Köşe Yazıları

Tarihi gerçekler… Sonunda ben de gemiye binip kaçacağım!

Yandaş bir TV kanalı, saatlerce ‘darbe’ tartışılıyor, ekranda İslamcı, milliyetçi, bilumum zevat var, saatlerce süren tartışmanın sonuçlarını sizler için özetleyerek açıklıyorum.

Tartışmadan çıkan birinci sonuç: -Yaşasın Enver Paşa.

Ekran karşısında ben: -Kardeşim, Enver ve Talat İmparatorluğu ve İstanbul’u bırakıp kaçmadılar mı?

Enver’i Arnavutköy önünden gemiye bindirip kovan Atatürk müdür?

Koca imparatorluk işgal edilmiş İstanbul İngiliz işgaline girmekte ve kaçmaktalar.

Yahu program dört saati doldurdu, tabii ki atamıza ceddimize karşı saygılı olacağız, heyecanlarını telaşlarını içine düştükleri trajedileri iyi anlayacağız, buraya lafımız yok, ancak, bu dört saatlik programdan Yaşa Enver Paşa sonucu çıkıyor, işgalcilere bırakıp kaçtıkları İstanbul’u kurtaran Mustafa Kemal’e dair, tek satır yok, hayır var var, Atatürk bunları mahkum etmiş, fesupanallah, Allah Allah… İstiklal Mahkemeleri niçin Almanlarla işbirliğine girip imparatorluğu savaşa soktunuz demiş, demesemiymiş.

Tartışmadan çıkan ikinci sonuç, sanki İngiliz gemisine binip İstanbul’u ve imparatorluğu bırakıp giden Vahdettin hiç değilmiş, yahu hem İstanbul işgal altındaydı hem işgalcilerin gemisine binip gitti, Allah Allah fesupanallah, şuraya bak, konuşmacılar Vahdettin’in altından heykelini döküyorlar, arada bir de neredeyse salavat getirecekler, ey büyük Allahım, sen sabır.

Tartışmadan çıkan üçüncü sonuç, 60 ihtilali bildirisini okuyup NATO’ya Cento’ya bağlıyız diyen ve sonra tasfiye edilip Hindistan’a gönderilen Türkeş’in de mermerden heykelini dikiyorlar, eh o kadar hak pay verelim iktidarın ortağına. Ve aslında Türkeş kalsaydı idamlar olmazdı, ihtilali yaptı ama sonraki gelişmelerden rahatsız oldu, fesupanallah, Allah Allah, ne günlere kaldık yarabbim, sen bize acı.

Tartışmadan çıkan genel sonuç, yaşasın Enver Paşa, yaşasın gadre uğrayan padişah Vahdettin, yaşasın kahraman asker Türkeş, yaşasın büyük mazlum Menderes.

Bir ara sonuç alalım tartışmanın kahramanlarını toplayalım, Vahdettin, Enver Paşa, Türkeş, Menderes…

Tartışmadan çıkan genel sonuca gelelim: Bunlara sebep olan Atatürk, cumhuriyet, tek parti zihniyeti. Bunlara sebep olan Kemalistler, fesupanallah, Allah Allah.

Tartışmadan çıkan ikinci yan sonuçlar, yakın tarihin en kanlı darbesi 15 Temmuz’a sebep olan da FETÖ’cüleri askeriyeye yerleştiren Atatürk, cumhuriyetçiler, tek parti. Allah Tayyip Erdoğan’dan razı olsun FETÖ’cüleri kovdu. Yetiş ya Resulallah! Tartışmanın burasına şimdi bir Fetih Suresi koyalım, baklava balını emsin, tam olsun.

Tartışmayı izleyenlerin kafasındaki kara kara düşünceler: Tartışma bu düzeyde giderse olur mu olur, şüpheniz olmasın devir ve siyaset değişir, Yunanlara sığınan vatan haini FETÖ’cüler yurda döner ve tartışma kaldığı yerden aynı ekranda devam eder. Şerefli (FETÖ’cü) Türk askerlerini kovup ülkeden sürülmelerine sebep, yine Atatürk, cumhuriyet, tek parti dönemi olur ve ne işkenceler çekmiş ne zulümler yaşamışlar sabahlara kadar melodram müziğiyle anlatılırsa da hiç şaşırmayın.

Tartışmayı hararetle izleyen yandaş twitçilerin tartışma sonrası attığı twitler: ‘-Gerçekleri ortaya koydun cesaretine hayranız, Allah ömrümden alsın ömrüne katsın, bunlar Enver Paşa’nın da Türkeş’in de Menderes’in de Vahdettin’in de hakkını yediler.

Bir başka twit: -Açın açın .. TV’yi izleyin, Türkeş, Menderes, Enver Paşa kimmiş öğrenin, Atatürkçülerin yatacak yerleri yok.

Bir başka twit: -Hocam senden Allah razı olsun, sabaha kadar konuş dinlerim.

Yarabbim, sen bu millete acı, güzel Allahım, sen bu tarihi isimleri ve dönemleri henüz bilmemiş anlayamamış gençliğe acı, ey büyük Allahım.

Kimsenin işine gelmeyen kimsenin hatırlatmak istemediği gerçek ise (başıma bir şey gelmeyecekse?) şu: Enver’inden Menderes’ine Demirel’ine Tansu’suna Özal’ına Tayyip’ine FETÖ’süne kadar, alayı. İktidara gelmeden önce hepsi ya Amerikan ya İngiliz ya Almanya’ya koştular. İşler fiyaskoya dönünce, yine ya Amerikan ya İngiliz ya Alman gemileriyle kaçtılar. Bunları başa getiren sonra yine koruyup kaçıran da Amerikan Alman İngiliz oldu.

Ve bu siyasi tarihin tek suçlusu, Amerikan, İngiliz, Alman gemisine hiç binmeyen, Alman parasını hediyesini hiç kabul etmeyip geri çeviren ve yönünü Anadolu’ya çevirip Anadolu’ya giden Bandırma Vapuru’na binen Atatürk ve Cumhuriyetçiler!

Ve ekran başında bu tartışmayı izleyen benim düşüncelerim: Atatürk hala ne kadar yalnız. Cumhuriyet’in hâlâ kimsesi yok. 60 ihtilali, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat, 15 Temmuz, hepsini yapan Amerika’nın tartışma içinde adı hâlâ niye geçmiyor.

Biri Almana yanaşmış biri İngilize biri Amerika’ya, sene 2020, ekranda siyasi bir tartışma programı, hepsi bir şekilde ‘haklı’ ve ‘doğru’, geçtim, hepsi ‘kahraman’, tek suçlu: Anadolu’yu ateşten kurtaran Atatürk ve Cumhuriyet!

Ve tartışmanın ortasında 29 Mayıs İstanbul’un fethi biniyor. Hepsinin gemilere binip kaçıp İngilizlere terk ettiği İstanbul’u kurtaran Mustafa Kemal’in adından yine söz eden yok, hatta tam tersine, yok efendim, Ayasofya’ya niye camii yapmamış kimlerle anlaşmış gibi hain laflar dönüyor.

Yani helal olsun size.

Ekranda bu tartışma programı aslında, sahada kaçanların ülkeden kaçanların yani İstiklal Savaşı’nda ve FETÖ döneminde ve cunta dönemlerinde işbirliğine girmişlerin ve hep kaybetmişlerin iktidar gücüyle ekranları gasp edip sonra o ekranlarda kendilerini kahraman ilan etmesi!

Demek ki neymiş ülke kurtarmak değil marifet, marifet, ekranların sahibi olmak!

İşte daha dün Halk TV’yi İngiliz tekstilci aldı, bir gün dolmadan, Ulusalcı diye ortalığı Ergenekonvari(?) karıştıran birileri varmış işte bu ulusalcıları karalayan şaibe laflar Enver Ayseverler Türker Ertürkler vs. program yapıyor, cehaletin bayrağı, dert bir değil ekran ekran.

Yani, Atam, bu iş böyle olmayacak, bir daha gelirsen dünyaya, sen de ya İngiliz, ya Amerikan ya da bir Alman gemisi bulup hiç düşünmeden kaç.

Dün işgal altındaki ülkeden kaçanları bugün kahraman yapıyorlar, bir taraf da 24 anayasasını lağvedenleri kahraman yapıyor, diğer taraf da bakın bugüne, 15 Temmuz’u bir köşeye sinmiş izleyenlerin her biri parti kurmuş siyaseten ekranda yine kahramanlar!

Bu ülkede, kaçmayana, terk etmeyene, işbirliğine girmeyene, bu ülkede para yemeyene iktidarın adamı olmayana ‘kahramanlık’ asla kat’a verilmez, değil kahramanlık, bu ülkede yaşamış mı, değeri varlığı hiç yoktur insan yerine dahi konamaz, çünkü kaçanların gemileriyle ekranların sahipleri aynı istikametten gelir, iskele-sancak aynı istikamete giderler!

42 Yorum

  1. Latif rumuzlu arkadaşa.
    Ben de seviyeli üsluplu yorumunuz için teşekkür ederim.
    Ben yorumumu; yazınızda sonlara doğru yer alan:
    “Bu konu bugünlere kadar geldiyse, Paşa’nın böyle bir teklif yaptığı veya yapmaya niyeti olduğu, dolayısıyla saray çevresinin de haberdar olduğu ihtimali daha yüksek. ”
    cümlenize istinaden yapmıştım. Burada siz sonunda, kendi kanaatinizi ortaya koymuşsunuz.
    Anlamadığım yine de, bire bir tanığı olmayan, o bunu dedi, bu şunu dedi gibi
    rivayetten öteye gidemeyen bu konu, tam bu sıralarda niye ortaya atılıyor ki.
    Sizin eleştiri yorumunuza istinaden artık sizi doğrudan kastedemiyorum. Ama .
    Bu konuyu gündeme getirmek, bana Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, Enver Paşa ile eşileme çabası gibi geliyor.

  2. Sayın Levent Ünsal mak.yük.müh, paylaşımınız için teşekkür ederim.

    “Sabiha Sultan ile Atatürk arasında kimsenin tanığı olmadığı rivayetlerden bir tarih üretmeye çalışarak, Atatürk’ü Enver Paşa ile eşitlemeye çalışıyorsunuz.” demişsiniz. Tarih üretmeye veya kimseyle kimseyi eşitlemeye çalışmıyorum. Bu konuyla ilgili bazı tarihçilerimizin görüşlerini aşağıda paylaşıyorum. Ben de ilgili yorumumu bu farklı görüşler üzerinden yaptım. Hangi tarihçinin veya kişinin dediği doğru, bilmiyorum. Daha sonra “Sonra Doğu Perinçek gibi…” ile başlayan yorumlar yapmışsınız. Benimle ilgili bir zanda bulunmuşsunuz. Hiç bir yazımın hiçbir yerinde bu cümle ile başlayan kişi ve konularla ilgili bir paylaşımım olmadı. Biraz zorlama bir bağlantı kurmuşsunuz. Diğer yandan “İtttihatçılık; köklerinin yeşerdiği Masonluk gibi.” demişsiniz. Katılıyorum. Ancak şu soruyu da sormak sanırım hakkımız. Kaç ana akım düşünür yazar çizer Kemalist/Atatürkçü, Atatürk’ün mason localarını kapatması üzerine bir analiz yapmıştır. Atatürk’ün gençlik yılları dahil hayatı, kararları detaylı bir şekilde analiz edilir. Ama locaların kapatılması ile ilgili tek bir analiz yoruma rastlamadım, belki bir kaç istisna vardır. Ama bunun bir istisna değil, çoğu Kemalist/Atatürkçü tarafından analiz edilmesini beklerdim. Mesela Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, locaların neden kapatıldığı ile ilgili bir değerlendirme analiz yapmış mıdır? Tekrar vurgulamak isterim. Bu ülkedeki kahir çoğunluğun Atatürk’ün bizatihi kendisiyle bir problemi yok. Ama Atatürk’ten sonra gelenlerin Atatürkçülük adına yaptıkları ile ilgili ciddi sorunları var. Ama maalesef optik çarpıtma ile ikisi hep (kasıtlı olarak) karıştırılıyor. Aşağıda bahsi geçen konuyla ilgili bazı kaynakları paylaşıyorum.

    19 Mayıs etkinlikleri çerçevesinde “Mütareke Dönemi ve İstanbul’dan Samsun’a Uzanan Yolda Atatürk” başlıklı bir panel düzenlendi.

    Prof. İlber Ortaylı’nın yönettiği panelde, Dr. Alev Coşkun’a yöneltilen “Atatürk Sultan Vahdettin’in kızıyla evlenmek istedi mi?” sorusu ilgi uyandırdı.

    “Böyle bir durum var” diyen Coşkun, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “O dönemde parlak subaylarla saray arasında akrabalık tesis edilmesi çabaları olmuştur. Enver Bey, Vahdettin’in akrabası Naciye Sultan’la nişanlanmıştır. 1914’ten sonra da evlendiler. Vahdettin’in küçük kızı Sabiha Sultan da güzel bir bayandı. Bu konuyla ilgili Mustafa Kemal istedi veya padişah evlenmelerini istedi iddiaları vardır. Mütareke döneminde bu düşünce tekrar alevlendi. Ancak Mustafa Kemal bu konuya sıcak bakmadı.”

    Vatan’ın haberine göre; Ortaylı da böyle bir durumun olduğunu belirterek, “Hatta Mustafa Kemal ile Sabiha Sultan görüşmüşlerdir. Sabiha Sultan beğenmiştir. Ama bu iş daha sonra olmamıştır” dedi.

    TARİHÇİLER BÖLÜNDÜ
    DOĞRUDUR:
    Murat Bardakçı: Sabiha Sultan da bunu doğrulamış ve “Kendilerini bir defa görmüş ve hoşlanmıştım. Gayet yakışıklı idiler. Ateş gibi gözleri vardı, alev alev yanıyorlardı. Ama evlenemezdim, zira Faruk ’u seviyordum” demişti.

    AĞZA ALINMASIN:
    Deniz Som: Vahdettin, kızını vermek için Mustafa Kemal’in peşinden koşmuştur. Atatürk öneriyi “ağza bile alınmasın” diye reddeder.

    HERKES YAP DİYOR:
    Çağatay Uluçay: Bir gece eğlenceden dönüşte, Mustafa Kemal, Doktor Rasim Ferit Talay’a bu meseleyi açar. Talay, “Sen 2 ay içinde her hangi bir kadından bıkarsın” der. Bunun üzerine Mustafa Kemal, “Tek dostum sen imişsin, herkes bu işi yapmam için ayak diriyor” diyerek konuyu kapatır.
    KAYNAK: https://www.ntv.com.tr/yasam/ata-vahdettinin-kiziyla-evlenmek-istedi-mi,6BkqhJizpUuupfwHAWI4iQ
    —————————————————————————————-
    Ama, Sabiha Sultan’ın hanedan mensupları arasında çok daha başka bir yeri var: Mustafa Kemal Paşa tarafından evlilik teklifi yapılmış bir sultan olması…
    KAYNAK: https://www.hurriyet.com.tr/iste-ataturk-un-evlenmek-istedigi-osmanli-sultani-3801750

    Detayları ilgili kaynaklardan okuyabilirsiniz. Göreceğiniz üzere birbirinden farklı, hatta zıt, görüşler/belgeler var. Kime ya da hangi belgelere itimat edersiniz, o size kalmış. Ama en azından şahsıma yönelttiğiniz “tarih üretmeye çalışıyor” eleştirisinin çok isabetli olmadığını kabul edersiniz. Ben sadece ulaşabildiğim bir kaç kaynak üzerinden kendi yorumumu paylaştım ve doğru olan kaynak şudur diye de bir hüküm vermedim. Saygılarımla.

  3. Latif rumuzlu arkadaşa.
    Bu sütunlarda ilk yorumumda aşağıdakileri demiştim.
    ………………………………………………………………………………
    Gelelim İttihatçılarımıza. Atatürk’e İzmir suikastını düzenleyenler bu ittihatçılar değil miydi.
    Feryal Orhon Basık’ ın. “Balkan Rapsodisi” belgesel tadındaki romanını okudum. Sabah akşam devrilen İttihatçı hükümetleri, sürekli değişen, savaşan komutanları şaşkına çeviren, bozguna uğratan Balkan dış politikaları gayet açık görülüyor. Bir de okuyacak olduğum Fevzi Çakmak’ın Batı Rumeli’yi Nasıl Kaybettik? kitabıyla ilgili tanıtım yazısından küçük bir alıntı:
    “Ordunun temel disiplin ilkesinin, bireysel siyasi tercihlerin öne çıkmasıyla nasıl bozulduğunu anlatırken ki üslubu, ilgi çekici değerlendirmeleri ve sert eleştirileri ile Balkan Harbi konusundaki soruları yanıtlamaktadır”
    Vallahi, iktidarda Abdülhamit olsaydı, belki aynı toprakları yine kaybederdik ama, milyonlarca can kaybı, sürgün ve göçlerdeki bu kadar zulümler olmazdı diye, düşünmüyor değilim.
    ……………………………………………………………………………………….
    Siz de son yorumunuzda,, Sabiha Sultan ile Atatürk arasında kimsenin tanığı olmadığı rivayetlerden bir tarih üretmeye çalışarak, Atatürk’ü Enver Paşa ile eşitlemeye çalışıyorsunuz. Sonra Doğu Perinçek gibi, 23 Nisan Ulusal Egemenlik bayramı niye çocuk bayramı olmuş, bu Atatürk’ün ÇOOOOOK büyük hatası (kendi öyle diyor) , Atatürk peygamber değildi diyerek, Atatürk’ü, İttihatçıların da altına düşürmeye kalkarsınız her halde. İtttihatçılık; köklerinin yeşerdiği Masonluk gibi. Mübarek, her yerde her kılıkta karşımıza çıkıyor. Hatta Fetö’cülük te Masonluk gibi. Onlar da aynen öyle.
    Ben Doğu Perinçek’in bu İttihatçılık sevdasının nedenini çok merak ediyordum. Bu eninde sonunda, İttihatçılarla, Alman Emperyalizminin ilişkisini, dolayısı ile Alman Emperyalizmini meşrulaştırmaya yönelik bir çaba gibi geliyordu bana. Günümüzde de D.P nin bu Almanya Sevdası devam ediyor. Şöyle ki:
    Google a, Doğu Perinçek-Almanya diye girin, D.P nin, Ulusal Kanalda, Vatan Partisinin sitesinde, Aydınlık gazetesinde, Almanya sevdası ile ilgili bir çok beyanatına rastlayabilirsiniz.
    Bunu derli toplu olarak, Ulusal Kanal’da yayınlanan, D.P nin Almanya ziyareti sonrası, Federal Almanya Basın Merkezinde yaptığı basın toplantısında söylediklerinde görebiliriz.(12.12.2017)
    D.P; basın toplantısının başlarında, Almanya’yı, Stratejik ortak ve Müttefik olarak ilan ediyor.
    Şimdi soruyorum. Almanya, bizim niye güvenilir stratejik dostumuz oluyormuş. İki dünya savaşının tarafı olmuş, sonunda yine AB Euro sunun Merkez Bankasının kasası olmuş, devletlere verdiği kredilerin faizleriyle zenginleşmiş, Yunanistan’ın küçük sanayisini ve tarımını öldürerek borç batağına sokmuş, tekelci kapitalist bir ülkenin, diğer tekelci kapitalist emperyalist ülkelerden bir farkı, niye oluyormuş ki.
    Gelelim Rusya’ya. Rusya Tekelci Kapitalist bir ülke değil de, özellikle Lenin dönemi Sovyetler Birliğindeki saf sosyalist bir ülke midir.
    Almanya, Rusya ile işbirliği yaparak ABD ile hegemonik bir mücadele vermektedir.
    Bu iki devlet, bu mücadelede, Türkiye’yi sert bir şekilde Nato’ dan kopararak, ABD ye büyük bir mevzi kaybettirmek istemektedirler D.P de, Almanya Rusya ve ABD nin, bu emperyalist hegemonik mücadelesinde, açıkça Almanya Rusya bloku içinde boy göstermemizi, milli bir duruş olarak savunmaktadır.
    Allah aşkına elin emperyalist kavgasında bu kadar AKTİF taraf olmak milli bir duruş olabilir mi.

  4. Latif icin2 rumuzuyla yorumunu paylaşan arkadaşıma zaman ayırdığı için teşekkür ederim. Saygılar bizden.

  5. Sade vatandasın dediği “Devletin islerine ne kisisel hirslar ne sahsi menfaatler ne de siyaset asla karistirilmaz..kediyle fare olsan devlet dendiginde kavga biter hizaya gecilir….akan su bile durur.” yorumuna tüm kalbimle katılıyorum. Olması gereken budur. Ancak “Enver olmak sadece padisah kizi almayla olunuyorsa herkes enver olabilir o zaman” yorumu biraz sorunlu. Mustafa Kemal Paşa’nın da Sultan Vahideddin’in kızı Sabiha Sultan ile evlenmek istediği şeklinde rivayetler var. Kimi Paşa istemedi, kimi (Sabiha) Sultan istemedi diyor. Sonuçta bu evlilik olmamış. Ama yine aynı noktaya geliyoruz. Herkes kendi siyasi görüşüne göre ya Paşa istemedi diyor, ki bu durumda Sultan’a teklif dahi yapılmamış olmak gerekir, gelenek göreneklerimize göre, ya da Sultan istemedi diyor (Paşa istediği halde). Bu iki ihtimal de çok farklı analizler doğurur. Ancak şunu söylemek yanlış olmaz sanırım. Eğer evlenme olayı sadece Musta Kemal Paşa’nın yakın çevresinin Paşa’ya telkinleri ile sınırlıysa ve bu Paşa tarafından anında red edildiyse, bu olaydan hiç kimsenin haberi dahi olmaması gerekirdi. Tamamıyla Paşa’nın o dönemdeki özel ilişkisi olarak kalır, hatırlanmazdı bile, bu rivayet, iddia, bugünlere kadar gelmezdi. Yani Paşa, Cumhuriyet döneminde, “vaktiyle falanca arkadaşım bana Sabiha Sultan ile evlenmemi telkin etti, ben de anında red ettim” gibi bir ifade kullanmamıştır herhalde. Bu konu bugünlere kadar geldiyse, Paşa’nın böyle bir teklif yaptığı veya yapmaya niyeti olduğu, dolayısıyla saray çevresinin de haberdar olduğu ihtimali daha yüksek. Ama yine de her iki ihtimal de var. Yakın tarihimizle ilgili “Göbeklitepe” benzeri yeni keşifler olması oldukça mümkün.

  6. Sakarya icin herkes solugunu tutmus sonucu beklerken, buna tum dunya devletleri ve TBMM de dahildir, Enver’inde Batum da beklemesi gayet tabiidir..Kaybederse tekrar Onu cagirmalarini bekliyordu…O yuzden M. Kemal tum sorumlulugu uzerine almistir….Inonuye veya baska birine birakilabilecek riske edilebilecek bir komutanlik ta yoktu orada..Hatta Inonu genelkurmaydan azledilip yerine Fevzi cakmak getirilmisti…Gunahi da sevabi da sadece M.Kemal’e kesilecekti..Tarih sevabini kesti..Kaybetseydik sakarya’da, Enver’in Erzurum’da direnis hatti kurmasi demek ucuz hayallerden birisi olurdu ve 1071 oncesine gitmek demek olurdu zaten…Turklere yapacaklari soykirim ve katliamlari dusunmek bile istemiyorum..Gecmis olsun olurdu.Tarih bambaska olurdu..Hayirli olan boyleymis boyle oldu..Enver imparatorlugu bozuk para gibi harcarken mehmetciklerimizi de harcamistir hesapsiz kitapsiz..Kazanma hirsi varmis diye aferin mi diyecektik? 5 yasindaki cocuklarda da var o hirs…saygilar

  7. Canakkale cephesinde 19 mayis taarruzu emrini, butun tabur ve alay komutanlarinin karsi cikmasina ragmen Enver Paşa ile Alman komutan liman pasanin beraber almasi sonucu sabah 03.30 ile 08.30 saatleri arasinda sadece 4,5 saatte 10.000 mehmedimizi harcadik..Anzaklar bizim mehmetlerimizi yattiklari yerden ekin bicer gibi bictikten sonra kaybolan moral motivasyonlarini tekrar kazanmis oldular..Mermisiz sungu hucumuna kaldirilan ( karanlikta en kisa surede karsi siperlere ulassin denilerek) o cesarette dunya uzerinde esi benzeri olmayan civan gibi mehmetlerin hesabini, hirslariyla hesapsiz kitapsiz karar alanlardan sormayacak miyiz? Enver olmak sadece padisah kizi almayla olunuyorsa herkes enver olabilir o zaman..Tarih bin yil gecse de bu soruyu sorar adama iste..Devletin islerine ne kisisel hirslar ne sahsi menfaatler ne de siyaset asla karistirilmaz..kediyle fare olsan devlet dendiginde kavga biter hizaya gecilir….akan su bile durur….Siyasilere ilelebed Sade vatandas mesajidir..

  8. “Latif icin” rumuzuyla yazan arkadaşa teşekkür ederim. Gürkan Hacır hakkında bir bilgim yok. Yorumlarına katılmayabilirsiniz. Sadece şunu öğrenmek isterim. Aşağıda verdiği bu bilgi doğru mu? Özellikle “Enver Paşa Batum sınırına kadar gelmiş bekliyordu” kısmı. Vaktinizi aldığım için kusura bakmayın. Bu soru şunun için önemli. Biz yakın tarihimizi gerçekten nesnel bir biçimde mi öğreniyoruz? Kişisel hissiyatım pek böyle olmadığı yönünde. Özellikle bazı olayların kasıtlı bir şekilde üzerinin örtüldüğünü, eksik anlatıldığını düşünüyorum. Tarih bilimi güncel siyasi görüş ve konumlanmalarımıza göre ele alınmamalı. İşin yorum kısmı elbette bir dereceye kadar öznel, kişiden kişiye değişir. Ama nesnel, belgeye dayalı kısmı somut bilgi. Acaba biz her belgeyi gün yüzüne çıkardık mı, çok emin değilim. Küçük bir örnek. Hatırlarsanız Yusuf Halacoğlu hoca milletvekili iken mecliste bir basın toplantısı yaptı ve Ayasofya’nın müze olmasını sağlayan belgenin gerçek olmadığını, üzerindeki Atatürk imzasının sahte olduğunu söyledi. Bununla ilgili başka detayları da paylaştı. Bildiğim kadarıyla bu iddiası da çürütülmedi. Bu konuyla ilgili en azından şunu sormak hakkımız. Kim böyle sahte bir imza atma cüretini göstermiştir. Atatürk bu konuda bir şey yapmış mıdır. Acaba başka belgelerde de böyle sahte işlemler var mıdır. Bize anlatılanlara ve anlatan kişilere olan güvenimiz sarsılırsa ülkemiz için hayırlı olmaz. Elbette hatalar olabilir. Ama kasıtlı yanlış bilgi vermek olmaz. Burada Yusuf hocayı suçlamıyorum, yanlış anlama olmasın.

    Gürkan Hacır dan alıntı: Mustafa Kemal eğer Sakarya’da yenilse, Enver Paşa Batum sınırına kadar gelmiş bekliyordu. Yenilgi halinde hemen sınırdan içeri girecek Erzurum’da yeni bir direniş hattı kuracaktı.

  9. Ali Veli rumuzlu arkadaşa
    Yorumunuzda,
    “Evet bu güruhun başını Vatan Partisi çekiyor, ittihatçıdır, aşırıdır ve aşırı şovenleşmişlerdir. Atatürk’ü küçümsemektedirler, “Atatürkçü” değillerdir. Hep Atatürk’ün İttihaçılarla çekilmiş o fotoğrafını yayımlıyorlar ve güya onu küçümsüyorlar; baksanıza Mustafa Kemal onların astı idi demeye getiriyorlar. “ diyorsunuz. Çok haklısınız, daha fazlası var.
    23 Nisan 2019 da, Ulusal Kanalda yaptığı söyleşide Doğu Perinçek şunları demiştir:
    “Atatürk’ün bir yanlışı. 23 Nisan’ı Çocuk Bayramı yapmak bence yanlış. 23 Nisan bizim devrim günümüz. 23 Nisan’da padişah hükümeti yıkıldı, 23 Nisan’ın ‘balonlarla kutlanan bir bayrama’ dönüştüğünü söyleyen Perinçek ayrıca şunları söyledi:
    “Hata demiyorum, biraz daha ağırlaştırıyorum, çok ciddi bir hata diyorum. Bakın Atatürk peygamber değil, bunlar çok büyük yanlışlar. Bu itirazlar Atatürkçü değil. Türkiye bugün bir devrimin eşiğine gelmiş; üretim devrimi yapıyor. Bu devrimleri, siz çocuklara balon dağıtarak o devrimin meşalesini yakamazsınız. Çocuk Bayramı diye devrim unutturuluyor.”
    Ben hayretler içinde kalmama rağmen yine de düşünmüş ve bu söylediklerini çevremde yazılı sözlü şöyle eleştirmiştim. Bu; Atatürk’ün ne kadar büyük bir öngörüsü. Minik çocuklar bu vesile ile daha o küçük yaşlarında, Ulusal Egemenlik kavramı ile tanışıyorlar ve kendilerini Ulusal Egemenlikle örtüştürüyorlar.
    Daha sonra Yavuz Alogan, Aydınlık yazarı iken, Doğu Perinçek’in bu sözlerini, çok değerli ifadelerle eleştirmişti.
    Ben de şöyle sorayım.
    Doğu Perinçek, hakkaten sen kimsin yaaaa.

  10. Gurkan hacir saygidan nasibini almamis bir adamdir..Tam piyasa kurtudur..Tam nihat gencin topa koydugu tiplerdendir…Chp nin kokeninde ittihat terakki kodlari oldugundan veya oyle kabul ettiklerinden enver pasayi savunmak zorunda hissetmistir kendisini…..Asla objektif degerlendirme yapamaz, yapabilecegi tek sey siyasi gorus bildirmek ve mamasinin davamliligini garantiye almaktir. Ataturk ise bu gelenekten ayrildigi halde chp bir turlu ayrilmamistir, hem de Ataturk’e ragmen!!! Ataturk ayrilmissa bir bildigi olsa gerektir……
    Bu arada hursit beyin ayrilmasini istemiyorum..

  11. hanı bir laf vardır agzı olan konusuyor. sadecesunu soyleyecegım enver pasa osmanlıyı kendı cıkarları ıcın almanyaya satan adamdır. Bu ulkede cumhurıyetın kurulusundan berı ıkı gorus vardır. padısahcılar osmanlılar ataturkculer cumhurıyetcıler. gerısı faso fısodur. a partısı b partısı ,liberalmıs demokratmıs hepsı hıkaye. onların akıllarında ya padısahcılık ya kulluk vardır. cıkarları vardır. dıgerlerının ıse vatanseverlıklerı Bugun TC sınde bu oran ılkı ıcın% 85 ıkıncısı ıcın ıse %15 tır. belkı hayal ama ne zaman bu oran tersıne doner. ıste o zaman Tc nın sırtı hıc bır zaman yere gelmez. sıyasetı ,objektıf bakıp ne kadar cok okursanız sıyaset adamı veya yorumcusu olursunuz. ne kadar agızdan dolma yaparsanız o kadar polıtıkacı, bos konusan yorumcu olursunuz. kı 10 sayfa yorum da yazsanız farketmez.
    Artık yorum yapmayacagım saygılar

  12. Enver Pasa vatansever bir insandir.Bugun arkdasindan kacti demek talihsiz bir soylem olur.Insanin oldugu yerde hata olur hatalar yapmis midir?Evet olmustur.En azindan idaeli ugrunda sehit oldui.Talat Pasa’da oyle hain ermeniler tarafindan sehit edildi.
    Bugun konusmak en kolayi dilinde kemigi yok konus gitsin.

  13. Tabi tabi sen rahat durma, oraya buraya ağzına geleni söyle, sonra da gemiye binecekmiş… O adamlar bu sözleriyle gevur gemilerine bilet alıyorlar, sen Tarık bin Ziyad gibi kendi gemilerini yakıyorsun. Ondan sonra da hayal kur, binerim de giderim de….

  14. Belli oldu şu anda İtihatçılık hüjüm sürüyor. Nihat Bey tespiti çok iyi koymuş. Hepsi vatanseverdiler, gözüpektiler evet biliyoruz ama bakın bu akım artık tehlikelidir imparatorluğu nasıl felakete sürüklediyse yine aynı aş pişiriliyor. Bazen aşırı şovenizm zarar verir. Bize dedemiz bunu öğretti. İtihaçıların maceracı akıl dışı politikalarla nasıl zarar verdiğini, yıkıma götürdüğünü öğretti. Atatürk’ün eleştirdiğini, hazzetmediğini, kendini onlardan ayırdığını öğretti. Evet bu güruhun başını Vatan Partisi çekiyor, ittihatçıdır, aşırıdır ve aşırı şovenleşmişlerdir. Atatürk’ü küçümsemektedirler, “Atatürkçü” değillerdir. Hep Atatürk’ün İttihaçılarla çekilmiş o fotoğrafını yayımlıyorlar ve güya onu küçümsüyorlar; baksanıza Mustafa Kemal onların astı idi demeye getiriyorlar. Atatürk’ün dehasından, kim olduğundan zerrece fikirleri yok. Atatürk olmasaydı işte bu ülke böyle olurdu; yarı Osmanlı, hilafet soslu, yarı dinci, yarı Türkçü ne üdüğü belirsiz ama yine de modernleşememiş, kulluk bilincinden çıkamamış, özgür bilimsel düşünceye ulaşamamış bir ucube. O aydınlanma devrimi, o müthiş sosyal kültürel devrimler böylesine yer bulamazdı. Bunlara cesaret edilemezdi. Vatanseverlik eyvallah ama Atatürk’teki zevk, estetik, görgü, entellektüel birikim, öngörü, deha nerede? Atatürk’ü anlamadınız. Yine Atatürk’ten başka yollara saptınız. Yine felaketlere sürüklüyorsunuz.

  15. YALAN VE PROPAGANDA! Bunlar gavurun en iyi bildiği iki iştir. yalanı en iyi söyleyen PR bilmem ne diye propaganda ve yalancılığın dibine vuranlar hep haçlı gavurlar. Atatürkümüz hep yalnız. Gariban Anadolu gibi Türkmen gibi hep sahipsiz. Bu baştaki tayfa da hep mağdur hep mazlum, yemedikleri kalmadı öğütüp kül etmedikleri kalmadı; hala mağdurlar hala mazlumlar. Haçlı gavurun ipini tutmuşlar bırakmıyorlar. Milleti önüne attıkları fetöyle bile sulh ediyorlar. Türk demek ayıp Atatürk demek çok ayıp. Herkes işine bakıyor. Geleceğimiz sönüyor.

  16. Gürkan Hacır, Masal adlı kitabı, 3. baskı, sayfa 103: Türk devlet geleneği tam üç bin yıllıktır… Mustafa Kemal eğer Sakarya’da yenilse, Enver Paşa Batum sınırına kadar gelmiş bekliyordu. Yenilgi halinde hemen sınırdan içeri girecek Erzurum’da yeni bir direniş hattı kuracaktı. Yani yenilmeyi bilmeyen bir kurmay heyeti ve yok edilmesi imkansız bir devlet geleneği vardı.

    Şimdi bu kitap alıntısına bakarsak, iki kahraman askerin vatan için mücadelesini görüyoruz. Mustafa Kemal Sakarya’da sırtını, Batum’da sınırda bekleyen Enver Paşa’ya yaslamış. Enver Paşa ne yapmış? Hazır Mustafa Kemal Sakarya’da savaşırken ben de şu Erzurum’u falan alayım, kendi devletimi kurayım mı demiş? Her ikisi de önce vatan demiş. Acaba bugün şu partiden bu partiden, falanca paşadan filanca paşadan, kaç kişi önce vatan diyor. 15 Temmuz’da bekle gör diyen kaç siyasimiz, askerimiz, farklı mahalleden devletlumuz vardı, kim bilir.

  17. Türkiye’de herşey yarım. yarı vatansever, yarı hain. Osmanlı’da da herşey hep yarım (yabancı devşirmeler) böyleydi, Türkiye Cumhuriyeti’nde de böyle.
    örneyin, Atatürk döneminde bile, başta silah arkadaşları olmak üzere çoğu yönetici, bürokrat… O’nun Devrimlerine, yeniliklerine karşıydı. ve o günden bu yana ülkede yüz binleri bulan hainler var ve tam aktif durumdalar.

  18. Aslinda yorumlari okuyunca birseyin farkina vardim..O da alternatif tarih uretmeye calisanlara bu yakiti ve enerjiyi kimlerin verdigi konusu…Bataklik sivrisinek hikayesi yani…Bence Ataturk’ten daha Ataturkcu kesilen ve deveyi hamuduyla goturmek isteyenlerin ve de goturenlerin yillar boyunca kendi yedikleri herzeleri Ataturkculuk budur diye yutturmaya calismalarindan, milleti Ataturk’ten uzaklastirip sadece kendilerinin tapulu bir metasi haline getirmelerinden, Ataturk karsiti gruplarin ve ya tarikatlerin eline tam da istedikleri kozu verip onlarinda bunu gole cevirerek milleti yarattiklari alternatif tarihe inandirmalari sonucunu dogurmustur.Bu sonuc ayni zamanda cok partili siyasi hayatimizi basindan sonuna bugune kadar direkt olarak sekillendirmistir..Aslinda hep ayni bataklikta cirpindikca batiyoruz..Sapkayi masaya koyma zamani gelmediyse hala, biz bahsettigin konulari yuz yil daha tartisip durur, kizip bir gemiye atlayip gitmek isteriz hep…Halka ragmen halk icin diyenler ayni zamanda “Ataturk’e ragmen Ataturk icin” de demislerdir ve gucunu sadece halkindan alan Ataturk’u halkindan koparmislardir…Onu mezarinda binlerce kez ters dondurduklerine eminim….Aslinda bizim oncelikle bu gardrop Ataturkculerinden kurtulmamiz lazim. Ama nasil? Duz mantikla cozemedik bu da ters mantik iste..

  19. Severim dinlerim, her yazdığına katılmam mümkün değil.. Atatürkçü olabilmek kolay değil.. 60 ihtilalini ve katledilenleri kınamak çok mu zor.. Lanet olsun darbelere demek, diyebilmektir bence vatanseverlik.. İstanbul 567 yıl önce fetedilmiş .. Çokmu zor fethi kutlamak.. Senin yandaş dediklerini çokta iyiler demiyorum.. Ancak Türk ve İslam değerlerine biraz önem verseniz daha ok inandırıcı olursunuz Nihat Genç..

  20. Öyle şeyler okuyup duyuyor,görüyoruz ki şaşşa kaldık diyeceğim ama o da şaşırdı kaldı yazacak bir şey yok!

  21. Bir hocamız vardı okulda, Genelkurmay arşivinden Enver Paşa’nın Goben ve Breslav’a verdiği bombalama emrini bulmuştu, gösterdi bize de, gerçi Osmanlıcaydı tabi okuyamadık lakin, hoca sağlamdı, buldum diyorsa bulmuştur, antiparantez paylaşayım dedim.

    Nihat Abi, alternatif tarih bombardımanı yapıyorlar Z kuşağına, hedef belli, kimisi direkt, kimisi dolaylı yoldan. Ve korkarım Z kuşağı bundan etkileniyor. Ben tarihi olduğu gibi kendi koşullarında incelemek lazım gelir diyenlerdenim, malumu ilan etmekten başka bir şey yapmadım gerçi bunu söylemekle de, o öyle gerçekten başarabildiğimiz bir şey değil..olduğu gibi objektif kalarak inceleyebilmek. İlla siyasi görüşümüze temel teşkil etmeye çalışıyoruz. Bir Türk olarak İstanbul’un işgaline istisnasız herkesin üzülmediğine inanmak istemem kişisel bütünlük adına, -kişiyiz insanız ya, lakin öyle değil maalesef malumunuz. Atatürk özünde asker, sonradan siyasetçi, asker asker gibi düşünür, ”Geldikleri gibi giderler.” sözü de gerçek düşüncesinin tek cümlelik yansıması, hoş bunu söyleme noktasına günümüzde gelmiş olmak ta üzücü benim açımdan ya. Saygılar.

  22. Osman Başıbüyük’ün son yazı dizisi Enver paşa konusuna ve yakın tarihimize tekrar ışık tutuyor ve kaynaklara dayanarak yazılmış çok değerli bir araştırma. Mesela Türk donanma komutanı Alman paşaya Alman devleti ve istihbaratının emr-i vakisiyle Rus limanlarını bombalatma emrini vermesi ve Sarıkamış’ta 90 bin er donarak şehit olunca korkusundan bu emri verdiğini uzun seneler red etmesi. Bu bile Enver Paşa’nın (ki paşalık rütbesini yarbay iken bir sene içinde tepeden inme almıştır) karakterini çok açık biçimde gösteren bir örnektir. Zorda kalınca Türkiye’den apar topar kaçtığı (Almanlar tarafından kaçırıldığı) ve sonrada Alman kurgusu olan Pan-Türkism’e merak saldığı ve bu uğurda yanındaki bir grup pantürkist-islamcı ile Kafkasya’da Rusya’ya karşı silahlı eylemlar yaparken öldürülmüş olduğuda bir gerçektir. Enver Paşa Osmanlı’nın en son talihsizliklerinden biridir. Komitacı ve adrenalin peşinde koşan maceracı genç bir yarbay’ın tarihin cilvesi ile iktidarın tepesine gelmesi ve zaten yıkılmakta olan Osmanlının üstüne son tüyü dikmesi yakın tarihimiz açısından ders alınması gereken bir örnektir. Atatürk’ün realist (gerçekci), akılcı, stratejik ve bağımsız karakterine karşın, Enver Paşa’nın duyguları mantığını bastıran, düşünmeden hareket eden, nostaljik ve dış güçlere bağımlı yapısı arasında dağlar kadar büyük bir fark vardır. Enver paşa yenilgiyi, kaybetmişligi, hayalciliği, umutsuzluğu, çökmüşlüğü, mandacılığı ve bir devrin sonunu temsil ederken, Atatürk galibiyeti, kazanmayı, umudu, gururu, realismi, başarıyı, bağımsızlığı ve yeni bir devrin başlangıcını temsil eder. İşte Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşundaki erdemin yapı taşları bu özelliklerdir. Bu gerçek tartışma konusu dahi olamayacak kadar açık ve belgelidir.

  23. Idealizmin duvarlarina kafalarimizi vura vura curutmeye hic gerek yok.Sirtlansiz bir serengeti hayal edemeyiz nihayetinde…Sonsuza kadar da bu sirtlan aslan savasi devam edip gider o zaman…. kizmaya gerek yok…Sirtlana “niye canli canli yedin lan ceylani serefsiz” de diyemeyiz.O sirtlan dogmus, genetigi oyle..Abi Sen de sirtlan avcisi erkek aslansin, denk getirdiginde boynunu kirar birakirsin…Ama tum sirtlanlari sen Tek basina yakalayip halledemezsin..Heryerde varlar..Grup gezerler, gruplasirlar, grupca saldirirlar, tek yakalandiklarinda hemen kuyrugu kistirip abimsin derler, ayagina kapanirlar..Sen cok daha iyi bilirsin bunlari…Vahsi doganin kanunu deyip gecmek lazim belki de..Kapital dunya vahsi doga ayni sey zaten. Macasi yiyen sana dis gosterip hirlasin bakalim…Olmaz, cikmaz..Keyfini cikar abi kralliginin..Sirtlan dusunsun..

  24. Asıl acı olan nokta hala geçmişi ve tarihinin detaylarının farkında ve bilincinde olmamamız ve geçmişiyle manevitıyla bağı koparılan ve yer yer geçmişi sistematik lanetlenen,Vatikandan sonra tarihin en büyük ve geniş arşivine sahip olmasına rağmen özellikle faydalanılmaması için Bulgaristana ton başına satılan arşivlerini sadece ve sadece farkına varıp şahsi imkanını seferber ederek kısmen kurtarabilmiş bir toplumda,Atatürk ün muazzam öngörüsüyle kurdurduğu TTK yı bile,geçmişin günümüze sirayet eden konularında okullarda ders kitaplarına konu olacak çalışmaları yapamamış olması,ve hala bu sakarlık devam ediyor,nedense,Enver konusunda sayın Başıbüyük ün yazılarındaki bilgilerle epey boşluklar doluyor,geçmişin bilgileri olmayınca isteyen kafasına göre doldurmaya çalışıyor,işine geldiği gibi her tarafa çalışan yalaka kesim,çıkarcı kesim,istediği şekilde sömürüyor,ama,her b.ktan program seyredilince faydasıda olmuyor,

  25. Cesur yüreksin.Aklınla doğruluğunla vatanseverliğinle ışık saçıyorsun.Vatanını seven vatan için mücadele etmiş Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarını asla unutmayacak unutturmayacaktır.

  26. 17.Aralık 1925 tarihinde, Türkiye ile SSCB arasında, “Dostluk ve Saldırmazlık “ anlaşması imzalandı.
    2. Dünya Savaşı arifesinde, başında, 1939 Yılında İngiltere ve Fransa ile benzer bir anlaşma imzaladı.
    Yani savaşta, BATI ile entegrasyon tarafındaki safımızı, erkenden ortaya koydu.
    Savaş sırasında sonrasında gelişen durumlar nedeniyle SSCB, 1945 yılında, yenilenme tarihinde,
    “Dostluk ve Saldırmazlık “ anlaşmasını feshetti.
    1949 yılında Nato kuruldu.
    11 Mayıs 1950 de, CHP hükümeti, ABD tarafından ret edilmiş olan, Nato’ya ilk giriş başvurumuzu yaptı.
    14 Mayıs 1950 de iktidara gelen DP Nato’ya girişimizi gerçekleştirdi.
    Devasa, ikinci dünya savaşının, bütün dünyanın, devletlerinin siyasetini, sosyolojisini etkileyen, biçimleyen, dış dinamik etkisi sonucunda, Nato ile birlikte, çok partili demokrasiye geçiverdik.
    ABD nin, bütün dünyaya gözdağı vermek amaçlı olarak atom bombası kullanması ile sonuçlanan böyle bir savaşın sonunda, ABD, Avrupa devletlerinin safında yer almak zorunda kalınması, anlaşılabilir bir durum olabilir. Neticede İnönü, bir Atatürk değildi ve çok partili bir düzene geçiverdik.
    Aynı zamanda, bölgesel eşitsizlik üzerine kurulu çarpık bir kapitalizm ülkemize yerleşti.
    Olsun, ne yapalım. Birinci meşrutiyetten beri başlayan ve şanlı kurtuluş savaşımızı yönetmesiyle taçlanan Millet Meclisi mücadelesi ile bu, çok partili sistemin de yollarını, hatta Ankara’nın geniş bulvarları gibi dizayn ve inşa ederek bu yolda da bir parlamenter mücadele verilebilirdi.
    Hiç olmazsa bu yapılabilirdi. Olmadı olamadı. 27 Mayıs CİA, darbesi oldu.
    Ben burada konunun özünü, sulandırmamak adına, bilinçli olarak, Demokrat Partinin icraatlarına ne bir eleştiri getireceğim, ne de bir güzelleme yapacağım. Ayrıca Demokrat Parti yönetimi kadar olmasa bile CHP yönetiminin de, Demokrasi bebeğimize, “Görmemişin oğlu olmuş, tutmuş çükünü koparmış” muamelesi yapmış olabileceğini düşünüyorum. Ama meseleye buradan bakmıyorum.
    Ne yani DP iktidarı, parlamentoyu lağvedip tek parti diktatörlüğüne mi gidecekti.
    Önce şunu sormak gerekir. Bunu, hangi sınıf ve tabakaların çıkarları ve talepleri doğrultusunda ve desteği ile hangi sınıf ve tabakalara karşı yapacaktı. Mesela ben bu sorunun yanıtını bilemiyorum. Ama bu sorunun bir yanıtı olmalı değil mi? Ya da tamamen çok büyük bir dış dinamiğin, sermaye ve askeri gücünü arkasına alarak, tüm milli sınıfları ezmek, yok etmek için yapacaktı. Bu konuda bariz bir tehdit olarak ortaya çıkmış bir karine göstergesi ve benim de pek fazla bilgim ve fikrim yok ama, diyelim ki öyle.
    Peki bunu, kurtuluş savaşımızın dumanları henüz tüterken, Garp Cephesi Komutanı İsmet Paşanın Genel Başkanı olduğu CHP ye rağmen mi yapacaktı.
    15 Mayıs 1960 İzmir Mitinginde Menderes aynen şunları diyor. “Arızaları süratle bertaraf ederek seçimlere gideceğiz.”
    Bundan çok az önce de maalesef kesin gününü bulamadığım 1959 Eskişehir Mitinginde, de, Menderes yine iktidarın seçimle el değiştirmesi gerektiğinden bahsediyor.
    Bu tarihlerde, DP nin kendi içinde erken seçim kararı aldığı bir bilgi olarak hafıza arşivimde yer almıştır. Netice olarak DP nin 1957 seçimlerinde erimeye başlayan oyu, ekonominin iyice bozulması üzerine daha da eriyecek ve çok büyük bir ihtimal ile iktidardan düşeceklerdi.
    Peki darbe niye hem de alelacele yapıldı ve üstelik siyasi cinayetler işlendi ve Türkiye Demokrasisi dinamitlendi, doğar doğmaz boğuldu, katledildi.
    Çünkü ABD; SSCB nin hemen yanı başında, egemen ve güçlü bir Türkiye’yi asla istemiyordu.
    Bir de şu var. Menderes, son ABD gezisinden eli boş döner dönmez SSCB ye ziyaretini planlamış olup ve Kruşçev ile görüşecekti.
    Celal Bayar, Adnan Menderes, sağcı, tutucu, feodal gelenekten geliyor olabilirler, ama son duruşmada bizzat kuvvacı ve millici bir yanları da vardı. Tarık Buğra’nın “Küçük Ağa” sı gibi.
    Bunun da cezası kesilmiş oldu. Daha sonra Süleyman Demirel’e yaptıkları gibi.
    Sonuç olarak, Parlamenter sistem yolu da, daha inşa edilemeyen bulvarları da, dinamitlendi. Özellikle dinamitlerin tahrip gücü alabildiğine yüksek olsun diye, siyasi cinayetler işlendi. Siyasiler idam edildiler. Aynen padişahların vezirlerini iple boğdukları gibi, siyasileri iple boğdular. Aklım başıma geldiğinde, bu konudaki düşüncelerimi çevreme, “Atatürk’ün mezarında kemikleri sızlamıştır” diye açıklamıştım.
    Anayasa rüşveti ile ABD güdümündeki, ucube bir MGK yı, Türkiye siyasetini maniple edebilecek bir organ olarak Anayasa’nın içine yerleştirdiler. Zaten ordu ve aydın ihaneti ile bu günlere gelmiştik.
    Nato’ ya girdikten sonra, milli ordumuz kalmamıştı. Orada burada boy gösteren kırıntıları da balyozla ezip yok ettik. Aydınlarımız ise, 27 Mayısı çok kötü karşılamıştı. Aydınlar, siyasi cinayetlere bile sesini çıkarmadılar. Orduya koşulsuz destek verdiler. Ordunun yeniçeri ocağına dönüşmesine sebep oldular ve daha sonraki bütün darbelere zemin hazırladılar. Bu aydın ihaneti, apayrı bir tez konusu.
    Sahi. O şanlı 27 Mayıs Anayasasına ne oldu.
    Gelelim İttihatçılarımıza. Atatürk’e İzmir suikastını düzenleyenler bu ittihatçılar değil miydi.
    Feryal Orhon Basık’ ın. “Balkan Rapsodisi” belgesel tadındaki romanını okudum. Sabah akşam devrilen İttihatçı hükümetleri, sürekli değişen, savaşan komutanları şaşkına çeviren, bozguna uğratan Balkan dış politikaları gayet açık görülüyor. Bir de okuyacak olduğum Fevzi Çakmak’ın Batı Rumeli’yi Nasıl Kaybettik? kitabıyla ilgili tanıtım yazısından küçük bir alıntı:
    “Ordunun temel disiplin ilkesinin, bireysel siyasi tercihlerin öne çıkmasıyla nasıl bozulduğunu anlatırken ki üslubu, ilgi çekici değerlendirmeleri ve sert eleştirileri ile Balkan Harbi konusundaki soruları yanıtlamaktadır”
    Vallahi, iktidarda Abdülhamit olsaydı, belki aynı toprakları yine kaybederdik ama, milyonlarca can kaybı, sürgün ve göçlerdeki bu kadar zulümler olmazdı diye, düşünmüyor değilim.

  27. Enver Paşa ve Türkeş düşmanlığınızı Şevket Apuhan sorgulamalıdır. Kardeşim ben neredeyim ne yapıyorum demelidir. Siyasal islamcıların Enver Paşa ve Türkeş‘e düşman olduğunu bile bile bu yazıyı döşemek tam Nihat Gençlik bir iş olmuş. Şaşırt hedefi perinçeğe çarpmasın. Rusya-Çin dilinize biber sürer sonra. Korkma Nihat Genç bu kadar. Cia-Abd Türk’ün ne kadar düşmanıysa Çin-Rusya da en az o kadar düşmanıdır.

  28. İdam yanlıştır kimse onaylamaz ama Menderesin yaptığı hataları biz yaşadık. Çocuk aklımızla bile net biliyorduk. Vatan cephesine üye olmadığı için lastik ve mazot alamayan otobüsümüz takoz üstünde duruyordu. Hergün radyolarda DPvatan cephesine katılanları anons ediyorlardı
    Bence Uçak kazası sonrasında Londra dönüşü Allah’ın oğlu diye karşıladılar itiraz etmedi. Ama İstanbul emniyet müdürünün karısına kocası evin başka odasındayken becermesi; Böyle bir zina Allah’ı öfkelendirdi de Başına bu belayı aldı.

  29. Bu ülkenin , Cumhuriyetin kurucusu Atama sonsuz şükranlar..bizler dün de Cumhuriyete bağlıydık, bugün de bağlıyız …yarın da..! Bayrağımız yokken bayrağımız oldu, sadece Orta Anadoluyu bize reva görenleri denize döken Türk milleti üç tarafı denizlerle çevrili, dünya güzeli bir ülkeye sahip oldu..bunu anlamayan “bön” kafalılara kafayı yormaya hiç gerek yok inanın..!sadakatsiz, kadir kıymet bilmez,nankör, uşak olmaya hazır ,insanlıktan nasibini almamış üç beş kişiyi konuşmaya bile değmez.Ben bu ülkenin insanlarının hala ezici çoğunlukta Atasına bağlı ve minnettar olduğunu biliyorum.Sonsuza kadar Cumhuriyet diyor, başta Ulu önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere bu vatanı bize teslim etmiş olan tüm kahramanlarımıza rahmet diliyorum.Yaşasın Tam Bağımsız Türkiye Cumhuriyeti.

  30. Çok güzel özetlemişsiniz Elinize sağlık. Bu toplumsal sistem sadece YALAKA yetiştirmiş anlaşılan. Tahminim programa katılanlardan profesörler ve üst düzey yöneticiler, TV sahipler vs vardı. Üniversite hocası, parti başkanı, annele babalar, öğretmenler bilumum toplum kendine YALAKALIK yapanın önünü açıyor, yapmayanı çezalandırıp yok ediyor. SONUÇ ORTADA. REİSin yalakalarını zaten herkes biliyor. BU DEĞİŞMEDİKÇE ÜLKEDE HİÇ BİR ŞEY Değişmez diye düşünüyorum.

  31. Sessiz milyonlarin cigligidir bu…3 satilmis o tarafta, 3 satilmis bu tarafta, karsilikli voleybol oynayip duruyorlar..Tam 75 yildir bu maci seyirci konumunda seyredip duruyoruz..Biktik vallahi de billahi de..Tutmuyoruz kardesim hicbirinizi, alin topunuzu s.ktirin gidin baska yerde oynayin..
    Not: 3 lerin sagindaki sifirlar arzuya tabidir.

  32. Bu böcekler evvelce de aynı yaveleri ama bu sefer kanalizasyon borularında saçarlardı. Nihat abi ulvi ve süfli taraflarıyla memleketi tanır, o pislik boruların içinden geçmişliği de vardır ama tam ne dediklerini anlamak için nefesini yeterince tutmamış. Bir insan nefesini nereye kadar tutabilir ki, ya boğulacaksın ya pislik partikülleri ciğerine bulaşacak. Neyse, demem o ki bugün halka hitap edebilme imkanı verilen böceklerin argümanları gün yüzü görmemiş, haddeden geçmemiş, muhalif muhatabın itirazlarına maruz kalmadan, yüzeysel geliştirilmiş argümanlar. Geçmiş zamanlardaki çekicilikleri güçlü olmalarından değil, devlet otoritesine ters olma heyecanından geliyordu. Sığ, sinsi neredeyse propaganda cümlelerinden ibaret. Eskiden bu şeylere fokus yaparsan gereğinden fazla büyütmüş olursun, diye kimse karışmazdı, şimdi milletin gözüne sokulacak kadar kabardı. Nihat Abi sadece muhalif bir muhatap olmakla kalmıyor, derinliği, sınanmışlığı ve ufku olmayan bu yaveleri bir fiske ile duman ediyor.

  33. İçimizi kıydın valla. Hasan Atilla Uğur okuyup spora başlıyorum. Bu yazıyı okudum alkole başlıyorum. Hiç mi bizi düşünmüyorsun?

  34. Bandırma vapurunu Samsun’a yanastiramadıgimiz sürece suç bizim. Size inanıyoruz. Babacan, Davutoğlu kadar olamayacaksak yuh bize.

  35. Bir çıkış yolu arıyoruz. Lakin bütün çıkışlar tutulmuş. Ortada bir kavga var lakin kavgayı yapan 2 grup. Herşey ellerinde. Toplumun % 90 ı da aynı kavgada kafalar tokuşuyor. Onlarda zevk alıyor. Bizide hangisiyle konuşsak diğerine dahil ediyorlar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı