Köşe Yazıları

Koronavirüs kimin ürünü ve kimi zengin edecek?

2004 yılında dünya gündemine giren Kuş Gribi hastalığının virüsü, H5N1 olarak adlandırılmıştı.

Bu virüs, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu birçok ülkede yüzlerce can aldı, beyaz et sektörüne de büyük darbe vurdu. On milyonlarca kümes hayvanı itlaf edildi. Dünya genelinde üretici ve satış zincirinde toplam zarar 600 milyar doları buldu.

Hastalığın çaresini ise ABD ve Almanya ortaklığındaki dünya ilaç devlerinden İsviçreli Roche şirketi buldu.

Roche, patentini elinde tuttuğu ilacın üretimindeki bazı aşamaları Alman ve Amerikan ortaklarına devretti.

Roche’un kuş gribi virüsü ilacından kazancının 300 ila 350 milyar dolar arasında olduğu iddia edildi.

Nisan 2009’da, bu kez de Domuz Gribi başladı.

Domuz Gribi virüsü de H1N1 olarak adlandırıldı.

Virüs aralarında Türkiye’nin de bulunduğu birçok ülkede 12 binden fazla can aldı.

Domuz Gribi aşısını Amerikan ve Alman ilaç devlerinin Avrupa’daki ortağı İsviçreli Novartis buldu.

Aşıların üretimi Almanya ve ABD’deki fabrikalarda gerçekleşti.

Söz konusu ilaç devlerinin bu işten kazancının yaklaşık 675 milyar dolar olduğu ileri sürüldü.

Adı geçen şirketlerin Kuş Gribi ve Domuz Gribi sonrasında, 3 yıllık bilançolarında gözlemlenen kâr oranlarındaki önemli artışlar takdire şayandı.

Biliyorum, “Evde Kal” çağrısına uyup dışarı çıkmıyorsunuz, ama uzun yazıları da sevmiyorsunuz. Bu nedenle 2002’deki SARS, 2012’deki MERS ve Orta Afrika’dan çıkıp kıtanın farklı bölgelerinde yıllardır etkili olmaya devam eden on binlerce can alan EBOLA virüslerini yazarak sizi yormak istemem.

Şimdi gelelim yeni tip Koronavirüse.

Çin’de ortaya çıkışından bu yana geçen yaklaşık 5 aylık süreçte Koronavirüsün yol açtığı ölümler, en çok ölümün kaydedildiği Domuz Gribini aşarak, dünya genelinde 50 bine doğru gidiyor.

Çünkü yeni tip koronavirüs, Kuş Gribi ve Domuz Gribi virüslerine göre çok daha hızlı ve daha çok kişiye bulaşma özelliğine sahip.

Hiç düşündünüz mü neden?

Öyle hemen “Yapanlar sağlam yapmış da ondan” demeyin. Ama sadece şunu bilin, Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ), 14 Aralık’ta, “Bu virüs doğal oluşumdur” yani kendiliğinden oluşmuştur dedikten sonra, söz konusu açıklamasını piyasadan silmesi çok anlamlıdır.

Hiç merak etmeyin, sonraki yıllarda başkalarının gelmesi için Koronavirüs de çekip gidecek. Çünkü birbirleriyle ortak olan Alman, Amerikan, İsviçre, İngiliz, Fransız ve İsrail ilaç devleri yani Johnson & Johnson, Novartis, Bayer, Basf, Roche, Gilead, Sanofi, Pfizer, Glaxo Smithkline, Teva ile diğerleri bu virüsün aşısını ve ilacını çoktan hazırladılar.

Hani, “Minareyi çalan kılıfını hazırlar” diye bir söz vardır. İşte öyle bir şey.

Peki, o zaman ne bekliyorlar diye soracaksınız. Öncelikle şunu bilin, karşınızdakiler “Aman daha çok can kaybı yaşanmasın, insanlar perişan olmasın, herkes hemen sağlığına kavuşsun” diyecek ve düşünecek türden yapılanmalar değil.

Çünkü virüsün yarattığı panik büyüyüp, beklenti arttıkça bilançolara sığmayacak kazanç ve kâr oranları da bir o kadar çoğalacaktır.

Şimdi en can alıcı sorulara geçelim.

Dünyanın en önemli ilaç devlerinin bulunduğu ve kimya sektörü ekonomisinde devasa yer tutan Almanya, yeni tip koronavirüsün ortaya çıkacağını 2011 yılında biliyordu.

Çünkü koronavirüsün sonraki yıllarda ortaya çıkacağını ve dünyayı kasıp kavuracağını haber veren rapor, Alman Meclisi ve Hükümetine 2011’de sunulmuştu.

Söz konusu raporda, hastalığın belirtileri, kimleri vuracağı, nasıl bulaşacağı ve ne kadar yaşlı insanın öleceğine kadar her ayrıntı anlatılmıştır.

Hatta hastalığın başından beri duyduğunuz, “Virüs, Çin’in Vuhan bölgesindeki bir hayvan pazarında satılan yarasadan yayıldı” hikâyesi de, 9 yıl önceki raporda, “Yeni tip koronavirüs Çin’deki bir hayvan pazarından yayılacak” ifadeleriyle yer almıştı. Ne benzerlik değil mi…

Peki, olacakları bilen Almanya, diğer ülkelere neden 2011’de haber vermedi?

Raporu hazırlayan sağlık ve bilim kurullarının üyelerinden 24’ünün, yukarıda saydığımız dünya ilaç devlerinde de çalıştığı bilgisi neden saklandı?

İç içe geçmiş, birbirlerini satın alan, sermaye transferleri yapan bu uluslararası şirketler, bağlı bulundukları ülkeleri yeni tip korovirüsün geleceğinden neden 2011’de haberdar etmedi?

Dünya Sağlık Örgütü DSÖ, ilaç devi şirketlerin üst düzey yöneticisi durumundaki 14 kişiyi hangi nedenlerle farklı dönemlerde 3 kez uyardı ve ardından da haklarında soruşturma açtı?

Bu kişiler daha sonra Dünya Sağlık Örgütü’ndeki önemli görevlerinden neden ihraç edildi?

Şimdi siz de bana haklı olarak birçok soru soracaksınız.

ABD başkanı Trump ve Almanya Başbakanı Merkel ya da İngiltere Başbakanı Johnson söz konusu ilaç şirketlerine söz geçiremiyorlar mı? Diyeceksiniz.

İlaç devleri bu cesareti nereden buluyorlar, sonuçta şirket değiller mi, devletler hesap soramıyor mu? Diyeceksiniz.

Kısacası soracaksınız da soracaksınız. Ama şunu bilin, her sorunuzun ikna edici yanıtı, “İlişkilerde”, “Laboratuvarlarda” ve “Bilançolarda” var.

Konunun bir de, biyolojik Savaş olarak adlandırılan yönü var. Tüm dünyayı etkileyen ticaret savaşlarının baş aktörlerinden Çin, ABD’yi, virüsü bulaştırmakla suçlamıştı. İşte bu durumun İlaç devleri ile sıkı bağları var. Şimdilik burada duruyorum, çünkü yazı uzadı ve siz de sıkıldınız. Devamı gelecek.

Not: Yazıyı siteye göndermeye hazırlanırken, Batılı haber ajanslarından şu haber geldi:

“İlaç şirketi Johnson & Johnson, Koronavirüse karşı aşı geliştirdiğini duyurdu. Şirket Yılsonuna kadar 1 milyar doz aşı üretimine başlayabilmek için ABD’de fabrika kuracağını açıkladı”

Demek ki neymiş, “Minareyi çalan kılıfını hazırlarmış” sözü doğruymuş.

ABD’li Johnson & Johnson’un Alman, İsviçreli, İsrailli, İngiliz ve Fransız ortakları olduğunu yazmıştım. Şimdi bunlar ilk planda 1 milyar doz, sonraki aşamalarda da toplam 10 milyar doz aşı üretecekler. Sizce bir doz aşının fiyatı kaç dolar?

Madem evdesiniz, vaktiniz de varken şu milyar dozların kaç yüz milyar dolar yaptığını hesaplayın lütfen. Sonra da, ortaya çıkan akılların almayacağı büyüklükteki paralara bakarak, son 20 yılda virüslerin neden sıraya geçtiğini daha iyi göreceksiniz.

Etiketler

8 Yorum

  1. Çok ilginç bilgiler.İlgi ile okudum.Bigilendirdiğiniz için çok teşekkür ederiz.Selamlar.

  2. Komplo teorisi anlatıp bundan para kazanan bir kesimin olduğunu da unutmamak gerek. İnsanlar gizemli şeylere merak duyuyorlar, Onlar da bu merakı kullanıp şan, şöhret ve para kazanıyorlar. Olaya bir de bu açıdan bakmak gerekir diye düşünüyorum.
    Yani komplo teorisi anlatmak bir geçim kaynağı, profesyonel bir meslektir. Bunu yapanlar da çok güzel para kazanırlar.
    Ayrıca, ilaç şirketleri kar amacı güden kurumlardır, hayır vakfı değillerdir. O yüzden önlerine çıkan fırsatları değerlendirip para kazanmak isterler.
    Komplo teoricilerinin yaptığı şey, nedenlerle sonuçların yerini değiştirmektir.
    İlaç şirketleri milyonlarca insanı etkileyen bir hastalık var, buna ilaç geliştirelim para kazanalım demiş olamazlar mı?
    Komplocularsa, insanlara ilaç satmak için şirketler önce onları hasta ettiler der; neden ve sonuç yer değiştirir.
    Komplo teoricileri tanrı yaratırlar. Onlara göre dünyayı yöneten, her şeye kadir, 300 sene önceden kimin cumhurbaşkanı olacağını bile hesaplamış, geçmişi ve geleceği bilen bir güç vardır. Bildiğin tanrıdır bu, ama onlar dünyayı yöneten gizli aileler derler buna.
    Komplo teoricileri aslında dinin alanına da girmişlerdir, öyle bir tanrı (dünyayı yöneten aileler) yaratmışlardır ki, bu tanrı nedense hiç başarısız olmaz, her şeyi bilir, herkese söz geçirir, herkes ona itaat eder.
    Bu şekilde komplo teoricileri topluma “öğrenilmiş çaresizlik” aşılarlar. Onları dünya güçlerine boyun eğdirirler. Topluma şu mesajı verirler: “siz bir hiçsiniz, ne yaparsanız yapın tanrısal güçlere sahip 5-6 aile size hükmedecek. Onlara boyun eğin, itaat edin”.
    Bu nedenle komplo teorisyenliği yapmak aslında topluma zarar vermektedir.

  3. Makalelerinizi ilgi ile okuyorum.Tespitlerinize sonuna kadar katılıyorum.Birçok ”bilim adamı ” bu tespitlerin komplo teorileri olduğunu söylüyor. Buna rağmen bir kaç kapsamlı düşünen ,meraklı, şüpheci ,geniş bakış açısına sahip bilim insanının gerçekleri ortaya koyacağına inanıyorum.
    Ancak bana ilginç gelen başka bir durum söz konusu şöyle ki; Kara Kutu kitabında Soner Yalçın bu konuları anlatmasına rağmen neden linç ediliyor.Üstelik bu yazının yayınlanıp yayınlanmayacağına emin olamadığım bu sitede…Siz genelde O’ndan farklı bir şey söylemiyorsunuz .Yermek açısından söylemiyorum.Sonuçta doğru neyse o’dur.Ama bu ikilem neden anlayamıyorum.

  4. Devletlerin kurumlarını yöneten siyasiler milli olmadıkça memurlar ve bilim adamları emir kulu olabiliyor ancak salgın kaçınılmaz ise neden önlemi almak için yeterli sağlık sistemi geliştirilmez

  5. Yazınızı okurken sıkılmadım aksine devam yazınızı iple çekiyorum. Gerçekleri yazan gazete neredeyse yok. Iyi ki varsın Veryansın Tv

  6. “Söz konusu ilaç devlerinin bu işten kazancının yaklaşık 675 milyar dolar olduğu ileri sürüldü.” diyorsunuz ya; kim ileri sürdü?
    Bu lisanı Sn. Nihat Genç Ergenekon ve Balyoz kumpasları sırasında çok tenkid ederdi çünkü o zaman meşhur taraf gazetesinde “bilmemne ileri sürüldü” diye bir başlık atar sonra tüm yandaş medya onu refere ederek olayı veya suçlamayı gerçekmiş gibi yayınlarlardı…
    Aşıdan 675 Milyar dolar kar edebilmek için aşağı yukarı 100 milyar kişiyi aşılamanız gerekir ki tüm dünya nüfusu şu anda bile 8 Milyar civarında… üstelik haberiniz oldu mu bilmiyorum domuz gribi aşısında yumurta sarısı kullanılamadığından aşının seri üretimi büyük teknik sorunlarla karşılaşmış ve büyük miktarlar gerekmeden virus pandemiye yol açamadan sönümlenmişti. Bırakın 675 Milyar doları o işe girenlerin hepsi zarar etmişti. Sizin bahsettiğiniz Novartis firmasının son 20 yıllık grafiğine baktım hiç de o tarihlerde yukarı fırlama görünmüyor. Lütfeder de hangi yıl karında bu 675 milyar dolar kar devreye girmiş bildirirseniz bu bilgiler kamuya açık olduğundan hemen bakıp sizden özür dilerim. Bu firma hayatında hiçbir zaman böyle bir kar açıklayamayacağı gibi şu ana kadar Dow Jones endeksinde yer alan devasa sanayi şirketleri bile hiçbir zaman böyle bir kar açıklamış değil.
    Komplo teorilerine karşı her yorum yaptığımda “son olsun, milleti kendime gıcık ettirecem” diyorum ama nasıl oluyorsa çıtayı hep daha yukarıya çıkarıyorsunuz. Gerçek rakamlarla sizin söyledikleriniz arasında %10-20 veya %100-200 olsa pas geçecem de aradaki fark bin kat olunca %100000 gibi uçuk bir oran ortaya çıkıyor ki söylemesem bana dert olacak…
    Neticede istihbarat teşkilatları silahsız terör hareketlerini komplo teorileri ile sürdürmekte ve tarikatları aracı olarak kullanmaktadır.
    İşte bu nedenle bu komplo teorilerine girdiğinizde yorumun başında belirttiğim kumpas lisanına farkında olmadan siz de sahip olabiliyorsunuz…
    Evinizden çıkmamaya ve daima fiziki mesafeyi muhafaza etmeye gayret gösteriniz. Sağlıcakla kalınız

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı