Köşe Yazıları

Milli siyaset hareketi

 

 

 


SESLİ MAKALE İÇİN

Kardeşlerim, bir duyurum var, ölmez de kalırsak. 

An itibariyle, virüs salgını, Chattam House’e koşup ‘sıcak para’ vaadiyle kurulmuş partilerin hepsini bitirdi. Arkalarını sıcak paraya bağlamış ve sıcak para vaadiyle projelendirilmiş parti ve kişilerin hepsini Allah çöp etti, sonunu getirdi. 

İnsanlık, hepimizden, başkasına bel bağlayan, dışarıya bel bağlayan, değil, insanlık bizden, bugüne dek duyulmamış bir aşkla ‘insanı’ istiyor, insan’ı bekliyor. 

Eski Türkler’in inancı şamanizm, Tanrı ‘içimizde’ der, Anadolu erenleri bu inancı yakılma kovulma pahasına toprağımızda kökleştirir, Tanrı ‘içimizde’, Tanrı, dağların çiçeklerin ağaçların ve bedenimizin içinde. 

İçimizde olan şey ‘aşk’tır, aşktan başka efendi üstün büyük vs. yoktur. 

Bizler, cumhuriyetin çocukları şarkısı türküsü bu kültürle büyüdük, ne kilisenin kapısından geçtik ne şarlatanların bitmeyen çorbalarından içtik. Ve salyalı köpek suratlıların donunu koklayanlara karşı ve katil PKK’yı yanına almış libarellere karşı bir gün olsun soluk almadan amansız bir savaş verdik. Hayatımızda tek bir an bir saniye olsun bu virüsleri doğurup yayan ne liberallere inandık ne de fikirlerimizi parayla satıp ona buna yanaştık. 

Artık ya insanlık ya ‘yok oluş’la karşı karşıyayız. 

Virüs gösterdi ki hepimizin aynı ve tek bir bedeni var, o tek vücut: insanlık. Virüs gösterdi ki ruhumuzu arayacağımız yer: İnsanlık! 

Birimiz korkarsa insanlık korkar birimiz sevinir mutlu olursa insanlık sevinir.  

Benden sana ne, senden bana ne, çağları sona erdi. 

‘Para’nın çağı bitiyor, çıkarın hırsın tapınakları yıkılıyor. 

Eğitimden sağlığa hepimizi eşitleyen Allah’a bin şükür Allah’ın lütfu işte yepyeni kamucu siyasetlerin arefesindeyiz. 

Bir düşünün, salgından bir gün önce bir apandist ameliyatını elli milyara yapan özel hastanelere mahkum edilmiştik, işte Amerika’yı çaresiz bırakıp batıran sağlık sisteminin ‘özel hastaneler’ üzerine kurulu olması, nükleer bombayı akıl ettiler ama bir solunum cihazı üretmeyi akıl edememişler. 

Bir düşünün, on yaşındaki çocuklarının okulu için her ay beş bin liraya yakın masraf yapan aileler, üstelik her sabah okulları beş-on km. uzakta arabayla minübüsle gidiliyor, oysa, her mahallede pekala hepsinin gidebileceği en ücra köylere kadar okulları vardı.  

Bir düşünün, profesyonel askerlik adı altında herkesin ödemesi gereken vatan hizmetini paralı hale getirdik.  

Hırsımıza yenildik, askerlikte, eğitimde, sağlıkta eşitliği bozduk, parası olanı kayırdık.  

Hastaneleri özel diye ayırmasak okulları askerliği paralı yapmasak, öğretmenlerin maaşını eşitlesek, zengin-fakir herkesin çocuğunu aynı sıralarda yan yana oturtsak, ölür müyüz? 

Ve tarımda onbinlerce köyü boşalttık ve tarlalarımızı çiftçilerimizi bankaların ve büyük şirketlerin insafına bıraktık. Şimdi tarlalarımız ve tedarik zinciri bizden büyük bir istihdam bekliyor. 

Ne kadar yapmayın etmeyin desek laf dinletemedik, sonunda, salgınla, bu delirmiş vahşi düzene doğanın kendisi müdahale etmeye başladı. 

Artık tarımda, sağlıkta, eğitimde, askerlikte, herkesi eşitleyen milli politikalar ‘zorunlu’ hale gelmiştir.  

Vahşi kapitalizmin uzun sürmesi zaten mümkün olmayan sahte mutluluk gösteri çağı sona eriyor. 

Bir anlık şehvet ve hırs bir siyasetçiyi bir işadamını bir anlığına geçici süre mutlu etti ama bu bir anlık şehvet ve hırs, ibreti alem, insanlığın sonunu getirdi. 

Artık hepimizi kardeşleyecek çok uzun sürecek mutluluğun hepimizi eşitleyecek kamucu politikaları siyaset sahnesine taşımanın zamanıdır. 

Kardeşlerim, unutmayın, vahşi kapitalizm hepimizi aldanılmaya çok meyilli insanlar yapıverdi, kim yalan söylese kim boş vaatler sıralasa, inanır olduk, boş adamların sonu işte kabus cehennem bomboş hayallerine bağlana tapına nihai varolan dünyanın sonuna geldik. 

Kardeşlerim, salgın kapıyı çaldı, insanlık kıyımdan geçiyor, şehirlerimize kıran girdi ve hala biri çıksa bir yalan söylese de peşine düşsek diye yine şarlatanlara mı bel bağlayacağız? 

Vahşi kapitalizmin tanrıları öfke saçıyor, salgın hepinizi-hepimizi artık istesek de asla aldanmayacak şekilde tımar ediyor, şu anda tecrit edildiğiniz evlerde beyinleriniz tornadan geçiyor.  

Vahşi kapitalizmin çok bilmiş sıcak paracıları şehvetlerine yalanlarına öylesine tutkuyla bağlıydılar ki bizlerin isyanını acılarını trajedilerini hiç bir zaman duymadılar, ne doğanın can çekişmesini ne insanlık trajedilerini bir saniyecik görmek anlamak istemediler. 

Kardeşlerim, unutmayın, ölmez de ayakta kalırsak, şehvet ve çıkarlarının oyuncağı vahşi kapitalizmin bu siyasetçilerinin şimdi unufak olan tapınaklarını şirketlerini siyasi kimliklerini, önce beynimizde kalbimizde yargılamadan, hiç birimiz ve hiç bir ülke, kendini mutlu ve özgür asla hissetmeyecek.  

Bu itibarla, başta Veryansın Tv yazarları, uzun zamandır oturup seri toplantılarla üstünde döne döne çokca tartıştığımız yeni bir siyasetin tohumlarını şimdi bugün atmak için çalışmalıyız.  

Yeni ve milli bir anayasa hazırladık ve kamucu politikaların aciliyeti konusunda fikir birliğine varmıştık. 

‘Bir şey yapmalıyız’ demiştik, öncelikle, holding medyasının boğup yok saydığı sesini çıkartıp siyaseten öne çıkartılmayan temiz çalışkan mesleklerinde yetkin bir çok aydın akademisyen ve yazarlar ve siyasetçileri SİYASET SAHNESİ’ne el birliğiyle taşıyabilmeli, siyasete yepyeni bir kapı açabilmeliyiz, diye aramızda kararlaştırmıştık.  

Ve mesela, bugün siyaset sahnesindeki hiç bir partiye ve adaya oy vermemek konusunda fikir birliğine varmış kendi yatağımızı kendimiz sereceğiz diye birbirimizin elini tutmuş yeminler etmiştik.  

Artık zerre kuşku yok siyaset sahnesine yepyeni yerli kendine güvenen kamu politikalarını ve milli anayasayı teklif edecek yeni adaylar yeni bir siyaset gökten vahiy iner gibi Allah’ın da emri, şart oldu.  

Bir parti kurmanın kırtasiyesi ve gereksiz aşırı yükü altında boğulmanın da alemi yok, demiştik. 

Yapabileceğimiz ilk şey, Milli Siyaset Heyeti ya da Milli Siyaset Hareketi, Türk siyasi sahnesine yeni bir ‘siyasi hareket’ hazırlamak. Ve cumhurbaşkanlığı ve belediye başkanlıkları vb. seçimlerde kendi adaylarını aydınlarımız eliyle milli iradesini cesaretle koymak diye aramızda söz kesmiştik.

Öncelikli hedefimiz kamucu milli siyaseti topluma konuşturmak, öncelikle, ölürüz kalırız, bizden sonraki nesillere tutunabilecekleri geçmişi şaibesi lekesi hiç olmayan tertemiz milli bir siyasi çizgiyi işaret ve emanet etmek.  

Ve aramızda geleneksel siyasetimizin bir hastalığı olan tek bir lider etrafında toplanılması fikrine inanan da hiç çıkmamıştı, bu yüzden en önde beş kişilik ya da yedi kişilik bir heyet, zaman her şeyi şekiller, ardında gölge kabine gibi çalışan mesleğinde yetkin arkadaşlarımızı işaret etmiştik. 

Kardeşlerim, bunca zaman direnerek yazıp çizdikleri ve soylu siyasi duruşlarıyla bir çok yazar ve akademisyenin yazılarını dikkatle takip edin, işte bu yeni siyasete hazırlıklar içindeydik. 

Gülümser Heper, Yavuz Alogan, Mustafa Önsel ve Hasan Atilla Uğur, Ahmet Yavuz, Birgül Ayman Güler ve Ümit Kocasakal isimlerine dikkat edin, öteden beri neler söylüyorlar. Ümit Kocasakal’ın önümüzdeki günlere hazırladığı yazıları da bekleyin. Ve hangi mecrada olursa olsun kamucu politikalar üzerinde yazıp çizen cumhuriyete bağlı çizgisinden zerre taviz vermeyen mesela Barış Doster gibi yazarlara kulak verin. Günü ve saati gelince bu sütunlarda adlarını yazılarını işaret edeceğimiz yıllarca seri toplantılarda oturup yüz yüze konuştuğumuz nice aydın akademisyen arkadaşlarımız olduğunu da unutmayın.  

En temel meselelerde ve bir çok konuda hem fikiriz ve bir çok konu kamuoyu önünde tartışılmaya açık ve hazır.  

Üstüne, kırmadan dökmeden ürkütmeden toplumun tüm kesimleriyle iyi geçinecek yeni bir siyasi dil arıyoruz. Mesela, mesleki kesimleri ürkütecek çok radikal değil durumuna ve ihtiyacına göre iyileştirici tedrici politikalardan yana uzun uzun konuştuk, yazdık.  

Kardeşlerim, sizler de, bir yere mensup olmak için oraya müracaat edip üye olup kayıt olmanız hiç gerekmez, okuyucumuz, twit ve yorum sayfalarında mütemadiyen milli siyaset hareketi etrafında katkılarda pekala bulunabilir, milli siyaset hareketini yeni isimler ve fikirlerle tartışabilir.  

Ölmez de kalırsak, işte bunları söyledik, geçmişinde FETÖ’cü PKK’lı Avrupacı liberal fikir ve siyasetlerle zırnık lekenlenmemiş Cumhuriyet’in Çocukları, ülkemiz ve insanlık bizi çağırıyor! 

Hiç bir ülkeye hiç bir ideolojiye, kimseye muhtaç değiliz. 

Hepinizi, erdemin, bölüşmenin, dayanışmanın, çalışmanın, direnmenin, insan olmanın en yüksek heyecanlarına işte bu tartışmanın olgunlaşıp beden bulmasına çağırıyoruz! 

Geriye dönüş ve çıkış yolları kapanmıştır, kapandığımız evlerde bütün bunları bir daha enine boyuna düşünün tartın, bir gün evlerimizden çıktığımızda hazır olun, tarlalarımız atelyelerimiz yazılarımız, istihdamımız ve eşitleyici kamucu politikalara özlememizle, milli seferberliği artık enine boyuna önünüze koyun.  

Ne bir hayatınız kaldı ne geliriniz işiniz, hala aşıdan daha etkili bir ‘yalan’ bulsalar da kaldığımız yerden devam etsek diye konuşuyor holding medyasında utanmaz yüzsüz liberaller.  

25 yaşında veremden öldü, romantik İngiliz şairi, John Keats, o kısacık ömründe iki yüzyılın en güzel cümlelerini yazdı: ‘Güzellik doğruluktur, doğruluk ise güzellik, hepsi bu, yeryüzünde bildiğin ve bilmen gereken her şey.’ 

Sadece gen haritasını değil sözün doğrulukla ahlakla dizilimini bozdular, bela burdan geldi. 

Bırakın salgın lezzetle ibreti alem yiyip bitirsin vahşi kapitalizmi. Bu satırları sessizce izlemekten vazgeçin, bırakın vüris, insanlığın ve doğanın sırtında asalak yaşayan borsaların sonunu getirsin. 

Virüsün ilk saldırısı değil bu, savaşlarda savaştan çok kurban verdiğimiz, verem tifo sıtma kolerayla yokluklar içinde öksüre titreye can verenlerin torunlarıyız, biraz hayal gücünüzü kullanın, bu virüs ilk değil son da olmayacak, üstesinden gelebiliriz değil, üstesinden kaç kez geldik! 

Asıl virüs iradesizlik ve başkalarının ağzına bakmaktır. Asıl virüs dünyayı batırıp bitirip sonra hala ekranlarda yüzsüzlükle aynı şeyleri utanmaksızın konuşmaktır. Tecrit edildiği solunum odasında sessiz nefes alışına kulak dayamış korkudan başka elinde başka bir şey kalmamış insanlara bakın hala aynı martavalları hiç utanmadan hiç suçluluk taşımadan söylüyorlar.  

Kardeşlerim, hazır ordumuz, canayakın gözükara fedakar insanlarımızdır, umut, dünyanın öbür ucunda değil, umut, nam salmış coğrafyamızın üretimidir, yepyeni bir yolculuğa hazırlıktır, üstüne bastığımız bu yer çok namlı ve gururlu bir toprağın adı, Türkiye Cumhuriyeti’dir. 

Akdeniz Ege binlerce sıcacık sahiline, Çukurova, Konya, Biga, Sandıklı, Niksar, Silvan, binlerce ovasına, Toros, Karadeniz binlerce yaylasına, mest olmamış tek bir insanoğlu yoktur, sonuncusu bağımsızlık ve varolma savaşı, yüzlerce savaştan geliyor, bir yenisi insanlık ve vatan görevi.  

Yeniden arı karınca yeniden kelebek olacağız. 

Zaten kelebek değil miydik, kelebekler gibi üç gün yaşayan. 

Çocuklarımız ve geleceğimiz için, her dakikası onurla yaşanmış, bir yeni üç gün’e daha hazırız! 

Ölen biz olalım, bereketli topraklarımız, cumhuriyetimiz, çocuklarımız, bağımsızlığımız, çok yaşasın!

 

53 Yorum

  1. Hâyâl kırıklıkları peşimizi bırakmasa da, güvendiğimiz dağlara kar yağmış olsa da, sağlam fikirlerin ancak sağlam karakterlerde yaşayabileceğini bilip görsek de, burada sayılan bir çok isimden vefasızlık görsek de. bu yorumun da diğerleri gibi yayınlanmayacağını bilsek de, artık kim kimdir belli değil devirlerini yaşasak da, vatanımız adına bu millî hareketi destekliyoruz. Çünkü kimse kusursuz değil, beş parmağın beşi bir değil, ülkemize bağımsız ama vatanına ve Türk Ulusu’ na bağlı insanların önderliği ve aydınlığı gerek. Umarız seksendört milyon olarak çekişmeleri bırakıp birlik oluruz. Hepinize selâm olsun.Allah’a emanet olunuz. Son not küresel çeteye de teslim olmayın Bu ve benzer konularda Arslan Bulut ve Abdullah Çiftçi’nin uyarılarını dikkate alın acil olarak Sevgi ve saygılarımla.

  2. Buyuk kafalar fikirleri,
    Orta kafalar olaylari,
    Kucuk kafalarda kisileri,
    Tartisir.
    BASARI
    +Acik sözlü (apacik)
    +Korku (korku tedbir getirir)
    +Saygi
    Güven
    Bir insan bu dört sorumlulugu yerine getirdiginde ,
    Hicbir hatasinin hesabini vermek zorunda degildir.
    Takipdeyiz.

  3. Kendisine Numan Rakipoğlu adını verip yazan zevzek, Böyle bir girişim seni çok rahatsız etmiş anlaşılan. Sorumsuz, duygusuz, Acımasız davranış ve sözlerinizle def olup gidin şu sayfadan. Utanmazlığın ve edepsizliğin yeri yok. Böyle bir parti kurulduğunda senin gibi kendisini bilge zannedeler daha çok çıkacak ama sizin gibi def edilip gönderilecekler. Bilesin.

  4. Merhaba..

    Seksen küsur yıl sonra KADRO hareketi tekrar dirildi…
    Ancak, bu entelektüellerin iyi niyetli girişimi, kapitalist bir düzen içinde hoş bir seda olarak kalacaktır.. “Kamucu ” diyerek, öyle kıyı kıyı giderek, gidilecek uzun bir yol yoktur. Şöyle bir tur atar, çiğerleri açar, bir ferahlar dönersiniz vesselam..

    Zira, tarih bize gösteriyor ki; bir sınıfa dayanmayan siyasetler, yenilgiye mahkumdur!. Entelektüel bir vicdan havalandırması, yani eveleyip gevelemektir.. Çünkü, gölgenizde büyüteceğiniz sermaye ( Bu kaçınılmazdır, çünkü devletçilik yani kamuculuk, aslında sermayeyi güçlendirir esas olarak. Cumhuriyet tarihi de bunu söylüyor bize ) eninde sonunda bu kamuculuk gömleğini, üstünden yırtıp atacaktır.

    Ezcümle, sınıflar üstü bir siyaset ya da fikir, gerçek dışıdır. Tarih dışıdır. Siyaset dışıdır.

  5. ….
    Müstakbel partinizin adını duyduktan ilk üç saniye sonra kendi zihnime odaklandığımda, partinizin ismi bana şu çağrışımları yaptı: “MİS Lahmacun ve Pide Salonu! Çaylar şirketten, pardon kamudan” İkinci çağrışım da niyeyse sabun oldu: “MİS” sabunları, lavantalı, levantenli: MİS gibi buram buram GÜL kokusu verir, Kamu Tanrılarının kulları koklasınlar diye… Babacan’ın partisi de DEVA vaat ediyor, koronadan az önce. Şu tesadüfe bakın! E ingiliz köpekleri bitmez Türkiye’de; malumdur kurtlar da köpekler de burnu iyi koku alan mahlukattandırlar. Özetle parti adınız sizin her şeyinizdir, insanların/seçmenlerin zihninde oluşacağı görüntüdür ve elbette ki kollektif bilinçte önceden beri varolan şeylerle birlikte anlamlandırılacaktır. Nasıl böyle fahiş bir hata yaparsınız? Dakika bir gol bir! Reis’e, Bahçeli’ye, Perinçek’e karşı alternatif bir ulusal-milli siyasi hareket kuracaksınız -gerekli de olabilir, bir şey diyemiyorum- en azından müstakbel partinizin kimliğini daha başarılı yansıtabilecek bir ad seçmelisiniz, bu hiç olmamış! Milli Siyaset Hareketi diyeceksin ve sonra da doğrudan doğruya koku duyumuna hitap eden bir kısaltma ile MİS olarak anılacaksın, ne alaka şimdi? Yemek şirketi mi lan bu? Ben şahsen en azından ismiyle müsemma ve daha güçlü bir siyasi rakip görmek isterim karşımda! Nihat abi bütün bunları sana saygımdan dolayı yazıyorum, başka bir nedenle değil.
    Bu arada seçmenlerinizin karşısına zırt pırt “kamu”, “kamuculuk” kavramları ile çıkacaksınız Nihat abi hiç çıkmayın, gerçekten! Devletçiyiz deyin, halkçıyız deyin, milliyetçiyiz deyin, ulusalcıyız deyin, Atatürkçüyüz deyin, dindar müslümanlarla bir kavgamız yok dindarları sömüren CIA’in kurduğu Fetö gibi oluşumlara karşıyız deyin, her şeyi deyin abi de kamucuyuz demeyin! Nedir kamu Allah aşkına? Devlet mi? Hayır! Halk mı? Hayır! İkisi birden mi hem evet hem hayır! Halktan alınan vergilerle maaşını tıkır tıkır alan, üretmeyen ama tüketen, semizlemiş etli butlu kemikli memurlar topluluğu mu? Hem evet hem hayır! E kimdir, nedir kamu? Heptir, tümdür, herkestir, bitti bu kadar. Yani tipik bir boş gösteren, bir piç kavram, içi boş kavram, doldur içini s..kinin keyfine göre! Senden iyi olmasın Nihat abi, Soren Kierkegaard kadar kamu kavramına hakkını veren başka bir yazar görmedim! Şöyle diyor üstat Kierkegaard kamu hakkında

    “Basın ancak ve ancak toplumdaki birlik anlayışının artık somut gerçeklere hayat verecek güçte olmadığı zaman, o soyut kavram kamuyu yaratabilir; gerçek bir durumda ya da örgütte asla yer almayan ve asla bu amaçla bir araya getirilemeyecek, gerçek olmayan bireylerden oluşmuş ama yine de bir bütün olarak bir arada tutulan kamuyu!
    Kamu her şeydir ve hiçbir şeydir, bütün güçlerin en tehlikelisi ve en önemsizidir: insan bütün bir ulusa kamu adına seslenebilir, ama yine de kamu tek bir gerçek adamdan, ne kadar önemsiz olursa olsun, daha azdır. kamu vasfını, bir tefekkür çağının aldatıcı hokkabazlığı yaratır; tefekkür çağı kamuyu bireyin gönlünü okşuyormuş gibi göstererek, somut gerçekliklerin buna kıyasla zavallı göründüğü ortamda bireyin bu canavarı kendine mal edebilmesini sağlar. kamu akıl çağının peri masalıdır, bireyi hayal âleminde kraldan ve halkından çok daha büyük bir şeye dönüştürür; kamu aynı zamanda bireyin dini şekillenişini alacağı ya da bireyin batacağı tüyler ürpertici bir soyutlamadır.”

    Adam yazmış Nihat abi. Kamu dediğin bu! Atatürkçüler beni yanlış anlamasın: sizin kaybettiğiniz, doğal olarak anlamadığınız, önemsediğiniz, içi çok dolu zannettiğiniz ve dindarlara vurduğumuz nokta tam olarak şu: Kamu!” Sadece Kierkegaardı ve din temelli varoluş felsefelerini okumaya, anlamaya ihtiyacınız var! Nietzsche’ci, Freud’cu kafayla bir yere varamazsınız, sosyolojik masturbasyon çeker durursunuz Veryansın platformunda, hepsi bu!

  6. Nihat Bey yazınız her zaman ki gibi çarpıcı ve güzel. Şimdi sorum şu olacak ne zaman başlıyoruz.

  7. Mehmet Akif yerimize cevabı neredeyse 100 yıl önce vermiş:
    Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
    Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ!
    Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hudâ,
    Etmesin tek vatanımdan beni dünyâda cüdâ.

  8. Nihat abi, film tavsiyeleri verdiğin gibi biraz da kitap tavsiyesi versen sevinirim.
    Teşekkürler.

  9. Allah vatanseverlerin yolunu açık etsin, ve yardımcısı olsun. Yorumcu kardeşlerimin büyük bölümünün hemen hazırız demeleri ne kadar güzel. Önümüzdeki engelleri vurgulayan değerli arkadaşlarıma da şunu söylemek istiyorum. Türkler kaç yüzyıldır ne badirelerin üstesinden geldiler. Bu Ulus, saydığınız zorlukların üstesinden gelebilecek niteliklere ve imkanlara sahiptir. Yeter ki inandığı güvendiği gerçek Kemalistler önüne düşsün.

  10. NIHAT GEN BEY yazınızın altına yazdıgım yorum benden sonra yorumyapanlarınkı yazıldıgı halde benımkı yayınlanmadı. cunku eleştırısel bır yazı yazdım ıcınde hakaret su bu yok yanlızca aynı fıkırde olmadıgımı beyan ettım gerekcesını acıkladım. soyle yapılsa daha ıyı olur. dedım. fıkrım sızlere gore yanlıs olabılır bana gore dogru ayrıc sonunda fıkırler de tartısılmay acıktır gıbısınden konustum. ama aksı fıkırlerı begenmeyıp sızlere karsı oldugu ıcın yayınlamıyorsanız farkınız ne . ayıp edıyorsunuz. saygılar.
    demkkı chp akp su bu MIs fılan mıs farketmıyor kendı fıkrınızden olmayan lara tu kak demk bu mılletın ozunde var.
    bu da yayınlanmassa hıc sasırmıyacagım. hangı dala tutunacagız ya.

  11. Sn Nihat Genç,
    Heyecanlandık, umutlandık…
    İşte şimdi “güzel şeyler olacak”…
    Vira bismillah..!

  12. Bu ülkedeki, Siyasi yapıların içerisinde Aydın ve Kemalist toplumun düşüncelerine ve ihtiyaçlarını karşılayacak bir Siyasi partinin olmadığını gören bilen çok fazla aydın ve ilerici kitle bulunduğu açık ve net bir şekilde görülmektedir. Bunu çok önce gören ve her şartta ve güçlükler karşısında birbirlerini bırakmamaya yemin etmiş Kemalist aydınlarımıza ve bizler hitap etmek ve ulaşmak için VERYANSIN TV kurucularına ve savaşçılarına teşekkürler ve kutlamalar az olur. Hepinizi yürekten kutlarım. Böylesi bir hamlenin olacağını bekliyor ve biliyordum. Çünkü böyle devam etmeyecek ve Siyaseten böylesi bir ekibin oluşmalı ve gereken adımlar atılmalıydı. Burada çok ama çok önemli bir konu var. Yorumcuların çoğunun yorumlarını okudum Benim çok önemli olarak gördüğüm ve Bu siyasi yapının yürütülebilmesi için süreklilik arz etmesi için ihtiyacı olan MALİ DESTEKTEN ancak 3 kişinin bahsettiğini gördüm. Bu durum üzücüdür arkadaşlar. Bu yapıda yer almayı düşünen her arkadaş bu yapıdan ve parti örgütünden bir makam ve ünvan beklentisi olmadan karşılıksız ancak denetleyen bir kişi olurken MALİ olarak desteklerini kesinlikle yapmaları gerekir ve her şart ve koşulda devam ettirmeleri gerekir. Vatanın kurtuluşu için savaşanların taktir edersinizki ÜNVANI olmaz hepsi birer ASKER olmalıdırlar. Bu mali desteğin önemini göremeyen TURŞU KURMAKTAN BAHSETMİŞ. Vah ki Vah. Her türlü desteği veririm diyenleri kutlarım ve bu arkadaşların VATANIN içinde bulunduğu VAHİM durumu görüyor olduklarından eminim. herkesi öncelikle VERYANSIN TV yi mali yönden desteğe davet ederken, Bende verdiğim desteği bu haberden sonra artıracağımı beyan ederim. Burada NİHAT BEY kardeşimizin yazısında yanılmıyorsam Kemalizimden veya ATATÜRKTEN bahsetmediğini gördüm Bu eksikliğinde giderilmesi gerekir diyorum Tabik bizlerinde özlemleri olan bazı değerlerede davetiyelerin çıkarılması gerekir diyorum. Atatürk maskeli Tabansız solculara bu yapıda kesinlikle yer verilmemelidir.

  13. Benim doğru bildiği sarp kayalara, zirvelere çıplak elleriyle, ipsiz, edavatsız, delirmişcesine tırmanan abim.
    Benim, benim hissettiklerimi dibine kadar hisseden, sosyal/doğal/evrensel bilinç ve adalet için çırpınıp duran, ancak yokluk ve çileyi paylaşarak ruhu huzura eren, yüzünü bir kere görmesem bile gönlümü, özümü bir hissettiğim biricik abim. Şunu bilesin, yalnız değilsin.
    Aynı kayalara, bu coğrafya için kurduğumuz aynı hayallerde, bu yurdun insanları, çocukları, yaylaları, geleceği, halayları, horonları ve özgürlüğü için gördüğümüz aynı rüyalarda ben de tırmanıyorum, ben de deliriyorum abim.
    Kimler ne hasretlerle bekliyor bu çığlığı, bu koşuyu, bu delice tırmanışı bir bilsen. Yeterki araya bencillik, zayıflık girmesin.
    Ölürsek de tertemiz anlatılalım çocuklara. Atam ve peşinden ölüme giden ecdadım gibi.
    Hasretle bekliyorum..

  14. Parti kurmak kolaydir. Noter tasdigi ile kurulur. Onemli olan halk tarafindan karsiligi nedir? YCHPli neo-liberal chatham house’cularin Imamoglu kampanyasini hatirlayin. Milyonlarca dolar harcandigi kesin. Ayrica YCHP, Cumhuriyet,Sozcu, HalkTV, OdaTV ‘ikinci Ataturk’ kampanyalari aylarca surdu. Cok buyuk organize bir surecti. Halihazirda %30lara varan CHP + %10 HDP oylarida o yana cekildi ve magduriyet edebiyati asiri pompalanarak bir milyon’a yakin fark yapildi Istanbul secimlerinde. Bu cok basarili bir kampanya (arti AKPnin uzgorus eksikligi ve gafleti) sonucu yirmi yildir ilk defa CHP secim kazandi. Liboslara ve Chatham House’a hakkini teslim edelim.
    Birkac ay once burada yazmis oldugum bir yorumdan tekrar alinti yapacagim, izninizle.

    “O halde yapilacak en kisa is YCHPyi yikip yenidien alti ok ilkelerini savunan bir CHPyi yaratmaktir. Yok eger buda yapilamiyorsa o zaman yaratilabilecek bir Ataturkcu partinin yukarida bahsettigim unsurlara sahip olmasi gerekir (hepsine birden).
    -Taninmis, sevilen ve saygi goren, karizmatik bir lider kadrosu.
    -En kucuk kasabaya kadar yayilmis bir orgutlenme.
    -Ve herseyin otesinde dipsiz kuyu niteliginde parasal kaynak.

    Bunun otesi yeni kurulacak dunyada (ki su anda kurulmakta), Turkiye kendisini dogal akisina birakacak ve sonucta ya Turkiye Cumhuriyeti olarak bildigimiz bu yapi yikilip yerini baska bir seye birakacak (mandacilik yada islamci bir rejim dahil), yada yikilan Cumhuriyetin enkazinin ardindan, yipranmis ve eziyet ceken bir halk tekrar yeni bir lider cikarip duzeni tekrar yerine oturtacak. “

  15. Parti kurmanın sırası mı? Ali Babacan’ın Davutoğlu’nun partisi nasıl fostu. Onalr ki çok paraları var ve yıllarca hazırlık yaptılar. Parti ismlerini kuruldukları güne kadar açıklamadılar. Burada ise fol yok yumurta yok, para yok örgüt yok ama parti ilan ediliyor olmayacak duaya amin mi diyeim

  16. Nefes almak istiyoruz artık, bu kokuşmuşlukta boğulmak üzereyiz. Açın, açalım bir yol her türlü mücadelemize bu yoldan devam edelim.

  17. Elli yıldır devrimci programı üreten ve bunu kararlılıkla savunanların üstünden atlayıp “kopyala- yapıştır” yöntemiyle Amerikayı yeniden keşfettiğini sananların sonu komedidir. Neymiş efendim, tek lider olmasınmış… Önerdiği isimler arasında arkadaşlarım da var, onları incitmek istemem; ama Parti kurmak turşu kurmaya benzemez.

  18. nıcın mıllı de ulusal olmuyor (kelımelerın ne onemı var dıyeceksınız ama . bırılerını de ısın ıcıne katma hesabı var dıye dusunuyorum kusura bakmayın ama yıllardır turk sıyası hayatında kalmıs bır partının halı hazırda ne halde oldugu neler yaptıgını bılıyoruz. bahsettıgım chp degıl. . ulkemızde mıllı sagın sembolu ulusal ılerıcı kesoımın semboludur. bır bakıma . ne demek ıstedıgım anlasıldı. sımdı bana kızabılırer olabılır benım fıkrımde boyle.
    dıger yandan bu eylemı baslatacak olanlara bır cıft lafım . var bu ulke kemalızmın canlandırılması ile kurtulabılır. bunu chp ıcın de soyluyorum . var olan guclu gecmısı olan bu ulkenın kurucusu chp yı eskı ayarlarına dondurmek bu ısten daha kolaydır. tabı bazı cıkarları olan ların nemalanması arzu edılıyorsa o baska . . bu arada halen bırıleri baykal takılmıs durumda ancak oymen murat karayalcın erdal ınonu ve son olarak dersımlı kemal ne yaptılar acaba aydın kulubu ımıs. ben bu halka ınme palavralarına ınanmadım hıc te ınanmayacagım. halkınızı bır yerlere tasımak onuegıtmek ıstıyorsanız halka ınmeden de yapabılırsınız. (sırası gelmısken bu efendılerın halka ınmek derken onu kucumsedıklerının de farkında degıller ne demek halka ınmek sızden asagıda mı duruyorlar. chp sının stratejı daıma halk ıcın halka ragmen olmustur. nıtekım ataturk te bunu yapmıstır.
    gereken yerde ıken gerekenı yapmaktan acız olanalr bugun o yerde olmadan ulkeyı duzelme egılımındeler. bos versenıze sız.
    neyse uzatmayayım. TC nı kurucusu chp dır. (YCHP yı kastetmıyorum) chp yoluna sokarsak kı bu mumkundur. ıslerı daha kolay hallederız. coban atesı ımıs yok bır zamanlar sımdı ısmı aklıma gelmedı. Tarhanın (yargıtay baskanı(kurmaya kalktıgı partı veya mıs le fılan olmaz. gercekcı olalım. saygılar.
    (yazıma asırı tepkı verenler olabılır . dıyecegım su kı bır mukabele) fıkırler ler renkler ve zevkler ayrı ayrıdır.

  19. Geleneksel siyasetimizin bir hastalığı olan tek bir lider etrafında toplanılması fikri yerine, geleneksel vesayetçi bürokratik, akademik, askeri elit ”aydın” fikrinden yürüyelim diyorsunuz yani, halk mı, halkı bir şekilde sonradan işin içine sokarız mı? Bir parti kurmanın kırtasiyesi ve gereksiz aşırı yükü altında boğulmaya indirgeyelim bu konuyu geçelim, diyelim mi? Aydınlarımız eliyle aday olalım, -halk, oy? Güçlü bir hareket olursak, kenarından köşesinden idareye ortak oluruz mu, ney?

    ”siyaseten öne çıkartılmayan temiz çalışkan mesleklerinde yetkin bir çok aydın akademisyen ve yazarlar ve siyasetçileri SİYASET SAHNESİ’ne el birliğiyle taşıyabilmeli, siyasete yepyeni bir kapı açabilmeliyiz.”

    ”Üstüne, kırmadan dökmeden ürkütmeden toplumun tüm kesimleriyle iyi geçinecek yeni bir siyasi dil arıyoruz. Mesela, mesleki kesimleri ürkütecek çok radikal değil durumuna ve ihtiyacına göre iyileştirici tedrici politikalardan yana uzun uzun konuştuk, yazdık.”

    Tamam, ürkütmeden şaparsınız, sonra dili değiştiriverirsiniz..

    Dili değil, sadece söylemleri değil bakış açımızı değiştirmeli. Medya holdinglerin de, siyaset sahnesi sahipsiz mi?

    Bir düzenin içerisinde, düzenle çatışarak, boğuşarak var olamazsınız, ya o düzenle boğuşmadan oyun kurallarına göre oynanacak, -bunların yaptığı gibi, sonra icraate geçilecek, ya da o düzeni yıkıp yerine yeni düzen kuracaksınız, bu da hayal hatta yanlış ve tehlikeli bir fikir.

    Diğer yandan, kamucu kelimesi irrite edici, 9 Martçı bunlar derler, 68 kuşağı, haa eski sosyalistler, Maocu Kemalistler, Milli Demokratik Devrimciler, bak bak bak Ergen(a)koncular…E zaten biz onlarız deniliyorsa problem yok tabi. Bu arada sahi biz kimiz?

    Bu arada kusura bakma Nihat abi, insan sevdiğini yerden yere vururmuş, o hesap oldu bizimkisi 🙂

    Mesela Atatürkçü ile Kemalist arasında ne ayrım var, bir ayrım var mı, yoksa neden ısraren biri seçiliyor?
    Mesela, gerçek bir Atatürkçü, Kemalist, kendine Atatürkçü Kemalist der mi, bir teoride çatışma yok mu? (Ben; demez ama ancak bu konu kendi aramızda bir anlam kazanıyor, diğerleriyle bunu tartışmanın, ifade etmenin gerekliliği yok derim.)
    Mesela, neden kamucu, niye belli alanlarda ”sağlıkta, eğitimde, güvenlikte, savunma sanayiinde, enerjide, haberleşmede, argede,..” kamucu değil de, genel olarak kamucu. Kamucu diye bir terminoloji yaratalım ”ürkütmeden”, içini doldururuz mu?
    Sorun, kamucu olmamakta mı, laik olmamakta mı?

    Sorun, güç odaklarının, birbirlerine üstün gelebilmek için, emperyalist güç odaklarıyla işbirliği yapmasında mı? Ya da siyaset aslında, ideolojik mücadele görünümlü/maskeli/avatarlı, bildiğimiz iktidar güç savaşı mı? Halkı uyutarak, paraya güce şöhrete, her şeye sahip olmak mı? Ben devletim diyen padişahlara, ben Tanrıyım diyen firavunlara kadar, hikaye aynı hikaye, sadece formatı zamana ve millete özel mi, yeniden yorumlanan yabancı dizi filmler gibi? İktidar uğruna kendi öz oğlunu boğduran ve devletin bekası için bunu mübah gören, tarih boyunca da onaylayan bir değerler yargısından söz etmiyor muyuz? Yoksa Mars’a dünyadaki seçilmiş beyinleri götürüp koloni kurduk, orada çoğalıp devleti arzulamaya başladı topluluk da, en idealinden devlet sistemi mi tasarlıyoruz.

    Bu düzenin kurallarıyla oynayarak, halkın içinden, halkı peşinden sürükleyebilen bir lider çıkacak, milyonların oyunu alacak, kendi kadrosunu kuracak ve yönetecek. Ulusun, ulus devletin ne olduğunu kavramış, ”ahlaklı”, tam bağımsızlıkçı, inançlara saygı duyan, yargılamayan, aklı, bilimi, analiz ve sentezi yegane kılavuz edinmiş, kazanımlarını gelecek kuşaklara eğitimle aktaran, adaletli, hakkaniyetli, alçak gönüllü, tevazu sahibi, halkın içinden lider ve kadrolar…

    Hareket olur, her partide, her zümrede, kurumda, STK’ da direnç gösterecek, milli tam bağımsızlıkçı laik bireyler ve bunların dayanışması bir üst kimlik olarak, olur. Zaten yok mu, yoksa olursa ne olur, peki ya çok olurlarsa ne olur, yoksa olsa da olmasa da mı olur?

    Dediğim gibi, sahi biz kimiz?

  20. 1-Parti/program olmadan olmaz
    2-Karizmatik, kamuoyunda karşılığı olan bir lider olmadan türk seçmeninden oy alamayız
    3-Tehdit milletin canına ve toprağına karşıdır. Dolayısı ile parti adı ve kısaltması vatanı, milleti, cımhuriyeti vurgulamalı
    4-Bunlar olmazsa sadece aydınların birbirini dinlediği, onayladığı bir kulüp olur ki mevcut enerjiyi boşa harcamış oluruz (2006 baykal chp’si, 2015 VP örneği gibi)

  21. Vatandaşlarımızın antiemperyalizmle tanışmaları ardından emperyalizmle savaşma bilincine ulaşabilmeleri için ve her siyasi hareketlerinde bu bakışı rehber edinebilmeleri için, partinin ismi belirlenirken içinde mutlaka “ANTİEMPERYALİST” kelimesi geçmeli.

  22. Nihat bey, milli birlik ruhuyla mevcut ülkeyi yöneten ve muhalif partilere kerhen oy veren o kadar çok insan var ki, bir ışık arıyorlar, o ışığı uzak insanlara uzaklaştıracak, belirttiğiniz niteliklerdeki oluşumun inançlı neferi olmaya hazırım. Doğruluğuna inanmadigim hiç bir şeyi savunmam savunamam

  23. Gerçekler Rumuzlu kimseye.
    Dediğin gibi bir şey demeye getirmediğim çok açık.
    Nihat Genç bazı isimler vermiş, ben de bak bu kişiler de var, niye görmüyorsun demişim özetle.
    Yazının geri kalanına gelince, okumuşsun da anlamamışsın diyemiyeceģim, çünkü normal düzeyde bir akıl için çok anlaşılır bir dille yazılmış. Bence bu bildiriyi hiç okumamışsın anlaşılan.Ne Neo liberalliği, baştan aşağıya doğrudan kamucu, kamulaştırıcı, önermeler var.

  24. Sayın Genç, çok iyimsersiniz. Bu gün gücü elinde bulunduranların 20 yılde tek bir konuda bir milli duruşunu söylermisiniz! Bugünkü siyasilerin alayını çöpe atacaksınız başka çare yok! Yoksa ülke elden gidiyor ama gerçekten gidiyor artık şakası yok işin!

  25. “Eski Türkler’in inancı şamanizm,…”
    …yok sana öğretemeyeceğiz biz bunu! Eski Türklerin inancı Tengri inancıdır. Şaman kelimesi Rusların uydurduğudur. Karşılığı ise “KAM” dır.
    Saygılar.

  26. Nihat abi daha önce de benzer şeyleri youtube’da söylemiştiniz sonra devamı gelmedi. Şimdi yine parti falan diyorsunuz haklı olarak insanlar beklentiye giriyor. Yine laf olsun diye mi söylüyorsunuz yoksa ciddi ciddi parti mi gelecek. Parti dışında bir çözüm görmüyorum peki o irade var mı?

  27. Asagida Levent Ünsal denen kisi alayci bir tavirla sizde nereden ciktiniz, bak bu isin uzmani sosyal bilimciler var demeye getirmis. Su kadarini soyleyeyim. Turkiye’nin kendilerine solcu ve sosyalist diyen neo-liberallere (liboslara) karni tok. Turkiye’nin basina ne haltlar gelmisse bu bati hayrani, Atalantikci liboslarin katkisi buyuktur. Al sana, YCHP bunlarla dolu. Salgin firsatciligini, umut tacirligini birakin, hadi ordan!

  28. Başka bir dünya mümkün!
    Dinci/dinsiz kapitalistler emperyalistler borsa simsarlari paradan para kazanma devri zalimler müşrikler cahil halk paraya tapanlar acı çeken koca bir dünyaya gözlerini kapayan kulaklarını tikayanlar bu dünyayı cehennemin gayyası yapanlar işiniz bitti .
    Yeni bir dünya geliyor. Ya gelmezse mi?
    Bizim kaybedecek bir şeyimiz kaldı mı
    Başka bir dünya loading…

  29. Harikasınız.
    Zamanı gelmişti.
    Sizleri yürekten destekliyorum ve elimden dilimden ne gelirse her türlü katkıya hazırım.

  30. Uyanış er geç başlayacaktı..dünyanın en güzel ülkesine sahip, temellerini dünyanın en büyük devrimcisinin attığı, yakın zamana kadar gıdada kendi kendine yeten yedi ülkeden biri olan, eğitimde,tarımda,sanayide büyük atılımlar yapan ve herşeyden önemlisi çalışkan ve sebatkar insanlara sahip bu güzel ülkenin tükenişi yaşaması ve bunu kabullenişi mümkün değildi..Çünkü Değerli Ümit Kocasakal hocamın vurguladığı gibi;süt mayalanmış ve yoğurt olmuştu bile..artık geriye dönülüp, süt olması imkansızdı..bu yüce millet esareti,yoksulluğu,çaresizliği kabullenemez..!bu güzel ülke şahlanışa hazırdır..bizler kanımızla canımızla yanınızdayız…bu güzel haberi , bu müjdeyi bekliyorduk ..Atamın evlatları yolumuz sizinledir..ölene kadar..!yaşssın Mustafa Kemal…yaşasın Türkiye Cumhuriyeti…!

  31. Bu çağda örgütlenmek için partileşme gizli örgütlenme anlamsız… Acık yazılın açık örgütlenmeye virüs işlemez, virüsü ilk fark eden katılımcı onu orada izole eder.
    Nihat Genç in belirttiği gibi lidersiz bir hareket katılımcı bir kurulun, insan kaynağından bol bir şey yok milyonlarca idareci uzman komisyon üyesi karşılıksız vatanı için bunu yapacak yetişmiş insanımız var. Bunu Bilime Mesleklerine duyduğu aşkla zaten yapıyorlar. Holding ve partilere yaranma dertleri olmadığı için güç odakları bu büyük kitleleri görünmez yapıyor.
    Gören gözler bu milyonların farkında…
    Hadi kendi adayımızı yoklamalarla belirleyelim, bakanlar kurulumuzu, bakanlıkların çalışma kurullarını oluşturalım ve bağımsız adayımızı seçimlere sokalım… Sonrada ülkemizi inşa etmeye kaldığımız yerden devam edelim.
    Cengiz Han çadırda yaşayan bir adamdı ama o Boyları bir araya getirebilen bir amacı vardı.
    Atatürk de sadece bunu yaptı.
    Bu günün avantacıları, Osmanlının o avantacı torunlarıdır.
    Kampanya bütçesi bulunur.

  32. Okurken hem duygulandım, hem içimdeki coşku daha da arttı. Ülkemizin içinde bulunduğu bu çıkmazdan ancak ve ancak asil Türk Milleti’nin birlik gücüyle çıkacağımızdan asla şüphem yoktur. Ben hazırım. Atamız Yüce Önderimiz bize en büyük yol gösteren en büyük başkomutan, en büyük liderdir. Atatürk’ün izinde gösterdiği hedefe doğru MİS gibi biraraya geleceğiz ve başaracağız.

  33. memduh bayraktaroğlunu takip etmiyim bari artık zaten o tiplerin sayfalarında rezil rüsva edildim kuvayı milliyeci bir vatan kızcağızı olarak bizler seni neden seviyoruz Nihat abi sen kalplerimizdeki saf aşkın Vatan evladısın duygularını ona buna peşkeş çekmemişsin yiğitsin delikanlısın bizler var oldukça bu topraklarda sonuna kadar yanındayız senin önünde set oluruz kolkola bariyer oluruz seni bu topraklardan kimse yok edemez ettirmeyiz seni çok seviyoruz Nihat abi çok yaşa cansın canansın yiğit delikanlımız o bir Nihat Genç ahlaklı Vatanına kol kanat olan aşk dolu yürekli adam gün gelip Hakkın rahmetine kavuşuncada hep böyle anılacaksın Allahın izni ile .

  34. 30 yaşındayım. Türkiye’nin yaşayan en temiz, en soylu insanı kim deseler Nihat Genç derim. Bir savaşa cikacaksam senle çıkmayı tercih ederim.

  35. Daha önce de bu yönde bir çok akim kalmış teşebbüs bulunsa da, bence böyle bir hareketin zamanı yenice gelmiştir. Başlatılan hareketin amacına ulaşması, şüphesiz ki, hareketin amacına uygun insanlardan müteşekkil olması ile doğru orantılıdır. Geçmişte edindiğim “amatör” tecrübelerden de biliyorum ki, her hareketin idari organizasyonunda “bürokratik hiyerarşi” eğilimi vardır ve yabani ot gibidir; anında başucunuzda biter! Bu yüzden bu konu daimi bir teyakkuz halini gerekli kılar ve bence önemlidir. Keza teşkilatlanmada kimi yapılmaması gerekli hatalar gibi. Unutmadan; “MİS Parti” kısaltması, hareketin amacına uygun bir çağrışım yapmadığını da önemine binaen belirtmek isterim. Bunu bence değiştirin. Son olarak, bu konuda bana düşecek bir görev olur ise, gücüm yettiğince destek vermeye hazır olduğumu bildirir, vatana millete hayırlı olsun der ve başarılar dilerim.

  36. Sayın Genç, 50 yıllır sözünü ettiğiniz milli siyaset için mücadele eden, Atatürk’ten yarım kalan miili demokratik devrimini tamamlamayı programının en başına yazan Vatan Partisi varken, yeni bir parti kurmak ne demek ? Zaten bir avuç ulusalcıyı da bölme girişimi mi bu ? Tarihe bakın, her seçimde sizin gibi maceraperestler çıktı bir parti kurdu. En son Emine Ülker Tarhanı hatırlıyorum, ondan önce de Osman Paşa vardı. Hepsi kaybolup gittiler. Enerjimizi bölmekten başka işe yaramadılar. Saydığınız değerli isimler buyursun gelsinler, Vatan Partisinde güçlerimizi birleştirelim. Maceralar peşinde ufalanıp gitmeyelim. Saygılarımla

  37. Yıl 1969 okullar tatil olmuş ben sınıfı geçtiğim için babamın dükkanına gitmeyi hak etmiştim.Dukkana ilk girdiğim gün direkte asılan bir çerçeve beni çok etkilemişti.Okulda dahi görmediğimiz bu çerçeve bana ilk işaret olarak görünmüştü.TBMM min önünde ATATÜRK ve diğer mebuslar dua ediyordu.TC min ne kadar asil olduğunu o zamanlar hissetmiştim.Ayni duyguları 50 yıl sonra hac farizasini yaparken Medine ve Mekke de gördüm.TC olmanın İslam dünyasi
    milletlerinde nasıl bir hayranlık uyandırdığı gözledim.Biz millet olarak tarihteki asil yerimizden uzaklaştırıldı.Tekrar tarihin en güzel sayfalarında yer alacaksan bende sizlerleyim.Sizlerin neredeyse bütün yazılarınızı takip etmeye çalışıyorum.Yeniden milli mücadele.Bu bayrak altında toplanacak herkese selam olsun.

  38. Bu yazıyı ülkemizde en büyük halk desteğine sahip olduğu halde, çeşitli tertiplerle yıllardır örgütsüz bırakılmış olan Kemalistlerin yeniden örgütlerine kavuşacağı ve partileşeceği müjdesi olarak algılıyorum ve bunun son yıllarda aldığım en büyük müjde olduğunu belirtmek istiyorum. Yazıda adı geçen çok az isim dahi beni heyecanlandırmaya yetti. Cem Gürdeniz,, Ali Türkşen, Mehmet Ali Güller, Yavuz Selim Demirağ, Ufuk Söylemez, Beyazıt Karataş, Mehmet Faraç, Uğur Civelek, Haluk Dural, Arslan Bulut gibi daha yüzlerce aydının bu harekete destek vereceğine eminim. Haydi hayırlısı…

  39. Bizim buradaki en büyük problem; komplo teorileri çok fazla dillendirildiğinde sanki biz bir üst gücün piyonlarıyız da onlar bizi parmaklarının ucunda oynatıyorlamış gibi bir durum ortaya çıkartıyor.
    Ne yani biz binlerce yıldır varolmuş bir toplum olarak kıçı kırık 250-300 yıllık mafyalar ile mi yönetiliyoruz…
    En güçsüz zamanımızda bile bizi yok edebilememiş güçleri nasıl oluyor da bize efendilik yapıyorlarmış gibi kabul ediyoruz?
    Bu durum daima aşağılık kompleksine sebep olabilir…
    Hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım düsturu ile yola çıkmak gerekir.
    Başlangıç noktası onlar bana şunları şunları yaptılar değil, kendim ettim kendim buldum ama bundan sonra aklımı başıma alarak bu kuyunun dibinden kendi kendime çıkacağım olmalıdır. Neticede arkada toplum olursa sahneye çıkabilecek insanları bulabilmek sorun olmaz, bulunur. Önerdiğiniz bütün isimler liyakat açısından çok uygun. Ama toplum yok ben bu çamur içinde bir müddet daha debelenmek istiyorum derse çabalar nafile olur. Öncelikle sağ olarak bu musibetten kurtulmamız gerekiyor ki en büyük test burada; bu olaydan hiç kimse kendi bilgi ve becerisi ile kendisini kurtaramaz. Bireyler tek tek toplum için kendi menfaatlerinden vaz geçebilirse ancak toplum olarak herkes sağ salim kurtulabilir. Sağ ve sağlıcakla kalınız

  40. İnşaallah, yıllardır beklediğimiz hareket nihayet doğuyor, filizleniyor.Sp, Yrp, Hepar, Vp, Bbp gibi milletimize daha yakın oluşumlarla da ortak çalışılabilir.Osman komutanın analizleri çok önemli.Ayrıca Hüseyin Vodinalı(biyografisini tam bilemiyorum) yazıları da çok kıymetli.Kısaca yoldan sapmayacak şekilde Veryansınımız genişlemeli diye düşünüyorum.

  41. Siz de mi, bu 65 yaş üstü, genç devrimcileri eve tıkmak istiyorsunuz ya da Türkiyemizin aydın üretici gücünün geçmişinden ve bugününden bihabersiniz. Madem yüzme bilmezsin, ne çıkarsın kavağa.
    Çoğunluğu Mülkiyeli olan sosyal bilimciler, COVİD-19 salgını nedeniyle bir açıklama yaparak kamulaştırmalara gidilmesini istedi.

    Aralarında Prof. Dr. Korkut Boratav ve Prof. Dr. Taner Timur’un da bulunduğu sosyal bilimcilerin açıklaması şöyle:

    Dünya ve ülkemiz ciddi bir virüs salgınıyla zor bir dönemden geçiyor. Halkımız yaşama hakkını koruyabilme savaşımı içindedir. Öncelik, ne kadar süreceği belli olmayan bu dönemi en düşük can kaybıyla atlatmaktır. Ancak salgının olumsuz sonuçları bundan ibaret kalmayacaktır. Halkın, yaşam koşullarını bir bütün olarak gören haklı talepleri de zorlu koşullar içinde bir bir ortaya çıkmaktadır.

    Biz Sosyal Bilimciler halkın taleplerini kendi önerilerimiz olarak kabul ederek kamuoyuna sunuyoruz.

    Bugün tüm dünya sağlığın, eğitimin, temel ihtiyaç maddeleri üretiminin piyasa süreçlerine terk edilmesinin bedelini ödüyor. Artık neoliberal ezberlerin terk edilmesinin; kamuculuk, planlama, toplumsal dayanışma gibi kavramların tekrar benimsenmesinin zamanı geldi de geçiyor. Aşağıdaki talepler listesini meslektaşlarımızın katkısıyla zenginleştirip geliştirmenin, yukarıda ifade edilen anlayış çerçevesinde imzalarınızla topluma bir mesaj vermenin çok anlamlı olacağına inanıyoruz.

    Gösterdiğiniz dayanışma için şimdiden teşekkür ederiz.

    *Salgından kaynaklanan ekonomik ve toplumsal krizde merkezi devlet, olağandışı bir harcama programı tasarlamalıdır. Bu program sadece sağlık harcamalarından ve salgın ortamında sade yurttaşlara, emekçilere dönük doğrudan ayni ve nakdi desteklerden oluşmalıdır.

    *Acil ve zorunlu mal ve hizmet üretimi dışında bütün işlerin 15 gün süreyle durdurulması acilen değerlendirilmeye alınmalıdır.

    *Tüm işyerlerinde, hamileler, yasal süt izni kullananlar, engelliler, 60 yaş ve üzerinde olanlar koronavirüs salgını süresince idari izinli sayılmalıdır. 12 yaşından küçük çocuğu olanlara talepleri halinde ücretli izin verilmelidir.

    *En az 14 gün olmak üzere, salgın süresince yenilenmek kaydıyla, çalışanlara (yıllık izinlerine dokunulmadan) ücretli izin hakkı tanınmalıdır.

    *Tüm işyerlerinde risk değerlendirmesi ve acil durum planları yenilenmeli, tüm çalışanlara koronavirüs salgını bilgilendirmesi ve eğitimi yapılmalıdır. İşyerlerinde koronavirüs testinin yapılması dahil tüm sağlık önlemleri arttırılarak azami düzeye yükseltilmelidir.

    *Bütün bunların yapılmaması ve/veya işyerinde koronavirüs riskinin ortaya çıkması halinde çalışanların “çalışmaktan kaçınma hakkı”nı kullanacakları ve üretimi durduracakları ilan edilmelidir.

    *İşten çıkarmalar koronovirüs salgını süresince yasaklanmalı, işten çıkarmalar ve ücretsiz izinler yerine kısa çalışma ödeneği kullanılmalıdır. Kapanan işletmelerde çalışanların ücretlerini tam veya tama yakın almaları sağlanmalıdır.

    *Koronavirüs salgını süresince bütün işçiler süre koşulu aranmaksızın işsizlik ödeneği ve kısa çalışma ödeneğinden yararlanmalıdır. Esnek ve yarı zamanlı çalışanlar da bu fondan yararlanabilmelidir.

    *İşsizlik Sigortası Fonu’ndaki paralar sadece işsizlik ödemeleri için kullanılmalı, işsizlik ödeneğinden ve kısa çalışma ödeneğinden yararlanma süresi ve miktarı arttırılmalıdır.

    *Salgın boyunca doğalgaz, elektrik, su ve internet ücretsiz sağlanmalıdır. Doğalgaz ve elektrikte dağıtım hizmetleri kamulaştırılmalıdır. Yerel yönetimlerin temiz ve atıksu başta olmak üzere hizmetlerinin aksamaması için onlara merkezi bütçeden daha çok kaynak aktarılmalı, dış borçlanmaları konusunda ihtiyaç duyacakları Hazine garantileri verilmelidir.

    *100’den fazla işçi çalıştıran şirketlerde istihdamı korumak amacıyla, bu kuruluşların kapanmasına izin verilmemeli, gerekirse kamulaştırma yoluna gidilmeli, bu amaçla KİT gibi kuruluşlar eski işletmeci işlevlerini üstlenmelidir.

    *Krizle beraber zora giren sivil havacılık, enerji, finans gibi stratejik sektörlerde kamulaştırma bir zorunluluk haline geldiğinde tereddüt edilmemeli, bu kuruluşlarda özyönetim uygulaması benimsenmelidir.

    *Atıl duruma gelen bazı işkollarındaki fabrikaların, solunum cihazları, hızlı sonuç alıcı tanı kitleri, maske/filtreli maske ve sağlık çalışanları için koruyucu giysi vb. sağlık ürünleri üretimine ayrılması sağlanmalıdır. Bu ürünler ücretsiz veya maliyet fiyatlarından sunulmalıdır.

    *Temizlik ve sağlık ürünlerinin stoklanması, karaborsası, fiyat artışları mutlaka önlenmelidir. Temel gıda maddelerinin temini, gerekirse ücretsiz dağıtımı ve fırsatçı zamların engellenmesi kamu otoritesi tarafından sıkıca kontrol altında tutulmalıdır. Kolluk güçleri ve gönüllü siviller, yaşlı ve riskli nüfusa gerekli gıda ve sağlık malzemelerini ulaştırmak için seferber edilmelidir.

    *Sağlık yardımı almakta olan 10 milyon dolayındaki “kayıtlı yoksullara” kişi başına aylık net 500 TL yurttaşlık geliri ödenmeye başlanmalıdır.

    *Öğrenci borçları silinmeli; çiftçi borçları ve ihtiyaç kredileri, faizleri silinerek taksitlendirilmelidir.

    *Devlet hastaneleri ve özel hastaneler ücretsiz sağlık hizmeti vermelidir. Buna uymayan özel hastaneler kamulaştırılmalıdır.

    *Bütçe açığı kaygısı, salgın sürdükçe geçerli olamaz. Merkezi bütçe harcamalarının gerekirse TCMB avanslarıyla karşılanması sağlanmalıdır.

    *Bütçe gelirleri azalırken giderlerinde büyük sıçramalar ortaya çıkmasına getirilecek çözümlerden biri de, gerçek bir servet vergisi olmalıdır. Hedef grup olarak özellikle son 20 yılda rant gelirleriyle palazlananlar seçilmelidir.

    *Sermaye hareketleri kontrol altına alınmalıdır. Yurt dışına servet kaçırmak önlenmeli; yabancılara dönük TL yükümlülükleri (hisse senedi, tahvil, mevduat vb) için döviz tahsis edilmemelidir.

    *Kamu Özel Ortaklığı isimli projelerin kamulaştırılması hedeflenmeli; bu arada projelere dönük ödentiler TL’ye dönüştürülmeli ve kriz kaynaklı düşük performanslar nedeniyle oluşabilecek garanti ödemeleri iptal edilmelidir. Böyle bir dönemde Kanal İstanbul gibi üzerinde toplumsal uzlaşma sağlanmamış projelerden vazgeçilmeli, kamu ihaleleri ve kaynaklar sağlık sektörüne yönlendirilmelidir.

    *Sonuncusu belki de en önemlisi, devlet salgını bahane ederek yurttaşlar üzerindeki gözetim ve denetim ağlarını yaygınlaştırmamalıdır. Virüs tehlikesinin getirdiği günlük yaşamdaki bazı kısıtlamalar, daha otoriter ve baskıcı bir devlet aygıtının kalıcılaştırılması için fırsat kabul edilmemelidir.

    Bu zor süreçte inisiyatif sadece siyasi iktidarda olmamalı, muhalefet partilerinin ve demokratik kitle örgütlerinin (sendikalar, meslek örgütleri) toplumsal rol ve sorumluluğu artırılmalı, salgınla ilgili önlemlerin alındığı toplantılarda ve kurullarda temsili sağlanmalı, salgına karşı mücadele kapsamında benimsenen bilim kurulu yöntemi sürdürülmelidir.

    Korkut Boratav – Seyhan Erdoğdu – Aziz Konukman – Hayri Kozanoğlu – Bilsay Kuruç – Oğuz Oyan – Mustafa Sönmez – Sinan Sönmez – Serdar Şahinkaya – Taner Timur – Oktar Türel – İşaya Üşür – Galip Yalman – Ergin Yıldızoğlu”

  42. Uykulu gözlerle okumaya başlayıp gözlerim ışıl ışıl bitirdim.
    İçimizdeki volkanın patlayacağı gün yaklaşıyor.

  43. İki Mustafa Kemal vardır: Biri ben, et ve kemik, geçici Mustafa Kemal… İkinci Mustafa Kemal, onu “ben” kelimesiyle ifade edemem; o, ben değil, bizdir! O, memleketin her köşesinde yeni fikir, yeni hayat ve büyük ülkü için uğraşan aydın ve savaşçı bir topluluktur. Ben, onların rüyasını temsil ediyorum. Benim teşebbüslerim, onların özlemini çektikleri şeyleri tatmin içindir. O Mustafa Kemal sizsiniz, hepinizsiniz. Geçici olmayan, yaşaması ve başarılı olması gereken Mustafa Kemal odur! ” Mustafa Kemal Atatürk
    Gözlerim yaşardı okurken. “Biz” hazırız. BİZ ,Atatürk’ün de vurguladığı gibi daha iyi isimlendirne olmaz mı?

  44. 21. YY yaşam şekilleri dramatik bir sahneye vesile oluyor. Her ülke kendi içinde sorunu çözmeye çalışıyor, AB sadece belli enstrümanlarda birlik çatısı altında faaliyet gösteriyor, Amerika tarihi boyunca en fazla işsizlikle karşı karşıya kaldı, İngiltere tarihinin en yavan, sistemsiz dönemlerinden birini yaşıyor. Ve Türkiye… Türkiye’nin artık bu süreçte yeni toplum hareketine ihtiyacı kaçınılmazdır. Artık gün, bireysel açıdan eve hapsolma günü değil, neoliberal ekonomi ve finans kapitale karşı Yunus ve Ahmet Yesevinin felsefesini yeşertme günüdür.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı