HETERO-flasyon

Bilin Neyaptı yazdı...

HETERO-flasyon

AKP'nin iktisat literatüründen:

Köpük.. (enflasyon ile ilişkin değil, finansal piyasalar için kullanılır) 

Müsilaj... (bir iktisat kavramı değil)

Faiz lobisi... (yok böyle bir şey ... bir danışmanı İngilizce'den “interest lobby”i çevirmiş olmalı ki bu da AKP'nin yaratmış olduğu inşaat lobisi gibi bir çıkar grubu anlamına gelir) 

Çin Modeli... (40 senelik nüfus kontrolü, eğitim ve sanayi planlaması, finansal piyasa kontrolü altında ticaret        sonucu önce taklit sonra inovasyonla büyüme; Türkiye'nin mevcut durumu ve yönetimi ile imkansız bir model) 

Cari Açık hedeflemesi... (Para politikasının böyle bir hedefi olamaz; bu ancak yapısal dönüşümle mümkündür. Merkez Bankası kuru bile hedeflese bunun cari denge etkisi ancak uzun vadede ve ancak bol miktarda rezervle mümkün olabilir. 

Faiz Enflasyonun sebebidir... (değildir; faiz ödemelerinin artan finansman yükü nedeniyle de faiz artabilir, ama temel sebep enflasyondur ve yapısaldır.)

Heterodoks politika... (1980 ve 1990'ların yüksek kronik ve hiperenflasyonist tecrübeleri ve iktisattaki kuramsal gelişmelerin de önermeleri ışığında, beklenti yönetimini sağlayacak gelirler politikası ve maliye ve para politikalarının öngürülebilirliği için tasarlanan kurumsal çerçeveyi önceleyen makroekonomik istikrar politikaları... Yani AKP iktidarının merkez bankası bağımsızlığı, mali şeffaflık ve hesap verebilirlik ile birlikte yok ettiği güvenli ve yol gösterici politika çerçevesi... Düşünsel perspektiften ise, Bakan Nebati'nin Marx'tan post-Keynesgillere uzanan yelpazede bir görüşü kastediyor olması, son politikaların başarılı olması kadar olası.)

Ne söyleseler tutmuyor! ama hala ne yanlışlardan öğrenmeye, ne doğrusunu bilenden dinlemeye, ne de işi bilene teslim etmeye de hiç mi hiç niyeti olmayan bir iktidar, 100 yaşına erişen bir ülkeyi 20 yıldır “yönetiyor”... daha doğrusu, “idare ediyor”. Hayatımıza dair çok şeyin dönüşmüş olduğu gibi “-mış gibi” yaparak yolunu buluyor! Ne sık sık af edilip atanan üst düzey bürokratlar işini biliyor, ne de uzmanların ve halkın sesine kulak veren bir anlayış var. Çünkü her şeyi bildiğini sanan biri, ya cahil bir cesaretle, ya da adeta bilinçli bir planla ülkenin kalkınmaması için var gücüyle çabalıyor!

Türkiye sadece son 10 yılda, “Dolar dolsa ne olur dolmasa da” diye milletle dalga geçen bir Başbakan, “yapısal reform yapısal reform...neymiş bu yapısal reform” deyip cari fazla döneminde milletin 128 Milyar Dolar'ını hukukuna sonradan uydurarak satan bir damat bakan, gözlerinin ışıltısının sadece kendisini büyülediği bir Hazine Bakanı ile bugünlere geldi. Oy oranı yüzde 30'lara düşmüş bir siyasi parti başkanının, iktisat kuramına aykırı biçimde, enflasyon artarken politika faizini indirme politikalarında ısrarlarıyla durdurulamaz biçimde hem enflasyon, hem piyasa faizleri artar, TL'nin değer kaybı ancak sürekli azalan rezervlerle önlenirken, bu politika yaklaşımının son bir çabayla bir kez daha seçim kazanmaktan öte bir amaca hizmet etmediği açıktır. Kur korumalı mevduat (KKM) buluşu ve siyasetçinin vatandaşın bilezik ve küpesine göz diken çağrıları ancak ve ancak ertelenen bir ödeme güçlüğü krizini büyütmektedir. Dolarizasyonu engellemek adına, KKM politikası artma eğilimindeki enflasyon ve kur ortamında orta ve uzun vadede hiçbir çözüm üretmeyecektir.

Sonuç olarak, iktidarın ortaya koyabildiği bir kalkınma ya da büyüme modeli yoktur. Kısıtlı kaynaklarımız sadece seçim öncesi günü kurtarmaya hedefli yamalı bohça misali politika çabaları ile harcanmaya devam etmektedir.

Bu sırada, Hazine'nin garantili döviz ödemelerini uluslararası tahkime bağlayan kontratlarla eskileri kapatılarak yapılan yeni hastaneler, kullanılmayan havalimanları vd. inşaatların millete net yarardan çok maliyet yüklüyor ve Osmanlı'nın çöküş dönemindeki Düyun-u Umumiye örneğini hatırlatıyor. Muhalefetin seçme iktisatçıları da anaakım kanallarda “muhalefet” yaparken, ne şiş yansın ne kebap misali IMF politikalarının ev ödevi gibi uygulandığı dönemin özelleştirmelerine laf etmekten hep imtina ediyor. Diğer taraftan ise, sırf ana akıma karşıtlık üzerinden bazı akademisyenlerce şeffaflık ve hesap verebilirliği sağlayacak merkez bankası bağımsızlığı ve bağımsız denetim kurumları gibi reformlar ise eleştiriye uğrayabiliyor.

Şu makroekonomik göstergeler, Türkiye'nin heba edilen son 20 yılını özetliyor:  

Yukarıdaki tek iyi gösterge, AKP döneminde bir önceki 10 yıla göre daha büyük bir büyüme gerçekleşmiş olması. Ancak 2002 sonrasında küresel genişleme ile ortalamada 5.23 büyümenin, artan borçluluk, dışa bağımlılık, işsizlik ve gelir dağılım bozukluğu ile birlikte ve istikrarsız olduğu gerçeği, bu performansın kalkınma olarak adlandırılamayacağını açıkça anlatmakta.

İktisatta bir Türkiye modeli, Türkiye'yi gerçekten kalkındırma niyeti olan, ve ulusun birlik ve bütünlüğünü koruma hedefini temel alarak, tam bağımsızlık ilkesini benimsemiş yetkin, birikimli, gözü tok, fikri bağımsızlığı cüzdan bağımsızlığı ile ispatlı kişilerce oluşturulabilir. Bu model ancak uzun vadeli hedeflerin detaylı bir veri analiziyle, halkla paylaşılıp mutabakat sağlanarak ve onlara uygun olarak geliştirilecek kısa ve orta vadeli planlarla mümkündür. Türkiye'nin kalkınması, Osmanlı'nın çöküşünden beri empoze edilmiş olan hammadde tedarikçisi rolü ve düşük katma değerli ihracat ile değil, ancak kamunun bilimi ve katma değeri desteklediği, stratejik sektörleri tekrar kamusallaştırdığı bir karma ekonomi ile mümkün olacaktır. Yoksa, ay ay yenilenen Heteroflasyon ve türevleri gibi kavramların çoğalabildiği Absurdistan olarak kalacağız.