Köşe Yazıları

İttihatçılık yeniden hortlarken!

Oysa İslamcılar Abdülhamit’i devirdiği için İttihatçıları hiç sevmedi. Bir imparatorluğun dağılıp parçalanması suçunu ‘ihanet’ görüp İttihatçılara bir yüz yıl küfretmişlerdi. Hatta hırslarını alamayıp Ergenekon iftiralarını atarken dahi Ergenekon’un kökünü İttihatçılara kadar çıkartmışlardı.

Araplar da Osmanlı’ya ihanet edip İngilizlerle iş tutmalarının suçunu İttihatçı ‘Türkçülük’e yıkmışlardı.

Atatürk’ün yurtta sulh cihanda sulh, lafını, bugün, İttihatçı romantizmi Misakı Milli sınırlarıyla ‘gemleme’ çabası görebiliriz. Ve İstiklal Mahkemeleri’nde Cumhuriyet’i kuranlar İttihatçıları iki yönden yargıladı, birincisi, İzmir Suikastı, ama ikincisi, Osmanlı’yı Birinci Dünya Savaşı’na kim soktu neden soktu soruşturması!

Her neyse İttihatçılık yüz yıl dönüp dolaştı binlerce kitap yazıldı ve bugün hiç olmayacak bir yerde İslamcılarda vücut bulmaya başladı.

İslamcılar ‘ulus devleti’n ordusunu hukuk kurumlarını yıkıp yeniden kendi adamlarıyla inşa ederken önce ‘ümmet’e sarılarak işe başladı. Kısa zamanda BOP eşbaşkanlığından girdik Suriye’den çıktık ve müslümanı müslümana kırdıran savaşlara sürüklendik ve on yıl gibi kısa sürede İslamcıların sarılacağı ‘ümmet’ de kalmadı. Ümmetten boşalan yere, bugün yerli silah, milli sanayi ve Doğu Akdeniz gibi kavramlarla profesyonelce yeni bir vatansever heyecan takviye edilmeye çalışılıyor.

Çok geçmedi, formülleri tuttu, bugün Doğu Akdeniz-mavi vatan-münhasir bölge tartışmalarıyla iktidar çok geniş bir ‘vatansever’ cephe kuruverdi.

Ve Doğu Akdeniz’deki varlığımız ve meydan okumamızın yarattığı milli heyecanı şimdi iktidar aynen yekün olarak toplayıp Libya’ya asker göndermek meselesine ve bu milli heyecanı yine ümmetin savaşına(?) taşımak istiyor!

Doğu Akdeniz’deki mavi vatan mevzilenmesine kadar hükümete hak verenler iş Libya’ya sıçrayınca gücünü ve sınırlarını bilen bir çok yazar ve konuşmacı paniğe kapılıp ‘dur bir saniye’ ‘fazla ileri gitme’ demeye başladı.

Yani, Doğu Akdeniz’de toplanan cepheleşen bu milli heyecan argo tabirle birilerinin .ötünü kaldırdı ve fırsat bu fırsat birileri ordular ilk hedefiniz Libya’dır demeye başladı.

Konuşacağımız yer tam da burası, vatansever duygular kırbaçlanıp kışkırtılmaya ve tehlikeli öldürücü ve maceracı seferler birden neden nasıl başlayıverdi.

Libya çöllerine gaza gelip çıkan bu defa İslamcı hükümet oldu! Bu halk yüzyıl önce Çorumlu askerler Hicaz çöllerinde ölürken ‘Yemen senin neyine’ ağıtları yaktı, aynı halk, yirmi yıl önce ‘Irak senin neyine’, on yıl önce ‘Suriye senin neyine’.

Aynı yüzyıllık ağıt kaldığı yerden devam ediyor: Libya senin neyine?

İslamcılar vatanseverleri de yanlarında tutabilmek için Libya seferinde bu sefer ‘ümmet’ değil anti-emperyalist bir ‘dil’ kullandı.

Bu dil başarılı ve doğrudur, bütün üçüncü dünya ülkelerinde vatanseverliği tek cephede sömürgeci karşıtlığında toplayan bu dil’dir.

Şüphesiz geri kalmışlığımızın parçalanmışlığımızın suçunu bütün üçüncü dünya ülkeleri gibi biz de emperyalizmin üstüne attık, haklıydık da.

Ancak bugün bütün suçu emperyalizmin üstüne atmayacak kadar dünyayı ve kendimizi tarihimizi ve kültürümüzü tanıyoruz.

Suçun birazını da tıpkı emperyalistlerin diline dolayıp bizlere benimsettiği gibi zihniyetimizin kültürümüzün üstüne atmıyor muyuz? Mesela itiraf edelim bu Libya’ya asker gönderen zihniyet bu çürümüş kültürün bir uzantısı değil mi?

Sömürgeciler bütün suç bizde değil suçun çoğu kendi zihniyet ve kültürünüzde derken, tamamen yanılgı içindeler mi? Ya da kavganın burası gerçek bir tartışmayı hak etmiyor mu?

Unutmayın, aydınlanma ve rasyonalizmle teması hiç olmayan köylü taşralı kitleler 1980’li yıllarda şehre indi ve oylarıyla Cumhuriyet’i ve değerlerini kökünden imha ettiler.

Rasyonalizm, haddini sınırlarını gücünü imkanlarını bilmektir!

Milli yerli deyip gaza gelen İslamcıların ölçüsüz taşkın romantizmiyle Cumhuriyet’in bize öğrettiği ‘vatanseverlik’ arasında dağlar kadar fark vardır.

Bizler kendi toprağını çiçek gibi bakıp besleyen kendi yağıyla kavrulan ayağını yorganına göre uzatan bir ‘vatanseverlik’ kültüründen geliyoruz, yani bir devrimden geliyoruz, onların hamaseti kaldığı parçalandığı Abdülhamit günlerinden geliyor.

Dünya değişti dengeler karıştı, evet, el altından gizlice silah verilir para verilir, ki, bugüne kadar böyle olageldi, bunlar hükümetin inisiyatifinde, olaylara ne kadar nasıl müdahil olunabileceği hükümetin gücü bilgisi ve işbaşında oluşuyla ilgili ve bunların hepsi iyi kötü siyaseten tartışılır, birazına gerçekler deyip hak verilir, ancak?

Ancak ‘asker’ göndermek, müdahil olmanın sınırlarını aşıyor, tam anlamıyla karşınızda Amerika ve Rusya’ya karşı cephe açıyorsunuz, yani resmen dünya devlerine karşı savaşa giriyorsunuz demektir.

Oysa bizi bu maceralara sürükleyen Davutoğlu’ydu, aynı yıllar, burnumuzun dibindeki Kerkük’ün adını ağızlarına on uzun yıl alamadılar.

Kerkük kaç kez işgal edildi yıkıldı tekrar işgal edildi on uzun yıl umurlarında olmadı. Irak yıkılıp dağılırken burnunun ucundaki Kerkük’e müdahil olamayanlar şimdi teeee Fizan çöllerine asker gönderip ‘cephe’ açıyor!

O zamanlar ‘açılım’ vardı ve Barzani-PKK ‘Kerkük Türk’ deyip küstürülmemeliydi. O gün Kerkük diyemeyenler bugün neden Libya diyor. Çünkü ‘ümmet’ hesaplarında olmayan tek şey Türk. Üzgünüm bunlar aynen oldu ve tarihe geçti ve hatırlatmak milli görevimiz.

Şu zihniyet ve kültür işine de bir kaç özet laf edelim, emperyalizme karşı asıl savaş cephede değil kültür ve zihniyette verilmeliydi, Cumhuriyet’i kuranlar bu yüzden kültür kurumlarında köklü devrimler yaptılar.

Mesela, saray ve divan edebiyatı ve sanat müziğiyle oluşan ‘kültüre’ karşı Türkçe konuşan halk ozanlarını halk hikayelerini halkın dilini öne çıkarttılar. Sarayın mülküne ve paşaların peşkesine karşı köylünün kendi kurup üreticisi ve ortağı olduğu kooperatifler kuruldu.

Halkımıza ‘milli kaynak’ öğretildi. Evet, evliyaların şeyhlerin isimlerini her gün zikrediyor kutsuyorsunuz, kutsayın ama, bunların ‘ağırlığı’ yoktur, bunlar ihraç edilmez, bir ülke kalkınmak için ağırlığı olan tartılabilen buğday, fındık, zeytin üretmeli.

Karnınızı doyuracak kadar buğdayınız etiniz yününüz olursa kimseye muhtaç olmaz, işte o zaman bağımsız olursunuz. Bu devrimler hiç yaşanmamış gibi yine döndük kaldığımız yere. Bu iktidar 17 yıldır Rabia işareti ithal ve ihraç ediyor.

Yani biz Cumhuriyet çocuklarına okullarda öğretilen ‘vatanseverlik’, milli kaynaklara milli ürünlere milli üretime dayalı milli heyecanlarla oluşmuş ‘vatanseverlik’tir.

Gazetelerde okuyorsunuz işte saray danışmanı güvenlikçi adam mehdi-mesih beklentisinden söz edebiliyor. Bu nedir, Cumhuriyet’i kökünden sökmüşler bir milletin beynini yerinden çıkartmışlar.

İslamcı iktidar yıllarında neler oldu da bu ülkede silah ekmekten daha değerli hale geliverdi? Evanjelistler gibi gelmekte olan Mesih’e ortamı hazırlamak için mi her gün silah her gün tank tüfek konuşur olduk.

Ve kimseye ‘hesap vermeme’ çılgınlığı? Unutmayın Birleşmiş Milletler uzun yıllardır elleri bağlı bir dev. Uzun yıllardır liderler dünyayı hamasi nutuklarıyla yönetiyor. Kim hangi ülkeye niye silah asker gönderir soran yok, dengeleyen, kınayan, denetleyen hiç yok. Adam haklı beyler, mesih için ortam çok uygun.

Yüzyıl sonra yine tarlada fabrikada değil cephede konuşmaya başladık, şimdi yeniden Libya’ya asker göndermeyi hararetle savunan gaza gelmiş yüzlerce yazar-konuşmacı vatanseverliği ağır bir narkoz gibi kullanmaya başladı. Talat-Enver-Cemal ve Alman parası, imparatorluğu böyle kaybettik. Hiç kuşkunuz olmasın Tayyip-Katar parası, sarayı ve iktidarının sonunu getirecek, sadece kaybeden onlar değil, imkanları kuvvetiyle ülkemiz ve yoksul halkımız da kaybedecek.

Narkoz başka şey, aklı başında olup dünyayla rasyonel ilişkilere girmek başka şey. İslamcı yazarlar memleketi Suriye’nin acı trajik deneyimine rağmen yeniden ‘deli gömleğine’ sokmak istiyorlar. Her gün ekranlardan aç susuz işsiz halkımızın başına çekiç gibi vurup sersemletip çocuklarını Libya çöllerine göndertmek istiyorlar.

Üzerinde çok kitap yazılmasına rağmen gerçek şu ki ittihatçılık vatanseverlerin ruhunda çözülememiş bir derin meseledir. Biz de kendimizi ittihatçı hissederiz ve ama, ölçüsüz romantizminden dersler çıkartarak ve ama romantizmi ağrı kesmek ve uyuşmak için değil, milli heyecanlarla ülkeyi kalkındıran ihaneti ve cehaleti ve ataleti kabullenmeyen milli coşku olarak.

Çünkü romantizm insan iç güdüleriyle çok ilgilidir. Don Kişot’un ilk roman oluşu değil bütün çağlarda okunan en büyük eser olmasının bir sebebi de budur, her insan hayallerinin sınırlarıyla ülkesinin kendi evinin imkanlarının sınırlarını karıştırır. İnsanlar ‘bulut’ değildir. Sınırları, bulutları aşan toplarla geçmek mümkün değildir. Altı asırlık Arap çölleri hikayemizden yanımıza bir teneke gaz kârımız olmamıştır.

Bugün Meclis Libya’ya asker göndermeyi tartışacak, sonucu biliyoruz, pek tabii ferman padişahın!

Tekrar edelim, Doğu Akdeniz-münhasir bölge tartışmaları başladığı günden beri ‘vatansever’ler tek beden olup ‘mavi vatan’da güçlü bir cephe oluşturdu, bu cephe, üstelik büyük bir heyecan yarattı, olması gereken buydu.

Ancak bu tartışmalar başlar başlamaz vatanseverlik sınırlarını ayarını dengesini yine aştı şimdi Libya’ya asker göndermekten söz ediyoruz ve böylelikle bizler de vatansever kimliğe sarılıp yazıp-çizen onlarca yazarın gerçek karakterini bir daha tanımış olduk. Savaş deyince ruhsal dengesi karmakarışık olup dolu dizgin nara atanlarla bugüne kadar işimiz olmadı, olmaz.

Vatanseverlik birilerinin kahraman egolarını doyurmak uğruna ülkeyi felaketlerin içine sürüklemek hiç değildir. Ortak akıl da ‘vatanseverdir’. Aklın kendisi de ‘vatanseverdir’. Bu ülkeyi yüz yıl önce delirmiş romantizmin elinden almak mümkün olmamıştı, döndük başa, Saray kararını çoktan vermiş yine olmayacak. Bu yazarların bu iktidarın sarhoşluklarının bitmesini beklemek de boşunadır çünkü sarhoşlukları ülke bitmeden bitmez. Bu ülkenin tarihi savaştan coşkulu bir müzik eseriymiş gibi bahsedenleri çok gördü, hala bu felaketlerin sonuçları ve maliyetinin bakiyesiyle inim inim inliyoruz.

Bu yüzden ‘vatanseverlik’ duygusu ateşle alevle oynamak gibi zor bir meseledir, maliyeti çok büyüktür. Gerçeğimiz, yoksulluğumuzdur, halk tabiriyle, eksi yirmi derece ayaz gecede kombiyi kısıp battaniyeye sarılıp tasarruf etmekten başka şansımız yoktur.

Vatanseverliğimiz emperyalizme karşı yerli milli üretim gibi ülke imkanlarıyla kültür ve zihniyet devrimi mücadelesinde hep yanımızda bir meşale gibi oldukça yıkılmayız. Kendi karnını doyuran bir ülke olursun. Kendine güven oluşur. Onurlu insanlar oluruz.

Ancak vatanseverliği bu ülkenin değerleriyle kardeşliğiyle üretimiyle ortaklaştıracak hiç bir alanda kullanmayıp sadece ülkeyi savaşa sokmak için kullanırsan…..?

Emperyalistlerin sen benim sömürüme değil kendi zihniyetine kültürüne bak, diyen, aşağılık kibirli küstah ithamları haklı çıkar, galiba çıkıyor!

Oysa Libya-sahra çölleri milyonlarca yıl her sene sert lodoslar ve kırkikindi yağmurlarıyla fırtınalarla taşınır, Anadolu’nun beti bereketidir, Niğde, Kayseri, Ankara, Tokat vs. tarlaları üstünde neredeyse bir santimlik toprağı besleyen toz taşır..

Şimdi, o çöllere gidip de gelemeyenlerin filmini çekiyor gözlerim, o çöllerde şehit olup Sivas’a Konya’ya Yozgat’a evine dönemeyen askerlerimizin kanları kuruyup toz olup….

Evlerine büyüdükleri tarlalara ancak lodosla yağmurla gelecek olmaları ne iç parçalayıcı bir hikayedir, buna ‘can’ dayanır mı, yüz yıl geçti burası muştur deyip de hâlâ ağlamayan mı var, türkü yaksak ağıt yaksan buna bir memleket dayanır mı?

17 Yorum

  1. Türkiye’nin Libya macerasini hafife alan,gücümüzü arttiralim diyen,Deniz Anlasmasi bize Müslüman Kardesler denilen azinligi desteklememizi gerektirir diyenler,Hafter’e CIA ajani adini takanlar bilimsel ve edebi sözcüklerle yorum yapanlar taraf tutuyorsunuz.Tarafli oldugunuzu kelimelerle süsleyip gözden kacirmaya calisiyor ve gercekleri göremiyorsunuz.Mustafa Kemal’in Samsun’a cikisini ve gücü olmadigini yazmis birisi.Samsun’a cikis özgürlük ve vatan savunmasi icindi.Libya bizim vatanimiz degildir.Hafter CIA’nin ajani degil Libya Temsilciler Meclisi’nin kabul ettigi Libya Ordusunun Komutanidir ezbere yazmayin.Reisini Hafter’e darbeci diyor peki Reis darbeci degil mi,15 Temmuzda Allahbize yardim etti diyerek Devleti ele gecirenve muhalefete savas acan Reis degil mi ama Reis sonucta halkin oylariyla secilmistir peki o na darbeci diyebilirmiyiz hayir Hafterdedarbeci degildir bizimde Libyada isimiz olmaz.Kilicdaroglu Erdogan’a “arabulucu ol “dedi ama Erdogan sen ne anlarsin dedi dedi ama Putin emredince gitti Moskova’da Hafterle masaya oturdu.Demek ki Türkiye’nin Dis politikasini Putin yönetiyor.Tekrar ediyorum ezbere yorum yapmayin .

  2. NİHAT BEY BEN BİR ak partili KÜRT Kökenli olarak bir çok yönünüzü beğeniyorum
    ama eksikli anladığınız noktaları düzeltmek lazımdır
    ŞAYET biz selefi vahhabi akımının önünü libyada kesmezsek onlar anadoluya gelecekler çünkü amerika ve ab ülkeleri onlardan bunu istiyor
    ve üzerimize salıyorlar
    işte işin bu kısmını anlıyamamışsın

    İKİNCİ SEBEP
    biz eğer süper güç konumuna gelmez isek dünyayı bu ruh hastalarının elinden almasak bunlar dünyayı yok edecekler,
    orta doğu ve afrika yı MARS a mars çevirdiler bu gerçekleri göz önünde tutmak zorundayız,
    ayrıca bir gerçeği bildiğin halde dile getirmiyorsun buna üzülüyorum
    mesela erdoğan tam bundan 30 yıl önce fetonun işini bitirmeyi kafaya koymuşken ttaatçıların yeniden hortlanmaması nın önünü keserken onu yanlız bırakmanızda ittahatçılara hizmet ettiğini anlamına gelmektedir onlara açık kapı bırakıyorsunuz
    mesela günümüzün ittahatcıları cem sultanları bana göre davutoğlu abdullah gül ve babacan dır ve yan onsurları olan süleymancılar fetocular nurculardır , ve tabi chp dir nitekim K kılıçdaroğlu nun daermeni olduğu ortaya çıkmıştır neden bu konulara değinmiyorsunuz

  3. Sayın Cyrano de Bergerac, taşları yerli yerine dizen bir yorum yapmışsınız, elinize sağlık

  4. Bu arada Libya çığırtkanlığı yapıp Nihat abiyi eleştirenler, büyük güç olmaktan falan bahsedenler, halk bu kadar açlık ve sefalet içindeyken mi bunu yapacaksınız? Esnaf işçi emekçi emekli geçim derdinde, yarını göremiyor ama biz yine çöl toprakları hevesindeyiz. Açın gözünüzü, bu ülkenin gerçek gündemi üretim olmalı, madde olmalı, kooperatifler olmalı

  5. Ama şunu da unutmamak gerekir Nihat abi, İttihatçılarin hepsi cephede, ceplerinde kuruşsuz öldüler. Bu İslamcıları İttihatçılarla yan yana getirmek bile doğru olmaz. Birçok hatalarına rağmen vatansever insanlardi, ki bunu sen de söylüyorsun. İslamcılar ile İttihatçılarin bence ismi bile yan yana gelemez.

  6. Kesinlikle bu şimdiye kadar yazdığınız yazılar içinde, en ayağı yere basan ve hakikatleri söylemek uğruna -en ihtiyacınız olan bir dönemde- HALK DALKAVUKLUĞUNUN dayanılmaz cazibesini elinizin tersiyle ittiğiniz bir yazı.
    Sizi tebrik ederim…

    Bence yazınızın en can alıcı cümlesi şu; “Unutmayın, aydınlanma ve rasyonalizmle teması hiç olmayan köylü taşralı kitleler 1980’li yıllarda şehre indi ve oylarıyla Cumhuriyet’i ve değerlerini kökünden imha ettiler.”

    Ben bunu en az onbeş yıldır her yerde yazıyorum. Yemediğim sansür, kovulmadığım yer kalmadı; Vatan Gazetesi, Hürriyet, Cumhuriyet, Sözcü, OdaTV… Ve sonunda buradayız. Ne faşistliğimiz kaldı, ne darbeciliğimiz, ne Amerikan uşaklığımız..
    Pekiyi neden?
    Çünkü bunlar tehlikeli sözcükler. Çünkü herkes ekmeğini o “oylarıyla Cumhuriyeti yerle bir edenlerden” kazanıyor. Herkes ekmeğinin peşinde ve onlar velinimetimiz…
    Ve bu memlekette aydın geçinenlerin tamamı, bu gerçeğin domuz gibi farkında oldukları halde, on yıllardır HALK DALKAVUKLUĞUNU hakikatlere tercih ettiler.
    Ve geldiğimiz bu noktada, on yıllarca “sözde aydınlar” tarafından kutsanan cehâlet, devleti ve memleketi tamamen teslim aldı, hepimiz cehâletin pençesinde tutsağız…

    Memlekette muhalefet olmamasının en önemli sebeplerinden biri de budur. Çünkü muhalif(!) kitle partilerinin tamamının hedef seçmen kitlesi de tıpkı iktidar partisi gibi; O “oylarıyla Cumhuriyeti yerle bir edenler”…
    Eh böyle olunca da, vatanseverler kapı dışarı ve bunlara göz kırpmak için gelsin “Atatürk’ün mirasını reddetmeler, açılım saçılım hevesleri, yapıcı muhalefet sahtekarlıkları”.

    Böylece, muhalefetten tümüyle umudunu kesen ve sahte muhalefet partileri mârifetiyle iktidara karşı siyaset üretilemeyeceğini gören üç beş vatanseverin elinde pragmatizmden başka seçenek kalmadı. Ve bu da bizleri çaresizlikten, şeriatçı iktidarın hasbelkader memleket için hayırlı ve aynı zamanda sürdürülmesi durumunda kendi kendilerini yok etmeleriyle sonuçlanacak BAZI POLİTİKALARINI desteklemeye kadar getirdi.
    Ama bunun sonucu da; Gerçek anti emperyalist ve millilerin desteğinin yüzü suyu hürmetine, şeriatçı BOP eşbaşkanının “milli ve anti emperyalist” gibi görünmesi oldu.
    Fakat bu görüntünün bir ilüzyon olduğunu, iktidarın anti emperyalistliğinin de, milliliğinin de, sadece birkaç gün daha fazla iktidarda kalma uğruna savruldukları geçici limanlar olduğunu, yukarda sözünü ettiğim şekilde bu politikalara destek veren insanlar bence gayet iyi biliyorlar. Herkes de çok iyi bilmeli.
    Dolayısıyla kimse peşinen öyle anti emperyalizm-millilik gazına gelmesin.
    Gerçeği görelim; Bu gün devleti yönetenlerin(?) yapabilecekleri en hayırlı iş, hiç bir şey yapmamaktır. Çünkü bütün gizli gündemlerini bir kenara bırakalım, her şeyden önce devlet yönetme yeterlilikleri yoktur. Çünkü orada bulunmalarının tek sebebi; Cehâletin aklı ele geçirmesidir.
    Bunları -hasbelkader savruldukları doğru mevzilerde- desteklemek aklın gereği olabilir, fakat ancak gerçek devlet adamları ve milli bir ordunun altından kalkabileceği denizaşırı maceralara bunları teşvik etmek ahmaklığın daniskasıdır…

  7. “Bizler Oda Tv’nin ne halt olduğunu senden en az 5 sene önce anladık. Bu da, Twitter’daki fenomen Kemalist hesaplarla konuşulmuş konudur. Sizi uyarıyorum, masal anlatan adamlarla yayınlar yapıyorsunuz. Oda Tv olmaya çok erken başladınız. Yolunuz yol değil.”
    Serdar Varol Bey’e katılıyorum..Bizler Oda TV’nin ne halt olduğunu anladığımız dönemlerde sizler nerelerdeydiniz???Aşırı hissi ve ideolojik davranıyorsunuz??Dikkat ediyorum, bazı haberleri veriş şekliniz hiç hoş değil..Milli olma sloganıyla yola çıktığımız halde çarçabuk sapıtıverdiniz!!!

  8. Çok savaşçı olduğumuzu düşünen arkadaşlara hatırlatayım; Osmanlı Ordusu profesyoneldi. Ve o profesyonellerin büyük kısmı da devşirmeydi. Osmanlı da halk, savaşa ilk defa “Seferberlik” denilen I. Dünya savaşında gitti. Bu savaşa katılan bütün ülkeler arasında asker kaçağı rekoru Osmanlı dadır. Kurtuluş savaşı dediğimiz vatan savunmasın da ki kaçakları ise burada yazmak istemem. Merak eden ilgili dönemin anılarını okur anlar. Şimdi içeride yani cephe gerisinde bu kadar parçalandığımız bir dönemde deniz ötesi savaşıp bir şeyler elde edebileceğimizi düşünmek hezeyandır. Ayrıca Akdeniz de ki menfaatlerimiz için paramparça olmuş Libya ya kaldıysak, zaten çoktan kaybetmişizdir.

  9. maalesef ben de üzüldüm yazıyı okurken. yorum yapan arkadaşlara katılıyorum. evet nihat genç’in dediği ama anlamadığı rasyonalizm, bizi libya’ya asker göndermeye mecbur ediyor. zaten yunanistan, kıbrıs rum kesimi, israil ve mısır’ın imzaladığı boru hattının güzergahına bakarsak, libya ile imzalamış olduğumuz deniz sınırı anlaşmasını kimseciklerin ( cikler adı geçen devletçiklerdir) iplemediği ortadadır. bu yüzden anlaşma imzalanan meşru libya hükümetinin ayakta kalması gerekmektedir. eğer anlaşma geçersiz olursa tüm o reis sınıfı gemiler milgemler, yerli ve milli deniz savaş araçları bostancı-adalar seferini yapmak zorunda kalacaklardır.

  10. İttihat ve Terakki partisine gönül verenler çalmayı çırpmayı düşünmediler inandıkları uğurda abdülhamitin çektiği pimi çekili el bombasını elinde buldular birçoğu inandığı uğurda öldü bir çoğu cumhuriyeti kurdu. Kafkasyada anadolu da inandıkları değerler uğruna öldüler. Kazanamazsan hain olursun kazanırsan kahraman bana göre kahramandır size göre hain ama gerçekten ideal uğruna adanmış insanlar aralarında ajanlar vardır ama birkaç kişi ile ideali

  11. “Hesap uzum yemek degil, bagciyi dovmek”. Bu atasozunu cevirelim. “Hesap bagciyi dovmek degil uzum yemek”.

    Turkiye’nin Libya’ya asker tezkeresi cikarmasinin iki anlami var.
    1- Erdogan’in 2020de dusundugu bir ‘baskin’ secim ve bunun icin gereken ‘milli’ duygulari kullanip, oy devsirme plani.
    2- Olayin jeopolitik yonu. Ses bombasi yaratip, dogu Akdeniz’de ciddi oldugumuzu gostermek ve Birlesmis Milletler’in onune elde bir kart ile cikmak.

    Anlasilmasi gereken husus sunlardir. Asil hedef 2020 baskin secimidir. Kanal Istanbul, Araba Projesi ve Libya bu sebeple ic politikaya, sandiga yonelik uygulamalaridir. Secim hesabini Erdogan’a birakirsak, milli cikarlar anlaminda yani jeopolitik diplomasi anlaminda Turkiye icin onemli olani ikinci noktadir ve dogu Akdeniz’de elimizi guclendirecegi kesindir.

    Sonuc olarak: Turkiye Libya’ya dogrudan askeri mudahalede bulunmayacaktir. Bu hem uluslararasi antlasmalara aykiridir, hemde Rusya’nin ve bati emperyalisminin cikarlarina. Zaten Turkiye istesede boyle genis kapsamli bir askeri hareketi lojistik anlamda bir haftadan fazla surduremez (ciddi askeri stratejistleri dinleyin). Boyle bir hamle yapilirsa, Turkiye hem ambargo yer hemde bicak sirtindaki ekonomi yirmidort saatte dibi boylar. Bu icinde bulundugumuz ekonomik cikmaz acisindanda imkansizdir ve Erdogan’in baskin secim oncesi sandikta tepetaklak olmasina yol acar. Iktidar’in boyle bir ise kalkismasina, Erdogan’in olasi bir baskin secim menfaati acisindan ihtimal vermiyorum. Ikinci senarya ABD VE Rusya ile perde arkasi birtakim antlasmalar. Eger Turkiye kapali kapilar ardinda ABD ve Rusya ile bir sekilde anlasmamissa, boyle bir harekat Suriye’de oldugu gibi sinirli, ABD ve Rusya ile danisikli ve gostermelik kalir. Baska turlu bu isin “mumkunati” (altini ciziyorum) yoktur.

    O halde, gonlunu ferah tut Nihat kardes. Yazdigin ‘idealist’ yaklasim romantik ancak sahadaki gercekler (reel politika) Libya’ya (buyuk guclerle antlasma olmadan) Turkiye’nin alenen askeri mudahalesinin mumkun olmadigini gosteriyor. Bunun disinda ozel kuvvetler yada proksi gucler kullanarak gizli operasyonlar yapilabilir ki, zaten yapildigini saniyorum.

  12. Ülkenin başındaki zat güvenilir olmadığı için libya tezkere kararının çıkmasına üzüldüm. Gerçek Atatürkçü milliyetci biri tarafından alınsaydı farklı düşünürdüm. Ümmetçi Arap hayranı tarafından ve komşuları ile iyi ilişkiler kurmayı zerre düşünmeyen hayalperest biri tarafından alındığı için işimiz Allah’ a kaldı her işte olduğu gibi. Bizim için şer görünen hayır olabilir, hayır gibi görünen şer olabilir. Bu argümanla kendimi rahatlatıyorum. Tezkereye olumlu yorum yapanlara da şaşırıyorum bu kadar döneklik kumpas hainlik gördükleri ve kimler tarafından yapıldığı bilindiği halde desteklemeleri…

  13. Nihat Genç ile birgün fikir ayrılığı yaşayacağımı hiç düşünmezdim…
    Dünya şartlarını ve pozisyonumuzu dikkate almadan sadece idealist bir düşünce ile yazılmış samimi insani bir yazı lakin stratejik politik geçerliliği yok bence malesef.
    Türk insanı ve Türkiye öyle veya böyle gücünün farkına varmalı. Pasif kalırsak kimse bizi dikkate almayacaktır. Coğrafyamızın yarattığı handikapı, savaşçı insanımız ve güçlü ordumuzla avantaja çevirebilmek de mümkün.
    Kıtalararası operasyonların yapıldığı dünyada burnumuzun dibindeki kaosa seyirci kalmak doğru değil.

  14. Nihat Genç’in “Yurtta Sulh, dünyada Sulh” sözüne yaptığı yorum resmen sefalet. Resmen ayıp. Alay için Sırrı Süreyya Önder’de aynı şeyi söylüyor. Yazık. Utandım vallaha.

    Nihat Genç sende tanımamışsın Atatürk’ü. Cem Gürdeniz’e sor söylesin o sözün anlamını. Ben ondan öğrenmedim ama, youtube videolarınızdan birinde anlattı. “Yurtta Sulh, cihanda Sulh.” Atatürk’ü Anadolu’ya hapseden güçsüzlük, mecburiyet değildir beyefendi. Atatürk’ün dünya için ufkudur ufku. Hemde öyle boş değil, paktlarla gerçekleştirdiği ufuktur.

    Bizler Oda Tv’nin ne halt olduğunu senden en az 5 sene önce anladık. Bu da, Twitter’daki fenomen Kemalist hesaplarla konuşulmuş konudur. Sizi uyarıyorum, masal anlatan adamlarla yayınlar yapıyorsunuz. Oda Tv olmaya çok erken başladınız. Yolunuz yol değil.

  15. Sıkıldım yarısında kestim boş bir yazı. “Rasyonalizm, haddini sınırlarını gücünü imkanlarını bilmektir!” demiş Nihat Genç.

    Bu söze göre Atatürk’te akılcı değil romantiktir. Çünkü Samsun’a çıkarkenki gücü, Osmanlı 1. dünya savaşına girerken ki gücü kadar değildi. Ne gücü, bir iki birlik dışında ordu bile yoktu. Çay almaya paraları bile yoktu. Silaha hiç girmiyorum. Bu yüzden İstanbul medyası tarafından nasıl alay edildiğini yazmama gerek yok heralde. Nihat Genç’i 1919’a yollasak şu yazıya göre, Tıbbiyeli Hükmet olmaz. Olsa olsa Ali Kemal olur.

    Yemen çöllerinden örnek vermek iste tam bir sefalet. Yemen çöllerine gitmek 6 ay sürüyordu yayan. Şimdi nakliye uçağı kalkıyor 1 saate Mısır’da. 🙂

    Davutoğlu’nu hatası bizi ABD-AB köpekliğinde maceraya sokmaktı. Sonraki “maceralarımızın” Suriye harekatlarımızın, Irak işbirliğimizin mükemmel sonuçları ortada.

    AB karşısında anlaşma yaptığın hükümeti korumayacakmısın. Peki. Yarın hükümeti devirip, anlaşmayı iptal ettirip, seni tekrar Marmara denizine tıktıklarında, onlar çıkan petrolün parasını çıtır çıtır yerlerken sende öyküne öyküne baktığında ağlamayacaksın.

  16. ABİ SANA HAKSIZSIN DEMEK İSTEMİYORUM.ÇÜNKÜ YERDEN ĞÖĞE KADAR HAKLISIN VE YAZDIKLARINA AYNEN KATILIYORUM.AMA SANA ŞUNLARI EKLEMEK İSTİYORUM. TÜRKİYE BM NİN TANIDIĞI ULUSAL MUTABAKAT HÜKÜMETİNİN DAVETİNİ GERİ ÇEVİRİP LİBYA YA ASKER GÖNDERMEZSE BU ASRIN HATASI OLUR! TÜRKİYE LİBYA YA ASKER GÖNDERMEZSE TÜRKİYE NİN LİBYA İLE VARDIĞİ DENİZ KITA SAHANLIĞI ANLAŞMASINI CIA AJANI HAFTER YIRTIP ATACAKTIR!SONRASINDA O DENİZ BÖLGESİ YUNANİSTAN VE RUM KESİMİNİN OLACAK!YUNANİSTAN, GÜNEY KIBRIS RUM YÖNETİMİ, İSRAİL, MISIR DÖRTLÜSÜ DOĞU AKDENİZ DEN ÇIKARDIKLARI DOĞALGAZ VE PETROLÜ DENİZDEN BORU HATLARIYLA AVRUPAYA SATACAKLAR!TÜRKİYE YE BU ZENGİNLİKTEN ZIRNIK VERMEYECEKLER! SONRASINDA BATININ HEDEFİNDE RUSYA VAR!ÇÜNKÜ DOĞU AKDENİZDEN ÇIKAN DOĞALGAZ VE PETROL İLE AVRUPA NIN RUS DOĞALGAZINA VE PETROLÜNE İHTİYACI KALMAYACAK!RUSYA EKONOMİSİ SOVYETLER BİRLİĞİ GİBİ ÇÖKECEK!TÜRK ORDUSU ESKİDEN OLDUĞU GİBİ AMERİKANIN MAŞASI OLACAK!DÜNYA TEKRAR TEK KUTUPLU OLACAK!DÜNYA TEKRAR AMERİKAN YANİ ABD HEGEMONYASININ ALTINA GİRECEK! SENİN BEN BUNU İSTEMEDİĞİNDEN ADIM GİBİ EMİNİM!AMA RUS DEVLET AKLI MALESEF AMERİKANIN NE YAPMAK İSTEDİĞİNİ GÖREMİYOR!PUTİN İN DANIŞMANI ALEKSANDIR DUGİN İN DEDİĞİ GİBİ TÜRK DEVLETİ NE YAPMAK İSTEDİĞİNİ RUS DEVLETİNE MUTLAKA İYİ ANLATMALI!ACABA TÜRK GENELKURMAYI, DIŞİŞLERİ, İSTİHBARATI BU DURUMU BENİM ANALİZİM ÇERÇEVESİNDE RUS MEVKİDAŞLARINA ANLATIYORLAR MI?ANLATSALARDI BUGÜN RUSYA TÜRKİYE NİN YANINDA OLURDU!

  17. Bu aralar Mesih ve Mehdi haberleri havalarda uçuşuyor.
    TV 8 de ” doğduğun ev kaderindir ” dizisinde MEHDİ karakteri var.
    MEHDİYİ bulduk……………………..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı