Kanser bahane, etnikçilik şahane

Dr. Ceyhun Balcı yazdı...

Kanser bahane, etnikçilik şahane

Hemen her kavram bölücülüğün, etnikçiliğin aygıtına dönüştürülebiliyor Türkiye’de. Sorunlar “sınıfsal” temelli diye başlayan tümce “ama” bağlacıyla sürdürülerek etnikçiliğe bulanarak bitirildiğinde amaca erişilmiş oluyor.

Yazının altındaki imza bir onkoloji uzmanına ait. Kişi aynı zamanda Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi Üyesi.

Yazdıklarından anladığımız kadarı ile ülkemizin güneydoğusunda kanser tanısı bile gecikmeli olarak konulmaktaymış. Bir dizi neden arasında “anadilde sağlık” hizmeti sunulmamasına özellikle vurgu yapılınca kanserin bahane etnikçiliğin şahane olduğunu anlıyoruz.

Dr Halis Yerlikaya’nın etnikçiliğe, bölücülüğe ilgisi bilinen bir internet sitesinde yayımlanan yazısı kansere değinir gibi görünse de, özenle okunduğunda kanserin bahane olduğunu anlamak güç olmuyor. Konu dile ve doğal olarak “anadil”e bağlanarak ve her ne demekse “Kürt İlleri” vurgusuyla yıkıcı darbe vurulmuş oluyor.

Hastanın Kürtçe’den başka dil bilmemesi hekimle anlaşamaması sorununa yol açmaktaymış. Bu da zaman zaman hekimin hastayı azarlamasına varan olumsuzluk nedeniymiş.

Çözüm mü?

Sağlık hizmeti veren başta hekim olmak üzere her katmandan kamu görevlisi hastanın konuştuğu dili öğrenmeli.

Dil üzerinden yoksunluk edebiyatına girişenlerin hemen hiç birisinin aklına Kürtçe’den başka dil bilmeyen yurttaşımızın Türkçe öğrenmemiş olması ve bunun nedenleri her nedense gelmiyor. Hiç olmazsa ilköğretim gören bir yurttaşımızın Türkçe öğrenmesi konusunda eksiklik ve yoksunluk içinde olması düşünülebilir mi?

Özellikle taşımalı eğitime geçilerek köy okullarının kapatılmış olması hem ekonomik hem de coğrafik nedenlerle eğitime ve öğretime erişimi zorlaştırmıştır. Ancak, bu gelişmeden önce de bölgede bu konuya ilişkin sorunların varlığı bilinmeyen durum değildi.

Hekim meslek kuruluşu Türk Tabipleri Birliği’nin Merkez Konseyi’nde de görev yapan Dr Halis Yerlikaya temel soruna değinecek yerde “anadilde sağlık hizmeti” üzerinden gerçek niyetini ortaya koymakta sakınca görmüyor. Ona kalırsa bölgede görev yapacak olan hekimler ve sağlık çalışanları Kürtçe öğrenmekle başlayacaklar işe. Böylece bölge halkıyla iletişim sorunu kalmayacak ve sağlık hizmetindeki biricik(!) sorun ortadan kalkmış olacak.

Buna bağlı olarak da bölge halkına kanser tanısı gecikmeleri ortadan kalkacak. Dilden kaynaklı anlaşmazlık olmayacak ve sağlık ortamında hastaların azarlanmasının önüne geçilmiş olacak.

Bu yazıyı okuyanların en azından belirli bölümü “ne var bunda, olamaz mı?” diye düşünebilirler.

Öyle düşünmesi olası olanları aydınlatmak bakımından bir ek bilgi vermiş olalım.

İletişim anlaşmazlığı görünümlü ileti veren Dr Halis Yerlikaya’nın PKK’nin sözde akademik içerikli ve Avrupa’da yuvalanmış KURD-AKAD’ın etkinliklerine de ilgiyi esirgemediğini vurgulayalım. Bu yapılanmanın geçen yıl başındaki etkinliğine Kuzey Kürdistan temsilcisi olarak katılmayı tasarladığını ve bu anlaşılınca gösterilen sert tepkiler sonrasında katılmaktan vazgeçmek zorunda kaldığını anımsatırsak ne demek istediğimizin anlaşılması kolaylaşacaktır. Kuzey Kürdistan neresidir Dr Yerlikaya diye sorsak antidemokratik ve incitici mi oluruz?

Bilindiği gibi virüs yaklaşık 2 yıldır dünyayı tutsak aldı.

Türk Tabipleri Birliği ise çeyrek yüzyıldır bu anlayışın tutsaklığı altındadır.

Dr Yerlikaya yazısında bir yandan ülkemizin güneydoğusunda sağlık hizmeti aracılığıyla ayrımcılık uygulandığını öne sürerken diğer yandan da zor koşullarda özveriyle bu hizmeti veren hekimler başta olmak üzere sağlık ordusunu akıl almaz suçlamanın hedefi yapmaktadır.

Hem bu tutumu hem de yurt dışında yuvalanmış sözde akademiye eksik etmediği ilgisiyle bulunduğu yerin “etnikçilik-bölücülük” olduğunu doğrulamıştır. TTB’ye soracak olsanız bu tutum adı geçen kişinin kişisel seçimidir, dolayısı ile “kurumu bağlamaz” türünden basmakalıp bir yanıt alırsınız.

Hiç de öyle değildir. Yalnızca bu yazıya konu olan kişinin değil, TTB’ye egemen olan örgütçükler birliğinin eğilimidir ve ana eksenidir “etnikçi-bölücü” yaklaşım.

Bakmayın siz “sınıfsal” nitelemeleri üzerinden solculuk taslamalarına. Dört dörtlük emperyal uzantılarıdır. ABD emperyalizminin kara gücüm dediği PKK-YPG ve benzerlerinin yanı başında saf tutmalarından da bellidir bu durum.

Yüz altmış bini aşkın hekimin meslek örgütünün aldığı tutuma ve içine düştüğü duruma bakar mısınız? Bir avuç örgütçük ileri geleninin binlerce hekimi içine düşürdüğü uygunsuz durumu düzeltmek de hekim kitlesine düşen kaçınılmaz görevdir.

Her şey bir yana!

Tutumu ve seçtiği yol “etnikçilik-bölücülük” olan meslek kuruluşunu kim dikkate alır?

Kim lâfını, sözünü dinler?

Kim saygı gösterir?