Köşe Yazıları

İçmek ya da içmemek… Bütün mesele bu mu?

Bu yazı Veryansıntv’nin değerli okurları için bir koronavirüs teneffüsü olsun.

“…iyi bir nebiz, insan zihnini arıtır, bedeni dinçleştirir, kalbi ve sırtı güçlendirir, zarar-ziyan vermeyi, öfkeyi engeller, mideyi çalıştırır, yeme iştahını açar, kafadaki nemi dengeler, hapşırmayı sağlar, kasları gerer, spermi artırır, mide guruldamasını giderir, insanı cömertliğe teşvik eder, kemiklerdeki tortuları giderir, safra ve balgamı dengeler, kanı çoğaltır, saflaştırır, inceltir ve kanın damarlardan kolaylıkla akmasını sağlar, emelleri artırır, aklı çalıştırır, düşünmenin yoğunlaşmasını sağlar… vesveseleri uzaklaştırır, kişiyi yabanilikten alıkoyar, cinsel ilişki sırasında üreme hücresindeki (sulbteki) fazlalığın, sindirimde gaitanın güçlü bir şekilde atılmasını sağlar, pısırık olanı cesaretlendirir, ezik olanı güçlendirir…hüznü (ve kederi) giderir…sabra teşvik eder.”

“Nebiz” Arapça’da hurma ve üzümün kaynatılması sonucu elde edilen şarap, anlamına gelir. Nebizin yani şarabın yararlarını saymakla bitiremeyen bu satırların yazarı, bundan 1150 yıl önce yaşamış olan Ebu Osman Amr b. Bahr b. Mahbub el-Cahız el-Kinani’dir. Pek çoğumuzun bildiği ismiyle Cahız’dır. Bu risalesi, 1150 yıldır Türkçemize çevrilmeyi beklemektedir.

Cahız, Abbasiler döneminde 781-868 yılları arasındaki 87 yıllık ömrüne edebiyatı, psikolojiyi, din bilimlerini, siyaset bilimini, Antik felsefeyi ve İslam felsefesini sığdırabilmiş en önemli İslam bilgini ve filozoflarındandır. Ülkemizdeki akademik çevrelerde çok az tanınır ve daha çok edebiyatçı kimliği ile öne çıkar. Hatta şarabın yararlarına ilişkin risalelerindeki bu ve benzeri saptamaları, onun İslam bilgini kimliğinden çok bir “Arap edebiyatçısı” olmasıyla açıklanır ki, İslam’da kesin olarak haram kılındığına inanılan içkinin, bir İslam bilgininin meşrulaştırmasından çok, bir edebiyatçının edebi ifadelerini süsleyen edebi serenatlar sınırları içinde değerlendirilmesi gerektiği vurgulanır. Cahız, kendisinden 163 yıl sonra ölen  Ömer Hayyam (ö. 1131) ile edebi-kişisel tutumları bakımından eşitlenir; İslam dünyasının yaramaz çocukları sayılıp içkiye dair övgüleri, kamuoyunun gazabı karşısında salt edebi duygulanımların dışa vurumu evreninde hapsedilir.

Fi Medhi’n-Nebiz ve Sıfati Ashabihi adlı risalesinde nebizin yararlarını saymaya devam eden Cahız, onun insana dinçlik kattığını, sevince boğduğunu, yaşlılara bile gençlerin hareketlerini kazandırdığını, insanın doğasını dengelediğini, bedene faydalı olduğunu, üzüntüden kurtardığını   belirtmekle birlikte zararlarına da değinmeden geçmez: eğer nebiz, kontrolü kaybettirecek şekilde baskın bir sarhoşluk verip kafayı dağıtıyorsa, duyu organlarını işlevsiz hale getiriyorsa, bu nebizde hayır yoktur, artık kişi ondan beklediği sevinçten ziyade üzüntüye boğulur.

Cahız, eş-Şarib ve’l-Meşrub’ta, Antik Felsefede özellikle Platon’un diyaloglarını andırırcasına, nebizle ilgili tartışmaları hayali birisiyle yapar. Hatta bu yöntem sadece Cahız’a özgü değildir. Antikçağ felsefesini Batıya öğreten pek çok İslam filozofu ve bilgini Platon’un diyaloglarda kullandığı diyalektik yöntemi maharetle kullanmışlardır. Cahız,  eş-Şârib ve’l-meşrûb’ta da  soru-cevap düzeneğinde devam eden diyaloglarda karşısındaki hayali kişinin nebizle ilgili sorularını yanıtlar ve onun itirazlarını değerlendirir. Antikçağ Felsefesi tarihindeki diyalogları aratmayan  bu tartışmada Cahız, nebizin zararlarını da vurgulayan muhatabını dikkate alır: “Nebîz lafı ağızda geveletir, bol bol saçmalatır, bedendeki karışımların (ahlât) dengesini bozar, kişiyi aktif halden alıkoyup tembelliğe düçâr kılar, içen kişinin ayakları birbirine dolanır, anımsamayı zorlaştırır, tabiatı bozar, safradaki bozulmayı artırır, duyuların mizacını bozar, cinsel ilişkide kişiyi pasif kılar.”

Cahız ve Ömer Hayyam, yalnız “Arap edipleri” nitelemesiyle hafife alınacak düşünürler değildir. İslam medeniyetinin en parlak döneminde en önde gelen bilgin ve filozof oldukları gerçeği gözden kaçırılmamalıdır. Edebiyatçı yönleriyle meşhur olmaları bu gerçeği ortadan kaldırmaz ve hatta belki de her ikisi, edebi yönlerinden ziyade filozof ve bilginler olarak bilinmeyi ve tanınmayı hak etmektedirler. Ömer Hayyam, bir astronom, matematikçi ve din bilginidir.

Filozofumuz Cahız ise, akılcı İslam mezhebi olan Mutezile teologlarındandır. Üstelik İslam kelam tarihinde onun adıyla anılan Cahıziye mezhebi kurulmuştur. Biyoloji, tarih, dil ve edebiyat, siyaset bilimi, Aristo felsefesi, leksikografi, retorik gibi bilimlerde yetkin bir İslam filozofu ve kelamcısıdır. Nebizle ilgili görüşleri bu bakımdan salt edebi değiniler olarak değerlendirildiğinde, Cahız’ın anılan bilimlerdeki derinliği ve uzmanlığı gözden kaçırılmış olur. Nebiz yani şarap  hakkında söyledikleri bir edibin süslü sözcükleri değil, bir bilim insanın, bu gün bile geçerli olan saptamaları olarak görülecek kadar isabetli ve yerindedir.

Yaşadığı döneminin sosyal baskısını doğrudan üzerine çekmemek için  Cahız, şarap yerine nebiz kavramını kullanır. Üzüm, hurma ve benzeri meyvelerin fermantasyona uğratılarak suyunun elde edilmesi anlamına gelen nebizin bir başka adı şaraptır.

Cahız, nebizin fayda ve zararlarından söz ederken, problemi haram-helal, ya da günah-sevap çerçevesinde ele almaz ve böyle görmez. Risalesinde nebizin yararlarını, bir edebiyatçı gibi sanatsal ya da romantik kavramlarla değil, bir biyolog ve bilim insanı olarak belirler. Çünkü nebizin zihni açması, kan dolaşımını düzenlemesi, sindirime iyi gelmesi gibi yararları edebi bir betimlemenin değil, bilimsel bir saptamanın ifadesidir. Ruha neşe vermesi ve insanı sevince boğması da salt romantik tasvirlerden ibaret değildir. Aynı şekilde biyolojik ve ruhsal zararlarından da söz eder.

İslam düşünce tarihinde şarabın  haram-helal değil, yarar-zarar bağlamında ele alınması, üzerinde durulması gereken önemli bir noktadır. İslam teolojisi tarihi boyunca “iyi-kötü” kavramları tartışılırken bir şeyin ‘kendinde iyi ya da kötü’ (husn bizatihi-husn lizatihi) veya ‘başka bir nedenle iyi-ya da kötü’ (kubh bizatihi-kubh bizatihi) olup olmadığı yaşamsal bir konudur. Örneğin hırsızlık yapma eylemi, bizatihi kötüdür; yani eylem olarak kendinden dolayı kötüdür.  İnsanlarla yardımlaşma, bizatihi iyidir; yani kendinde iyidir. Bir şey ya da eylem, gerçekte kendinde iyi ya da kötü olduğunda, o iyi ya da kötüdür. Kendi dışındaki bir nedene bağlı olarak iyinin kötü, kötünün iyi olması geçici bir durumdur.

Cahız’ın şaraba yüklediği anlam buna benzer. Şarap, kendinde iyidir, yani bizzat kötü, zararlı ya da haram değildir. Kaldı ki Kur’an’da,  “Ve hurma ağaçlarının ve asmaların ürününden hem sarhoş edici içkiler, hem de güzel, temiz rızıklar elde edersiniz: işte bunda da aklını kullanan kimseler için bir ders vardır” denmektedir. On yıl sonra Hz. Muhammed’e gelen ayetlerde, “sarhoşluk veren şeyler (hamr), şans oyunları, putperestçe uygulamalar…şeytan işi iğrenç kötülüklerden başkası değildir…şeytan sarhoşluk verici şeyler (fi’l-Hamr) ve şans oyunları ile sadece aranıza düşmanlık ve nefret tohumları sokmaya…” gibi hükümler yer alır.

Ayetlerde ‘hamr’ sözcüğü kullanılır. Hamr örtmek, uyuşturmak, gizlemek anlamlarına gelir. Hamr’ı alkollü içkiler olarak genelleyip çevirmek yanlıştır. Kaldı ki örtü, örtünme diye çevrilen “humur” kavramı da aynı köktendir. Eğer bir şey kendinde kötü ise, kadın bedeninin “örtülüp saklanması” yetmez; kendinde kötü olan bir şeyin varlığı da kötü olur.  Aksine kadının varlığı  kendinde kötü değil de “örtmesi gereken yerlerini örtmemesi nedeniyle kötü” oluyorsa, nebiz de aynı hükme tabi demektir. Yani, şarap, Cahız’ın dediği gibi bizzat kötü, haram ya da yasak değil, başka nedenlerle yasaktır; kötüdür. Başka bir deyişle, aşırı dozda tüketilirse, görev ve ibadet sırasında içilirse, tiryakiliğe vardırılırsa, bu koşullardan doğan dış nedenlerden ötürü, şarap yasak olur; din diliyle söylersek haram olur. Kadının örtünmesi ile içkinin ‘aklı örtmesi’ için aynı kavramın (humr, hamr) kullanılması rastlantı değildir. Ne kadın ne de şarap kendi özünde kötüdür; haram ya da yasaktır.

İslam’da aşırı olan her şey yasaktır. Yemek yemek, su içmek, kendinde iyi olmasına rağmen, aşırıya vardırılınca haram olur. Çünkü israf haramdır. Aynı hüküm şarap için de geçerlidir.

Bu gün İslam dünyasında bu tablo tersinden okunmaktadır. İçki ile kadın, kendinde kötü, kökten haram ve hatta yeryüzünde olmaması gereken murdar şeyler olarak bile görülecek kadar ileri gidilmiştir.  Bir kere hamr sözcüğünü genel anlamda içki olarak tercüme etmek yanlıştır. Günümüzde bütün dikkatler bu yüzden sadece alkollü içkiler üzerinde yoğunlaştırılmakta, “alkol içen, aracılık yapan, içenlerle birlikte oturan lanetlenmekte; bu insanlarla kız alıp vermek yasaklanmakta, cehennemde yanacakları söylenmekte ve hatta helal diyenlerin “dinden çıkacakları” iddia edilmektedir. Bu iddialar ve keyfi hükümler, esrar, kokain, bonzai gibi haramlığı kesin olan uyuşturucu maddeleri hamr kelimesiyle örtmektedir.  Dikkat edilirse, Türkiye’de çoğunlukla hamr’a alkollü içecekler anlamı verilerek resmi ve gayri resmi dini söylemler ve fetvalar kurulmaktadır. Oysa ayetlerde, faydalı olan hamr çeşidi, alkollü içeceklerdir ve asıl haram ve yasak olanlar ise, uyuşturucu maddelerdir. Alkollü içeceklerin yasaklanmasına ilişkin hükümler ise, yeri, zamanı ve dozajına bağlı olarak dile getirilmektedir. Başka bir ifadeyle, eğer kişi şarabı ya da alkollü başka bir içeceği, aşırı miktarda alır; Cahız’ın belirttiği gibi, zihnini, bedenini ve sosyal çevresini alt-üst edecek sınırlara kadar dayandırırsa işte bu yasaktır. (Örneğin, namaza alkollü iken yaklaşmak  ya da trafiğe alkollü iken çıkmak)Makul miktarda alındığında tıbbi olarak faydalarını yadsımak, Nahl Suresi 67. Ayette de vurgulandığı gibi, Tanrı’nın yararlıdır dediğine karşı gelmek olur. Diğer yandan, eğer kişi alkolü, görev ve ibadet sırasında ve hem de aşırı miktarda alırsa, bu da yasaktır. Son inen ayetler, bu bağlamda şarabın ya da diğer içkilerin haramlığından çok, sakınılması gereken şey olduğundan söz etmektedir.

Özetle söylemek gerekirse, hamr sözcüğü örtmektir; kadının örtünmesi (baş örtüsü anlamında değil), nasıl ki onun bedeni ya da varlığının özde kötü, haram veya yasak olmadığı; aksine onun şeref ve onuruna dokunan durum ve koşullar söz konusu olduğunda, ‘gizlemek, örtmek’ anlamına geliyorsa, içki için kullanılan hamr sözcüğü de içkinin özde kötü, haram ya da yasak olduğunu değil, mahzurlu sınırlara dayandırıldığında, dış nedenlere bağlı olarak kötü ya da yasak olduğu anlamına gelmektedir.

İKİ AŞIRI YORUM

Günümüzde İslam dünyası iki aşırı yorum arasında bocalamaktadır: İçkide sınır ve koşulları zorlamak ile içkiyi kökten yasaklamak. İçki ile kadının örtünmesi, hamr kelimesinde birleşmektedir. Aynı kelimeden türeyen iki durumun, yani içki ile kadının bu iki uç noktada hep aynı kategoriye sokulması, işte şarabın faydalarını ve kendinde “iyi” olduğu gerçeği ile, kadının “kendinde iyi” olduğu gerçeğinin “örtülmesi”, “gizlenmesi” ve yanlış hükümlerle her ikisinin de mahkum edilmesi sonucunu doğurmasını kaçınılmaz kılmaktadır: Kadın bizzat kötü ise, onun hamr ile örtünmesi ve gizlenmesi gerekir, içki bizzat kötü ise, o da tıpkı anlamının gereği olarak, faydaları, iyiliği ve hayat verici iksir oluşu gerçeği de “örtülmeli”, saklanmalı” ve “gizlenmeli”dir.

Büyük bir İslam filozofu olan Cahız, işte bu iki yanlış örtüyü  insanın üzerinden kaldırıp “bizzat iyi” ile “başkası nedeniyle kötü”yü keşfetmemize kapı aralamaktadır. Ve kanımca insanı örten örtü aralanmadıkça, şarabın insana olan yararlarının üzerindeki örtü de kaldırılamaz.

Bir kadeh “şarapta fırtına koparmak”, ülkemizde ve İslam dünyasında kopan fırtınaları fark edememektir.

2 Yorum

  1. yazılarınızı takip eden biri olarak geçmişteki islam bilginleri alimleri filozoflara bakınca bugünün din bilginleri yada hoca olduklarını iddia edenlerden fersah fersah ötedeler acaba bizim islam tarihimiz geriye doğrumu gidiyor, yani bugün farklı olan ne? bilgiye en çok erişilen çağda, nispeten erişimin zor olduğu zamana göre niçin geride kalıyoruz, niçin islam filozofu yada bilgini yetişmiyor bu çağda? bu konuyla ilgili bir yazınız varmı?bizi aydınlatırsanız sevinirim.

  2. Diyanet kapatılsın derken yanlış anlaşılmasın Halka doğruyu güzeli ahlakı göstermeyen öğretmeyen Dilsiz şeytanların karargahı anlaşılsın.
    İnsanlarımıza doğru islamı anlatmak HIRSIZ SOYGUNCULARA Yaramaz.Çünkü elleri halkın ve ülkemizin kaynaklarını kendi ceplerine aktarmakla meşguldür.Bunu yaparlarkende her türlü ayrımcılığı kalleşliği kullanırlar.
    Gerçekten doğruyu anlatan insanlara ihtiyacımız giderek çoğalmakta gereklilik göstermektedir.
    Sağolun doğruları anlattığınız için.VAROLUN.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı