Köşe Yazıları

Mavi vatan savunucuları: Pruvanız neta, denizleriniz sakin olsun!

Dün Türkiye ve Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti arasında, ‘Güvenlik ve Askeri İşbirliği Mutabakat Muhtırası’ ile iki ülkenin uluslararası hukuktan kaynaklanan haklarının muhafazasını hedefleyen ‘Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası’ imzalandığını okuduğumda bir denizci olarak çok mutlu oldum.

Türkiye, Doğu Akdeniz’de atması gereken adımlardan birini daha atmış oldu. Sonunun da bu doğrultuda getirilmesi en büyük dileğimdir.

Biz sıradan insanlar, son yıllarda, devletler arasında duygusal dostluk ve düşmanlık gibi kavramların aldatıcı olduğunu, asıl olanın ülkelerin ulusal çıkarları olduğunu çok iyi anladık.

Yılardır dostumuz ve müttefikimiz olduğu dayatılan Amerika Birleşik Devletleri’nin aslında hiç de öyle olmadığını, tam üye olabilmek için kapısında kul köle olmayı içimize sindirmemiz istenen Avrupa Birliği’nin bizi başından itibaren üye kabul etmek istemediğini, her türlü desteğini alacağımıza emin olduğumuz Müslüman ülkelerin hemen hemen hepsinin Türkiye karşıtı olduğunu anlayıp ulusça ayaklarımızı yere sağlam basmış olduk.

ABD, AB ve Orta Doğu ülkelerinin, Türkiye’nin son zamanlarda attığı her adımın karşısına neden çıktıklarını anlamak için tarihi doğru anlamak ve doğru analiz etmek gereklidir.

Çünkü uluslararası arenada karşılaştığımız hiçbir konu aslında yeni değildir. Sadece dünkü gerçeklerin ve var oluşların bugün değişik biçimleri ile karşılaşıyoruz o kadar.

Olayların temelinde her ülkenin kendi insanlarının refahı ve güvenliği vardır.

Refah için değerli madenler gerektiğinde bunun sonu tarihte istila ve sömürge yönetimlerine yol açmıştır.

Refah için enerji kaynakları gerektiğinde bunun sonu köle ticareti, değerli madenleri içeren toprakların işgali, insanların öldürülmeleri ile sonuçlanmıştır.

Güvenlik için toprak gerekiyorsa büyük insan katliamları yapılarak istilalar yaşanmıştır.

Birinci ve ikinci dünya savaşları bu nedenle paylaşım savaşları olarak da adlandırıldı.

Şimdi yaşadığımız dünyada insanların tepkilerini hafifletmek için bu kirli paylaşım savaşları başka isimler ve görüntüler ardında gizlenmektedir. Bu savaşlar kimi yerde dinsel gruplar arasında çatışma, kimi yerde etnik gruplar arasında çatışma, kimi yerde terör gruplarının yarattığı çatışmalar olarak görülüyor. Ama sonunda asıl kazancı elde eden günümüzün büyük emperyalist devletleri oluyor. Çünkü onların her zamankinden daha çok refaha ve enerjiye ihtiyacı var.

Doğru Akdeniz’e de bu anlayışla ve objektif olarak bakmakta fayda var. Kıbrıs örneğinden bildiğimiz gibi Avrupa’nın adil olma, hukuka uygun davranma ya da vicdanlı olma gibi bir duyarlılığı yoktur. Sadece Avrupa Birliği’nin çıkarları vardır. Bunun için de ne gerekiyorsa yapmaktadırlar.

Elbette atacağımız bütün adımlarımızda hukuksal haklılığın çok önemli olduğunu bilmek zorundayız. Ama tek geçerli argümanın bu olmadığını da iyi bilmeliyiz. Bugün Amerika Birleşik Devletleri’nin hukuksal haklılık argümanını dikkate alarak kararlar aldığını kimse söyleyemez herhalde. ABD sadece kaba gücünü kullanma tehdidini öne sürmekte ve anlaşma olmazsa da bunu kısmen yapmaktadır.

Bugün ABD ve AB ülkeleri Doğu Akdeniz ile çok yakından ilgilidir. Doğu Akdeniz’de sondaj yapma kararı aldığımızda en güçlü itiraz AB’den gelmiştir. Oysa Doğu Akdeniz bizim ilgi ve etki alanımız içindedir. Ancak AB’nin emperyalist çıkarları bizim ulusal çıkarlarımız ile çelişmektedir.

Birinci Dünya Savaşı yılları öncesinden itibaren Avrupa ülkeleri kendi çıkarları adına Doğu Akdeniz kıyıdaşı ülke insanları için sadece sefalet, kan, gözyaşı ve zulüm dolu bir yaşamı uygun gördüler. Bugün de farklı bir amaçları yoktur.

***

Türkiye Doğu Akdeniz’de sabırla ve kararlılıkla “Mavi Vatan” politikasını uygulamaktadır.

Bu çabaların başarıya ulaşması için kararlı bir devlet politikasının yanı sıra bölge ülkeleri ile başarılı bir diplomasiye de ihtiyaç duyulmaktadır. Suriye, Mısır, İsrail, Libya gibi ülkeler ile münhasır ekonomik bölge konusunda olumlu sonuç alacak diplomatik yakınlık içinde olunmalıdır. Bu gerçekleşirse bugün sürdürülen politikaya büyük bir güç sağlanmış olacaktır.

Türk Deniz Kuvvetleri’nin gözünün 24 saat Doğu Akdeniz’de olduğunu söylemek sanırım yanlış olmayacaktır. Mavi Vatan politikamızın başarılı olabilmesi için ihtiyaç duyacağımız en önemli enstrümanlardan biri Deniz Kuvvetlerimizdir. Denizcilerimizin kumpas davalar dönemi ve sonrasında yaşadığı büyük kan kaybına rağmen bugün gösterdiği büyük başarılar her türlü takdirin üzerindedir. Deniz Kuvvetlerimizi daha güçlü ve etkili bir duruma getirmek için giderek artan bir çaba göstermeliyiz.

Mavi Vatan’ın savunulması için ihtiyaç duyduğumuz en önemli konulardan birisi de ulusumuzun bilinçlendirilmesidir. Mavi Vatanımız, ulusal çıkarlarımız ve haklarımız konusunda ne kadar bilgili ve ilgili olursak ülkemizi yönetenlerin de o kadar doğru karar almalarına ve aldıkları kararları başarı ile icra edebilmelerine destek sağlamış oluruz. Son yıllarda Mavi Vatan konusunda ulusal kararlılığımızın somutlaşması en çok Yunanistan ve AB ülkeleri medyasında şaşkınlığa ve tedirginliğe yol açmıştır.

Türkiye denizlerine, denizlerdeki hak ve çıkarlarına sahip çıktıkça daha gönençli ve güvenli bir ülke olacaktır. Bu yolda yürüyen herkes için bir dileğim var: Pruvanız neta, denizleriniz sakin olsun!

Sevgiyle kalın.

 

Etiketler

3 Yorum

  1. Maalesef ulusal çıkarlarımız ve tezlerimiz (Doğu Akdeniz, PKK, Ermeni iddiaları vb.) doğrultusunda devlet kurumlarımızın, elçiliklerimizin planlı, koordineli, işbirliğine dayalı bir harekat tarzı yok. Vahim sonuçlarını da maalesef yalnızlaşarak yaşıyoruz.

  2. Haklısınız paşam bunu hatırlarsanız 2 yıl önce sizin gibi değerli bir paşamız dile getirmişti. Güzel bir anlaşma

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı