Köşe Yazıları

Kanal İstanbul için finansman bulundu! Parayı ünlü iş adamı Çorumlu Gökhan T. verecek!

İSTANBUL’U SATMA PROJESİ

Recep Tayyip Erdoğan’ın çılgın projesi “Kanal İstanbul”u Çorumlu Gökhan T’nin nasıl finanse edeceğini anlatacağız ama önce bir anımızla başlayalım. Son 5 senedir Suudi Arabistan’da çalışıyorum. Neredeyse bütün Arap ülkelerini görme fırsatım oldu. Edindiğim izlenim hiç de hoş değil.

Arap zihniyetinde ne bilim var ne de üretim. Suudi Arabistan çöllerinde ne üreteceksin? Bir kısım Arap, eskiden çöllerde 3-5 deve ile bedevi hayatı sürüyor bir kısmı ise deniz kıyısında doğu ile batı arasında ticaret yaparak yaşıyormuş. Araplar ticaretten başka bir şeyden anlamaz. Şimdilerde ticaret de bitmiş, petrollerini satarak yaşıyorlar. Toprakları para etse onu da satarlar…

Petrol bitince ne yapacaklar? Orası belli değil! Petrolün verdiği zenginlikle nüfus artmış. Fakat şimdi petrol eskisi kadar para etmiyor. Yaşam şartları giderek zorlaşıyor. Bu durumun farkında olan tüm varlıklı Araplar, çölden kurtulmanın peşinde. Düşünün bir gün petrol bitse ne olur? Hiç şüpheniz olmasın, onlarca milyon Arabın kapısına dayanacağı ilk ülke Türkiye olacak. Araplar Türkiye’yi çok seviyor. Dünyanın başka hiçbir ülkesinde kendilerini bu kadar rahat hissetmezler. Neden mi? Çünkü Erdoğan bizi onlara benzetti. Sadece kılık kıyafet olarak değil, zihniyet olarak da giderek onlara benziyoruz. Üretmeyi, çalışmayı bırakıp daha çok ibadet edip, dua ederek problemlerin çözümünü Allah’a havale etmeye başladık. Geleceği düşünmeyi bıraktık, günü kurtarmanın peşine düştük. Neyi satsam da para kazansam, onun peşindeyiz. Para eden tek şeyimiz, toprağımızı satmaya başladık.

2-3 sene önce Cidde’de bir otelde kahvaltı yapıyorduk. Gençten, takım elbiseli, saçlarını inek yalamış bir adam yanımıza yaklaştı. Türkçe konuştuğumuzu duymuş tanışmak istemiş. Ne iş yaptığını sorduk: “Abi ben bir şirketin temsilcisiyim, Araplara, arsa, tarla, daire, villa ve bunun gibi her türlü emlağı satıyoruz” dedi. Şirketin bütün Arap ülkelerini dolaşan satış elemanları varmış. Hadi daire satışını, villa satışını anladık da arsa ve tarla satışı çok garibime gitmişti.

Osmanlı, batmaya başladığı dönemde borçlarına karşılık topraklarını satmaya başlamıştı. Kurtuluş Savaşı’nda kan dökerek tapusunu kaybettiğimiz toprakları geri aldık. Mustafa Kemal Atatürk, başımıza bir daha böyle işler gelmesin diye 1924 yılında çıkardığı Köy Kanunu ile yabancılara toprak satışını yasaklamıştı.

Bu yasağı ilk Turgut Özal delmeye çalıştı. “Birkaç bin Arap, arsa alsa ne olur, ülkeye döviz getirir” diyerek 1984 yılında yaptığı kanun değişikliğiyle Boğaz’da Sevda Tepesi diye bilinen araziyi Suudi Arabistan kralına satmıştı. Satışın duyulması üzerine Türkiye’de yer yerinden oynadı. Ülkücüler bile (!) “vatan toprağını sattırmayız” diyerek sokağa döküldü. Sonuçta yasa değiştirilerek yabancıya toprak satışının önü kesildi.

Yasayı tekrar değiştirerek yabancılara toprak satışını kim serbest bıraktı dersiniz? Tabi ki en milli liderimiz Recep Tayyip Erdoğan. Reis, 2005 yılında Tapu Kanunu’nda yaptığı değişiklikle yabancılara toprak satış limitini 2.5 hektardan 30 hektara yani 300 dönüme çıkarttı. O günden beri ülkeye döviz gelsin diye yabancılara toprak satıyoruz. Suriye sınırında, Harran Ovası’nda, Trabzon’un yaylalarında, Bursa’nın kaplıcalarında, Yalova’nın bahçelerinde göze dişe dokunur ne varsa sattık. Parayı veren düdüğü çalıyor ama ülkeye de döviz geliyor yani!

Toprak bir devletin asli unsurudur. Mesela İngiltere’de bütün topraklar devlete aittir. Şahıslara arazi tapusu verilmez. Şahıslar sadece toprağın üzerindeki işyeri, konut vesaire onun kullanım hakkına sahiptirler. Abdülhamit bile toprak satmamıştı ama Reis satıyor! Herhalde o yüzden milli?

Bir ülke ancak üretimini satarak kalkınabilir. Otomobil yapar satarsın, cep telefonu yapar satarsın, tarlada üretir satarsın. Üretimle elde edilen gelirin sonu yoktur. Ürettikçe kazanç gelir. Toprak satarak, konut satarak, villa satarak kalkınmış bir devlet var mı bu dünyada? Benim bildiğim yok.

Anlıyoruz ki 17 senede sata sata her şey bitmiş, şimdi sıra İstanbul’a gelmiş. Kanal İstanbul, İstanbul’u satma projesidir. Bunu nereden anlıyoruz? Çok basit. Bütün Arap TV’lerinde Türk vatandaşlığı reklamı dönüyor: “250 bin dolara emlak satın al, 71’den fazla ülkeye vizesiz girmeyi sağlayacak Türk Pasaportunu kap”.

Tabii emlak satışlarımız sadece Araplarla sınırlı değil, herkese açık. Çinlilerde çok para var onlar da gelsin. İsrailliler de gelip toprak satın alabilirler, sorun yok!

ERDOĞAN’IN AMACI NE?

Burada şu soruyu sormak gerekiyor: Erdoğan aptal mı? Kendisini iktidardan indirecek olan bu İstanbul’u satma projesini niçin şimdi gündeme getirdi? Bu önemli sorunun 2 cevabı var:

Sorunun birinci cevabı şu: Erdoğan’ın şimdiye kadar uyguladığı neoliberal politikalar, ülkeyi yolun sonuna getirdi. Ekonomi her an patlayabilir. Ciddi bir ekonomik kiriz, Erdoğan’ın iktidarı kaybetmesi demek. 2023’ü göremez. İktidarı kaybedince, doğal olarak 17 senelik icraatları da sorgulanacaktır. İş nereye varır bilinmez? İktidarda kalmak onun için bir ölüm kalım meselesi haline geldi artık. İktidarda kalmak için para lazım. Erdoğan parayı nereden bulacak? İşte bütün mesele burada kilitleniyor.

Erdoğan şimdiye kadar üretim ekonomisiyle değil tüketim ekonomisiyle ayakta kaldı. Vatandaş alışveriş yaptıkça, devletin ÖTV ve KDV şeklinde aldığı vergiler, Erdoğan’ın bütçeyi denk getirmesini sağlıyordu. İnsanlar tüketimlerini frenleyince, ithalat daraldı, ekonomi sıkıştı, bu sefer devletin vergi gelirleri önemli ölçüde azaldı ve bütçe ciddi açıklar vermeye başladı.

Daha da önemlisi piyasadaki durgunluk, şirketlerin ardı ardına iflas etmesine ve dolayısıyla işsizliğin artmasına neden oluyor. Erdoğan para bulmak için vergileri daha fazla arttıramaz, millette zaten para yok. Vatandaş patlama noktasına geldi. O zaman satacak bir şeyler bulmak lazım. Benzetme yapacak olursak, aynı para sıkıntısı çeken bir müptelanın evindeki eşyaları satması gibi bir şey bu. İşte Kanal İstanbul Projesi, İstanbul’un el değmemiş topraklarını satarak rant yaratma, gökdelen dikerek daire satma projesidir.

Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, “Ulusal Akıllı Şehirler Stratejisi ve Eylem Planı”nı açıkladı: “Yerli ve milli akıllı şehir ürün ve hizmetlerini ihraç edecek, akıllı şehir pazarı kuracakmışız!” İnşa edilecek kanalın her iki yakasında akıllı şehirler kurup bunları satacaklarmış! Akıllı şehir pazarı 2024 yılında 826 milyar dolar büyüklüğe ulaşacakmış, şayet İstanbul’u iyi pazarlayabilirsek, ekonomiye yıllık 25-30 milyar lira katkı sağlanacakmışi!

Suudi Arabistan Krallığı Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, 2017 yılında açıkladığı “Neom” projesiyle Kızıl Deniz’in kenarına 500 milyar dolarlık yatırımla tarihin en büyük akıllı şehrini inşa edeceğini duyurmuştu. Bin Selman’a bu da yetmedi, geçenlerde Belçika büyüklüğünde açık hava müzesi şeklinde El-Ula isimli bir şehir daha kuracaklarını ilan etti. Bin Selman’ın gizli bir projesi daha varmış! Ülkesini spor organizasyonları için cazibe merkezi haline getirmek amacıyla bir de spor şehri kuracakmış!

Bu tarz çılgın projeleri ilk başlatan Dubai idi. 2001 yılında Cumeyra adında denizin ortasına palmiye şeklinde suni adalar yapıp üstüne kondurdukları villaları 2007 yılında sattılar. Bu projeyi örnek alan 8 kat daha büyük olan Palm Deyra ve Dünya haritasını canlandıran takım adalar projeleri başlatıldı. Sonra ne oldu? Hepsi battı.

Erdoğan’ın çılgın Kanal İstanbul Projesi de işte bu projelere benziyor. Arap aklı! Sanayi, bilim, teknoloji, fabrika ve üretim yok. Ne var? Yap-sat. Çölden kaçmaya çalışan Arap sermayesine yaşam alanı açmak istiyorlar. Yabancı sermayeye karşı değiliz. Üretime yatırım yapsınlar, fabrika kursunlar, tamam. Niçin Arap nüfusunu ülkeme taşıyacak konut projelerine yatırım yapıyorsun? Sen Arap sevici misin?

KANAL İSTANBUL ERDOĞAN’I KURTARMA PROJESİDİR

Kanal İstanbul Projesi’nin Türkiye’nin ekonomisine 5 kuruş katkısı olmayacak. Bunu ilerleyen bölümlerde anlatacağız. Ama şimdi yukarıda sorduğumuz sorunun ikinci cevabına Erdoğan’ın İstanbul’u satma projesinin gerçek nedenine gelelim.

Erdoğan ilk defa bu projeyi kamuoyuna 2011 yılında açıklamıştı. Sonra proje unutuldu. Aradan 8 yıl geçtikten sonra 2019’un sonunda proje birdenbire yeniden gündeme geldi. Acaba neden?

Stratejik Derinlik uzmanı, bizi Suriye bataklığına sokup 4,5 milyon Arabı ülkemize getiren Serok Ahmet’in Gelecek Partisi’ni kurması ile Kanal İstanbul’un bir ilgisi yok mu? Bence var. Hatta ekonomimizi batıran, bizi üç kuruş dövize muhtaç eden, AKP’nin eski Ekonomi Bakanı Ali Babacan’ın yeni partisini kurma çalışmalarıyla da ilgisi var.

Serok Ahmet ve Chatham House’un adamı Babacan’ın partileri AKP’yi parçalayacak. AKP, ideolojik bir parti değil, bir RANT PARTİSİ. AKP, şimdiye kadar iktidarda kalmasını rant dağıtmasına borçlu. Kanal İstanbul Projesiyle birlikte 75-80 milyar dolarlık bir rant ortaya çıkacak. Erdoğan bu proje ile “bu rantı ben dağıtacağım, partiden bir yere gitmeyin” diyor. Kanal İstanbul Projesi, rant dağıtma vadiyle AKP’den kaçabilecek yiyicileri yuvada tutma projesidir.

Peki “Mesele rant değil, milli anttır” diyen Bahçeli’ye ne demeli? Bakın, Bahçeli, Kanal İstanbul Projesi’nin ilk gündeme geldiği 2011 yılında ne söylemişti. Aynen aşağıya koyuyorum:

Güya yeni bir kanal açıyorlar, adına da ‘İstanbul Kanalı ve bu bir çılgın proje’ diyorlar. Bu, soygun düzenini çılgınca sürdürecek bir projedir. Daha akılcı bir yol bulabilirsin. İstihdam yaratan, iş yeri sahiplerine, KOBİ’lere atölyelere, fabrika sahiplerine yeni yeni istihdam oluşturabilecek imkanları verebilir ve bir işsize, bir aç insanımıza bir ekmek kapısı bulabilirsin. Bunlara kafa yoracağın yerde, akılcı politikalar üreteceğin yerde, çıldırmış bir toplumu çılgınca projelerle niye kandırıyorsun Sayın Başbakan?”ii

Peki, Bahçeli’deki bu 180 derecelik dönüşün sebebi ne dersiniz? AKP dağılırsa Cumhur İttifakı da dağılır. Şimdi MHP iktidar ortağı olarak ranttan pay alıyor, AKP iktidardan düşerse alamaz. Devlet içindeki şu an çok etkili pozisyonlarda olan bürokratlarını da kaybedebilir. Hatta bir sonraki seçimde baraj altı kalarak siyasete bile veda edebilir. İşte bu gerçekler, Bahçeli’yi emlakçılığa soyundurdu. Bedeviye toprak satmak, daire pazarlamak ne zamandan beridir milli andımız oldu sayın Bahçeli? Ülkücülerin bu tuzağa düşeceğini zannediyorsan yanılırsın.

KANAL İSTANBUL PROJESİNİN EKONOMİYE 5 KURUŞ KATKISI OLMAYACAK

Bazı ekonomistler finansal bir Armagedon’un yaklaştığını, önümüzdeki yıllarda dolar ve kâğıt para sisteminin çökeceğini iddia ediyor. Bu iddialar dolaşırken ABD, Çin ve AB gibi merkez ülkeler, sürekli para basmaya devam ediyor. Diğer yandan para sahibi olanlar, elindeki kağıtlardan kurtulmak için yatırım peşinde. İşte bu ortamda bizim aklı evveller yine yeşil kâğıdın peşine düştüler. Ucuz kredi kapıp, yap-sat projeleriyle iktidarlarını kurtaracaklarını zannediyorlar.

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Cahit Turhan ne diyor? Maliyeti 20 milyar dolar olacak Kanal İstanbul Projesi ile Çinliler de ilgileniyormuş ama en çok ilgi duyan Benelüks ülkeleriymişiii. Biz bu sözden ne anlıyoruz? Kanal İstanbul, yap-işlet-devret modeliyle, dış kaynaklı finansman ile hayata geçirilecek. Sizin anlayacağınız, devlet bu ihaleyi, içinde yandaş müteahhitlerin de olacağı uluslararası bir konsorsiyuma verecek. Yabancılar hem parayı koyacak hem de işin çoğunu yapacak, bizim müteahhitler de bazı taşeron işleri kapacak, o kadar.

Yap-işlet-devret modeline göre ihaleyi alan konsorsiyum kanalı 25-30 sene işlettikten sonra devlete devredecek. Böylece devlet, cebinden hiç para çıkmadan kanal sahibi olacak. Mantık bu. Ama bunun böyle olmadığını biz köprü ve tünel projelerinde görmedik mi?

Yatırımı yapan şirketlere devlet araç geçiş garantisi verdi. Öngörülen köprü ve tünel geçiş sayıları tutturulamayınca devlet cebinden şirketlere para ödemeye başladı. Osmangazi Köprüsü, Avrasya Tüneli ve Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nün 1 yıllık hazineye faturası 1 milyar 986 milyon lirayı bulduiv.

İşin daha da kötüsü, bizim bu yatırımlarımız birer birer yabancıların eline geçiyor. Örneğin 3,5 milyar dolara mal olan Yavuz Sultan Selim Köprüsü ve 60 kilometrelik Kuzey Marmara Otoyolunun %51’ini Çinliler 688,5 milyon dolar vererek satın almak üzere. Biz ise devlet olarak daha 10 yıl geçiş garantisi adı altında köprünün borcunu ödemeye devam edeceğiz.

Kanal İstanbul projesinde nasıl olacak zannediyorsunuz? Kanaldan geçen gemilerin ödeyeceği ücretin, kanalın maliyetini bile karşılayamayacağı matematiksel olarak çok açık. Hesaplara göre yaklaşık 20 milyar dolara mal olması beklenen kanalın kazanacağı para ile kendisini amorti etmesi 125 sene sürerv. Bu gerçeğin aksine ne yapılacak dersiniz? Diğer otoyol, köprü ve tünel projelerinde olduğu gibi gelir tahmini çok yüksek tutulacak ve ihaleyi alan şirketlere gelir garantisi verilecek. Böylece yabancı yatırımcıların iştahı kabartılacak. Sonra ne olacak? Kanalın kendi borcunu ödeyemediği anlaşılınca, kanal mecburen yabancılara satılacak. Bizler de 25-30 sene daha kanaldan geçen gavur gemilerinin geçiş parasını vergilerimizle ödemeye devam edeceğiz.

Bu noktada bir de başımıza Montrö meselesi açılacak. Kanal İstanbul, insan yapısı bir geçiş olacağı için kanalı satın alan yabancı şirket, kanalın Montrö anlaşması ile bağlı olmadığı, askeri gemilerin de kanaldan geçebileceği iddiasıyla Türkiye üzerinde baskı kurmaya başlayacak.

Montrö’yü fazla karıştırmadan para meselesine tekrar geri dönelim. Zannediyor musunuz ki imara açılan kanal etrafındaki tüm konut, villa ve rezidans projelerini Türk müteahhitler yapıp Araplara satacak, böylece kazanılan paralar Türkiye’de kalacak? Bizim müteahhitler zaten batık. Yeni yatırım için parayı nereden bulacaklar? Merak etmeyin para hazır. Başta Katar olmak üzere bütün Körfez ülkelerinin Arap yatırımcıları, devlet tahvili, “sukuk” gibi enstrümanlarla yatırım yapmak için sıradalar. Finansmanı onlar sağlayacak, bizim müteahhitler taşeronluk yapacak, rezidansları satıp parayı onlar cebine atacak. Dubai, Cidde, Riyad ve Sharjah gibi şehirlerin hava alanlarında kurulan stantlara bakın. Benzer projeleri kimlerin pazarladığını görürsünüz.

Yap-işlet-devret ya da Kamu Özel İşbirliği (KÖİ) denilen model, Erdoğan’ın zannettiği gibi karlı bir model değil. Strateji Bütçe Başkanlığı’nın yayınladığı verilere göre 2003’ten 2019’a kadar bu model kapsamında ihale edilen inşaatların yatırım bedeli 51,1 milyar dolar. Sözleşme bedeli ise 126,8 milyar dolar. Yani yatırımı yapan 51,1 milyar dolar harcayacak, karşılığında 126,8 milyar dolar kazanacak. Anlayacağınız yatırım yapan şirketlere 75,7 milyar dolar kâr garantisi verilmişvi.

Diyelim ki devletin verdiği otoyol, köprü ve tünel geçiş garantileri tuttu. Bu parayı devlet değil de o hizmeti kullananlar vatandaşlar ödüyor. Peki bu hizmet karşılığı kazanılan 75,7 milyar dolar nereye gidiyor dersiniz? Finansmanı sağlayan şirketler bu parayı ceplerine koyup ülke dışına çıkartıyor. Kaldı ki geçiş garantileri tutmadığı için yatırım maliyeti olan 51,1 milyar doların önemli bir kısmı, devlet hazineden ödemek zorunda kalıyor. Sonuçta inanılmaz büyüklükte döviz, ülke ekonomisinden dışarıya akıyor. Ülkeden çıkan döviz, giren miktardan fazla olduğu için Dolar sürekli yükseliyor, Türk Lirası değer kaybediyor. Bu sarmalın yarattığı ekonomik zorluklar bu sefer Erdoğan’ı yeni borçlanmalara veya varlıklarımızı satmaya zorluyor.

İşin kötüsü, yap-işlet-devret modeli ile devletin borçlanma maliyeti arasında da kötü yönde bir ilişki var. 2014-2018 yılları arasındaki verilere göre, yap-işlet-devret pazarında 22,76 milyar Avro değerindeki yatırımla birinci sıradayız. Anlayacağınız bizden daha akıllısı yok! İkinci sırada 15,08 milyar Avro ile İngiltere geliyorvii. Her iki ülkenin gayri safi yurt içi hasılaları (GSYH) karşılaştırıldığında Türkiye’nin ne kadar büyük bir yatırım riskine girdiği görülecektir. Bu sebepten Türkiye, dövizle uzun vadeli borçlanırken; borç stoku / GSYH oranı kendisinden daha yüksek olan ülkelere nazaran çok daha yüksek faizle borçlanmak zorunda kalıyor. Örneğin, 2019 yılı verilerine göre borç stoku/GSYH oranı Türkiye’den yüksek olan devletler yıllık % 4,5 faiz oranı ile 10 yıllık borçlanabilirken, Türkiye % 7’den daha fazla faiz vermeden kısa vadeli bile borç bulamıyorviii. Türkiye şu an her 1 saniyede 596 dolar faiz ödüyorix. Anlayacağınız, Erdoğan’ın siyaseti finanse etmek için bulduğu bu yöntem, ülkeyi batırmak üzere. Kanal İstanbul’a kazma vurulursa, batacağımız garanti. Bu gerçeğin de altını çizelim.

ÇORUMLU GÖKHAN T’NİN HİKAYESİ

Şimdi yavaş yavaş geliyoruz Kanal İstanbul’un finansörü Çorumlu Gökhan T.’nin hikayesine. Acaba bu proje sade bir vatandaşa ne getirip ne götürecek? Önce bir doktor çiftten başlayalım. Bu doktor çiftimiz, karı koca çalışarak ayda 10 bin TL tasarruf yapsınlar. Arap televizyonlarında dönen “250 bin dolarlık ev al, T.C. pasaportunu kap” reklamını hatırlayın. Kanal İstanbul’un etrafına kurulacak yeni şehirde en düşük ev fiyatının 250 bin dolar, yani yaklaşık 1,5 milyon TL olacağı anlaşılıyor. Bizim doktor çiftimiz, bu evi para biriktirerek ancak 12,5 yılda satın alabilir. Eğer kredi çekip hemen almak isterse, belki faiziyle birlikte 20 sene borç ödemek zorunda kalırlar. Sıradan bir işçi veya memur ailesinin bu evi almaya ömrü yetmez. Ülkeye döviz çekme bahanesiyle, rant peşinde koşmak, ülkenin güzel yerlerindeki emlak fiyatlarını, mühendis, doktor gibi yüksek gelir grubu ailelerin bile alamayacağı boyutlara taşımaktadır. Hal böyle olunca zamanla Türkiye’nin incisi İstanbul’un en güzel mahallelerinde zengin gayrimüslim ve Araplar yaşamaya başlayacak.

Sen ne yapacaksın sade vatandaş? Yapsan yapsan motorla evden eve paket servisi yaparsın. Olmadı apartman görevlisi olursun. Sigortanı öderlerse dua et.

Nereden baksanız asgari ücretle İstanbul’da iş bulan sade vatandaş yine şanslıdır. Bir işi vardır ve İstanbul’u gözleriyle görebilmektedir. Çankırılı Halil ne yapacak? 3 çocuklu Halil çok merak ettiği İstanbul’u alisiyle birlikte ömründe bir kere görmek istese;

– Çinlilerin satın aldığı, adı “Yavuz Sultan Selim” olan köprüden bir kere boğaza bakmak istese,

– Yabancı şirketlerin satın alacağı Kanal İstanbul’dan geçen, geçiş ücretini kendisinin vergileriyle ödediği gavur gemilerini görmek istese,

– Kanalın karşı kıyısına tünelden geçip merak ettiği Arap rezidanslarının mimarisine bakmak iste,

– Sonra, kanalın kenarındaki millet bahçesinde oturup karşı kıyıdaki yandaş zenginlerin para aklamak için yaptığı gökdelenlerinin İstanbul üzerindeki siluetine karşı ailesiyle birlikte bir hatıra fotoğrafı çekmek iste, nereden baksanız gidiş geliş için benzin parası, köprü, tünel geçiş ücreti ve yemek parası derken bir maaşından fazlasını ödemesi gerekir.

Hadi diyelim Çankırılı Halil yol parasını bir şekilde denkleştirdi. Zengin gayrimüslim ve Arapların rezidanslarını görmek istediğinde büyük ihtimalle güvenlik sebebiyle garibimi o bölgeye yaklaştırmazlar bile. Belki de 2027 yılında hava kirliliği sebebiyle İstanbul’a dizel ve benzinli araçlar sokulmaz, sadece elektrikli arabalara izin verilir. Çankırılı Halil’in 2015 model arabası İstanbul’a giremez bile.

Anadolu insanı, köprü ve tünel geçiş paralarını veremeyeceği için Erdoğan’ın İstanbul’a yapmayı hayal ettiği yapay şehri göremeyecek bile. Yolculuğu giderek pahalı hale getiren bu paralı ulaşım projeleri Anadolu halkını giderek kasabasına, şehrine hapsedecek. Parası olan yabancılar ise ülkemizde fink atacak. Gavurun emeklileri dünyayı gezerken Çankırılı Halil, evine hapsolacak.

İşin en acı yanı neresi biliyor musunuz? O yapay şehrin alt yapısı Anadolu halkının vergileriyle yapılacak. Kanalın iki yakasını birbirine bağlayacak, 7 kara yolu köprüsü, 1 demir yolu köprüsü, 1 demir yolu tüneli ve 2 adet de metro geçişi yapılması planlanıyor. Bu yeni şehrin, yol, su, kanalizasyon, elektrik ve telefon gibi diğer alt yapı hizmetlerine de ihtiyacı olacak. Bunların parasını doğal olarak oradan rezidans alan Araplar ödemeyecek. Alt yapıyı devlet yapar. Devlet parayı nereden bulacak? Tabi ki Çorumlu Gökhan T.’den vergi alarak bu parayı denkleştirecek. Çorumlu Gökhan T.’nin yediği ekmekten, içtiği sudan, bindiği dolmuştan, aldığı asgari ücretten bile vergi alacak. Biliyor musunuz, evli ve 1 çocuklu Çorumlu Gökhan T. 17 Aralık 2019 tarihinde, 31 yaşındayken, “Seni çok seviyorum kızım. Özür dilerim” yazılı not bırakarak intihar etti.

Niçin intihar etti onu da anlatayım. Erdoğan’ın yap-işlet-devret modeline hız verildiği 2013 yılında asgari ücret 773 TL, dolar kuru ise 1,7790 TL idi. Yani asgari ücretliler döviz cinsinden 434 dolar para kazanıyordu. Bugün itibariyle asgari ücret 2020 TL, dolar kuru ise 5,958 TL. Asgari ücretlinin maaşı döviz cinsinden 339 dolara düşmüş durumda. Ünlü iş adamı Çorumlu Gökhan T., Erdoğan’ın projelerini finanse ederken maaşının % 20’sini kaybetmişti. Ailesini geçindirecek durumu kalmamıştı. İşte bu yüzden intihar etti.

BEYLEEER ayağınızı denk alın. Bu ülkede insanlar sıkıntıdan intihar ediyor artık. Altından kalkamazsınız. Rant dağıtarak siyaset yapma işi bitmiştir. Oyun oynamıyoruz burada. Gerçeklerle yüzleşme zamanı. Vatandaş patlarsa ne yaparız herkes şapkasını önüne alsın ciddi ciddi bunu düşünsün.

MEVCUT SİYASİ PARTİLERLE BU İŞ OLMUYOR DÜŞÜN YAKAMIZDAN

Kanal İstanbul Projesi Türkiye’ye kurulan bir tuzaktır. Batı, artık üretimden kopuyor. Nüfusları giderek azalmaya başladı. Artık kendi mühendisini bile yetiştiremiyorlar. Üretime katkıda bulunan bilim insanlarını beyin göçü ile dışarıdan ithal eder hale geldiler. Jeopolitik olarak Batı ile Doğu arasında bir köprü vazifesi gören Türkiye’nin ise çok büyük bir üretim potansiyeli var. Bizim bu potansiyelimizi kullanmamızı istemiyorlar. Kanal İstanbul gibi çılgın projelerle bizim bütün paramızı, enerjimizi, zamanımızı betona gömmemizi, böylece dünyadaki üretim yarışından koparak bir yüzyıl daha onlara bağımlı kalmamızı, faiz ödeyerek onları beslememizi istiyorlar.

Erdoğan bugüne kadar Çorum’a, Çankırı’ya, Yozgat’a, Kırşehir’e ya da Anadolu’nun herhangi bir şehrine çivi mi çaktı? TOKİ’nin konut projeleri karın doyurmuyor. Fabrikalarımız, dükkanlarımız bir bir kapanıyor. Benim oğluma, kızıma kim iş bulacak? Üretime yönelik yatırım yapmak varken betona para gömme fikri, kimin acaba? 80 milyonluk bir ülkenin 20 milyonunu aynı şehre doldurma fikrini kim verdi sana? Anadolu’da şehirlerimiz, kasabalarımız, köylerimiz boşaldı. Ben yurdumu terk edip İstanbul’da asgari ücretli köle olmak zorunda mıyım? Yap-işlet-devret yalanıyla kandırılıp vergilerimle ödediğim Kanal İstanbul Projesi’nin sefasını Araplar sürecek cefasını ben çekeceğim vay be! Ülkenin borç yükü arttıkça benim reel gelirim düşecek, üstelik o borcu da ben üstleneceğim, vergi üstüne vergi gelecek sonra da benden oy isteyeceksin öyle mi?

Yeter artık! Her daim kandırılmaya müsait, basiretsiz yöneticilerin çakma hayalleri peşinde koşmayalım. Yıllarca bu ülkeyi Amerikancılar yönetti. Soğuk savaşın sonuna doğru Batılılar, Türkiye’de milli düşünen solcularla ülkücüleri birbirine kırdırdı, onların yerine bu dincileri getirdi. Solcular da ülkücüler de vatanperverdi. Hepsinde bir vatan bilinci vardı. Bu dinciler öyle değil, hepsi ümmetçi. Ümmetçilerin vatan kavramı zayıftır. Onlar için önemli olan Müslüman ümmetidir. Hepsi, İslam’ın doğduğu topraklara aşıktır. Oradakiler çölden, Arap zihniyetinden kurtulup buralara gelmek isterken, bizimkiler onlara benzemek ister. Bizim ümmetçilere göre Araplara İstanbul’u satmanın, silah fabrikalarımızı bağışlamanın bir sakıncası yoktur. Ama bana göre var. Ben Arap değilim, Araplaşmak da istemiyorum. Araba veya gavura satılacak toprağım yok benim.

Bugün ülkeyi Arap seviciler yönetiyor. Karşılarında da PKK seviciler var. Bakın Kürt demiyorum, PKK diyorum. Kürtler bu toprağın inanıdır ama Araplar değil. Bir de mevcut siyasilerin yerine geçmek isteyen İngiliz uşakları yeni parti kurma peşinde. Türk milletine sahip çıkacak yok mu? Olacak elbet. Bu millet en zor zamanda dahi çıkış yolunu her zaman bulmuştur. Mutlaka bir dördüncü yol vardır. Tasınızı, tarağınızı toplayın; GELİYORUZ…

İstanbul’u satmak tank palet fabrikasını satmaya benzemez, sıkar biraz. Gerçek adı ne olur bilemem ama memleketi sattırmam partisi dördüncü yol olarak zihinlerde kurulmuştur; gerisi gelir, hiç kimse merak etmesin.

Kanal İstanbul Projesine cevap olarak Mehmet Akif’in İstiklal Marşımızdaki şu dörtlüğüyle sonlandıralım:

“Bastığın yerleri “toprak” diyerek geçme, tanı,

Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı,

Sen şehit oğlusun… İncitme, yazıktır atanı,

Verme, dünyaları alsan da bu cennet vatanı.”

Toprak kanla alınır, kanla verilir, parayla satılmaz. Bilmeyenlere duyurulur.

i https://www.ucnoktacom.com/bakan-murat-kurum-kanal-istanbul-un-iki-yakasinda-akilli-sehir-insa-edilecek/6109/

ii https://veryansintv.com/video-simdi-suursuzlar-diyen-bahceli-2011de-ne-demisti/

iii http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/kanala-beneluks-ulkeleri-talip-ulastirma-bakani-cahit-turhan-kanal-istanbulla-ilgili-hurriyete-konustu-41375393

iv https://www.cnnturk.com/turkiye/2-kopru-ve-1-tunelin-hazineye-faturasi-1-milyar-986-milyon

v https://21yyte.org/tr/merkezler/islevsel-arastirma-merkezleri/ekonomik-arastirmalari-merkezi/kanal-istanbul-durgunluktan-cikis-stratejisi-mi

vi https://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2019/05/31/koi-maliyeti-belirginlestikce-batis-da-netlesiyor/

vii https://www.sbb.gov.tr/wp-content/uploads/2019/05/Kamu-Ozel_Isbirligi_Raporu-2018.pdf

viii https://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2019/05/31/koi-maliyeti-belirginlestikce-batis-da-netlesiyor/

ix https://odatv.com/devlet-memuru-butceyi-sunuyor-erdogan-baska-yerde-09121932.html

Etiketler

26 Yorum

  1. Bravo vatansever insanların duygularına tercüman olmuşsunuz toprak satma konusunda en güzel örnek ingilteredir illaki araplara değil TC. Vatandaşı olmayan devşirmelerde dahil yanlış anlaşılmasın devşirme derken kökleri bu ülkede olan bu ülkede doğmuş büyümüş azınlıkları kastetmiyorum onların birçoğu kendini milliyetçi sananlardan daha milliyetçi ve bu ülkeyi canları pahasına koruyacak insanlardır benim kastım ne idüğû belirsiz suriyelilerle ne olduğu Belli olmayan bedavaya vatandaşlık Verilen insanlardır ben 50 yaşımdayım ben kendimden gectim çocuklarımızla torunlarımızın geleceği mahvolacak endişem odur ALLAH TÜRKE yardım etsin.

  2. Hadi oradan,devletin 2000 öncesi halini istiyorsunuz ülke imfye muhtaç,yol yok ,,okul yok,hastane yok sabahın dördünde kalkıp münibüs bulabilirsen ist bilmem neresinden samatyaya hst kuyruğuna,sonra ecz kuyruğuna artık ne ilaç varsa ,eskiden senelerce bekleyip evimze tlf alamazken şimdi hepimizin cebinde cep tlf onları ,yollar arabalara dar geliyor vs vs vs bunları rüyamızda bile hayal edemezdik ,insanlarda bi doyumsuzluk bı aç gözlülük ver ver ver şükrümüz hiç yok gözümüzü toprak doyursun,eski günleri bı düşünün gençler yaşamadıkları için bilmezler söylenecek çok şey var zamanım yok anlayan istediği gibi anlar eyvallah.

  3. Senin begendiklerin gelse başa şimdiye kadar Türkiye diye bir şey kalmayacaktı yok şu kadar yer yok bu kadar yer satmış devlette para koymadılar senin beğendiğin insanlar bu para mejbur bir yerden çıkacak gökten para yağmaz bir şeyler satmış olabilir satmıştır da ama kimin yüzüne biliyormuş senin gibi düşünen zamanında ülkeyi batiran insanlar yüzüne satmıştır onlar ülkeyi doğru düzgün yonetseydi hiç bir şey satilmayacakti bu para gökten yağmaz 2002 öncesi Türkiye batak halindeydi zaten bitmisti Türkiye iş yoktu ülkede fabrika çalışmıyordu ülkede bir kaç tane Sabancı fabrikası hariç şimdi ülkemizin her yerinde fabrika iş var ekmek var refah bir ülke var 2002 öncesi Türkiye’de her gün bir kariskanlik ekonomi batık üniversiteliler dışarda Kürt Türk olayı diye cikipta başkan demeskine kurt türk kardeşiz biriz hep birlikte turkiyeyiz demez niye demiyorlar fabrikalarının niye çalışmıyor o zaman niye ortalık çamur pislik içinde niye hastanelerimize sıra bekliyoruz niye hastanelerimize ölüyü bile çıkartıyoruz bunlar o zaman yasiniyordu bak ve daha fazlası yaşanıyor du şimdi öyle bir şey görebiliyor musun her yerde fabrikalarının çalışıyor herkes istediği gibi düşüncelerini belirtiyor senin bu konuşmalarını bir diktatör bir başkan olsa ya hapis ya öbür dünyaya gitmistin şimdiye kadar önceden bir projeyi bile gerceklestiremiyordun simdi düşün bak bir projenin maliyeti 70 milyar senin önceki sistemler proje parası bile bulamıyordu Türkiye’yi bildiğin batirmislardi senin zihniyetin ne biliyor musun geri eski sistem olsun geri eski halimize dönelim fabrikalarının çalışmasın işsizlik çoğalsın üniversiteliler ayaklansin Türkiyeye gelen vursun giden vursun biz hiç bir şeye ses cikarmayalim nasıl ses çıkartırım biliyormusun ekonomin güçlü olursa askeriyen güçlü olursa sivil toplum kuruluslarun güçlü olursa ses çıkartırım önceki Türkiye’de bu yüzden ses cikaramiyorlardi güçlü değil çünkü şimdi çok şükür Allah’a adam senin ilkeni savunuyor laf söyleyemiyor önemli olan Tayyip Erdoğan deyil o gider başkası gelir önemli olan Türkiye kardeşim Türkiye’nin geleceği refahı büyümesi daha diyorsunuz ki şurayı satmış burayı satmış önceki sistem de darbeler olmasaydı su olaylar bu olaylar olmasaydı bu ülkede hiç bir yer sayılmazdı Türkiye iyi yönetilmeye başladığı an hemen darbe yapıyorlardı sen bu sen o ülkeyi istiyorsun darbelerine yönetilen ülkeyi istiyorsun korkma rahat ol rahat rahat bu refah ülkede yasa senin dediğin sisteme bir daha donmeyecegiz çünkü kasımın nesli geliyor rahat rahat yaşamama bak alt yapı sağlam daha da büyüyeceğiz ve ülkemiz gün gelecek dünyanin büyük devletleri arasına gireceğiz mazlumu ezdirmeyecegiz

  4. Yüreğinize, kaleminize sağlık BAŞIBÜYÜK komutanım. Uzun ama dolu dolu bir yazı olmuş. Metin ağabeyimizin eleştiri yazısının her satırına imzamı atarım. Haydi yurtseverler görev başına.

  5. Yazı hatta bir kısım yorumlar çok değerli.korkarim bu muhalefet var olduğu müddetçe AKP nin yıkım ve intihar projelerini engellemek çok kolay olmayacak!!!

  6. HİÇ BU KADAR GÜZEL OSURAN INSANI BIR ARADA GORMEMISTIM. NEYSEKI OSURMAK SERBEST VE SUC DEGIL

  7. bütün açıklığıyla oluşacak ve olacak her şeyi yazmışsınız bence,…toplumdan her kesimin okuması gereken aydınlatıcı yazı ….

  8. Komutanım
    Vatanını karşılıksız sevenlerin düşündüklerine tercüman olmuşsunuz
    Tebrik ederim
    Kutlarım
    Çöküşten önceki son çıkışa az kaldı
    Toparlanıp yeni bir kurtuluş partisi kurulmalı
    Anadolu turnesine çıkıp köy köy, kasaba kasaba, şehir şehir gezerek halk olanlar hakkında aydınlatılmalı

  9. Osman kardeşim. Rant hesaplarınızda hata var. Kazanılacak olan rant öyle 100 milyar düzeyinde değil. Trilyon doları geçiyor. Bu proje cumhuriyet tarihinin en büyük rant projesi.

  10. İlber ortaylı kanala destek çıkmış. Şengör de. Ortaylı dediğimiz adam düne kadar fetöyü ziyaret ediyor sonra da ne kadar değerli biri olduğunu söylüyordu. Bunların feraseti bu kadardır.

    Komutanım harika bir yazı. Duygularımıza tercüman oldunuz. Bu ülkeyi yönetenler semitik çöl mitolojisinin meftunları olarak arap kültür dairesinin parçasıdır. Alık milliyetçileri saflarına çektikleri için şimdilerde kullansalar da düne kadar Türk Milleti diyemiyor sürekli “bu millet” diyerek milletimizle duygusal bir bağları olmadığını açıkça ortaya koyuyorlardı. İhvan jeopolitiğiyle düşünen bu adamlar milletimizin geleceğimizin en büyük düşmanlarıdır.

  11. Selam,

    Galiba RTE çaresiz durumda, ekonomi zannedilen/algılanandan da kötü. Kriz kapıda, yeni yıl geliyor, kredi notu yerlerde sürünüyor, bankalar kredileri yenileyebilecek mi acaba. Dolar 7.5 olduğunda anlı şanlı bankalar sallandı, öyle ki bu kriz eski krizler gibi değildi, bu krizin ülkeyi yekten götüreceğine birebir şahitlik edildi.

    Nasıl yırttık peki, MB şunu fark etti, doların en fazla 5.5 TL olması gerekirken, özellikle İngiltere kaynaklı yabancı finans kuruluşları, açığa işlemlerle fiyatta aşırı bir savrulma yaratıyordu, yani, elinde olmayan TL yi bankalardan faizle alıp, fx piyasada açığa satıyordu, (kısa poz), dolar yükselmiyor TL değer kaybediyor. Çizdirilen grafik teknik açıdan öyle bariz bir şekilde ben 10 TL olacağım diyordu ki, Japonu da, bütün dünya fx traderları da üşüştü, köpek balığı gibi. Gidişat çok kötüydü. MB bankalara hem resmi olarak hem de gayri resmi sopa gösterek TL takası yapabilecek şekilde kredi verme kısıtı getirdi ve bunların faizini korkunç yükseltti. Örneğin TL düşecek diye swap yapıp TL alan ve bunu fx piyasada açığa satarak %30 para kazanağım diyen yabancı, poz kapatıp, al TL’ni ver benim dolarımı diye bankaya gittiğinde kendisine %40 faiz borcu çıkarıldı, ne olduklarını şaşırdılar.

    İç piyasada da, vadeli opsiyon piyasasına girdi MB bizzat, dedi ki bence 6 ay sonra dolar 7.5 TL’den 6 TL ye düşecek alan var mı dedi, yamyam gibi üşüştüler. Dolar düşünce, bir daha 5.5 a düşecek var mı iddiaya giren, bir daha bütün spekülatörlerin kucağına verdi, niye, çünkü MB zarar da etse bu zararın karşılığını TL olarak ödeyecek ki, matbaa onda, teorik olarak zarar etmesi mümkün değil. Eskisi gibi piyasaya dolar satarak değil, sistemdeki dolara dayanarak türev piyasalarda dolar ihtiyacını karşıladı, dış piyasanın da elinde olmayan TL ile açığa satış yapma imkanını yok etti, ne karşılığında kredibilite.

    Niye anlattım bunu, MB sisteme yine bu sistemin kendi enstrümanlarıyla savaş açtı, kısa vadede başarılı da oldu. Üstüne üstlük, kriz korkusu tetiklenen herkes yüksek maliyetlerden dolar aldı ve dolara hapsoldu, bu sayede başlangıçta aslında elinde olmayan, ve bilançosunda görünen ve tenkit yediği pozisyonlardan da kurtuldu.

    Özetle, termometrenin gösterdiği ısı değişse de, bunun odanın ısısına faydası olmadı, yarın bu kredi notuyla, o cezalandırılan yabancıların hangi faiz oranıyla borç yenileyecekleri muamma. ABD yaptırımları bir ekonomik krizi tetikleyebilir. Bu ekonomik kriz eskilerine benzemez, hepimizi götürür.

    RTE gidince kimlerin geleceğini biliyoruz, ne yapacaklarını misal ilk işlerinin ne olacağını da biliyoruz. Bu ekonomik krizin de aslında bir ‘darbe’ olduğu kabulüyle, Kanal bir beka meselesi de, bu ekonomik kriz bir beka meselesi olmayacak mı? Kriz bir iç savaşa evrilme potansiyeli taşıyor mu?

    Niye Babacan, Davudoğlu, İmamoğlu’yla ağız birliği yapmış olduk, bu sizi hiç huylandırmıyor mu?

    Bence yazıda da bahsedildiği gibi tekrar Kanalın gündeme gelmesi durumun vahim olduğu anlamına geliyor, hem ekonomik olarak, hem de siyaseten, korkarım kriz daha önce çıkacak, Kanal zaten yapılamayacak ve korktuklarımız bu ülkenin başına geçecek.

    Battlestar Galactica’yı izlediyseniz, kadim kahin insansı robotlar vardı, yok olmak üzereyken aynı cümleleri tekrar ediyordu, ‘Tüm bunlar yaşandı ve tekrar yaşanacak, tekrar, tekrar.’ Kısır ve kendi üzerine kapanan kısır bir döngü

    Saygılar

  12. belki yss köprüsüne kamyon otobüs vs yönelttiği gibi kanala da tüm gemileri yönlendirecek bir bildiği vardır devlet adamlarının sonuçta bu kadar büyük paralarla yapılacak şeyi ölçüp tartmadan kimse yapmaz yapacak şirketlerde aptal değildir devlet yanlış hesaplasa bile onlar doğru tahminle bu işe girecektir benelüks lülerde boş işe girmez bence ist havaalanı gibi hızlıca yapılırsa gece gündüzlü çalışmayla 2023 e yerli otomobille beraber yetişirse tayyip bey bütün rüyalarını gerçekleştirmiş olur ve bizde deriz artık halkın refahını artır herşeyi yaptın hani 15.000 $ milli gelir nerede ? bana kalırsa 2023 te türkiye tayyip beyin bahsettiği gibi dünyanın ilk 10 ekonomisi arasına girecek.çomar değilim. kendi potansiyelimizin farkında değiliz sadece.

  13. Güzel bir yazı komutanım başta montrö boğazlar sözleşmesinin korunması İstanbul içme suyunun kullanılmaz hale gelmesi depremi tetiklemesi ve daha birçok konudan dolayı kabul edilemez bu İstanbul kanalı

  14. Yazının altına imza atarım.Yalan istanbul akp nin altın vuruşudur.Battı balık yan gider procesidir.2020 de kapitalizmin doların çöküşünden bahsediyorlar fiziki altın fiziki gümüş tarım arazisi gibi eski ekonomi para edecek karşılıksız kağıt paralar ve sanal paralar çöp olacak kemerleri bağlayın

  15. Çıkar odaklı politik sistem her şeye gebe. sattırmam diyenler organize değil, Bölük pörçük. Bir toparlayıcı odak lazım.

  16. Osman Basibuyuk kardesim duygularinizi cok guzel dile getirmissiniz. Aslinda bu duygular bizim gibi her vatansever ulusalcinin hissettigi duygular. Bu millet dincisi, kurtcusu ve emperyalist taseronculari arasinda kalmaktan artik kusacak duruma geldi. Ya topluca intihar edecegiz yada bir kurtulus yolu bulacagiz. Surekli yaziyorum, soyluyorum. Dilimde tuy bitti. Bu vatanin Ataturkcu, ulusal fabrika ayarlarina donmesi, var olma yada yok olma meselesi haline gelmistir. Ya gercek anlamda kalkinacagiz ve bu yuzyili iskalamayip hakettigimiz gelismis bir ulke konumuna gelecegiz, yada yok olup, parcalanip gidecegiz. Ekonominin serumla beslendigi bu gunlerde iktidar rant amacli kanal projesi, araba projeleri ile ugrasiyor. Halk ise intihar noktasina gelmis, insanlar benzin dokup kendilerini yakiyorlar. Bu normal mi? Tarim bitmis, Ataturk’un kurdugu tekstilinden, kagidina kadar hepsi peskes cekilip sonunda kapatilmis, temel uretim sanayisi baltalanmis ve baltalanmaya devam ediliyor. Milletin tum vergisi rant amacli insaat projelerine, AVMlere, kulelere, luks villalara, abuk sabuk rantci iktidar projelerine gitmis ve halende gidiyor.
    Ise once YCHP denen emperyalist projenin durdurulmasi ile baslamak gerekiyor. YCHP bu ulke icin, vatan icin tam bir karabasandir, Turkiye’nin yikilmasi icin kurgulanmis bir emperyal projedir. Gul, Babacan, Davudoglu, Imamoglu, Kilicdaroglu, Kaftancioglu vs. hepsi ama hepsi Chatham House denen Ingiliz derin devletinin taseronlaridir. Bu artik kendini acik secik gosteriyor. Buna inanmayan, inkar edenler ya ayakta uyuyorlar yada bunlarla isbirligi icindeler. YCHPnin icindeki isbirlikci “cete” def edilmeli ve CHP Ataturk’un kurdugu ayarlarina, “Alti Ok” ilkelerine geri donmelidir. Emperyalist kumpastan temizlenmis bir milli CHP ile birlikte dincilerin, fetoculerin bu gucun karsisinda durmasi imkansizlasacaktir. Ilk secimde AKP sandikta cok buyuk hezimete ugrayacaktir. Bu basit bir matematiksel gercektir. Bu sekilde Turkiye hem emperyalistlerden ve onlarin yerli taseronlarindan, hem PKKdan, hem Feto’den hemde tek amaclari rantcilik ve arapcilik olan din bezirganlarindan kurtulabilecektir. Onumuzdeki yol zordur ancak Istiklal savasi bundan cok daha zordu. Imkansiz sey yoktur, kararlilik ve azim vardir. Ulusal gucler tek yumruk olarak birlesmeli ve ilk is olarak CHPyi Ataturk cizgisine geri getirmelidir. Ufak tefek ulusal partiler alternatif degildir ve bolunmeyi dahada koruklerler. Alin size halihazirdaki ulusal partilerin hal-i pür melali. Millet nezninde karsiliklari binde birlerde bile degil. Bunlar mi vatan kurtaracak? Kimileri varliklarini idame ettirebilmek icin artik iktidarin kullanisli stepne lastigi konumuna gelmisler, iktidarin avukatligina soyunmuslardir. Bu is boyle yurumez. Guc birligi olmadan hic bir sey olmaz. CHP oy kitlesi kemiklesmis tek partidir ve su acinacak hali ile bile yuzde yirmilerin uzerinde bir oy kapabilmektedir. Bunun farkinda olan emperyal gucler bu firsati sahte Ataturkculuk ile cok iyi istismar ediyorlar. Sahte ikinci Ataturkler (!) ile bu muazzam oy potansiyelinin emperyalistler tarafindan gule oynaya kullanilmasina seyirci mi kalacagiz? Acilen birseylerin yapilmasi gerekiyor. Tum vatansever insanlarin, akademisyenlerin, subaylarin, aydinlarin bir araya gelmesi ve buyuk kurtulus haraketini baslatmasi, Turkiye’yi rayina oturtma zamani gelmistir.
    Turkiye’nin kurtulus recetesi, Ataturk’un kurdugu CHPnin kurtulusudur.

  17. “Tarihçi Prof. Dr. İlber Ortaylı, Beylikdüzü’nde katıldığı söyleşide, Kanal İstanbul projesinin gerekli olduğunu söyleyerek “İstanbul Boğazı’ndan bu kadar şilep geçemez. Aksi taktirde her gün deniz kazaları olur” dedi. Ortaylı, “Bundan sonra ciddi bir hükümetin programı o çılgın kanal denen kanalın yapılmasıdır” ifadesini kullanmıştı.”
    Osman Bey konuyu doğru düzgün araştırmadan önyargılı bir şekilde bunları yazmışsınız besbelli, lakin dünya dönüyor.. lütfen sabit fikirliliğinizi ve ideolojik saplantınızı bir kenara bırakarak konuyu; değişen küresel dengeler, boğazdan geçen gemilerin miktarı ve niteliğinin değişmesi..vs daha geniş bir perspektiften görmeye çalışın.. Çünkü olayı sadece ranta bağlayarak kolaycılığa kaçmak size hiç ama hiç yakışmıyor.

  18. Bence ne “Çankırılı Halil’e”, ne Konyalı Veli’ye, pek güvenmeyin. Onların “bu düzenin finansörü” olduğunu sanıyorsunuz ama, onlar “vatandaş” olarak bu düzenin finansmanına harcadıkları varlıklarını, “AKP’li vatandaş” olarak -ayni veya nakdi bir biçimde- geri alıyorlar. Dolayısıyla Ali’den Veli’den artık bize fayda yok. Bu düzenin gerçek finansörleri, yüksek vatanseverlik duyguları sebebiyle, düzenin altın tepsilerde sunduğu rüşvetlerden nasiplenmemiş biz üç beş vatanseveriz. Bu yüzden, umut bağladığınız “dördüncü yolda” birlikte yürüyeceğiniz pek yoldaş bulamayabilirsiniz.

    Bence geldiğimiz bu noktada bir “dördüncü yol” olup olamayacağının tek cevabı; “Bizler gibi -ve fakat- eli silah tutan kaç kişi var?” sorusuna verilecek cevaptır. Bu soruya cevap arayacak/cevap verebilecek olanlar da umudu “Çankırılı Halil’e” bağladıysa, o zaman yıkıl Sezar…
    Görünen o ki, hep birlikle yıkılan bu düzenin altında kalacağız…

  19. Kapitalizm rüzgarını da arkalarına alan Arablaşmış Türkler “öteki” Türkleri köleleştiriyorlar. Son 30 yılda yaşadığımız şey çok büyük bir servet transferi ve prangasız kölelik sisteminin yaygınlaştırılması oldu.
    Kanal İstanbul milyarlarca dolar zenginlik yaratacak ama bu zenginlik belli bir zümrenin elinde birikecek. Bu biriken zenginlik gelecek kuşaklara da aktarılacağı için bundan sonra doğan çocukların büyük kısmı aslında köle olarak doğacaklar. Neden öyle olacak? Çünkü ücretlerdeki düşüş baskısı nedeniyle, bu çocukların büyüdüklerinde o evleri maaşlarıyla almaları olanaksız olacak.
    Gelir dağılımındaki adaletsizlik büyük oranda artacak. Kanal İstanbul ve yaklaşan küresel ekonomik kriz Türkiye’deki gelir dağılımını iyice bozacak. Bu bozukluk ilerki nesillere de miras yoluyla aktarılmış olacak. Arablaşmış Türkler çocuklarına 100 daire miras bırakırken, köleleştirilmiş öteki Türkler çocuklarına kulübe bile bırakamayacak.
    Kifayetsiz muhalefetin artık sorunu bir kölelik sorunu olarak ele almasının zamanı geldi ve geçti bile. Bu haliyle Kanal İstanbul, öteki Türklerin köleleştirilmesi sürecinin son halkasıdır.
    Etraftaki arsalar yıllardır kapışıldı ama kalan kısmı ve yapılacak olan binalar Hazine’nin malı olsun ve bunlar Hazine tarafından kiralansın. Belki böyle biraz adil olur, yoksa tam bir kölelik fermanı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı