AnalizGündem

Salgın sonrası… Tüm ezberler bozulacak

Özer Kavak yazdı…

10 yıldan uzun bir süredir “uzaktan” yurt dışı ile “evden” çalışan biri olarak öngörülerimi, tecrübelerimi ve önerilerimi paylaşmak istiyorum.

1. UZAKTAN ÇALIŞMA

İş hayatı bir daha eskisi gibi olmayacak. Yıllardır yurt dışında “freelance” veya “remote” diye bilinen işlerde, aynı ofiste, hatta aynı ülkede bulunma zorunluluğu olmayan  insanlar çalışıyor. Bu durumu salgın süresince iyice kavrayacak olan işverenler, çalışan ve ofis alanı gibi sabit maliyetlerini düşürmek için bu modeli büyük olasılıkla acımasızca kullanacaklar çünkü Anadolu şehirlerinden İstanbul merkezli işletmelerin “evden çalışılabilir” pozisyonlara başvurular olacak.

Büyük şehirlerde pahalıya yaşayanlar ise bu azalan ücretlere razı gelmeyecekler. Sonuçta, az ya da çok, er ya da geç, kırsala veya küçük yerleşim birimlerine doğru bir yönelim ortaya çıkacak.

İyi eğitimli, yabancı dilde yazışma yapabilenler, daha iyisi konuşabilenler ise salgından sonra dünyada da patlama yapması büyük olasılık olan çok sayıda “freelance/remote” denilen yerden bağımsız çalışma imkanı sunan işlere yönelecekler. Geçtiğimiz birkaç yılda yurt dışına gitmek istemeyenlerin bazıları zaten bu tür işlere girmeye başladılar ancak henüz sayıları çok az. Bu yarı zamanlı tam zamanlı veya proje bazlı işleri İnternet’in olduğu her yerden yapmak mümkün.

2. UZAKTAN EĞİTİM

Salgın nedeniyle zorunlu uzaktan eğitimle 23 Mart 2020 Pazartesi günü tanışacak olan, bugün ve salgın sonrası ekonomik koşullar altında ezilen ailelerin çoğu, özel okul, kitap, kırtasiye, servis gibi yüklerden kurtulabileceklerini fark edecekler. Hatta, uzaktan eğitim sisteminin kalıcı olmasını dahi talep edebilirler. Böylece büyük şehirlerden küçük yerleşim birimlerine taşınarak giderlerini azaltma yolunu seçebilecekler.

(Kişisel not) Yüksek lisans derslerimin tamamını bilgisayar üzerinden uzaktan eğitim ile aldım. Öğrenci olarak gözlemim şu: Devamlılık, odaklanma, algılama, öğrenme konularında üniversitedeki klasik eğitimden daha düşük seviyede değil.

3. GIDA GÜVENLİĞİ

Dünyada ve ülkemizde gıda konusunda insanlar kaygılı ancak çaresiz. Kaliteli, doğal yollarla üretilmiş, güvenli gıdaya ulaşmak neredeyse imkansız. Salgın insanları sadece eve kapanmaya zorlamıyor, yakındaki marketin sebze-meyve reyonuna da mecbur bırakıyor. Bunun ötesinde, salgın süresince gıda üretimi ve taşınması, pazarlanması kısmen de olsa sekteye uğrayacak gibi görünüyor. Bu insanların alternatif çözüm arayışlarını arttıracak

Bir süredir, kentten kırsala taşınıp kendi gıdasını üreten insanlar var ancak sayıları oldukça az. Çünkü, bu insanların bir yer satın alıp, hayallerini gerçekleştirebilmeleri için ciddi bir birikime ve en azından ilk yıllar için sabit bir gelire ihtiyaçları var. Bunu gerçekleştirenlerin çoğu, yeni emekli olanlar.

Tam bu noktada, “Uzaktan çalışma”, “Uzaktan Eğitim”, çok daha fazla insanın büyük şehirlerden ayrılarak kendi gıdasını üretebileceği kırsala yönelmesini kolaylaştıracak gibi görünüyor.

(Kişisel not) Afyonkarahisar gibi iklimi kıyı bölgelerine göre sert olan bir coğrafyada bile 70 metrekare bahçede, iki yılda yaklaşık 25 yerel çeşide ulaştım. Haftada 40 saat tam zamanlı olarak “uzaktan” çalışırken, az bir çabayla ailemin ihtiyaçlarımı üretebildim. Geçtiğimiz yaz neredeyse hiç sebze, yeşillik, meyve satın almadım. “Çaba” derken kastettiğim, tohumdan çimlendirme, fide büyütme, toprağa ekim, yoğun malçlama ve hasat, ki bunları daha önce hiç yapmamıştım. Tüm bunların toprağı kazmadan, neredeyse hiç sulamadan, gübrelemeden, asla ilaçlamadan ve çapalamadan “yüksek yarı-çöl” diye adlandırılabilecek yıllık 430 mm ortalama yağış alan 1000 m yükseklikteki Afyon’da yapılabildiğini bizzat deneyimledim.

4. AKLI ZATEN DOĞAL YAŞAMDA OLANLAR

Büyük şehirlerde aklında zaten kırsala kaçmak olan, ancak cesaret edemeyen veya sistemden bir türlü kurtulamayan genç ve nitelikli insanlar var. Salgın ve ardından gelebilecek zor koşullar bu insanların da bir kısmını tetikleyecek.

Özetle, hiç beklenmedik sayıda insan büyük şehirleri kısa-orta vadede terk edebilir. Bu öngörüden yola çıkarak şu soruyu soralım: Bugün yönetenler, gelecekte yönetime talip olanlar buna hazır mı? Bu olasılığa aydınlarımız hazır mı? Eğer gerçekleşirse, bu sadece insanların yer değiştirmesi, altyapının hazırlanması olmayacak. Çok farklı niteliklerde ve yapıda insanların, hayatlarına yeniden yön vermesi, yeni bir sosyoloji geliştirmeleri şeklinde olacak.

Bu yeni duruma uyanamayan bir devlet, insanlarını yine yalnız ve çaresiz bırakacak. Oysa bunu bir fırsat, mevcut şehir kaynaklı yığılmış sorunların çözümü olarak da ele almak mümkün olabilir.

Bir adım daha ileri gidelim. Peki ya devlet nüfusu dengeli biçimde yaymak için kendisi harekete geçerse ve bunu sosyal devlet ve güvenlik stratejisi haline getirirse nasıl olur? Yerele yayılmış gönüllüler, açlık, kıtlık, iklimsel felaketleri, savaş, iç savaş gibi durumlarda büyük bir avantaj sağlayacak. Çünkü eğer insanlık bu salgından ders çıkaramazsa kıt kaynaklar (su, gıda, enerji) için mücadele, küresel bir kaosa dönüşebilir.

PEKİ DEVLET NELER YAPILABİLİR?

– Kullanılmayan tarım arazilerini veya hazine arazilerini kullanarak aile çiftlikleri olarak altyapılarını hazırlayıp kiralayabilir. Böylece gönüllü yerleşimci ailelerdeki bireylerin bir kısmı uzaktan çalışma, uzaktan eğitim gibi imkanlarla çalışırken kendi ve yakındaki nüfusun bir kısmının gıda konusundaki güvenliğini sağlayabilirler. Türkiye’ye yayılmış bir modelde çoğunluk, salgınlardan ve bölgesel afetlerden etkilenmeyecektir. Bunu yapabilecek, gönüllü insanlar zaten var, ancak mevcut sistemden kurtulamıyorlar

Bu gönüllü, çalışkan ve eğitimli yeni çiftçileri “milletin efendisi” yapabilir miyiz?

– Devlet, tüm öğretim müfredatı ücretsiz, evden ve dijital hale getirebilir, eğitim ve sosyalleşme için çocuklar, okul yerine daha küçük ve yerel rehberlik ve sosyal faaliyet merkezlerinde yetiştirilebilir. Müfredat elden geçirildikten sonra (gerçekten çocuklarımıza ne öğretmek istediğimize karar verdiğimizde), farklı yaş gruplarındaki çocuklar için müfredat farklı anlatımlarla daha çekici ve daha az “eziyet” hale getirilebilir. Örneğin Oğuzhan Uğur’a, Cem Yılmaz’a Sosyal Bilgiler veya Tarih dersi konularından “Anadolu Medeniyetleri” anlattırılamaz mı? Hedef, bir konuyu yeni nesillere öğretmek ise yeni nesillerin tercihlerine uygun modelleri geliştirmek zor olmayacaktır. Sadece konunun uzmanlarına bu işi yaptıracak “niyet” gerektirir.

– Devlet, uzaktan çalışmayı teşvik eden ilgili mevzuatı da hızla düzenleyebilir. Bürokratik engelleri ortadan kaldırmak ilk hedef olabilir. Bugün Ardahan’daki bir genç, Ankara’daki bir işletme için, Ankara’ya hiç gelmeden bordrolu olarak çalışmaya kalkarsa ne olur? Yabancı müşteri/işyeri bulanlar için ise, yurt dışından para transferi sırasında, muhasebeci desteği gerektirmeyen, anlık beyan ve vergilendirme uygulanabilir. Yurt dışı ile bu şekilde çalışanların çok az ithal kaynak kullanarak, döviz getireceklerini unutmamak gerekir. Bu hizmet ihracatı, ürün ihracatından (ithal girdilerin azlığından kaynaklı) ülke için çok daha karlı olacaktır.

– Altyapısı hazırlanan bu çiftliklere öncelikle gönüllüler yerleştirilmelidir. Bu çiftliklerde üretilenlerin fazlasını devlet tarafından sabit ücretle satın alınıp yerelde ücretsiz dağıtabilir, basit işlemlerle (kurutma, dondurma) yerelde depolanabilir. Hatta devlet, buralara yerleşmek isteyen gönüllüleri ilk aşamada teşvik amaçlı memur statüsünde işe bile alabilir. Gerekirse gelecekte, üretilen tüm bu sağlıklı temel gıda maddeleri, ticaretin konusu olmaktan çıkarılıp tüm ülke vatandaşlarına ücretsiz dağıtabilir.

Daha onlarca madde eklemek mümkün. Özetle devlet, vatandaşının sağlıklı ve sürekli temel gıda teminini, nüfusu şehirlerden tüm ülkeye yayarak sağlayabilir ve büyük olasılıkla bu göçü imkanı elverenler zaten yakında gerçekleştirecek.

Yazarın notu: Konuya uzak olanların, neredeyse yirmi yıldır takip ettiğim Sayın Nihat Genç’in “bu topraklar” ifadesini biraz daha derinleştirmek amacıyla evde geçen günlerde BBC’nin “Derin, Aşağıda ve Kirli” adlı, toprağın ne olduğunu anlatan belgeselini izlemelerini öneriyorum. Ayrıca Veryansın TV’ye Erdem Bey’e ilgisinden ötürü, Veryansın TV yazarları Sayın Gülümser Heper’e özellikle Gıda ve Tarım konusundaki tespit ve önerileri nedeniyle, Sayın Bilin Neyaptı’ya Ekonomi ve Yerelleşme ile ilgili ufuk açan yazılarından dolayı ayrıca teşekkür ediyorum.

Etiketler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı