Analiz

Irak’ta yaşananları anlamak için bunları hatırlamak gerek

Berk Özer yazdı

Afganistan, ölülerin sayılmadığı bir yerdir. Kimin, nerede, ne adına, ne zaman, niçin öldüğü belli bile değildir. 1979 yılında İran’da Şah rejiminin yıkılması ve yerine Ayetullah Humeyni’nin gelmesinden sonra, Sovyetler Birliği 25 Aralık 1979’da, Kabil’e girdi. Bunun üzerine küresel bir direniş başladı. Cihat kavramı silahlı mücadele ile anılmaya başladı. ABD, direnişçileri desteklemek için, Pakistan’ı kontrol merkezi yaptı. Pakistan, mücahitlerin safında yer almak isteyen herkesi kabul etti. 10 yıl sonra Sovyetler Afganistan’dan çekildi. Geride ise 1 buçuk milyon ölü, 2 milyon yaralı ve 5,5 milyon mülteci vardı.

Sovyetlerin çekilmesinden sonra, Afganistan’da Sovyetlere yakın hükümet ve bürokrat yapısı devam etti. Ülkede savaş sırasında oluşmuş 7 direniş cephesi vardı. Bu direnişçiler, Muhammed Necibullah hükümetine karşı çatışma başlattılar ve 4 yıl sonra hükümet devrildi. Ancak hükümetin devrilmesiyle birlikte ülkede iç savaş başladı.

Sınırın öbür tarafında ABD, Fransa ve SSCB’nin de desteğiyle, Irak’ta iktidara gelen Saddam Hüseyin, sınır anlaşmazlığı nedeniyle, 22 Eylül 1980’de İran’a saldırdı. Savaş 8 yıl sürdü. İki tarafta da ciddi yıkımlar oldu. 1 milyon kişi öldü ve Irak işgal ettiği sınırdan geri çekildi.

İran-Irak savaşından 2 yıl sonra, 2 Ağustos 1990’da ise Saddam Hüseyin, bu sefer Kuveyt’i işgal etti. Bunun üzerine Irak’a karşı ekonomik ve ticari ambargolar başladı. Birleşmiş Milletler kararı ile Saddam’a karşı, askeri güç kullanılmasına karar verildi. ABD, askeri gücünü Suudi Arabistan’a yığdı. SSCB direnişine karşı çıkmak amacıyla Afganistan’a giden Usame Bin Ladin, ülkesi Suudi Arabistan’a geri dönmüştü. Suudi Arabistan’ın Körfez Savaşı için ABD ile kurduğu ittifaka karşı, muhalefet cephesinde yer aldı. Bin Ladin, önce Afganistan’a gitti, oradan da Sudan’a geçti. Bir gece yarısı uçak saldırılarıyla birlikte, Çöl Fırtınası Operasyonu (1.Körfez Savaşı) başladı. ABD öncülüğündeki koalisyon güçleri, Irak’a hava harekâtı düzenlediler. Operasyon 1 ay sürdü. 100.000 sorti gerçekleşti ve 88.500 ton bomba atıldı. Saddam Hüseyin, Kuveyt’ten çıktı. Fakat hep bir nedenle, 2001 yılına kadar, ABD ve İngiltere Hava Kuvvetleri’ne ait uçaklar, Irak’ı ara ara bombaladı.

Sınırın öbür tarafında bunlar yaşanırken, Afganistan’da iç savaş devam ediyordu. 10 yıl süren bu direniş hareketi, Afganistan’daki dinamikleri büyük ölçüde farklılaştırmıştı. İslam tarihine bakıldığında, Afganistan’da hep en ılımlı yorumlar ve çağdaş bir İslam anlayışı varken; Taliban rejimi, bölünmüş ve farklılaşmış bu direniş hareketleri içerisinde, 1994 yılında ortaya çıktı. SSCB’nin işgalinden sonra Pakistan’a göç eden mülteciler geri döndü. Bu mültecilerden bazıları, Pakistan’daki medreselerde eğitim görmüş olarak geri döndüler. Daha önce Hanefi ve Sufi anlayışın hâkim olduğu medreselerde, artık Vahabilik egemen olmuştu. Molla Ömer de, bu Vahabi geleneği ile yetişmiş olarak Pakistan’dan Afganistan’a geldi. Çevresinde yer alan öğrencileri ve Peştu mücahitlerle birlikte Taliban’ı (İslam öğrencileri) kurdu. 20 ile 40 arasında farklı lehçe konuşulan 30 milyon nüfuslu Afganistan’da, Peştunlar en kalabalık olan gruptu. Bu sayede Taliban Hareketi giderek güçlendi.

Taliban, Eylül 1996’da Afganistan’ın başkenti Kabil’e girdi. Hızlı bir şekilde yükselerek, ülkenin 3’te 2’sini kontrol eden bir rejime dönüştü. 10 yaşından büyük kızların okula gitmesi yasaklandı. Satranç oynamak, uçurtma uçurtmak vb. etkinlikler yasaklandı. Afganistan’ın kuzeyinde kalan Taliban karşıtı gruplar ise, Kuzey İttifakı’nı oluşturdular. İttifakın başında, Ahmet Şah Mesud vardı. Bu iki grup savaştı. Usame Bin Ladin, Molla Muhammed Ömer’e para veriyor ve savaşçı desteğinde bulunuyordu.  Ancak daha eskiden bu şekilde bir bağlantı olmuş olsa da, 1980-2009 yılları arasında CIA üst düzey yetkilisi olan, Arturo Munoz’un da belirttiği bilgilere göre, 11 Eylül 2001 ve öncesindeki dönemde, Taliban rejimi ve terörist Usame Bin Ladin arasında bir bağlantı yoktu.

‘ABD, AFGANİSTAN KÜLTÜRÜNÜ ANLAMADI’

7 Ekim 2001’de ABD, İngiltere ve koalisyon güçleri, Afganistan’ı bombalamaya başladı. ABD, Afganistan’da Taliban rejimine karşı savaşan Kuzey İttifakı’na mühimmat ve para desteğinde bulundu. Taliban devrildi; fakat lider Molla Ömer kaçtı. Afganistan’daki geleneklere göre, savaşı kaybeden Taliban’ın, Kuzey İttifakı’na biat etmesi istendi ve Taliban biat etti. Birlikte yaşamanın yollarını aramak üzere anlaştılar. ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld ise, kesinlikle anlaşmanın olmayacağını ve bunun kabul edilemez olduğunu deklare etti. ABD, Taliban’ı yok etmek istedi. Buldukları bütün Taliban üyelerini cezaevlerine attılar. 10 binin üzerinde, Taliban üyesini cezaevine attılar ve kaçmayı başaranlar da yer altına indiler. ABD, 25 işkence merkezi kurdu. Bu siyah cezaevlerine gönderilenlerin kayıtları, Cenevre sözleşmesine aykırı olduğu halde bildirilmiyor. Afganistan’dan buraya gelenlerin sayıları ve akıbetleri de bilinmiyor. ABD’nin yapmış olduğu hataları, Arturo Munoz “ABD, Afganistan’daki kültürü anlamadı. Taliban’ı, El Kaide ile karıştırdılar ve bu çok büyük bir hataydı. Afganistan’ın yeniden şekillenmesinde de, kalıcı hasarlar bıraktık. Bu oranın siyasi ve toplumsal kültürünü anlamadığımızdandı.” şeklinde ifade etmektedir. İngiltere ile birlikte sözde kimyasal silah çığırtkanlığıyla, Irak’ı işgal etmek isteyen ABD’nin bu yanlışları, ileriki yıllarda dünyanın başına daha büyük terör ve vahşet yanlısı gruplar olarak geri gelecekti.

Afganistan’dan 2 yıl sonra ABD ve İngiltere’nin başını çektiği koalisyon güçleri, 20 Mart 2003’te, 2.Körfez Savaşı’nı başlattı. Bu savaş, batının Irak’ı özgürleştirme operasyonuydu. Çok kısa bir süre içerisinde, Irak işgal edildi ve 20 gün sonra Bağdat düştü. ABD Başkanı Bush, kürsüden yaptığı konuşmasında, “Tiran devrildi ve Irak, artık özgürdür.” dedi. Irak’ta geçici hükümet konseyi kuruldu. Konseyin ilk kararları, Baas rejiminin yıkılması ve Saddam’ın ordusunun dağıtılmasıydı. Polis ve itfaiye unsurları da lağvedildi. Baas’tan arındırmak adı altında, devlette ne kadar doktor, öğretmen ve memur var ise, işten çıkarıldı. Askerler ve polisler bir anda işsiz kaldılar. Bu sebeple de kendi direnişlerini başlattılar. Saddam’ın gidişinden bir süre sonra, Iraklılar büyük bir hayal kırıklığı içerisindelerdi. Irak halkı, koalisyon güçlerine karşı, nefret beslemeye başladı. SETA Genel Koordinatörü Prof. Burhanettin Duran, “Mesela Baas rejimini, tümden tasfiye etmeye yönelmek, çok ciddi bir sorundu. ABD, Şiilerin Irak’ta çoğunluk olduğunu ve Sünnilerin uzun yıllardır iktidarda olmasının ne demek olduğunu anlayamadı.”

Irak’ta artık ciddi bir otorite boşluğu vardı. Maalesef bu boşluk, direniş, şiddet ve vahşet arasında, yaşananlarla dolduruldu. Direnişçilerin hedefinde ABD ve koalisyon güçleri vardı. Şiiler de, Sünniler de ve Baas taraftarları da örgütleniyordu. Irak işgal edilince Şii gruplar memnuniyet duyarken, Sünniler iktidardan gittikleri için şaşkınlardı ve koalisyon güçlerinden rahatsızlardı. Ancak işgalden sonra bu durum terse döndü. Şiiler, koalisyon güçlerinin biran önce ülkeyi terk etmesini ve iktidarın artık kendilerine geçmesini istiyorlardı. Sünniler ise, iktidarın Şiilere geçebilme ihtimalinden endişe duymaktalardı.

ZERKAVİ’NİN Şİİ DÜŞMANLIĞI

Saddam’ın yakalanması ile birlikte, olayların sakinleyeceği zannediliyordu; fakat öyle olmadığı gibi, Şii gruplar eski rejimden intikam almak için ölüm timleri kurdular. Orta Doğu’nun her yerinden yabancı savaşçılar geldi. Gelenlerden biri de, Ürdünlü terörist Ebu Musab Ez-Zerkavi’ydi. ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell, işgalden bir ay önce yapmış olduğu konuşmasında, Saddam Hüseyin’in El Kaide ile ilişki içerisinde olduğunu iddia etti. Bu ilişkiyi de, Zerkavi’nin yönettiğini söyledi. Bu iddia doğrulanamadı; ancak Zerkavi bu iddia ile ün kazandı.

Zerkavi, Ürdün’de doğdu. Başarısız bir öğrenciydi. Uyuşturucu kullanma ve satmadan hapis yattı. Hayata aşırılıkları seven bir suçlu olarak başladı. Alkolikti ve dövmeleri vardı. Ürdün’de bir örgüt kurdu ve 15 yıl ceza aldı. Önce Zerka cezaevinde, sonra da Sivaqa cezaevinde kaldı. Cezaevinde, El Kaide’ye yakın eski bir Afganistan savaşçısı, Ebu Muhammed El Makdisi ile tanıştı. Makdisi, hem ideolog, hem de din adamıydı. Burada kurduğu otorite ile Zerkavi’nin sözü, Makdisi’nin önüne geçti ve cezaevinde radikalleşti. Genel af ile çıktı. Afganistan’a gitti ve terörist Usame Bin Ladin ile buluştu. Anlaşamadılar ve Usame Bin Ladin’e biat etmeyi reddetti. Bin Ladin’in hedefi, batıydı. Zerkavi’nin hedefi ise, Orta Doğu’daki Arap rejimleri ve Şiilerdi. Zerkavi kendi cihat topluluğunu oluşturmak istiyordu. Bu sebeple Usame Bin Ladin’den para aldı; ama onunla yakın temas içinde hareket etmedi. Aslında Zerkavi’ye göre, Bin Ladin de iyi bir Müslüman değildi. Afganistan, Herat’ta Tevhid adlı örgütünü kurdu. Propaganda videolarında Orta Doğu’yu hedef alıyordu. Teolojik ve ideolojik olarak Şiilere düşmandı.

ABD ve NATO, Afganistan’ı bombalarken, Herat’taki Tevhid kampı kuşatıldı. Zerkavi, bu kuşatmada yaralandı ve adamları ile birlikte Tahran’a geçti. Şiilere bu kadar düşman olan birinin, Tahran’da nasıl saklandığı ise bir soru işaretidir. 2000’lerin başında işgalden önce, Irak’ın Kuzey bölgesine gitti. Tevhid ve Cihat adında bir örgüt kurdu. Princeton Üniversitesi Yakın Doğu Bölümü El Kaide ve Daeş uzmanı Cole Bunzel’a göre, “2002 ya da 2003 yılında Zerkavi, Irak’taki Kürt bölgesine geçti ve buradaki destekçileriyle karşılandı. Kürtlerin içerisinden Zerkavi’ye destek olanlar vardı. O dönemlerden çokça Kürtçe video var ve Kürtlerin Kürtlere işkence ettiğini görüyoruz. Ancak bunlar yabancılara ve Araplara yapılanlar seviyesinde değildir.”

Irak’ın işgali ile birlikte Zerkavi, Bağdat yakınlarındaki Felluce’ye geçti. Irak’ın bulunduğu durumdan faydalanıp örgütlenen, sadece Zerkavi değildi. Şiiler, Sünniler, eski rejim mensupları, bazen yan yana, bazen de karşı karşıya gelecek şekilde ayrı ayrı örgütlendiler. Bu ortamdan kaynaklı olarak organize suç çeteleri çıktı. 10 binlerce mahkûm, Basra, Bağdat ve Musul hapishanelerinden salındı. Salınan mahkûmlardan bazıları ideolojik olarak mevzilendi. Bazıları da suç örgütlerinin içerisine girdiler. Zerkavi de bu ortamda, öncelikle Ürdün Büyükelçiliği’ni, sonra da BM binasını bombaladı. Necef’te Şiilere ait İmam Ali Cami’ne saldırdı. Irak Şiilerinin dini lideri, Ayetullah Muhammed Bekir El Hekim de, bu saldırı sırasında öldü. Şii lider Mukteda Es Sadr’a bağlı milisler de, koalisyon güçlerini tedirgin eden saldırılar düzenlemeye başladılar.

Felluce, Sünnilerin çoğunlukta olduğu bir yerdi ve Sünni aşiretler, Baas ve işgalci güçlere karşı mevzilendiler. ABD güçleri, deniz piyadelerinin kuşatmasıyla birlikte Felluce’ye girdiler. Fakat direnişin kuvvetlenmesiyle birlikte, bir ay sonra ABD güçleri geri çekildi. Tam da bu dönemde, Irak cezaevlerindeki işkence olayları basına sızdı. Ebu Gureyb Cezaevi’nde, aşırılığa eğilimi olmayan tarafsız tutukluların da yapılan bu işkenceler nedeniyle, çıktıklarında radikalleştikleri görüldü. Avustralya Ordusu Özel Harekât Timi’nde 2005-2009 yılları arasında Irak’ta görev yapmış Shane Bell’ göre, “Bu hapishanelerde, bu işkencelere maruz kalan kim var ise, daha önce şiddet eğilimi olmasa bile, çıktıklarında radikalleşebilirdi.”

Irak’ta işgalden sonra da işler istenilen şekilde gitmediği için, 28 Haziran 2004’te geçici bir anayasa ile hükümet kuruldu. 5 ay sonra hapishanelerdeki işkence görüntülerinin yerini, Zerkavi’nin yayınladığı görüntüler aldı. Zerkavi, 20 Eylül 2004 tarihinde, esir Amerikalı Eugene Armstrong ’un kafasını kesti ve görüntüsünü video olarak yayınladı. 21 Eylül 2004 tarihinde, yine Amerikalı bir başka esir Jack Hensley öldürüldü. Üçüncü esir Britanyalı Kenneth Bigley, 8 Ekim tarihinde yine kamera önünde bir duyuru okuduktan sonra boynu vuruldu. Tutsaklara Guantanamo’yu çağrıştıran turuncu elbiseler giydirilmişti.

17 Ekim 2004 tarihinde Zerkavi, daha önce reddettiği Usame Bin Ladin’e bağlılık yeminini, bu sefer etti. El Kaide ve Daeş uzmanı Cole Bunzel’a göre, “Usame Bin Ladin, Suudi ve zengindi. İdeolojik açıdan esas vurgusu: Müslüman dünyasının Sünni ve Şii olan her parçasını, batıya karşı birleştirmek yönündeydi. Zerkavi ise Şiilerden nefret ediyordu. Şiiler, onun düşman sıralamasında ilk sıradaydı. ABD’nin bile önündeydi.” O dönem Irak’ta yaşananlar, ikisinin de işbirliği yapmasını elverişli hale getirdi. Zerkavi’nin terör örgütünün adı, İki Nehir Arasındaki El Kaide oldu. Bu terör örgütü, El Kaide’nin Irak şubesiydi. Yıllar sonra, Daeş teröristlerinin el kitabına dönüşecek olan metinler de, o günlerde Irak El Kaide terör örgütünün çatısı altında çıktı. Vahşetin İdaresi adlı kitabı, Ebubekir Naci yazdı. Amerikalı bir düşünce kuruluşu da, kitabın İngilizcesini yayınladı. Kitapta, terör örgütü Daeş’in, sözde askeri ve siyasi stratejisi anlatılıyor. Terörist Naci, Cihat’ı İslam’dan ayırmıştı ve kurulacak olan devletin temellerinin, şiddetli bir terör kampanyasıyla birlikte yaratılacak olan kaostan yola çıkılarak, olacağını savunuyordu.

ABD öncülüğündeki güçler, yeniden Felluce’ye girdi. Direnişçilere karşı, Mark 77 Napalm Bombası ve yasaklanan Beyaz Fosfor silahları da kullanıldı. 350 binlik kent nüfusu, 25 bine indi. Altyapı ve şehir tamamen harabeye döndü. ABD Kuvvetleri, başarılı olmuş ve direniş bir daha yaşanmamak üzere kırılmıştı. O günlerde bir ABD askerinin, camide yaralı bir vatandaşı yerde yatarken öldürdüğü görüntüler paylaşıldı. Bu görüntüler üzerine, halk yeniden ayaklandı. Tansiyonun yeniden yükselmesiyle birlikte, daha önceleri İran ve Suriye’de yaşayıp zamanında Saddam’ı devirmeye çalışan Maliki, Bush hükümeti tarafından Irak’ın başına getirilmeye çalışıldı. Aynı günlerde, Irak Savaşı’nın nedeni olarak ortaya sürülen kimyasal silahlara rastlanmadığı ortaya çıktı.

Ocak 2005’te, Saddam sonrasında yapılacak olan ilk seçimler ilan edildi. Terörist Zerkavi, seçimlere katılacak olan adayları, kâfir ilan etti ve Saddam’ın adamları Baasçılarla işbirliği yaptı. Zerkavi, mezhepsel savaşı tetiklemek ve sürdürmek istiyordu. Sünniler seçimleri boykot etti ve yeterli çoğunluğu sağlayamasalar da, Şii ittifakı seçimleri kazandı. Ancak hükümeti kurmak aylar aldı. Bu hükümet belirsizliğinden yararlanan Zerkavi, Şubat 2006’da Irak Şiilerinin kutsal mekânı olan, Samara’daki El Askeri Cami’ne, patlayıcılarla saldırdı. Bunun üzerine Şii lider Ali El Sistani, “Irak Güvenlik Güçleri, Şiilerin kutsal mekânlarını koruyamıyorsa, bu görevi Şii milisler üstelenecektir” dedi. Bu gelişmeyle birlikte, Irak’taki tüm ABD Birlikleri’ne, kırmızı alarm verildi. Fakat Irak’ta nihai başarıya ulaşıldığını iddia eden ABD Başkanı George W. Bush ise, görevin tamamlandığını duyurdu.

Saddam Hüseyin yakalandıktan 2 yıl sonra, insanlığa karşı suçlardan dolayı idam cezasına çarptırıldı. Terörist Zerkavi, seçimlerden sonra Şiilerin kutsal mekânlarına ve Irak Güvenlik Güçleri’ne karşı şiddetli saldırılarını sürdürdü. O dönemlerde Zerkavi’nin örgütünden bazı üst düzey isimlerin yakalandığı duyuruldu. Yakalananlar yabancı ve Suriyeliydiler. Suriye istihbarat örgütü El Muhaberat tarafından, eğitilip gönderildikleri iddia edildi. Hatta bir kısmının, doğrudan Muhaberat kadrosunda olduğu ifade edildi. Muhaberat’ın, bu yapının içerisine sızmak için görevlendirildikleri de düşünülüyordu. Çünkü Zerkavi, Irak’tan önce bir süre Suriye’de de kalmıştı ve bu yapıdan haberdar olup olmadığı bilinmiyordu.

Irak’ta, ülkenin bölündüğü ve siyasi yapı boşluğu olduğu çok aşikâr olduğundan, Sünni ve Şii gerilimi iyice tırmandı. Sünniler, İran’ın desteğini alarak güçlenen Şiiler ile Zerkavi’nin amaçları ve insanlık dışı metotları arasında sıkıştılar. Zerkavi’nin saldırıları nedeniyle, Sünni Arapların El Kaide desteği azaldı. Zerkavi, Nisan 2006’da önce Irak El Kaidesi ve İslamcı ideolojiye sahip 5 Sünni direniş gruplarını topladı. Bunlardan, Mücahit Şura Konseyi adında bir örgüt kurdu. Bu örgütü ufuktaki kurulacak olan devletin bir başlangıç noktası olarak ilan etti. Bu sözde devlete, bakanlar atadılar. Yargıçlar atadılar ve mahkemeler kurdular. Sözde devletin kuruluşundan itibaren başlatılmış bir sayacı da, internet sitelerine koydular. Ancak Sünniler, petrol kaynaklarından uzakta Kürtler ve Şiiler arasında kalmış bu bölgede bulunmaktan hiç hoşnut olmadılar. Zerkavi’nin vahşiliği, Sünni ağırlıklı olan yerlerde de tepki çekiyordu. Biat etmeyen herkesi öldürüyorlardı. 2006 yılı Haziran ayında bir hava saldırısında, Zerkavi öldü. Sözde sayaç devletinin yeni lideri, yerli ve halk desteği alınması açısından Ömer El Bağdadi seçildi. Fakat Mısırlı Ebu Hamza El Muhacir daha etkiliydi. Hatta bu ikisinin, aynı kişi olduğunu iddia edenler de oldu.

10 Ocak 2007’de ABD Başkanı Bush, Irak’ta yeniden güvenliği sağlamak amacıyla asker sayısını arttırdı. İngiltere Başbakanı Tony Blair, Irak’tan askerlerini çekeceklerini açıkladı. ABD, koalisyon güçlerinin komutanlığına David Petraeus’ü görevlendirdi. Petraeus’un kazanma stratejisi doğrultusunda, koalisyon güçleri artık büyük üslerde toplanmak yerine, halkın arasına karışacaktı. ABD ve koalisyon güçleri sokak sokak ve kapı kapı savaştı. Petraeus, bölgede asayişi sağlamak için, yerel unsurları kullanmaya karar verdi. Karşı direniş olarak gördüğü, Sahva Hareketi’ne maaş verdi. Bunlardan 100 bin kişilik bir ordu kurdu. 10 binin üzerinde El Kaide teröristi öldürüldü ve ya cezaevlerine atıldı. El Kaide terör örgütü çok zayıfladı. Ülkede Şii yapılanmalar sürüyordu. Şii lider Mukteda Es Sadr, kendi milis gücünü korumak istiyordu. Ayetullah Hamaney’e bağlı, İranlı General Kasım Süleymani de bölgede çalışıyordu.

2008 yılında El Kaide kontrol altına alındı. Tüm teröristler ve direniş unsurları kaybetmiş ve koalisyon güçleri kazanmıştı. ABD ise başkanlık seçim kampanyaları başlamıştı. Obama, seçim kampanyasında Irak’tan çekilmeyi vaad ediyordu. ABD Başkanı Bush, 2008’in sonunda Irak’a gitti ve Nuri El Maliki ile toplantı yaptı. Irak’ta, 2011 yılına kadar uzatılacak hükümet için, bir basın toplantısı yaptılar. Basın toplantısında, bu anlaşmayı anlatırken, Iraklı bir gazeteci olan Muntazar El Zeydi tarafından, kafasına ayakkabı fırlatıldı. İlk kez bir siyahî aday, ABD Başkanı seçilmişti. ABD Başkanı Obama, Irak sorununu yardımcısı Joe Biden’a devretmişti.

Mart 2010’da Irak’ta parlamento seçimleri yapıldı. Nuri El Maliki Başbakan ve Celal Talabani ise Cumhurbaşkanı seçildi. Maliki, kabineyi bir türlü kuramadı. Irak El Kaidesi’nin lideri El Mısri ve Ömer El Bağdadi öldürüldü. Bunların yerine Irak El Kaidesi’nin başına Ebubekir El Bağdadi geldi. Obama, Irak’ta bulunan 39 bin ABD askerinin ayrılacağını açıkladı. Obama, 2 Mayıs 2011’de terörist Usame Bin Ladin’in öldürüldüğünü duyurdu. Son birliklerle birlikte, tüm askeri ve diplomatik ABD unsurları da, 2011 yılı sonunda, Irak’tan çekildi.

Irak Savaşı’nda 1 milyondan fazla insan öldü. 1,3 milyon Iraklı ülke içinde yer değiştirdi. 1,4 milyon insan mülteci oldu. 4 bin ABD askeri öldü ve 30 binden fazla ABD askeri yaralandı. Sözde kimyasal silah söylemleriyle işgal edilen Irak, istikrarsız ve karanlık günler yaşamak suretiyle, kaderine mahkûm edildi…

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı