Köşe Yazıları

Tevfik Çavdar ve ‘hibrit aydınlar’

 

2010 yılına bir kaç saat kala aramıştım Tevfik Çavdar‘ı.

“Çözüm süreci” denen canavarın ortalığı toz duman ettiği zamanlardı.

“Mutlu yıllar” dileğimi söylemeyi bitirmeden, “Çok endişeliyim Ahmet!” demişti, kesik kesik nefes alarak. Neredeyse ağlamaklı bir sesle konuşuyordu. Çok dertliydi. Mıhlanmış olduğu tekerlekli sandalyesinden dünyaya bir yumruk atmak istiyor ama ancak pencereden dışarıya bakabiliyordu.

“Manzara şudur: yeni yıla bir ‘ayrılık’ şarkısının nâmelerine elleriyle tempo tutan ‘serbest’ tavırlı aydınların ‘yalelli’leriyle giriyoruz Ahmet!”

TEVFİK ÇAVDAR EKONOMİSTTİ AMA

Tevfik Çavdar, bir ekonomist olarak bilinir. 1931 Salihli doğumlu yazar iktisat fakültesi mezunudur. Türkiye’nin sol tarihine tanıklık etmiş, bir aydın olarak tarihin yazılmasına katkıda bulunmuştur.

Türkiye sol tarihini yazanlar Tevfik Çavdar’ı atlayarak bunu yapamazlar.

Ama pek az kişi onun bir edebiyatçı olduğunu bilir.

Yalnızca çok iyi bir edebiyat okuru olarak değil bir edebiyat eleştirmeni olarak değerli bir kalemdir.

Ölmeden önce Türkiye’nin Yüzyılına Romanın Tanıklığı adlı önemli bir kitabı yayınlandı; değme eleştirmenlere taş çıkartır.

Kitabında “Gerçek tarih, romanlardan öğrenilir”den yola çıkıyordu. Çinlilerin “roman”a tarih kitabı dediklerini çoğumuz bilmeyiz. Bir kamera gibidir (gerçek) romancı, çevremizi, kenti, denizi, eşyaları, kokuyu sayfalara döker, gelecek kuşaklara zengin bir bilgi hazinesi bırakır.

Çavdar’a göre Batılılaşma (Siz güncel palavrayla “demokratikleşme” olarak okuyabilirsiniz) çabalarımızın hep bir üstyapı kurumu olarak sürmesi ve öyle kalmasının nedeni, üstyapıyı belirleyecek olan altyapıyı, kapitalizmi adam gibi geliştiremememizdir. Şekilde kalan bu Batılılaşma, büyük kent özlemi içindeki taşra kızlarının bazı özlemleri sonucu düştükleri durumu andırıyor. Vücudunu sattığı izbe odalarda ruhunu arıyor. İşte biraz da bunun içindir ki Türkiye hep izbe odalarda anlaşmalar yapıyor.

Nasıl olsa bir oda görevlisi buluyorlar egemen güçler!

Tevfik Çavdar, Halit Ziya’nın Aşk-ı Memnu’su, Yakup Kadri’nin Kiralık Konak’ında Batılı yaşamı taklit eden Osmanlı’nın içine düştüğü çaresiz ve gülünç, ama acıklı durumun anlatıldığını önemseyerek vurgular.

Halit Ziya, bir imparatorluğun yıkılışını padişahın yanı başında özel kalem müdürü olarak yaşamıştır. Anılarında, “Saray koltuklarının yüzlerinin bile nasıl çürüdüğü”nü anlattığı satırlar unutulmaz çarpıcılıktadır.

Meşrutiyet’in hemen ilk günlerinde Darülfünun (Yüksekokul) öğrencilerinin İngiliz Büyükelçisi’nin arabasının atlarını sökerek bizzat çektiği rezilliğini hiçbir tarih kitabı yazmaz, yazamaz ama bir romancı yazabilir!

Edebiyatın, özellikle romanın izini sürerek çok önemli verilere ulaşıyor Tevfik Çavdar. Görsel dünyanın çılgınlaştığı bir dönemde umutsuz bir alana, romana dikkat çekmekten çekinmiyor.

Kaygılı bir sesle söylediklerini şöyle not almışım:

“Küreselleşmiş neo-liberal düzen birlik sözcüğünü sevmez. Yıllar önce, İngiliz emperyalizmini tanımlamak için ‘böl ve yönet’ politikası adını verirlerdi. Pakistan, Hindistan, Kuzey İrlanda-Serbest İrlanda gibi. Bu tip etnik dağınıklık güçsüz, dirayetsiz sözde devletçikler doğurur. Aralarındaki çekişme de bitmez. Reagan-Teacher dönemiyle ise iki temel yaklaşımı yaşama geçirmiştir: Özelleştirme ve etnikleştirme… ‘Konfederasyon’ gibi uç görüşleri savunanlara göre Doğu ve Güneydoğu ‘Kürdistan’, geriye kalan bölgeler ise ‘Ortak vatan!’ Yani 50 milyon bir kalemde ‘vatansız’, ‘yurtsuz’ kabul ediveriliyor. Neo liberalizm! Sen nelere kadirsin!”

“Yurtseverlik ve Hibrit Aydınlar” başlıklı yazısında yazdığı bir kayıp denizci yazısındaki gibiydi söyledikleri!

BU YAZARLAR BAŞKA İNSANLARDI

Bu yazarlar başka insanlardı. Şimdinin renksiz, yaşadığı topraklara yabancı,  halkına, kullandığı diline duyarsız yazar ve şairler gibi asla olmadılar.

Türkiye’yi bölmek için değil, bağımsız/demokratik bir Türkiye yaratamak için canla başla çalıştılar.

Türkçeyi horlamak için değil güçlendirmek için yazdılar, hapse atıldılar, sürgün oldular; bin bir acı çektiler.

1931’de İzmir’de başlayan yaşamı 15 Ekim 2012’de Ankara’da son buldu.

Onu, evinde yaptığımız sohbetleri, kitaplarını asla unutmadım.

Tarihin ilerici yanı onları asla unutmayacak

TEVFİK ÇAVDAR KİMDİR?

1931 yılında İzmir’de doğdu. İstanbul İktisat Fakültesi’ni bitirdi. Devlet İstatistik Enstitüsü ve Devlet Planlama Teşkilatı’nda uzun yıllar görev yaptı. Bu arada ABD ve İngiltere’de mesleki araştırmalarda bulundu. Ortadoğu Amme İdaresi Sevk ve İdare Yüksek Okulu’nda, aynı kurumun Kamu Yönetimi uzmanlık programında, Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi İşletme Bölümü mastır programında, ODTÜ Şehircilik Bölümü’nde değişik zamanlarda öğretim görevlisi olarak çalıştı. 1970’den bu yana Türkiye’nin yakın dönem siyasi ve iktisadi tarihi üzerine çalışmalar yapmaktadır. Değişik gazete ve dergilerde yayımlanan makale ve incelemelerinin yanı sıra 20 kadar kitabı basılmıştır.

İnternette yayınlanan Sol Gazetesi’nin sürekli yazarlarındandı. NK Yayınları ve Yazılama Yayınevi’nden kitapları çıktı. İmge Kitabevi tarafından yayınlanmış ‘Türkiye’nin Demokrasi Tarihi’ adlı kitabı bilinen eserlerindendir.

15 Ekim 2012 tarihinde Ankara’da tedavi gördüğü İbni Sina Hastanesi’nde yaşamını yitirdi. Cebeci Asri Mezarlığı’nda toprağa verildi.

TEVFİK ÇAVDAR’IN ESERLERİ

– Türkiye (1968)

– Osmanlıların Yarı Sömürge Oluşu

-Milli Mücadele Başlarken Sayılarla “Vaziyet ve Manzara-i Umumiye”

– İktisat Kılavuzu

– Milli Mücadelenin Ekonomik Kökenleri

– Özgürlük Kavgasında Yaşayan Geçmiş

– Yüz Yıllık Pahalılık

– Talat Paşa

– İttihat Terakki

– Türkiye’de Liberalizm (1860-1990)

– Türkiye’nin Demokrasi Tarihi 1839-1950

– Türkiye’nin Demokrasi Tarihi 1950′den Günümüze

– Bilanço: Yüzyılın Sonunda Dünya ve Türkiye

– Örgüt ve Mücadele ile Tanışırken

– Türkiye Ekonomisinin Tarihi

– İz Bırakan Gazeteciler ve Babıali’den Geriye Ne Kaldı?

– Bir İnkılabın Günbatımı: 1908 – 2008

– Kapitalizmin Yaşattığı Cehennem

– Türkiye’nin Yüzyılına Romanın Tanıklığı

6 Yorum

  1. Dikkatli okursanız “Hibrit” sözcüğünü rahmetli Çavdar bir yazısının başlığında kullanmış. Yazar da ölmüş bir insanın sözcüğünü değiştirmek istememiş ve ‘yormak’ içine almış bu yazıda bunu mu algıladınız yani

  2. İKTİSAT VE İSTATİSTİK İÇİN MATEMATİK TEVFİK ÇAVDAR TÜRKİYE VE ORTA DOĞU AMME İDARESİ ENSTİTÜSÜ, 1975

  3. Hibrit kelimesi Ingilizce’de hybrid, Fransizcada hybride olarak gecer. Koken itibari ile antik yunancadir. Turkcede melez, kirma kelimeleri bazi durumlarda kullanilabilir. Hibrit aydin yerine Kirma Aydin kullanilabilir, ancak dunya literaturune girmis oyle deyimler vardir ki, bunlari Turkcelestirmeye kalkarsaniz, isiniz biraz zor olur, okuyucunin kafasi karisabilir. Bu deyimlerden biri Hibrit savastir. Hibrit savas yerine ‘melez yada kirma’ savas derseniz su an icin kimse anlamaz. Kelimeler yasayan bir dilde yavas yavas oturmalidir. Ornegin mikrochip olarak bilinen entegre devreler, bugun Turkiye’de ‘kirmik’ olarak oturabilmistir, benzeri sekilde bilgisayar kelimeside yabanci computer kelimesinin yerini alabilmistir.

  4. “Hibrit”diye ingilizce lafi ne kadar da cok sevdiniz. Bunun Turkce karsiligi “Melez”. Ingilizce kelimeler kulanilinca cok bilmis ya da aydin olunmuyor aksine kendi dil ve kulturune zarar veriliyor.

  5. ahmet bey,yaşam garip bir şey. geçen zamanda adını daha sık duyup bildiğimiz aziz nesin,attila ilhan gibi karakterleri çok daha yakından tanırken tevfik çandar gibi aydınlar değişen gündem içinde daha az görünüyor.en azından kişisel olarak bende örneğin. tevfik çandar adını belki yüz defa duydum hatta bazı yazılarını okudum fakat sizin bu güzel hatırlatmanız olmasa yaşam akışı içinde çok az aklıma gelecekti. entelektüel aydın tanımını sonuna kadar hak eden ustayı saygıyla anıyorum. sağolun.

  6. Gerçek aydınlarımızdandı. Yazdıkları ve anlattıkları dolu doluydu. Eğer bu topraklarda alçaklaşmalara hala güçlü bir direnç varsa bu biraz da onların yarattığı Yurtseverlik ilkliminin eseridir.
    Kalemine sağlık Ahmet Yıldız.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı