Köşe Yazıları

İhanet süreci

Virüs günlerinde herkesin dikkati Kovid-19 belasına odaklanmış iken, malum zihniyetler kenarda köşede Cumhuriyet Türkiye’sine kendilerine göre son darbeleri vurmak amacı ile bolca planı yapıyorlar. Ekonomi, sosyal hayat, siyasal yapı, eğitim… aklınıza gelen ne var ise, algı operasyonları ile dizayn etme çabasındalar.

“Siz hiçbir şey düşünmeyin, eleştirmeyin. İtiraz etmeyin, aklınızın süzgecini iptal edin, biz sizin yerinize her şeyi düşünür yaparız” diyorlar. Şu anda muktedir olmayanlar da plan üzerine plan inşa ediyorlar. Özellikle Türkiye dışında bulunan Fetö’cülerle pek sıkı fıkılar. Öteden beri sözde insan hakları ve demokrasi bahanesi ile PKK ve onun siyasal figürleri ile ilişkileri de hepinizin malumu.

Cumhuriyet Türkiye’sinin, çok haklı bir gerekçe ile kurduğu esasen “insanların sapkın dinci grupların etkisine girmesini önlemek” amacı ile oluşturulan Diyanet’in açıklama ve icraatları her kesimden yoğun eleştiri alıyor. Diyanet kurumunun sadece icraatları değil bütçesi de eleştiriler arasında.

Tam bunlara kafa yorar iken, bakıyoruz bir gece yarısı kararnamesi ile Deniz Kuvvetleri K.lığı Kurmay Başkanı, Genel Kurmay Başkanlığı emrine atanıyor. Sonra da istifa ediyor. Kendisini tanımıyorum. Konunun ne olduğu belli değil yinede birçok kişi yorum yapıyor ya da yapmak zorunda kalıyor. Şüyuu vukuundan beter misali senaryolar gırla gidiyor. Bir adli olay meydana geldiğinde, örneğin bir cinayet işlendiğinde hep sorulur ya “bu cinayeti kim ya da kimlerin işine yaradı” diye. Ben de bu sorunun cevabını aradım. Gerekçe ne olursa olsun, sevinen, hatta zil takıp oynayanlar ABD güdümlü Fetö ve Güney Kıbrıs’taki haydut devlet ile Yunan Enosis taraftarları.

Bu karantina günlerinde hortlatılmaya çalışılan ve esasen, dikkatlerinizi çekmek istediğim can alıcı husus ise “Yeniden Açılım veya Çözüm Süreci”. Hdp/Pkk’nın oylarına gözlerini diken cümle sistem hareketleri, yine bu konuyu televizyonlarda tartışıp, kamuoyunun nabzını tutmaya başladılar.

Şehitlerimizi mezarlarında ters döndüren, şehit yakınlarına kanlı göz yaşları döktüren kahraman gazilerimizi kahreden “çözüm sürecini” kısaca hatırlamamız yerinde olacaktır.

Şemdinli, Atabeyler derken, Ergenekon ve Balyoz kumpasları ile devam eden, sonrasında da Askeri casusluk, Zirve Yayınevi ve benzeri sözde davalar ile tavan yapan kumpaslar sürecinde, Türkiye’nin Millici, Cumhuriyetçi kişi ve kurumları her türlü saldırıya uğradı. İtibarsızlaştırma ve uyduruk davaların beraberinde getirdiği esir alma sürecinde, o dönemde birlikte hareket eden iktidar ve Fetö basını tarafından öyle bir algı operasyonuna girişildi ki, Ergenekon, Balyoz palavralarına, yüzde 50’lere yakın insanımız inanıp destek vermeye başladı. İçlerinde sözde sanatçı ve akademisyenlerin de bulunduğu Fetö-Pkk karışımı 300 “yetmez ama evet”çi, bildiri yayınlayıp kumpasçıları desteklediler. Listeyi internetten bulun, bakın kimler var. Bugün muhalefetin koro halinde destek verip göz yaşı döktüğü Osman Kavala’dan, HDP/PKK’nın kurmaylarına kadar herkesin olduğunu göreceksiniz. Elbette, köpeksiz köyde değneksiz dolaşmak kolaydır. İktidar, zaten yıllardır kafasında ola ve ABD-AB tarafından kendisine dayatılan “açılım, çözüm” sürecini sahneye koyuverdi. Hdp/Pkk sevicisi muhalefetten de destek yağdı. Hatta bir kısım muhalefet “şöyle değil böyle yapın” diye de önerilerde bulundu. “Analar ağlamasın” palavrası atılırken şehit asker, polis, korucu, öğretmen, sağlıkçı ve işçilerimizin anaları sessizce gözyaşlarına boğuldular. Kimse onları görmedi duymadı. ABD ve AB zil takıp oynadı.

Bildiğimiz medya bu olayı göklere çıkarttı. Akil adam ve kadınları piyasaya sürdüler. Oysa Türkiye Cumhuriyeti Devleti, terörist başı Türkiye’ye getirildikten sonra, şanlı tarihine ve ciddi devlet anlayışına yakışır şekilde hareket etmiş, terörist başı ile pazarlığa oturmamış, her şüpheliye uygulanan muameleyi yapıp mahkeme önüne çıkartmıştı. Bizzat, bebek katilinin sorgu ve mülakatını gerçekleştiren bir Türk Subayı olarak, şunu söylemek isterim o dönemde iktidar mensuplarından “şunu şöyle yapın bunu şöyle söyleyin, anlaşma yapın, taviz verin vs” gibi hiçbir talimat, emir ve telkin almadık. Binlerce insanımızın ölümünden, yakınlarının acısından sorumlu olan kişi, yasalarımıza göre ve bütün dünyanın gözü önünde yargılanıp gereken cezaya çarptırılmıştı. O dönemdeki sorgu ve yargılama sırasında ise hiçbir yabancı gücün hakemliğine başvurulmamıştı.

2002’DE PKK TERÖR ÖRGÜTÜ BİTME NOKTASINA GELMİŞTİ

2001-2002 yıllarını yaşayanlar bilirler. O dönem PKK bitme noktasına getirilmiş, teröristlerin saldırıları ve şehit sayımız nerede ise sıfıra inmişti. Panik halinde yurt dışına kaçmaya çalışan teröristlerin çoğu yapılan operasyonlar ile etkisiz hale getirilmiş, bir kısmı güvenlik güçlerimize teslim olmuş, diğer bir kısmı ise zar zor kaçmış idi.

ABD ve İngiltere başta olmak üzere, Orta Doğu coğrafyasında ve Türk yurdu Anadolu’da yüz yıllık planları olanlar, bu durumu kabul edemezlerdi ve etmediler de. Önce ekonomik krizi patlattılar, sonra K. Derviş faciası geldi. İktidar sallanmaya başladı ve ardından erken seçimin gelmesi kırılma noktası oldu. İklim ve ortam değişikliği sonrası PKK terör örgütü kımıldanıp, tekrar palazlanmaya başladı. Yazımın başında saydığım kumpas davalar, ABD’nin bizzat talimat ve desteği ile vizyona girdi. Açılım adı verine süreç, 2006 yılında terör örgütü mensupları ile yapılan görüşmeler ile başladı aslında. Ara ara devam eden bu durum, 2008 yılında (kumpas davalar yoğunlaştığında) Norveç’in başkenti Oslo’da adete zirve yaptı. Oslo görüşmelerinin kamuoyuna yansıyan belgeleri, tam olarak “ibret” vesikalarıdır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti sanki İngiliz sömürgesi imiş gibi, bir İngiliz diplomat ve istihbaratçısının hakemliğinde, eli kanlı alçaklar ile masaya oturuldu.

Konu duyulup da tepki sesleri yükselmeye başladığında, yani 21 Aralık 2012’de dönemin başbakanı NTV kanalında şöyle demişti “Emre beyi MİT müsteşarlığı döneminde İmralı’ya ben gönderdim. Aynı şekilde Oslo’ya da ben gönderdim. Daha sonra Hakan Bey döneminde de yanı adımları attık. Şu anda bu elimizde bir enstrümandır. Gerekli gördüğümüz anda İmralı içinde yaparız, Oslo için de yaparız”. Başbakan daha sonra yaptığı bir açıklamada ise “bunlar sadece basit görüşmelerdir” demişti.

Oysa, aynı dönemde şehitlerimizin kanları elinde olan terörist Murat Karayılan şöyle diyordu “Yakından izlemekte olduğunuz gibi, Türk Devleti ile Kürt Halk önderi Başkan Apo arasında bir süredir devam etmekte olan müzakereler önemli bir düzeye ulaşmış bulunmaktadır… önderliğimiz devletle yaptığı görüşmeleri ve sonuçlarını hareketimizin yönetimine aktarmıştır”.

Oslo görüşmelerinin sözde koordinatörü İngiliz diplomat (istihbarat elemanı) ise “Bu bizim sorumluluğumuz altında gelişen bir inisiyatiftir. Abdullah Öcalan tarafından üretilen fikirler Parlamentoda (TBMM’de) yasa çıkarılacağı zaman dikkate alınacaktır” diye açıklama yapıyordu.

Daha sonraki tarihlerde yapılan KCK operasyonunda dokuz maddeden oluşan mutabakat metni ele geçirildi. Metin incelendiğinde “Oslo’da Türk Devleti tarafından Abdullah Öcalan’ın önder, PKK terör örgütünün ise taraf olarak kabul edildiği su yüzüne çıktı.

Habur rezaleti ve Diyarbakır’da  kukla Barzani ve Türk devlet ve milletine her konuşmasında hakaretler yağdıran Şivan PERVER’in ağırlanması, “megri megri” diye, ağlayarak şarkılar söylenmesini, Nevruz’da bebek katilinin mesajının, Sırrı ÖNDER tarafından Türk Televizyonlarının (!) canlı yayınında okutturulması, başta şehit yakınları ve kahraman gazilerimiz olmak üzere, herkesi derinden yaraladı.

“Açılım” denilen süreçte doğu ve güneydoğu Anadolu bölgelerimizdeki asker, polis ve koruculara operasyon izni verilmemesi (Hatırlayınız, dönemin başbakanı “evet biz valilere bu süreçte operasyon yapılmasın dedi” anlamında açıklama yapmıştı). Elbette, bu ortam terör örgütünü ve yandaşlarını iyice şımartmıştı. İşte tam da bu dönemde, HDP’li belediyeler desteği ile o meşhur tüneller, hendekler hazırlandı. İşte o dönemde, ilçe ve mahalle yerel güvenlik güçleri! (PKK) kuruldu. Gözlerimizin önünde eğitim yapıp, araç ve kimlik kontrolü yaptılar. İşte o hendeklerde, yüzlerce aslan evladımızı şehit ettiler.

Sonrasında mızrak çuvala sığmadı, iktidar durumu anladı! Ve mücadele başladı. Bizim daha önceden  bas bas bağırdığımız, FETÖ-PKK ilişkisi de tam o dönemde netleşmeye başladı. Bunun işaretleri, İmralı’daki terörist başı tarafından zaten veriliyordu. Öcalan’ın “İmralı Notları” adlı kitabına göz atmanız yeterli. Kitabın bir bölümünde Sırrı Süreyya Önder ve Selahattin DEMİRTAŞ bebek katiline “Cemaat bizimle görüşmek istiyor, bizi Amerika’ya davet ediyor vs” deyince terörist bacı şöyle cevap veriyor “Beni en iyi Fethullah hoca anlar. Onlar bizim Ortadoğu’daki stratejik ortağımızdır, tabi ki gidin görüşün”.

Türk Milleti ve Cumhuriyetin cümle düşmanları gibi , FETÖ ile PKK’nın iş ve amaç birliğinde olması hiç şaşırtıcı veya sürpriz değildir. .

Virüs belası ile uğraştığımız bu günlerde “oy” uğruna ve alınan talimatlara gereği yine “açılım” konusu ısıtılmaya başladı. Ama kamuoyu, bu millet on sene önceki gibi artık kolayca ikna edilip kandırılamaz. Her şeyin farkında olmaya çalışan, her şeyi sorgulayan ve akıl ile bilimi ön plana çıkaran bir gençlik var.

Ülkücüsünden, devrimcisine ve dindarına (dinci değil) kadar büyük bir gençlik artık kandırılmak istemiyor, güvenmek ve geleceğe yürümek istiyor. Gerçekçi ve milli programların, kendilerine sunulmasını bekliyor.

“Doğruya doğru, yanlışa yanlış” diyebilen bir nesil geliyor.

“Hakimiyet, kayıtsız şartsız Milletindir” sözünün duvarlara asılı bir dekor olmadığını kavrayan bir gençlik geliyor.

Vücut ve ruh sağlığınız yerinde olsun.

17 Yorum

  1. O gelen gençlik bizleriz Komutanım. Olan biteni gören ve bunun bilincinde olan gençler olarak, Türk Gençliği olarak yanınızdayız. NE MUTLU TÜRKÜM DIYENE!

  2. Komutanım içiniz rahat olsun biz Türk Gençleri her şeyin farkındayız. Kimin ne olduğunu çok iyi biliyoruz. Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyetin Mavi Vatanının ve Anavatanının ölmez nigâhbanlarıyız. Yağmurda, soğukta titrerken laf olsun diye bağırmıyorduk, bugün de varlığım Türk varlığına armağan olsun!

  3. Uzun yillar suren pkk terorunden ben sunu ogrendim..Siyasi irade varsa biter, siyasi irade yoksa sonsuza kadar kisirdongude devam eder. Olay motorun silindir hacmi degil, direksiyonmus meger…Bitti dedigimiz yillarda apo paketlenmis halde bize verilirken, feto birkac hafta sonra abd ye uctu.Planlari mukemmeldi..Cunku abd kafasindaki sozde kurdistan planlarini ve surecini hizlandirmak ve siyasi manada bir an evvel sonuclandirmak istiyordu…Feto ile de bir yere kadar geldiler..Cok calkantilar yasadik acilar yasadik o donemlerde…Sonuc…Hepsi ellerinde patladi…Gelsin kurtarsin simdi o cok guvendikleri kopegi olduklari sam amcalari…Siyasi irade herseydir..Arkasinda millet vardir..Azinligin hukumranligi degil…Kurtulus savasimiz ve kurulusumuz da ayni guce dayanir. Su anki tek amaclari iste bu iradeyi ortadan kaldirmak ama darbe,ama ic savas isyan kargasa ekonomik kriz vs vs..cikartarak..Destekleri finansorleri hem icerden hem disardan acik bufe sinirsiz…Denemedikleri secenek kalmadi..Su an sadece twit atabiliyorlar…Tabii millet yerse..
    Turkiye baska hicbir ulkeyle kiyaslanamayacak bir yerde ve durumda oldugu icin kimse yattigi yerden norvecle kiyaslayamaz..Cunku burada hep varolma savasi vardir ve 1000 yildir suregelmistir..Tarihin hicbir doneminde bu milim degismemistir..Bugunlerde niye degissin ki? Ciksin birisi aksini ispat etsin..son bes yilda yasadiklarimiz bile baska bir devlette ikiyuz yilda ancak yasanir.. Uyanik ve bir olalim, sadece bu bile tum oyunlari tek basina bozar…Saygilar..

  4. Kişisel inancım o ki Türkiye’nin yakın tarihi çok karmaşık. Önce bir durum tespiti yapmak gerekir. 2000 li yılların ortasına kadar Türkiye’de TSK hemen her konuda son sözü söylerdi. Her hangi bir konuda herkes bir şey söyler, en sonunda dönemin genel kurmay başkanı bir açıklama yapar, konu kapanır tartışma biterdi. Hatta bazı bakanların, hatta başbakanların “yanlış anlaşıldım” tarzı geri vites halleri vardı. Hele ki terörle mücadele bağlamında TSK tek yetkili, hükümetler ise sadece işi mevzuata uydurmakla görevli idi. TSK talep eder siyasiler yerine getirirdi. Bu veri ışığında bir kaç sorum olacak. Özellikle 90 lı yıllarda PKK nın bir çok yurtiçi kampından sözedilirdi. Hangi devlet kendi sınırları içinde böyle bir oluşuma izin verebilir. Bu kamplar neden ortadan kaldırılmazdı. Acaba birileri PKK ya kasten göz mü yumuyordu. Öcalan davasında müdahil avukatlardan birinin şu sorusu ve hakimin cevabı hâlâ aklımda. “Hakim bey aponun yurt dışı bağlantıları ile ilgili çok şey sordunuz. Yurt içi bağlantıları ile ilgili de soru sormanızı talep ediyoruz”. Bu anlamda bir soru. Hakimin cevabı. “Gerek yok”. 2001 li yıllarda PKK nın bitme noktasına geldiğini söylüyorsunuz. Elinde silah teröristler eylem mi yapmadı, yoksa elinde silah olan terörist sayısı neredeyse sıfırlandı mı. Konu böyle bir ortam için çok uzun. Kişisel olarak sadece şunu diyebilirim. Herkim ki bu vatan ve devlet için mücadele etmiş, hiçbir karşılık beklemeden, sadece vatan için, Allah onlardan razı olsun. Herkim ki kendi çıkarlarını vatan ve devletin üzerinde görmüş, Allah da onları…

  5. Atilla komutanim
    Sizin cesaret verici ve insanlari bir araya toplayan karakterinizi yillardir takip ediyorum.
    Bence artik yeni ve halka cabuk ulasabilen bir orgutlenme modeli uzerinde calisalim.
    Sizden “haydi” demenizi bekliyoruz artik.
    Daha fazla vakit kaybetmeyelim lutfen…
    Sevgi ve saygilarimla,

  6. Atilla abi eline sağlık çok güzel bir yazı ile mevcut iktidarın dünü ve bugünün zıtlığını net bir şekilde dile getirmişsiniz.
    Sizleri Silivri zindanlarına atanlarla iş birliği gafletine düşenleri protesto etmek için o duvarların dibine kadar gelmiş sesini yükseltmiş bir Türkçü kardeşin olarak gururla takip ediyorum.
    Veryansın ekibine özelikle Nihat abi başta olmak üzere ailelerinizle huzurlu sağlıklı bir bayram geçirmeniz dileğiyle,saygılar.

  7. Sayın komutanım saygılar. Bu arada size böyle hitap etmek enim için onurdur ama yanlış yapıyorsam herhangi bir yerdeki konuşmalarınız yada yazınızda belirtirseniz hitap şeklimi değiştiririm.
    Tam sanki bir nefeste okudum.Yüreğinize kaleminize sağlık. İyiki varsınız. İyiki Veryansın Tv var. Hepinize gönül dolusu saygılarımı sunuyorum efendim.Her daim sizden yeni haberler beklemekteyim.Saygılarımla iyi günler dilerim.

  8. O dediğiniz (on sene öncesi gibi kolay kandırılamaz) sözü kâhir ekseriyet için geçerlidir. Prof. Türkan SAYLAN ve Prof. Yaşar Nuri ÖZTÜRK’ün ilk yazılarının antikomünist Son Havadis gazetesinde yayımlanmış olduğundan bîhaber Atatürkçülerin alınamayacakları kucak yoktur [bkz: (i) Doç. Dr. Türkan Saylan, «Dünya cüzzam günü ve cüzzam (Lepra) hastalığı» (5 sütun üzerine) başlıklı Fikir Meydanı yazısı ve (ii) «Cuma Sohbeti» (tek sütun üzerine) başlıklı İlk yazısı bugün 2. sayfamızda duyurusu, Son Havadis gzt., Başkent Gazetecilik Matbaacılık Ticaret ve Sanayi A. Ş. adına sahibi Mustafa Özkan, Başyazar Bediî Faik, Genel Yayın Müdürü -YOK-, Haberlerden Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Yüksel Baştunç, (i) Yıl 16 Sayı 7036, Pazartesi 31 Ocak 1977 ve (ii) Yıl 16 Sayı 7059, CUMA 25 Şubat 1977, Baskı Veb Ofset İleri Matbaacılık A. Ş., s.(i)2 (ii)1].

  9. İnternetten indirdiğim videolarla evde spor yapıp vücut sağlığımı korumaya çalışıyorum. Nagehan Alçı ve türevlerinden mümkün olduğunca uzak kalıp veryansıntv ve kitap okuyarak akıl sağlığımı korumaya çalışıyorum hadi bakalım:)

  10. Cümlelerin hiç bir yerinde Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yaşayan milletin ismi yok !Tayyip’in kafasını kullanamayan insanlara zorla durmadan tekrarlayarak dikte ettiği “bu” işaret sıfatı ile nitelendirilen bir güruh var !İtilen kakılan,işaret sıfatları ile gösterilmeye çalışılan Türk Milleti’nin bir ferdi olarak çok kanıma dokunuyor,aşağılanmış hissediyorum. Yazıda ,Kürt halkı bile var,Türk Halkı yok !Nedendir bu utanç ?Ortadan kaldırmaya el birliği(pkk-fetö-Akplisi-dinci tarikatlar-chplisi) ile çalıştıkları Türk Milleti ‘dir,unutmayın ,unutturmayın….

  11. Olumlu etki yapacağını düşündüğüm bir görüşümü paylaşmak istiyorum izninizle. Geçen gün sabah saatlerinde Tansu Çiller’in oğlu’na yapılan bir kıyakla ilgili olarak yorum yapmıştım Tansu Çiller ne iyi bir anne diye . Linki aşağıda.Yorumumu sabah saatlerinde yapmama rağmen, ancak saat 14:56’da linkin altında yorum olarak göründü.

    Biliyorsunuz ki Veryansintv.com’da ilk sayfada 22 haber karesi var. Ortalama belki 20-30 dakika da bir yeni haber ekleniyor bu 22 karenin ilk sayfasına ve son sayfa artık görünmez oluyor, sıcaklığını kaybediyor.

    Diyelim ki ben Tansu Çiller’in oğluyla ilgili yorumumu sabah 9:00 da yapsam ve o an Tansu Çiller’in oğluyla ilgili haber 18. sayfada yer alsa, saat 14:56’ya gelene kadar bu haber çoktan https://www.veryansintv.com ana sayfasından kalkmış oluyor ve benim yorumum da sıcaklığını kaybetmiş oluyor. Etkisini de kaybediyor.

    Sözün kısası sizden ricam daha büyük bir hızla , haber daha o 22 kareden çıkmadan , sıcaklığını yitirmeden yorumlarımızı yayınlayıp yayınlayamayacağınız. Tabi ki arka planda belki yeterli elemanınız olmayabilir ya da o gün normalden biraz fazla yorum yapılmış olabilir. O yüzden bizimkisi sadece bir rica eğer mümkünse.

    https://veryansintv.com/tansu-cillerin-oglunun-sirketine-imar-kiyagi/

  12. Yalandan uzak,talandan uzak, şatafat ve kibirden uzak..aklı başında..halka dokunan..içinde yaşayan..bisikletle işine giden,samimi,onun bunun kuklası olmayan, Milli bir siyasi oluşuma ihtiyaç var…yeni kurumlara ihtiyaç var…anlatabildim mi bilemiyorum..Sade ve öz bir oluşum..İnsan gibi yaşayalım yeter….Tarikatlar cemaatler olmasın…Herkes dinini serbest yaşasın…Din siyasetten çıkarılsın…Halk eğitilsin eğitim seferberliği yüz yüze yapılsın ..

  13. Komutanım sizden siyasi bir hareket bekliyoruz. Veryansın platformu olarak büyük destek göreceğinizden eminim.

  14. çok güzel yazı. bitme noktasına gelen pkk’ya çözüm süreciyle can suyu verildi. daha sonra suriye macerasıyla alan kontrol edilmesi sağlandı. bu gaflet ve dalaletin sorumluları mı pkk’yı bitirecek?

  15. Acilim veya cozum sureci denilen garabet kesin olarak hendeklere gomulmustur..Onlarda bir sonrakiler gibi son care ve son sans olarak intihar ederek fiziken yokolarak tarihin coplugunde yerlerini almislardir…Cozum surecini tekrardan agzina alan veya ima eden normalde direk olarak baraj altinda kalir..Bu da biliniyor..Tamam..Ama ne hikmetse bunu sanki ellerinde hala buyuk bir koz varmis gibi pokere devam etmeye calisan ve blof yapan bir partiyle siyasi ittifak hosgorulebiliyor..Kagit uzerinde bu ittifakin delili olmayinca, isler kuryelerle yurutulunce, siyasi ahlakin bir kanunu da olmayinca siyasi basarilara yillardir ac olan siyasiler tarafindan siyasi kurnazlik olarak Kabul edilip siyasi basariya donusturulerek desteklenebiliyor(makyavelizm)…Hatta bu projenin sahipleri en yuksek mevkilere cikarilabiliyor…Aynen soyle birsey..”ben hayatta domuz eti yemem “ diyen birine tekrar ayni yemegin “dana eti “ ismiyle servis edilip bunu bu defa afiyetle hapur hupur yiyen kisinin icinin rahat etmesi gibi birsey…Afiyet olsun o arkadaslara o zaman..Yedirenleri de ayrica tebrik etmek lazim..Buyuk zeka…

  16. Attila bey,
    Atilla bey, FETÖ, bürokraside yeniden yuvalanmaya başlamış. lütfen bu uyarı dikkate alınsın.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı