Kirli siyaset

Kirli siyaset

27 Mayıs 1960 Devrimi’nin 60’ncı yılını andık.

Her yıl olduğu gibi; Darbe mi? Devrim mi? diye tartıştık.

Daha çok tartışırız.

Olaylara tarafsız gözle ve her yönüyle bakma alışkanlığımız olmadığı gibi öyle yapanları da benimseyemeyiz.

İlla karalamak, illa aklamak gerekmiyor oysa.

İyisiyle, kötüsüyle; doğrusuyla yanlışıyla ele alıp ders çıkarmaya bakabilsek.

Bakamadığımız öyle açık ki, günümüz siyasi arenasına göz gezdirince 60 yıl öncesinden pek de farklı olmadığını görmek zor değil.

Arpa boyu ileri gitmişliğimiz yok.

KUTUPLAŞMA

27 Mayıs’a gelen günlerde ortamı anımsayalım.

İnsanlar kutuplaşmış.

Menderes “Vatan Cephesi” diye kendini destekleyenleri ayırmış. Ülke karpuz gibi ortadan ikiye yarılmış.

İyi ki TV yok. Menderes, 7/24 görünmüyor karşımızda.

Tek radyomuz var. Her gün haberlerin bitiminde o cepheye kaydolan vatandaşların isimleri okunuyor.

Bugün “Cumhur İttifakı”nda olmak gibi o dönem de Vatan Cephesi’nde olmak kolaylıklar sağladığı için vatandaş el mecbur kaydoluyor.

İş, aş kolaylığı. Kayrılma ayrıcalığı.

Kahvehaneler bile ayrılmış. “Öteki”nin kahvesine gitmek aşağılanma nedeni.

KİN-NEFRET

Demokrat Parti (DP), özellikle CHP ve lideri İnönü’yü hedefe oturtmuş.

Her türlü kötülüğün ondan geldiği üç öğün vurgulanıyor.

Kurtuluşun iki numaralı başkahramanı, savaşın kötü gidişini Türk milleti adına çeviren, Türk milletini dünya savaşına sokmayarak çocukları babasız bırakmama başarısı gösteren adam halka Yunan’dan daha düşman gösterilmekte.

Suikastlar düzenleniyor.

Taşlanıyor.

Bazı şehirlere sokulmuyor.

Günümüze bakın. Her biri yineleniyor.

Şimdi de CHP lideri hedef tahtasının 12’sinde, diğerleri de çevresinde.

Muhalif bir vatandaş yazılı veya sözlü bir suçlamada, nükteli sataşmada,  hatta sataşmayı paylaşımda bulunmayıversin, yandı gülüm keten helvası. Cumhurbaşkanı sıfatlı parti başkanı her gün ekranlarda partisinden olmayanları aşağılama ve azarlamada.

Yukarıdan aşağıya yansıması ise tehlikeli boyutlarda.

Muhalif vatandaşlara tehditler almış başını gidiyor. Dur diyen yok.

DEMOKRASİ-ÖZGÜRLÜKLER

Başbakan ve DP lideri Menderes ne derse o oluyor. Dönemin tek adamı o.

Muhalefetin sesinin kesilmesi için ne gerekiyorsa yapılıyor.

DP velilerinden oluşturulan komisyona mahkemelerin üzerinde yetki veriliyor.

Basın özgürlüğü yok edilmiş.

Muhalefet eden gazeteciler hemen içeri tıkılıyor.

Gazete ve dergiler kapatılıveriyor.

DP, adını aldığı demokrasiyi ayağının altına almış.

Ne benzerlik ama!

Bu gün, AKP ‘nin adını aldığı adaletten eser kalmadığı, millete son vereceği sözünü vererek seçimi kazandığı 3Y (yolsuzluk, yoksulluk, yasaklar)’nin üçünde de eskisinden çok gerilere gidildiği gibi.

ÇAMURLAŞAN SİYASET VE KAÇINILMAZ SONUÇ

AKP mecliste gücünü artırdığı ikinci döneminden (2007) itibaren hızla değişti. Başlangıçta verdiği umutları giderek yok etti.

İçine düştüğü yanlışları, CHP’ye yükleme yöntemiyle halkın gözünden kaçırmayı ana politika olarak benimsedi.

Özellikle kamuoyunun duyarlı olduğu terörle mücadelede bu yola başvurdu;

Açılım rezaletini,

PYD liderini devlet adamı gibi kabul etmelerini ve Suriye kuzeyindeki oluşumun önünü açmalarını,

Barzani ve bölücüleri baş tacı etmelerini, birlikte miting yapmalarını,

PKK’nın palazlanmasına, hendeklerin kazılmasına göz yummalarını,

Daha bir yıl önce, yerel seçimler öncesinde terörist başının kardeşini TV’lerde konuşturmalarını, Öcalan canisinin mesajını yayımlamalarını ve daha bir sürü zırvalar…

Bütün bu yaptıklarını yok sayıp CHP ve diğer partileri PKK ile işbirliği ile suçlamaları akla ziyan bu politikanın yansımaları.

Siyaset, halk arasında yaygın olarak ,”yalan söyleme sanatı” olarak tanımlanır ve genelde siyasetçiye güven azdır.

Her şey karşın son yıllardaki kadar çamurlaşma, insanları tiksinti derecesinde bıktırma seviyesine hiç gelmemiştir.

Şurası çok açık ki bu siyaset yöntemi AKP’ye de lideri RTE’ye de kazandırmaz, kazandırmayacaktır.

Halk; kavgadan, saldırganlıktan, kutuplaşmaktan, yolsuzluktan, yoksulluktan, baskılardan,  haksızlık ve hukuksuzluktan yılmış durumdadır.

Yerel seçimler ve İstanbul’da yaşananlar bunun kanıtıdır.

Halk dersini vermiştir ama anlaşılan o ki gözler kararmış, aynaya bakılmaz olmuş, bataklaşan çamur içinde boğulup kaybolmak kaçınılmaz olmuştur.

Özel not; 27 Mayıs öncesi benzetmelerimden darbe iması çıkarıp, modaya uyarak darbe tehdidine karşı savunmaya geçmeyi düşünenler hiç zahmet etmesin.

Türkiye’de askeri darbe dönemleri bitmiştir. Son darbe girişimini yapanlar da iktidarın beraber yürüdüğü kankalarıdır.