Köşe Yazıları

Her kadın ‘Zengin’ olamadı

Lise mezunu hanım fahri profesör oldu, mutmain oldu, ödüllü bilim insanlarına konuşma yaptı, aydınlattı. Başörtülü bacı üniversiteye giremiyordu dediler…çok şükür şimdi üniversiteli oldu, gezideki deri pantalonlulardan kahramanca kurtuldu, kariyer yaptı…yeterince teveccüh görünce de saraya danışman oldu, danışmanın danışmanı oldu … ortalama vatandaşın hayal bile edemediği köşklerde yaşamaya başladı; o da mutmain oldu.

Sonra, biri kalktı, elamanı olduğu iktidardan önce Türkiye’de kadının adı yoktu dedi … o olmadı, %70 kadının adı yoktu, üniversitelere gidip kariyer yapamıyorlardı dedi … dedi, dedi ama hiçbiri olmadı, dili gitgide saldırganlaştı.

Kadının adını 2000’lerde haberlerde çokça gördük; şiddetten ölen kadınlar için digital sayaç yapılmış: “anitsayac.com” ; 2008’den beri neredeyse her yıl artış gösteren şiddet kurbanı kadınların adları orada sıralı.

Bu yazıda Türkiye Cumhuriyet’in kazanımlarına, kadının dünyadaki çoğu ülkeden önce kazandığı haklara, Türk toplumlarında tarihsel olarak kadına verilen önem gibi konulara girmeden, sadece kadının istihdamdaki yerinin son elli yıldaki durumunu bazı rakamlarla tesbit ederek, avukat milletvekili Zengin’in yanlışlarını düzeltmeye çalışacağım. Sayın iktidar milletvekili avukat hanımı aydınlatalım ki bir daha yanlış ifadeler kullanmasın, çünkü o pozisyonda birinin yanlış ifadeleri toplumda yanlış algılar doğurabilir, ve biliyorsunuz sayın Cumhurbaşkanı da algı operasyonunun cezası var demişti (gerçi maaalesef sanırım hukukta böyle bir suç kavramı yok).

Okuyucuyu sayılara boğmadan, kadının işgücündeki konumunun zaman içindeki seyri aşağıdaki grafiklerde (Kaynak: Dünya Bankası, World Development Indicators) açıkça görülebilir:

Öncelikle, 15+ yaş grubu kadının işgücüne katılım oranı 1970’lerdeki yüzde 50’lar oranından, 2001’e kadar yüzde 30’un altına düşmüş. AKP döneminde artış görülse de, hala elli yıl önceki orandan çok uzakta, yüzde 30’larda. Her ailenin en az üç cocuk sahibi olmasını her fırsatta hatırlatan bir iktidar döneminde, kadının iktisadi kalkınmadaki rolünün kısıtlı kalacağı çok açık. Nitekim, işgücüne katılımda kadın-erkek oranı da 1970’lerde yüzde 60’lerde iken, bu oran 2008 krizine kadar sürekli düşüş göstermiş; bu oran günümüzde yüzde 50’nin altında (toplam nüfusun işgücüne katılımının da zaman içinde düştüğünü hatırlatalım).

Sürdürülebilir istihdam yaratmayan politikaların, mantar gibi artan üniversitelerin ve buralardan çıkan mezunların da ülkenin katma değer yaratarak istikrarlı büyümesine katkı sağlamadığı, artan işsizlik ve borçluluk rakamlarıyla ortada. İstidam yaratmayan politikaların bir yansıması da üniversiteli kadın issizliği. Grafikte, üniversiteli kadın işsizliğinin de artış eğiliminde olduğu, “dar işsizlik” tanımıyla ve çeşitli yaratıcı yöntemlere rağmen son 20 yılda iki katına çıktığı açıkça gözlenebilir.

İktisadi ve toplumsal durum tesbiti doğru kapılmazsa doğru politikalara da yol açılmaz. Kadının toplumdaki ve ekonomideki yeri konusunda da bu böyle!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı