeri ikram eder, bayramlarını kutlar, öpersiniz oğlunuz gibi, komşunuz gibi…

Şansınız varsa, bayram günlerinden birinde açık görüş planlanmıştır. Bayramda görüş varsa, buruk da olsa bayramdır sizin için.

Görüş planlanmamışsa eğer, şansınıza küser, bayramın geçmesini beklersiniz sevdiklerinizi görmek için. Bayram, bayram değildir o zaman.

Ailelerin geleceği bayram günü sabahı bir telaş başlar koğuşta.

Çabucak yapılan bir kahvaltıdan sonra hazırlıklar zamana yayılır.

Toplasanız yarım saatte bitecek işler, sabahtan görüş saatine kadar sindire sindire, keyifle yapılır.

Tıraşlar olunur, banyolar yapılır, ayakkabılar boyanır, giysiler hazırlanır, ikram edilecek meyveler dilimlenir, nar taneleriyle süsler yapılır üzerine.

Hazırlanan yiyeceklerle içecekler hapishane klasiği köpük tabaklar, kâğıt bardaklar ve plastik çatallarla sunulacaktır gelenlere.

Görüş saatinin yarım saat öncesinden itibaren giyinilir, sessiz ama görünür bir heyecanla beklenir koğuşta.

Gözler saatte, kulaklar koğuşun demir kapısından gelecek kilit sesindedir.

Demir kapıda anahtar şakırdayınca pür dikkat kesilir herkes.

Memur isimleri okur, hızlı hızlı…

Memurun ağzından adınızı duymak, sevdikleriniz cezaevine giriş yaptı demektir. Koşar gibi gidersiniz açık görüş salonuna.

Salona girdiğinizde gelmişse sevdiğiniz, sarılır boynunuza kocaman bir gülümsemeyle…

On yaşlarında bir kız çocuğu “Baabaaaa!” diye bağırarak, kollarını kocaman açmaya çalışarak koşar geçer yanınızdan…

İki yaşında bir bebek, tutuklu dedesinin kucağında size bakar biraz şaşkın, dede ise anlatılmaz duygular içerisinde…

Doksan yaşlarında bir anne gelir, bir elinde bastonu, bir yanında koluna girmiş torunu…

Her şeyin içine sığdırıldığı, fakat hiçbir şeyin içine sığmadığı o bir saatin sonunda moral verilir gelenlere, moral alınır gelenlerden.

Son bir defa sarılırsınız evladınıza, son bir defa öpersiniz eşinizi, annenizi, babanızı…

Görüş salonundan koğuşa konuşmadan, dalgın ve yere dönük bakışlarla dönersiniz.

Herkesin içinde büyük bir fırtına, koğuşta ise kocaman bir sessizlik vardır…

Herkes hücresine çekilir, yaşamak için kendi yalnızlığında sevgisini, hasretini, umutlarını…

*  *  *

Hapishane günlerini anımsadım birdenbire…

Buna neden olan ise şimdi hapiste olan gazeteci Murat Ağırel’in çocuğunun medyada yer alan ve babasına hitaben yazdığı bir şiir.

Hani “Kahraman BABAM” adını verdiği ve bu başlığın yanına üç kalp işareti koyduğu şiir…

Şiirin sonuna da “Bensiz ilk bayramın ama ikimiz de güçlü olmalıyız” diye yazmış…

“Sen sakın üzülme ben hep senin yanındayım” diye de eklemiş…

Hapishane günlerinde sevdiklerime yazdığım şiirleri anımsadım.

Yazılarını ve kitaplarını büyük bir beğeniyle okuduğum Barış Terkoğlu ve Barış Pehlivan bayram günlerinde hapishanede neler hissetmişlerdir diye düşündüm sonra…

Haksız yere hapishanede olan bilmediğim başka insanların da olabileceğini düşündüm…

Silivri’de bir bayram günü, ailelerimizin ziyaretinden sonra koğuşa döndüğümüzde akşam yemeği öncesi yaptığımız duayı anımsadım; “Bu bayram hapishanede geçirdiğimiz son bayram olsun.”

Sevgiyle kalın.

Silivri Cezaevi kaldığım hücrenin önünde 2013
Silivri Cezaevi kaldığım hücrenin içi Kasım 2012
Hadımköy Cezaevi karlı bir günde kaldığımız odanın penceresindeki tel örgüye bıraktığımız ekmekleri yiyen kuşlar.

2 Yorum

  1. Çok duygulandıran bir yazı.Haksız yere hapishanede olan herkesin bir an önce ailelerine ve sevdiklerine kavuşmalarını temenni ediyorum.Emeğinize sağlık.

  2. Barislarin haksiz yere icerde yattiklarini dusunmeniz, herkese haksiz yere icerde yattiklari izlenimi dogurur..Baskalari da cikar, bizimkilerde haksiz yere yatiyor der..Olacak is mi bu? .Onlar devletin mevcut kanunlarina gore icerdeler..Kanunsuz olan ne o zaman…Herkes kendi kanunlarini koysun madem….Devleti lagvedelim gitsin..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı