Köşe Yazıları

Suriye’den gelen mültecilerde bulaşıcı hastalık gerçeği

İnsanlık tarihi boyunca savaşlar ve sonuçları değerlendirildiğinde, savaşların bulaşıcı hastalıkların patlaması yani salgın hastalıklar boyutuyla yaptığı yıkımlar çoğunlukla atlanır. Ancak bu cahilce bir analiz olup tarihte başta Roma İmparatorluğu olmak üzere birçok imparatorluğun bu nedenlerle yok olduğuna tarihçiler hemfikirdir.

İnsanlığın avcı toplayıcı hayat biçiminden yerleşik hayat biçimine geçmesi ve ardından hayvancılığa başlaması, bildiğimiz anlamda salgın hastalıkların başlangıcıdır. Başlarda çeşitli çiftlik hayvanlarının yalnızca kendi türleri arasında görülen patojenler, evrimsel süreçleri ve mutasyonu sonucu diğer türlere de yayılmış ve bir süre sonra insanlarda da hastalıklara neden olmuştur. Örneğin orthopoxvirüs cinsindeki çiçek hastalığı patojeni büyük baş çiftlik hayvanlarından, aynı şekilde kolera, tifo, hepatit gibi hastalıklar çiftlik hayvanlarının dışkıları yoluyla insanlara bulaşmıştır. Sıtma ise tarımsal alanlarda su kaynaklarının yakınlarına kurulan yerleşimlerde yaşayanlara, dişi anofel sivrisineklerden bulaşmıştır.

Tarihte Antoninus Vebası olarak bilinen salgın, Roma İmparatorluğu’nun Doğu’ya yaptığı seferlerde Avrupa’ya taşınmış, Roma İmparatorluğu’nun Pers sınırından Batı’da Ren ve Galya’ya kadar devasa bir alana yayılarak, yerel nüfusun büyük bir bölümünü yok etmiş, özellikle İtalya’da yıkıntılar ve ormanlar dışında geriye bir şey kalmamıştır. Roma nüfusundan 7-15 milyon insanın öldüğü bu salgın Roma İmparatorluğu’nun çöküşünün başlıca sebebidir. Hatta eski Pagan dinlerin önemini kaybederek, başta Hıristiyanlık olmak üzere Doğu’dan gelen pasifist dinlerin kabulü salgının yarattığı çöküşün toplumun ruhsal dünyasına da hükmettiğini gösterir.

Yani savaşlar ve sonrasında oluşan ekonomik yıkım, alt yapı, sanitasyon ve hijyen, barınma, göç ve beslenme sorunları nedeniyle gelişen salgın hastalıklar,  imparatorluklar yıkıp toplumsal inanışları değiştirecek kadar kitlesel önemliliktedir.

Yakın zaman tarihimizde savaşın getirdiği en önemli salgın hastalık faciası Sarıkamış’ta yaşanmıştır. Sarıkamış’ta patlak veren salgın nedeniyle sadece askerler ve halk değil, hekimler ve sağlık personeli de tifüse yakalanmıştır. Hatta cephede tifüse yakalanmayan hekim kalmamıştır. Geriye gönderilen yaralılar ve asker kaçakları salgını Anadolu içlerine taşımıştır. Harekat sonrasında yayılan salgınlarda tifüslülerin %53’ü, tifoluların %52’si ve dizanterililerin %37’si ölmüştür.

Aşıların ve aşılamanın etkinliğinin fazlaca tartışıldığı bu dönemde savaşların ve ardında getirdiği salgınların yapacağı tahribatı hesaplamak için, savaş sonrası gelişen bulaşıcı hastalıklar gerçeğini ve tarihini iyi bilmek gerekiyor. Bu aşıların yan etkilerinin, bir meta olarak kapitalist sağlık sisteminin elinde tutulmasının tartışılmaması anlamına gelmese de, yaşadığımız gerçeklikte yorum yapmak, ülkemize yaşanan göçler neticesi gelişen bulaşıcı hastalık gerçeğini bilmek, göç bölgelerinde yaşanan salgınları iyi analiz etmek zorundayız. Kapitalist sağlık sisteminin halihazırdaki sorunlarını mevcut bulaşıcı hastalıklar gerçeğinden ayrı tutarak, acil durumlara karşı odaklanmak zorundayız.

SURİYE’DE SAĞLIK SİSTEMİ YIKILDI AŞILAMA ORANI DÜŞTÜ

En iyi bileceğimiz gerçek ise Suriye’de savaş sırasında yaşanan salgın hastalıklar. Suriye’de Polio (çocuk felci) hastalığı resmi kaynaklarca bitirildiği ilan edildikten 18 yıl sonra ne yazık ki tekrar başladı ve 2013 yılının ortalarından itibaren yıkıcı bir toplumsal hastalık olarak ciddiyetini sürdürmekte. Suriye’de 2011 yılından itibaren, DSÖ ve UNICEF verilerine göre polio aşılama oranları %83’e kadar düştü. Devam eden savaş sürecinde, toplumsal sağlık profili ciddi oranda değişti. Sağlık sistemi çöktü, ülkenin alt yapısı yıkıldı, ekonomi geriledi, ciddi gıda ve içme suyu bulma sorunu başladı, sanitasyon bozuldu, sağlık sistemi yıkıldı, hastaneler, toplum sağlığı merkezleri yıkıldı ya da hasarlandı, ambülans temini aksadı ve her şeyden daha önemlisi bilhassa sağlık personeli çalışmasını engellemek için hedefe alındı. Sağlık personelinin göçü ise engellenemedi. Ve yine temel ilaçların ve aşıların temin edilememesi neticesinde toplam aşılama oranları % 50’ye kadar düştü.

Bahsedilen faktörler neticesinde, başta kalıcı felç yaratan polio ve kızamık olmak üzere, aşıyla engellenebilir hastalıklar hızla yükselmeye başladı. 2013 başında Suriye’nin kuzeydoğu bölgesinde polioya bağlı üç akut tam paralizi (felç) vakası bildirildi ve örnekler Şam’a ve Türkiye’ye gönderilerek polio olduğu teyit edildi. Suriye hükümeti başlangıçta olayı reddetse de bu vakaların yabani tip olan Tip 1 Polio virüse bağlı olduğu teyit edildi. DSÖ, Ekim 2013’te salgın uyarısı başlattı; Mayıs 2014’te DSÖ, acil durum koduyla salgının epidemik olduğunu açıkladı. Bu 1995’ten itibaren Suriye’de Global Eradikasyon Programı ile 25 yıllık uğraş sonucu bitirilen Polio’nun tekrar meydan okumasıydı.

DSÖ, bulaşıcı hastalık vakalarının tespit ve tedavisindeki eksiklikler olduğunu savlayarak, salgın boyutuna ulaşmasına neden olan faktörleri eleştirdi ve çoğunluğu Suriyeli sivil topum örgütleri ve başta Türkiye olmak üzere komşu ülkelerin kurumlarının yardımıyla PCFT (Polio Control Task Force) isimli bir organizasyon ile 8500 sağlık personelinin yardımıyla 1.4 milyon çocuğu aşıladı; bu çalışma salgını kontrol altına almasına rağmen tamamen bitiremedi. Suriye’de Sivil Toplum Örgütlerine destek yüksek olması salgının kontrolünde önemi tartışmasız olmakla birlikte Yemen gibi bölge ülkelerinde salgın hastalık mücadelesi yapılamaması nedeniyle, yaşadığımız bölgenin pandemik boyutta salgın hastalıklar riskinin yüksek olduğunu bilmek ve ona göre tedbirler almak zorundayız.

Suriye’den bölge ülkelerine göç edenlerde görülen hastalıkları yayınlayan bir makale Can J Infect Dis Med Microbiol dergisinde 2018 yılında yayınlandı. Makale Suriye’den Ürdün’e göçen göçmenlerde bulaşıcı hastalık boyutunu göz önüne sermesi yönünden oldukça önemli. Kızamık, tüberküloz, deri Leishmaniazis başta olmak üzere bulaşıcı hastalık spektrumu hayli geniş. Ürdün, göçmenlerin getirdiği hastalıkların Ürdün halkının sağlığını tehdit ettiğini deklere etti. Ürdün yaşanan olayı 21. Yy ın en büyük insanlık felaketi olduğunu söylüyor. Çok yönlü bu acil olaya karşı, sağlık sunucularının kapsayıcı stratejiler geliştirmesi gerektiğini, hassas grupların öncelikle hedefe alınması gerektiğini ifade ediyor.

2011’den itibaren Suriye’den Türkiye’ye 5 milyonun üstünde göçmen geldi. Bu göçmenlerin sadece % 6.1’i geçici barınaklarda yaşamakta. (Profiling infectious diseases in Turkey after the influx of 3.5 million Syrian refugees. Clinical Microbiology and Infection Available online 5 July 2019) Geçici barınaklarda yaşayan göçmenlerde aşılamanın kapsayıcılığı hayli geniş. Ancak esas sorun barınakların dışında uygunsuz şartlarda yaşayan ve aşılama oranı gibi taşıdığı hastalık yükü bilinmeyen kişiler. Bu konuda yürütülmüş kapsayıcı bir çalışma olmaması, göçmenlerin getirdiği hastalıkların yükünü bilmemizi engelliyor. Yani ülkenin göçmenlerin getirdiği hastalıklar konusunda koruyucu ve kapsayıcı bir sağlık politikası yok.

Mültecilerin bulaşıcı hastalıklar sorunu dışında toplum sağlığını ilgilendiren daha farklı ciddi sorunları da ver. Bunları, üreme sağlığı sorunları, erken yaşta evlenme, seksüel şiddete maruz kalma, post travmatik stres bozukluğu (PTSB), travmalar, anemi, kanser, hipertansiyon, diyabet, kötü ve yetersiz beslenme, böbrek hastalıkları, kan hastalıkları vs olarak sıralayabiliriz.
Sonuç olarak, göçmenlerin ülkemize getirdiği sağlık sorunlarına dair yük, hem ekonomik yönüyle, hem sosyal yönüyle, hem de bulaşıcı hastalıklar yönüyle kangren olmuş durumda. Bu sorunları kapitalist sağlık modelleri içerisinde çözmek zaten mevzubahis olamaz. Mevcut durum kapsayıcı taramalarla tespit edilmeyerek ve var olan bilgiler topluma açıklanmayarak toplumun sağlık yıkımına seyirci kalınmakta. Savaş şartlarına göre dizayn edilmiş bir sağlık stratejimiz olmadığı için sürecin gittikçe ağırlaşacağı tahmin edilmekte. Siyasiler halk sağlığının önemini kendileri veya çocukları hastalanıncaya kadar anlamayacaklar gibi görünüyor. Koca Roma imparatoru Marcus Aurelius’un bile önünde eğildiği salgın hastalıkları, salgın gerçeğini halının altına süpürerek geçiştirmeye hiçbir siyasi muktedir olamaz.

Etiketler

2 Yorum

  1. Suriyeliler ilk gelmeye başladığında bir dr. olarak KARANTİNA ve AŞILARDAN defalarca bahsettim .Böyle kütlesel göçlerin ülkemiz için sağlık bakımından bir intahar olduğunu sosyal medyamdada defalarca yazdım. İnsanlık yapalım yerine kendi insanımızı çok büyük tehlikeye attık. Eredike olan bir çok hastalık elbette hortladı. Yalnız bizim halkımızda bu konularda bilgiye sahip olmadıklarından endişe duyupta hiç bir itirazda bulunmadılar. Halbuki tehlike o kadar büyükki. Duyarsız ve bilgisiz/ bilgilendirilmemiş bir halk ve 5 milyon mülteci bir araya gelince sonuçlar ortada….ve halende halkımızın OLAYIN VEHAMETİNİ ANLADIĞINI DÜŞÜNMÜYORUM….PANDEMİK kelimesinin anlamını bilen kaç kişi var bu ülkede. Hele son bir senede öyle patojenler çıktıki bir hekim ve hoca olarak ben bile anlamakta zorlanıyorum. TEHLİKE ÇOK BÜYÜK…..Artık halk bilgilendirilmeli gerçekler söylenmeli nasıl korunacakları hakkında eğitilmelidirler.

  2. Çocuklarımız için, ailemiz için endişe duyuyoruz. Vurdumduymazlık yüzünden insanlarımızın hayatı tehlikeye girebilir. Mültecilerle birlikte aynı işte çalışan insanlar var. Çocuklar sokakta mülteci çocuklarla temasta bulunabiliyor. Bu da hastalıkların yayılmasına neden olabiliyor.
    Arablaşmış Türklerin muhacir-ensar rüyaları nedeniyle bütün toplum tehlike altında. Ne varsa Arabta var deyip Arabın herşeyini yücelttiler, kutsadılar. Hastalıklı mülteci Arablar bile kutsandı, göklere çıkarıldı, kutsal varlık ilan edildiler. “Bize bir şey olmaz” adlı toplumsal saçmalığımız da buna eklenince sağlığımız iyice tehdit altına girdi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı