Köşe Yazıları

Hukuk ve adalet olmazsa

16 Mayıs sabahı gözümüzü açtığımızda Deniz Kuvvetleri Kurmay Başkanı Tümamiral Cihat Yaycının Genelkurmay Başkanlığı emrine alındığını öğrendik. Bunun bir atama olmadığı, görevden alma olduğu anlaşılıyordu.

Sosyal medyada ve basında büyük bir gürültü koptu. Amiral Yaycı’nın görevden alınmasına çok üzülenler ve düş kırıklığı yaşayanlar çoğunluktaydı.

Bir de sevinenler vardı.

Sevinenler tahminen yurt dışında kaçak yaşayan FETÖ şüphelisi insanlardı. Zaten bir süredir sosyal medya hesaplarından –nereden biliyorlarsa- ünlü bir amiralin yakında istifa edeceğini ya da ettirileceğini haber veriyorlardı. Amiral Yaycı’nın görevden alınmasına çok sevinmişlerdi.

Başkaca sevinenler ya da haberi önemseyenler Yunanlardı. Onlar da ileride başlarına bela olacağını ya da “Megali İdea” hedeflerini sekteye uğratacağını değerlendirdikleri bir amiralin tasfiye olduğunu düşünüp seviniyorlardı.

Başka kimler sevinmiş olabilir?

Amiral Yaycı’yı siyasal arenada gelecekte kendisine rakip gören siyasetçi var mıdır?

Olabilir.

Bir asker olmasına rağmen Türkiye’de ve uluslararası alanda ün kazanmış olması birilerini rahatsız etmiş olabilir mi?

Olabilir.

Özellikle FETÖ ile mücadelesi birilerini rahatsız etmiş ve fırsat bu fırsat demiş olabilirler mi?

Olabilir.

*  *  *

Asıl üzerinde durmak istediğim konu Amiral Yaycı’nın görevden alınmasının kamuoyunda neden bu kadar gürültü kopardığı.

Geçmişte bir tümamiral görevden alınsa ya da başka bir göreve atanmış olsa kamuoyu bu kadar tepki gösterir miydi?

Hayır göstermezdi.

Daha geçtiğimiz yıl hizmet süresini tamamlamadan emekli edilen amirallerimiz oldu. Siyasal irade bu tercihlerinin gerekçesini açıkladı mı? Açıklamadı. Toplum buna önemli bir tepki gösterdi mi? Göstermedi.

Öyleyse bu kez ne değişti?

Sanıyorum kamuoyu Amiral Yaycı kişiliğinde sembolleştirdiği iki konudan büyük haz ve güven duyuyordu. Birinci konu Amiral Yaycı’nın FETÖ unsurlarının Silahlı Kuvvetlerden ayıklanmasına sağladığı katkı, ikinci konu da uluslararası ilişkilerde mavi vatan doktrini üzerinde sağlanan başarı.

Bu iki alanda da emeği tartışmasız olan bir amiralin görevden alınması vicdanlarda rahatsızlık, akıllarda da soru işaretleri oluşturdu.

Vicdanlarda rahatsızlık yarattı çünkü bu ülkeye yararı olan çalışmalar yapmıştı ve emeklerinin karşılığının bu olmaması gerektiği düşünüldü.

Akıllarda soru işaretleri yarattı çünkü FETÖ ile mücadele ve mavi vatan gibi ulusça benimsenmiş politikalardan vazgeçiliyor mu acaba sorusunu bir kez daha akıllara getirdi.

*  *  *

Bütün bu değerlendirmelerden daha da vahimi Türkiye’de hukuk ve adalete olan güvenin çok alt seviyelerde olmasıdır.

Hukuk ve adaletin olmadığını düşünen toplum alınan her karar ve icra edilen her eylemden şüphe duyar.

Devleti yönetenlerin hukuka saygı duyulmasını istemesi haklı bir istektir. Vatandaşlar için de hukuka saygılı olmak bir görevdir.

Ancak unutulmaması gerekir ki FETÖ’nün kumpas davaları sırasında da siyasal irade sık sık hukuka saygı duyulması gerektiğini söylerdi. Siyasal irade bunu zaten söylemek zorundadır. Çünkü hukuk yoksa siyasal iktidar da var olamaz. Siyasal irade arkasında hukuksal bir dayanağı varsa meşrudur. Aksi durumda meşruluğu sorgulanır. Mahkemelerde yargıçların arkasında “Adalet devletin temelidir” ifadesinin yer alması bu nedenle çok önemlidir.

Devleti yönetenler hukuka uygun davranmaya ve adaletli olmaya çok dikkat etmek zorundadırlar.

Devlet yönetiminde olmazsa olmaz dediğiniz hukuk ve adaletin siyasal irade tarafından çok da umursanmadığını düşünüyorsanız Amiral Yaycı kararını da kabul etmekte zorlanırsınız.

Asla kabul edemeyeceğiniz şeyleri yaptığı iddia edilen kişilerin hapishanelerde olmasını vicdanınızda sorgularsınız.

Suçlandıkları konu ile asla bağdaştıramadığınız insanların zindanlarda çürümelerini içinize sindiremezsiniz.

Mücadele ediyoruz denilen şeylerle aslında mücadele edilmediğini ve aldatıldığınızı düşünmeye başlarsınız.

*  *  *

Silahlı Kuvvetler yönetimi bir ihtisas konusudur. Askerin, sivil iradenin çizdiği görev çerçevesinde kendi kendini yönetmesi çok önemlidir. Elbette son sözü sivil irade söylemelidir. Ancak sivil irade de hukuka, adalete ve liyakate uygun kararlar almalı, topluma da hesap verebilir olmalıdır.

Bu olayda da gördük ki Türkiye’nin en acil sorunu, her şeyden önce adalet, hukuk ve liyakattir.

Toplum içinde ve ülke yönetiminde adalet ve hukuk tesis edilemezse ne ekonomide, ne sağlıkta ne de ulusal konularda kalıcı ve sürdürülebilir bir başarı elde etmemiz hayaldir.

Sevgiyle kalın.

Etiketler

Bir Yorum

  1. özellikle bu (amiral Yayci) olay (eger bu bir kizaga cekme, pasifize etem ise) bu iktidarin inandiriciligini tamamen yitirdigini, hala FETÖnün güdümünde oldugunun ve onlarla beraber hareket ettiginin en büyük kaniti olacaktir ve bir bumerank gibi suratlarina patlayacaktir, bunu kesinlikle bu MILLETe anlatamazlar, bu olay en ince ayrintisina kadar arastirilip, halka seffaf bir sekilde bu olayda parmagi olanlarin hepsi hesap vermelidir, bu isin baska bir cikar yolu yoktur

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı