Nursultan Nazarbayev’in dış politikasında Türk Dünyası

Vusal Hasanzadeh yazdı...

Nursultan Nazarbayev’in dış politikasında Türk Dünyası

Son günlerde Kazakistan’da yaşanan olaylar hem Türk kamuoyunun, hem de dünya kamuoyunun ana gündem maddelerinden biri olmuştur. Ocak ayı itibarı ile LPG fiyatlarının zammı sonrası ayaklanan halkın protestolar karşısında hükümet önemli adımlar atsa da, kısa bir zaman sonrası olaylar farklı boyuta döndü. Elde olunan son bulgular esasında ayaklanmaların farklı bir yöne dönmesinde Batı kaynaklı istihbarat ve STK’ların rolü olduğu artık gün yüzüne çıkmaktadır. Bu konuda özellikle Veryansın TV’de alanında yetkin isimler tarafından önemli değerlendirmeler yapılmıştır. Bu yazıda inceleyeceğim konu ise Kazakistan Birinci Cumhurbaşkanı, Elbası Nursultan Nazarbayev’in Cumhurbaşkanlığı ve sonrası döneminde Türk dünyası politikası olacaktır. Özellikle, son günlerde sosyal medyalar aracılığıyla Nursultan Nazarbayev’in Türk Dünyası faaliyetleri görmezden gelerek ona karşı bazı gruplar tarafından yapılan haksız “Rus/Çin yanlısı” gibi ifadeler iyice artmaktadır.

Öncelikle, uluslararası ilişkilerde herhangi bir devlet veya devleti yöneten şahsı incelerken ele aldığımız dönemi objektif ve bilimsel açıdan ele almak gereklidir. Ek olarak, ele alınan devletin kendi içerisindeki iç dinamikleri de özellikle yeterli derecede analiz edilmeden yapılacak her değerlendirme bilimsel açıdan yeterli olmayacaktır. Nursultan Nazarbayev’in de Kazakistan Cumhurbaşkanı olduğu dönemde dış politikada faaliyetlerini incelerken öncelikle dünya düzeni ile ilgili kısa bir değerlendirme yapmak faydalı olacaktır.

JEOPOLİTİK ÇÖKÜŞLER SONRASI ETNİK ÇATIŞMALAR TEHDİDİ

1980’li yılları itibarı ile artık SSCB’nin sonunun yaklaştığı, Doğu Bloğunun çatırdaması yeni bir geçiş döneminin yaşandığının sinyallerini beraberinde getirmekteydi. Ancak jeopolitik çöküşler genellikle yaşandığı coğrafyalarda büyük sorunları da beraberinde getirmektedir. Bu tehditlerin başında gelen ise etnik çatışmalar tehdidiydi. Özellikle, SSCB’nin son döneminde Sovyet Ordusunun 16 -18 Aralık 1986 tarihinde Kazakistan’ın Almatı şehrinde “Jeltoksan Olayları”, 20 Ocak 1990 tarihinde Azerbaycan’ın Bakü şehrinde (günümüz başkenti) yaşattığı acı olaylar da tazeliğini korumaktaydı. Sovyet sonrası başlayan etnik çatışmaların artmasını da izledik ki bunların başında gelen olaylardan en önemlisi ise Batı ve Rusya destekli Ermenistan’ın Azerbaycan topraklarının %20’den fazlasını işgal etmesiydi. Ayrıca SSCB döneminde ekonomik ilişkiler açısından bölgelerin birbirilerinden bağımlı olması sosyalist piyasada uzun dönem yaşamaları gibi etkenler de SSCB sonrası bağımsızlığını kazanan devletlerin yeni dünya düzeninde ayak uydurmalarında büyük sıkıntı yaşatmaktaydı.    

NURSULTAN NAZARBAYEV LİDERLİĞİNDE ORTA ASYA

SSCB sonrası bağımsızlığını kazanan Kazakistan diğer Türk Cumhuriyetlerinden farklı olarak bağımsızlığını en son kazanan Türk Cumhuriyeti olmuştur. Kazakistan’ın ilk cumhurbaşkanı olan Nursultan Nazarbayev SSCB’nin dağılması sürecini çok dikkatli bir şekilde izlemekteydi. Aralık 1991’de kurulan Bağımsız Devletler Topluluğu’nu destekleyen Nazarbayev Avrasya mekanında büyük bir iç savaş ve dış müdahaleden çekinmekteydi. Nazarbayev’in bu düşüncesi aslında doğruydu. Eski Sovyet coğrafyasına ek olarak Soğuk Savaş’ın son yıllarına yakın Balkanlar’da mevcut olan Yugoslavya’nın devlet başkanı Josip Broz Tito’nun 1980 yılında ölümü sonrası çatırdamalar başlamış ve 1990’lı yıllarda bölgede çok büyük etnik çatışma olmuştur. Avrupa’nın göbeğinde Boşnak nüfuz Sırp etnik ırkçılığı güden birlikler tarafından soykırıma maruz kalmıştır. Bununla da Soğuk Savaş döneminde en önemli ülkeler arasında olan Yugoslavya çok büyük parçalanma yaşamıştır.

Özellikle, Orta Asya coğrafyasında yaşanan etnik, ekonomik sıkıntıları iyi analiz eden Nazarbayev bölgede mevcut olan Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan ve Tacikistan’dan ibaret bir siyasi ve ekonomik birlik kurmayı hedeflemekteydi. Soğuk Savaş sonrası Nazarbayev’in bu projesi dönemin Özbekistan Cumhurbaşkanı İslam Kerimov tarafından kabul edilmemiştir.[1] Türkmenistan’ın da 12 Aralık 1995 tarihinde BM’e tarafsızlığını bildirmesiyle beraber Orta Asya Birliği projesi sekteye uğramıştı. Buna rağmen Nazarbayev bölgede Kazakistan’ın söz sahibi olacağını ve Kazakistan’ın tercihlerinin aynı zamanda Orta Asya coğrafyasını da etkileyeceğini bilmekteydi.

Zamanla uluslararası ilişkilerde Kazakistan’ın Avrasya’nın en önemli bir ülkelerden biri haline gelmesinde Nazarbayev’in büyük katkıları olmuştur. Özbekistan’ın İslam Kerimov döneminde kendini soyutlaması, Türkmenistan’ın tarafsızlık politikası, Kırgızistan ve Tacikistan’ın aktif olamaması Kazakistan’ın bölgede önemini artıran faktörlerin de başında gelmekteydi. Rusya Federasyonu ve Çin Halk Cumhuriyeti arasında ilişkilerini dikkatli seviyede yürüten Kazakistan ABD ve AB ile de dengeli politikalar yürütmüştür. Günümüzde genel algının aksine de Kazakistan’da dış yatırımların yarıdan çoğu Batı tarafından yapılmıştır. Rusya’nın güvenlik stratejisinde kilit rol oynayan Kazakistan, Çin’in enerji politikasında ve küresel ölçekte olan ‘Bir Kuşak, Bir Yol’ projesinde önemli yerde durmaktadır.

RUSYA İLE İLİŞKİLER ASLINDA TERCİH DEĞİL, JEOPOLİTİK ZORUNLULUKTU

Nazarbayev’in Rusya ile yakın ilişkiler kurma çabası da bu dönemde eleştirilse de, Rusya ile yakın ilişkiler kurmak Kazakistan için aslında bir seçenek olmaktan ziyade bir jeopolitik zorunluluktu. Sebebi ise hem coğrafya hem de tarihsel açıdan da irdelene bilir.            

Birincisi, günümüzde Kazakistan ve Rusya Federasyonu kara sınırı 7644 kilometrekare olmakla beraber dünyada ABD ve Kanada kara sınırından sonra ikinci en büyük karasal sınırdır. Akıllı ve rasyonel dış politika yürüten hiçbir devlet bu kadar uzun sınıra sahip olduğu devletin aleyhine yürütemez. Dahası bu devletin (Rusya’nın) nükleer güç sahibi olduğu ve küresel düzenin belirleyici olduğu faktörü olduğu da düşünülmelidir.

İkincisi, nüfus açısından incelersek Sovyet sonrası Rusya Federasyonu sonrasında en çok Rus nüfusun yaşadığı bölgelerin başında gelen ülkelerden biri de Kazakistan olmuştur. Burada en temel sorunlardan biri de Kazakistan’da nüfusun Kazakların (Kazakistan Türklerinin) aleyhinde olmasıydı. 1989 yılında yapılan nüfus sayımına göre Kazakistan’da mevcut olan 16.464.464’ün sadece 6.564.616’sı Kazaklardı.[2] Tarihsel açıdan baktığımızda özellikle 1930’lı yıllardan itibaren Kazakistan’da SSCB’nin politikaları sonrası yaranan açlıkta 2-3 milyon arası Kazak’ın hayatını kaybetmesi ve hayat düzeninin değişmesi bu konuda göreceğimiz önemli meselelerden biridir. Bu bağlamda incelediğimizde 1959 yılında Kazakistan’da Kazakların nüfus sayısı %30’lara inmiş, 1989’da %41.1, 1991’de ise %41.1 olmuştur.[3] Uzun bir dönem Rusçanın en çok konuşulduğu devletlerden biri olan Kazakistan’da yönetim Kazakistan’ın kuzeyinde Rus nüfusun varlığını dikkatle izlemiş ve Rusya’da zaman zaman bazı isimlerin Kazakistan’ın kuzeyinde toprak iddia etmesi tehdidi ile karşılaşmıştır.

Üçüncüsü, zengin enerji kaynaklarına sahip olan Kazakistan Soğuk Savaş’ın galibi ABD ve Batı Bloğu temsilcileri olan AB ülkeleri, aynı zamanda Çin Halk Cumhuriyeti için zengin enerji pazarıydı. Kazakistan ekonomisi için büyük bir kazanç olan bu durum ancak silahlı bir müdahale zamanı büyük riskleri de beraberinde getirmekteydi. Özellikle, ABD’nin Afganistan’a 11 Eylül olaylarından sonra müdahalesi gibi olaylar Kazakistan’ı güvenlik meselelerinde Rusya’ya daha da yakınlaştırdı. Ek olarak, Çin ile ilişkilerde de Rusya Kazakistan için bir denge unsuru olmuştur.

NURSULTAN NAZARBAYEV VE TÜRK DÜNYASI

Günümüzde bazı gruplar tarafından Nursultan Nazarbayev’e “Rus/Çin yanlısı” gibi haksız eleştiriler yapılsa da genel çerçevede ele alındığında Türk Dünyası için büyük hizmetleri olduğunu görmekteyiz. İlk olarak yukarıda da belirttiğimiz gibi Rusya ve Çin arasında yerleşen Kazakistan’ın Türk Dünyası ile ilgili adımlarda çok dikkatli olması gerekirdi. Çünkü jeopolitik bir duygular ve hislerle değil akıl, mantık ve realiteyi kapsayan bir bilimdir. Bunu en iyi şekilde anlayan ve bu doğrultuda hareket eden Nursultan Nazarbayev hem Kazakistan’da Türklüğü ayağa kaldırmak, hem de Türk Dünyası’nı birlik hale getirmek için çok önemli işlere imza atmıştır. Orta Asya’da birliği sağlamaya çalışan Nazarbayev bununla da Rusya ve Çin gibi iki hegemon gücün arasında kalan Orta Asya Türk Cumhuriyetlerini (Batı Türkistan) bir çatı altında toplayarak büyük bir güce sahip olmalarını hedeflemekteydi. Bu bağlamda Nursultan Nazarbayev yalnızca Kazakistan’ın değil bir Türkistan Lideri gibi davranmıştır.[4] Türk Birliği’ni gerçekleştirmek için çağrılarda bulunan Nazarbayev 2006 yılında gerçekleşen Türk Dili Konuşan Devletler Zirvesi’nde Türk Dünyası’nın günümüzde en önemli kuruluşu olan Türk Keneşinin (Şimdiki adıyla Türk Devletleri Teşkilatı) kurulmalı olduğunu ifade etmiş ve 2009’da kurulmasında öncü olmuştur. Nazarbayev 2006 yılındaki zirvede “21. Yüzyılı, hız kesmeden, Atatürk’ün hayalini kurduğu Türk birliği ve gelişimi yüzyılına dönüştürelim” diye ifade ederek Türk Dünyasına bir çağırış yapmıştır. 2019 yılından itibaren Nursultan Nazarbayev “Türk Konseyi Ömür Boyu Onursal Başkanı” statüsünü taşımaktadır. Ek olarak Türk Dili konuşan Ülkeler Parlamenter Asamblesi (TÜRKPA), Uluslararası Türk Akademisi, Türk Aksakallılar Konseyi’nin de kurulmasının fikir sahibi ve öncüsü olmuştur. Nazarbayev özellikle Türk Devletleri arasında sorunların hal olmasında arabulucu rolünde de olmuştur. SSCB döneminde Orta Asya’da yapılan sınırlar SSCB sonrasında sorunları beraberinde getirmekteydi. Bu bağlamda Nazarbayev Kazakistan ve Kırgızistan ilişkilerinin düzelmesi sonrasında Özbekistan ve Kırgızistan arasındaki sınır sorunların giderilmesinde, Türkiye ile Özbekistan arasında siyasi ilişkilerin düzeltilmesinde, Azerbaycan ile Türkmenistan arasında Hazar Denizi yatakları sorunların haledilmesinde arabulucu olarak önemli hizmetlerde bulunmuştur. Özellikle, Kırgızistan ile ilişkilerini yüksek seviyede tutarak Kırgızistan’ın bölgede Rusya, Çin, ABD gibi güçlerin eline geçmemesi için de çaba göstermiştir. Ermenistan’ın Azerbaycan topraklarını işgal ettiği dönemlerde de her zaman Azerbaycan’ı desteklemiş ve Ermenistan ile beraber yer aldığı KGAÖ ve AEB gibi örgütlerde Ermenistan’ı Azerbaycan topraklarını tanımaya defalarca çağırmıştır. Kazakistan ve Türkmenistan enerji kaynaklarının Hazar üzerinden Azerbaycan ve Türkiye vasıtasıyla Batı’ya aktarılarak dünya pazarına çıkarılması için önemli adımlar atmıştır. Ayrıca Türkiye ve Rusya arasındaki uçak krizinin giderilmesinde kilit rol üstlenmiş ve Suriye’nin toprak bütünlüğü için kurulan Astana Platformu’nun yaratılması ve faaliyetinde hizmetleri olmuştur.[5]  

Bu bağlamda Kazakistan içerisinde de Türklük faaliyetlerini hız kesmeden devam eden Nazarbayev günümüz Kazakistan ve Türk Dünyasında Türklük ve Türk Birliği bilincinin artılmasında büyük adımlar atmıştır. Nazarbayev’in Kazakistan’da Kazakların nüfusunu artırmasına yönelik politikaları neticesinde bugün Kazakistan’da Kazak nüfüs %70’lere varmıştır. Türklüğün yayılmasında hizmetlerini devam ettiren aynı zamanda Kazakçanın Kazakistan’da yayılması politikaları neticesinde Rusçanın eski ağırlığı iyice azalmıştır. Nazarbayev’in Kazakistan’ın günümüzdeki başkenti Nur-Sultan’da Atatürk heykelini açması da manevi anlamda büyük izleri de beraberinde taşımaktadır.      

Son olarak, Nursultan Nazarbayev günümüz Türk Dünyasının kurulmasında ve ağırlığının artmasında büyük hizmetleri olmuş bir liderdir. Aynı zamanda Avrasya coğrafyasında istikrarın sağlanılmasında ve Orta Asya’nın Rusya, Çin ve ABD arasındaki mücadelesinde ayakta kalmasında büyük pay sahibidir. Son olayların gerçekleşmesi zamanı Nazarbayev’in heykelinin yıkılması aslında yalnızca Kazakistan Birinci Cumhurbaşkanına değil aynı zamanda Türk Dünyası’nın Aksakalı ve Bilge liderinin manevi şahsiyetine vurulmuş büyük bir darbeydi. Her devlet liderinin elbette hataları ve eleştirilecek bir yanı vardır fakat bunlar doğru ve uygun çerçevede gerçekleşmeli ve şiddet veya hakarete varmamalıdır. Nursultan Nazarbayev’in Kazakistan ve Türk Dünyası geleceği için attığı adımlar hem Türk, hem de dünya tarihinde önemli bir şekilde yerini almıştır.

[1] Konu hakkında bkz: Hasan Ali Karasar&Sanat K. Kuşkumbayev, Türkistan Bütünleşmesi "Merkezi Asya'da Birlik Arayışları 1991-2001". İstanbul: Ötüken Neşriyat, 2009.

[2] Araylım Musagaliyeva, “Bağımsızlığının 30. Yılında Kazakistan”, Çev. Efe Çulha. Ed. İlyas Kemaloğlu&İhsan Ayal, İstiklaliyetlerinin 30. Yılında Türk Cumhuriyetleri içinde, Ankara: Türkiye Günlüğü Dergisi, 2021, Sayı:146, s.20

[3] A. Kayyum Kesici, Dün Bugün ve Hedefteki Kazakistan. (İstanbul: IQ Kültür Sanat Yayıncılık, 2003), s.266.

[4] Konu hakkında bkz: Anıl Çeçen, Türkiye ve Avrasya. İstanbul: (Doğu Kütüphanesi Yayınları, 2015), s. 297-308.

[5] Nursultan Nazarbayev’in Türk Dünyası ile ilgili faaliyetleri için bkz: Kürşad Zorlu, Nazarbayev Liderliği & Büyük Bozkırın Yükselişi, 1. Baskı, (Ankara: Kripto Basım Yayın, 2019), s.166-207