Köşe Yazıları

Soner Yalçın’ın ‘kara kutusu’ ne kadar dolu

Hep söylüyorum; yine söyleyeceğim. Eğer Tıp bilimi varsa koruyucu hekimlik yönüyle vardır. Koruyucu hekimliği çıkardığımızda geriye bulanık bir tortu kalır ve herkes orada avlanmaya çalışır.

İnsanlık tarihini etkileyen, değiştiren olaylardan en önemlisi epidemiyolojik (toplumsal) hastalıklardır. Epidemiyolojik hastalıkların şekli çağlar içerisinde değişmiştir. 1900’lü yılların ilk çeyreğine kadar epidemiyolojik önemi olan hastalıklar bulaşıcı hastalıklar ağırlıklıdır. Ancak sonraki dönemlerde hastalıkların profili değişmiş kronik hastalıklar, epidemiyolojik önem kazanmıştır.

Bulaşıcı hastalıklar çağının büyük oranda kapanmasında (asla tam kapanmaz ve kapanmayacaktır; mikroorganizmalar yok olmadıkça bulaşıcı hastalıklar bitmez; insanlık yok olduğunda bile mikroorganizmalar yaşayacaktır) temel faktörleri, karantina stratejileri, antibiyotikler, aşılar, çevresel hijyenik koşulların iyileştirilmesi olarak sıralayabiliriz.

Bulaşıcı hastalıklar tamamen yok olmasa da artık enfeksiyon çağının değiştiği ve kronik hastalıklar çağının başladığını tüm tıp otoritelerin kabul etmekte. İnsanlık bundan sonra tekrar bulaşıcı hastalıklar çağına geri dönebilir mi diye sorabilirsiniz (Neden olmasın!). Ve yine hastalık hastalıktır; ölümse ölümdür ne farkı var da diyebilirsiniz. Cevabım farkın olduğudur. Burada akut ve kronik hastalık terminolojisi ve kavramı devreye girer. Akut hastalık kısa sürede öldürücüdür; kronik hastalıkta ise hastalıkla birlikte yaşamak kabildir. Aslolan yaşamaksa kronik hastalık insanlığın tercihidir ve yaşadığımız çağın hastalıkları eskiye tercih edilir.

Tedavi edici tıbbın otopsisi, analizi Türkiye’de de dünyada da çoktan masaya yatırıldığını biliyoruz. Sayın Soner Yalçın, kara kutusu ile sadece tedavi edici tıbbı değil, bulaşıcı hastalıklarda koruyucu hekimliğin aşı komponentini de cephesine alarak ağır bir sorumluluk aldı. Ne yazık ki o kitapla bu büyük sorumluluğu alabileceğini düşünmüyorum. Neden mi?

Soner Yalçın bey, tıbbı karşısına alırken ayırım yapmadan tıbbın sorunlu tüm komponentlerini aynı çuvala doldurmuş. Bu yöntem metodolojik olarak yanlış. Kitap yazarken özellikle de toplumun tamamını ilgilendiren konularda kitap yazarken bir metodolojiniz olmak zorunda. Öncelikle Tıp Tarihini bilmek, hastalıkların epidemiyolojik evrelerini algılamak ve sorunlu bileşenleri ayırarak tıbbın otopsisini yapmak zorundasınız. Sormazlar mı adama öyle diyorsun da artık her köşe başında kör bir adam, her evde yarı yarıya çocuk ölümü, her sokakta polio (çocuk felci) sekelli, her evde tüberkülozlu, sıtmalı, tifüslü çocuklar, gençler neden yok?

Belçika’da bir anjiyografi laboratuvarında şu cümle asılıydı. Yardım istemeyecek kadar kibirliysen bu laboratuvarda işin yok! Naçizane Soner Beye hatırlatmak isterim. Bu otopsi tek kişinin bilgisi, tecrübesi ile yapılacak bir iş değil. Ayıptır söylemesi, Google’dan hastalık okuyup doktorlara hastalık öğreten hastalarımızın tutumuna benziyor. O yüzden biraz ayağımız yere bassa fena olmaz; geçmişi iyi bilmek zorundayız. Bu geçmiş Tıp Bu Değil grubunun analizi ile de sınırlı değil elbette. Taa Hipokrat’a, Ortaçağ’a, Razi’ye, birinci ve ikinci dünya savaşının hastalıklarına kadar uzanmak zorundayız.

AŞI MESELESİ

Soner Bey’e sormak isterim. Razi’yi tanır mısınız; ya El-Zahravi’yi; ya İbni Sina’yı? O kadar eskiyi hatırlamazsanız bile Ahmet Aydın ağabeyi hatırlar mısınız? O çelebi, bilge adamı? Sakin sakin, tane tane anlatan o güzel adamı? Ölüp gitti diye unutacak mıyız? Silecek miyiz bu mücadeleden? Referans olarak kullanmanızı beklerdim. Olmadı Soner bey! Bu postu doldurmak için çok eksiksiniz çok; maksadınız üzüm yemek mi bağcıyı dövmek mi bilelim…

Gelelim gerçeklere. Aşıların tarihinde çok sayıda köşe taşları vardır. Bu taşlar,  MÖ 400 yılına Hipokrat dönemine kadar uzanır. Hipokrat daha o çağda kabakulak, difteri ve epidemik sarılıkları tanımlamıştır. Her ne kadar Çiçek hastalığına karşı ilk aşı fikri MS 1000 yılında Çin’e atfedilse de tarihte hakkı gasp edilen en önemli kişi Razi’dir. Zira Razi tarihte ilk kez Kızamık ile Çiçek hastalığının ayırdını başaran ve tanımlayan bir Türk hekimidir. Hastalığın ayırt edici tanısı bir yana Çiçek hastalığına karşı aşılama fikrinin Razi’ye ait olduğunu düşündüren şey ise sonraki çağlarda yaşanan ve Tıp Tarihine geçen bir olgudur.

Meşhur hikâyenin kahramanı 1672 yıllarında İstanbul’da yaşayan İngiliz elçinin karısı Lady Mary Wortley Montague’dir. Aşılamanın ilk basit yöntemi variolation olarak isimlendirilir. Latince varus (deride çizikler oluşturma) ve inoculare (işaretlenen bölgeye yerleştirme) kelimelerinden gelir. Çiçek hastalığının aşılanmasını İstanbul’da ilk belgeleyen kişi olan Lady Montague’nin hikayesi şöyledir:

İstanbul’a gelen elçinin karısı o yıllarda Avrupa’yı kasıp kavuran çiçek hastalığı nedeniyle başta kardeşleri olmak üzere ailesinin çoğunu kurban etmiştir. İki çocuğuyla birlikte İstanbul’a geldiğinde Avrupa’daki salgından eser yoktur ve iki çocuğu adına az biraz rahatlama hisseder. Bir gün İstanbul’da hastalığın neden salgın boyutunda olmadığını algılar. Zaman zaman halk hekimi anaların henüz çiçek hastalığı geçirmemiş çocukları bir araya toplayarak aşıladığına tanıklık eder. Analar, sağlam çocukların koluna bir çizik attıktan sonra, çiçek geçirmiş çocukların burun krutlarından (salgılarından) hazırladıkları bir sıvıyı sürmekte ve iki gün sargıyla kapatmaktadır. Lady çekinmeden kendi çocuklarını da aşılatır ve onları kaybetme korkusundan tamamen kurtulur. İngiltere’ye döndüğünde bu muhteşem olayı kraliyet cerrahına anlatır ve aşılamanın bir sonraki evresine geçilmiş olur; çiçek aşısının serüveni Avrupa’ya taşınır.

Şimdi burada durup düşünmek lazım elbette. Bu ebe analara bu ilahi tekniği kim öğretti? Kimse bilmiyor; yorum dahi yapmıyor. Avrupalı bilmek sorgulamak dahi istemiyor. Bence Razi öğretti. Kısacası aşılama 18. Yy da en ilkel formu olan variolasyon yönteminden başlayarak İngiltere ve Amerika’ya ulaşmış; 18. Yy ın sonlarında Edward Jenner aşılamayı bir üst aşamaya geçirmiştir.

Soner Beyin anlamadığı şey şu. Aşılama önemlidir; fakat yüzde yüz etkili ve güvenilir aşı yoktur. Aşıya karşı çıkmak bu işi bilmemektir. Yapılması gereken şey aşılara ait sorunlar tek tek tartışılarak, etkinliği yanında güvenilirliğini analiz etmektir. Soner Beyin haklı olduğu tek şey aşı yan etkilerinin mutlak bir olgu olması ve tartışılması zorunluluğudur.

Soner Bey şöyle bir tartışmayı başlatsaydı ona hakkını vermemiz gerekirdi. Şöyle diyebilirdi: Halen çocuk hekimleri dahil birçok hekim aşıların risklerini ve başarısızlığını kabul etmiyor. Eğer çocuğunuza aşı yapıldıysa aşı reaksiyonunun neler olduğunu bilmek zorundasınız.

Gelelim kendi katkımıza. Eğer aşı çocuğunuzda reaksiyon yarattıysa tekrar aşılamanın çok daha ciddi reaksiyonlar yaratacağını bilmek zorundasınız. Türkiye’de aşı reaksiyonu gelişen çocuklar ve ailelerine karşı kurumsallaşmış bir tazminat sistemi yoktur. Acilen kurulması ve bu kişilerin bakımının üstlenilmesi ve ailesinin maluliyetinin karşılanması gereklidir. Her hekimin ve her ailenin aşı reaksiyonlarını bilmesi zorunludur. Bunlar:

  1. Çocukta konvülsiyon diye isimlendirdiğimiz kaslarda ve vücutta kasılma gevşeme nöbetleri, yere düşme, gözlerde kayma,
  2. 5-40 derece ateş,
  3. Tiz sesle ağlama, çığlık atma nöbetleri,
  4. Dudaklarda morarma, yüzde soluklaşma ile birlikte şok hali,
  5. Sürekli uyuma,
  6. Akut beyin iltihabı belirtileri,
  7. Kronik beyin iltihabı belirtileri; yani zihinsel fonksiyonlarda gerilik, fiziksel olarak gelişememe, ani davranış ve kişilik değişiklikleri, kas kontrolünün kaybı, konuşma bozuklukları… Aşılara ait geç dönemde fark edilen bu değişimlerden çoğu aileler ve hatta hekimler bihaberdir. Sağlık otoriteleri bu çocuklara karşı yasal bir sorumluluk taşımamakta ve aşı sonrası gelişebilecek bu olaylarda yasal başvuru için bir süre tanınmamaktadır.

Kısacası Soner Bey’in mücadele metodolojisi yanlıştır; eksiktir; hatalıdır. Bazen yüzlerce sayfanın söyleyeceği ve topluma kazandıracağı şeyler birkaç sayfada başarılabilir; bilinçli bir duruşla topluma katkı sağlanabilir. Soner Bey, mutlak surette profesyonel görüşler almak ve kitabının özeleştirisini yapmak zorundadır.

 

Etiketler

14 Yorum

  1. Bundan bir yüzyıl önce tüberküloz hastalığı çok yaygındı ve insanlar 35-40 yaşlarında ölüyorlardı. Şu an çağdaş ülkelerde insan ömrü en az on beş yıl uzadı. Kapitalist sistem insan ömrünü uzatmak ister çünkü müşteriden ölene kadar ne kadar yararlanirsa onun için o kadar iyidir. Modern tıbbın burada zaten kapitalizmle at başı gitmesinin nedeni budur. Benim tavsiyem bu konulara fazla kafayı takmayın Nihat Genç in dediği gibi dürüst ve temiz olun. Sağlığın anahtarı bu .

  2. dunya d a saglık sektorunun marıfetlerını cogu ınsan bılır. bılmeyen ıse bır seyler geveler durur.
    yapılanalr ve edılenler (bu sektorde) o kadar seytanı ısler kı dudaklarınız ucuklar. muhım olan bakacagınız yerı dogru bılmek.

  3. Soner Yalçın’ın kişiliği üzerinden gitmeye calismanizin altında Nihat Genç kişisel mevzulari var. Kitap etki edeceği yerlere etki etti.

  4. Ayrıca köy enstitüleri zemininde teşkil edilebilecek üniversitelerde Konunun nasıl rasyonel bir şekilde işlenebileceğini ve ne düzeyde olabileceğimizi hayal edebilmek lazım. Yalçın ayrıca iyi koruma almış ve Mao’nun bahsettiği talimatının Çin de nasıl hayata geçirildiğini bilmesi lazım. Üretim süreçleri ve kırsalı iyi bilmeyenlerin bilimsel vizyonu bu şehirlerde gelişir mi? O’nu esas tartışmak lazım. Örneğin kırsal hayatı, doğa’yı ve zirai üretim süreçlerini bilmeyen bilim adamı hatta doktor ve mühendis ne kadar faydalı olur??

  5. Tipik plaza medyası kontrollu “Tersine Espiyonaj” vakası daha. Bu konuda topa girenlere bakmak lazım:) Tümü iyi göremeden ayrıntıları yanlış yorumlasa da doğru tartışma gibi görünüyor. Bu tartışmanın nereye nasıl evrileceği ve piramidin tepesi tarafından nasıl kullanılacağına bu unutkanlıkta dikkat etmek lazım. Ve en önemlisi çok para harcanıp henüz pazara uygun hale getirilemeyen özellikle genetik çalışmalarının temel alınacağı gelişecek sektörlere dikkatimizi çekmemiz lazım. Yine onlarda olup bizim gibilerde olmayacak birşeylerin kullanıma sunulması kuvvetli olasılık

  6. Domuz gribi denen olay neydi? Faltaylı kanallarından aşı pompalamadılar mı bu ülkeye, asrın lideri demedimi ben olmam bu aşıyı. O zamanlar neredeydi bu Razi, İbni Sina peşinden giden idealist doktorlar.
    Soner Yalçın doktor değil, araştırmacı yazar; araştırdığı konulardaki bağlantıları derinlemesine inceleyip bağlantı kuruyor, bu konuda da başarılı. Gıda teröristleri ülkenin besin zincirine nifak soktular, basbas bağırdı, yazdı. Aynı şeyi sağlık sektöründe de yapıyorlar, Soner bey farkındalık yaratmaya çalışıyor; sizin (idealist doktorların) yapamadığını yapıyor.
    Faltay kanallarına çıkmasını yadırgamıyorum cünkü cahil kesim bu kanalları seyrediyor; yanlış olan kısımları bir zahmet çıkıp Faltaylı kanallarında anlatın.

  7. Bazı mevsimlik influanca(grip) aşılarının uzun vadeli araştırma kapsamı dışında tutulması bence anlaşılır değil. Bir ilacın serbest piyasa düzeyine çıkması bazen yıllar süren bir veri toplama sürecinden geçiyor. bağışıklık sistemi hastalığı aids hastalığınin oluşumunda, amerikan hapishanelerinde ve Afrika da illegal aşı programları olduğunu ifade eden yorumların gerekliliğine bir tartışma konusuydu. Saygılarımla

  8. Öncelikle Tıp Tarihini bilmek, hastalıkların epidemiyolojik evrelerini algılamak ve sorunlu bileşenleri ayırarak tıbbın otopsisini yapmadan, sizi yavaş yavaş öldüren, sömüren, çevrenizi çepeçevre kimyasallarla kuşatan kartellere savaş açmanız ne kadar ayıp Soner bey. Görmezden geliverin sizde, bak sizin yüzünüzden üç gündür veryansın tv olarak teyakkuz halindeyiz, tu ka ka Soner Yalçın. Ne güzel politikayla uğraşıyordun, sana ne halk sağlığından…

  9. Bu kitap yazımı öncesinde kendisine, bir çok alanda kendisini kanıtlamış başarılı bir yazar olduğunu, ancak uzmanlık gerektiren tıp konularına fazla girmemesi gerektiğini ifade etmiştim.

  10. Evet profesyonel görüş aldığını söylüyor ama görüş aldıklarının hemen hepsi şarlatan.
    https://ourworldindata.org/life-expectancy incelendiğinde bilimsel tıbbın uygulandığı yerlerde insan ömrünün nasıl 2 kat uzadığı ama şarlatanların savunduğu uygulanan ülkelerin nasıl bu konuda geri kaldığı çok ayrıntılı şekilde tarihsel olarak ülke ülke izah ediliyor

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı