Analiz

Dünyanın sonu: Ateş Toprakları… ‘Tierra del Fuego’

1520’de Ferdinand Macellan’ın, Trinidad isimli gemisi ile, Güney Amerika’nın güneyinde keşfettiği Atlantik Okyanusu ile Pasifik Okyanusunu birleştiren geçiş rotasına, bugün “Macellan Geçidi” deniliyor. Macellan buraya İspanyolca “Tierra del Fuego” yani “Ateş Toprakları” ismini vermiş. Arjantin ve Şili’nin sınırlarının çok sık ve iç içe geçtiği, zaman zaman anlaşmazlıklar yaşadıkları bir takımadalar bölgesi…

Patagonya ve Tierra de Fuego (Ateş Toprakları) Haritaları

DÜNYANIN SONU “ATEŞ TOPRAKLARI”

Buz gibi soğuk, buz, buzul, buzdağı dolu ve su cenneti bu bölgeye Ateş Toprakları adının verilmesi garip geliyor insana önce. 1520 yılında bu bölgeden gemileriyle geçen Macellan ve arkadaşları, tüm sahil şeridi boyunca ateşler görmüşler. Gördükleri bu sürekli ateşler, Yamana yerlilerinin ısınmak, korunmak ve hayatlarını sürdürmek için barınaklarının yanında yaktıkları ateşlermiş. Denizden onları izleyen Macellan, tüm kıyı boyunca gördüğü manzara nedeniyle bölgeye bu adı vermiş. O ilk keşif zamanından itibaren de bu topraklar Macellan’ın isimlendirmesiyle “Tierra del Fuego” yani “Ateş Toprakları” olarak anılmakta.

Dünyada insanların yaşadığı en güney noktası Güney Amerika’nın en güneyindeki Arjantin’in Ushuaia kenti. Buraya da “Dünyanın Sonu” diyorlar. Kabul edilen kuzey güney kavramına göre burası dünyanın en altında. Bakış açısını 180 derece değişince burası dünyanın tepesinde oluyor. Dünyaya farklı bir açıdan bakın diyorlar adeta.

Başka bir bakışla dünya haritası.

Buenos Aires’ten Ateş Topraklarına Doğru…

Buenos Aires’teki çok sıcak günlerin ardından Şubat ayı sonunda uçakla geldiğim Ushuaia, kuvvetli bir rüzgar ve soğukla karşıladı beni. Güney yarım küredeki Şubat ayının bizim mevsimimizle Ağustos ayına denk geldiğini düşünürseniz hava durumunu daha iyi değerlendirmiş olursunuz. İkinci Couchsurfing deneyimimde evinde kalacağım Maria beni havaalanında karşılamıştı. Tozlu ve dağınık Reno Clio arabasıyla şehre geçtik. Çok büyük bir yer değil Ushuaia şehir merkezi. Kendine has biri olduğu belliydi. Sigaradan kalınlaşmış sesi, özgüvenli tavırları ve samimi konuşmasıyla hemen iletişimi sağlamıştık. Şehirde onun evinin bahçesinde çalışan işçi için bir tulum alırken nalburda dükkan girişinde koparıp aldığımız kağıt şeride sarılı sıra numarası beni gülümsetiyordu. Dünyanın sonuna gelmiştim…

Dünyanın Sonu Talebasının Önünde, Ushuaia

Güney Amerika gezimin simgesel başlangıç noktasındaydım. Kıtayı buradan kuzeye doğru gezmeye karar vermiştim.  Belli bir rotam olmayacaktı. Bu tür uzun gezilerde yol sizin adınıza karar veriyor. Kabaca bir rota çalışması yaptıysam da bu rota değişecekti. O an itibarıyle Ateş Toprakları’ndan başlayıp yukarı doğru Patagonya’nın bakir ve harika doğasını, sonra da yolun ve ruhumun durumuna göre daha yukarı tüm Güney Amerika’yı görmek istiyordum.

Akşam yemeği için alışveriş yapıp Maria’nın evine geçtik. Neredeyse hiç İngilizce bilmiyordu. Durmadan konuşuyordu, ben de konuşmaya çalışıyordum. Her şeyi not alıyor, tekrar ediyordum. Bazı anlarda duraklamalar ve anlaşamamalar olsa da İspanyolcamı olumlu biçimde zorluyordu bu durum. Başlarda anlamaktan çok hissetme tabanına dayalı olsa da, bu pratik çok faydalı oldu benim için. Saatlerce yaptığımız konuşmaları ses kayıt cihazıma kaydetmiştim. Daha sonra “Altı Don Bir Pantolon – Güney Amerika’da 120 Gün” kitabımı yazarken bu kayıtları dinlediğimde Buenos Aires’te başlayan iki haftalık pratik İspanyolcamla dahi o an birçok konuyu doğru anladığımı, hatta cümle yapılarını doğru kullandığımı görüyordum. Konuşmam çok tökezliyordu, dilbilgisindeki zamanlar ve fiil çekimleri adına da sürüyle yanlış vardı, ama öğrenmeye başladığımı hissediyordum.

Yemek ve sonrasında kahveleri içerken bahçede serin gibi ama tertemiz Patagonya havası keyfimi artırmıştı. Oldukça uzun bir sohbet sonrasında bana hazırladığı çekyatta yatarken evin kaloriferinin yanması çok hoşuma gidiyordu.

Couchsurfing evimdeki çekyat.

YAMANA’lar – Ateş Topraklarının yerlileri…

Ateş Topraklarının yerlileri, 10,000 yıl öncesine kadar giden avcı toplayıcı geçmişleriyle “YAMANA”lar. 1520’lere kadar özgürce ve medeni denilen bir dünyadan uzak hayata devam etmiş bu insanlar. Avrupadan ilk gelenlerin getirdiği ve hiç tanımadıkları mikroplarla büyük kısmı daha ilk temaslarda kırılmış. Keşifler sonrası birçok grup gibi yok oluşları başlamış. 2005 yılında, 84 yaşında Şili’de hayata gözlerini yuman son üyeleri Emelinda Acuña ile Yamana’lar tarihe karışmış oldu. Medeniyet adı verilen garabetin yok ettiği bir yaşam formu daha…

Yamana Yerlileri
Yamanaların tekneleri
Yamana Yerlileri

“Ushuaia” – “Fin del Mundo” (Dünyanın Sonu)…

Dünyanın en güneyindeki insanların yaşadığı bu uç nokta, Antarktika’ya en yakın yer. Ushuaia kenti, Ateş Toprakları bölgesindeki en büyük yerleşim.

1880’lerde bölgede altın bulununca yoğun bir insan göçü başlamış. O zamana kadar “Yamana” yerlilerine ek olarak, misyonerler, bilim insanları, kâşifler ve ticaret yapan küçük bir grubun dışında kimse yaşamıyormuş buralarda. Bir de hapishane yapılmış 1884’de. 1950’lere kadar çok zor ulaşılan bir yermiş Ushuaia. Bugün ise oldukça turistik bir nokta.

Ushuaia
Ushuaia
Ushuaia
Ushuaia

Antarktika Seferleri…

Antarktika’ya yapılan gemi seferlerinin çıkış noktası Ushuaia. Bu seferler genelde 8,000-15,000 Amerikan Doları arası değişen fiyatlara sahip. Bir tur şirketine ait tanıtım videosunun bağlantısını böyle bir gezide en iyi durumda neler göreceğinize ilişkin bir anlatım olarak seçtim;


Her şey yolunda giderse rüya gibi bir gezi olur. Bir de kötü hava koşulları, öngörülemeyen program değişiklikleri, deniz tutması, pek de lüks olmayan şartları anlatan bu videoya göz atabilirsiniz;

İşler ters giderse rüyanız kabusa da dönebilir. Ama sonuçta her şeyin bir bedeli var. Dünyanın 5. büyük ve buzdan kıtasını, penguenleri, balinaları, ayı balıklarını, belki oralarda kurulmuş araştırma merkezlerini gözlerinizle görme şansını, arzusunu ve bu sırada olabilecek durumları düşünüp hayatınızdaki diğer konular gibi siz karar vereceksiniz.

Ushuaia Hapishanesi…

1884’de karadan 18 deniz mili (33,5 km) uzaklıktaki “Los Estados” adasına yapılmış olan ve 1920’de anakarada Ushuaia’ya taşınan hapishane şu anda bir müze. Bu kuş uçmaz kervan geçmez yerdeki hapishanenin misafirleri genelde azılı katillermiş. Buraya gönderilen siyasi tutuklular da bulunuyormuş. Burası bana o an Halikarnas Balıkçısının gönderildiği zamanlardaki sürgün yeri olan Bodrum’u anımsatmıştı.

Hapishane hücreleri, yemekhanesi ve banyoları dahil tüm kısımlarıyla oldukça iyi durumda muhafaza edilmiş. Bölgeyi keşif için gelen gemilerin maketlerinden, bölgedeki gemi kazalarından söz eden, eski haritalardan oluşan bir bölüm, resim sergisi, bölgedeki hayvan türlerine ilişkin bilgileri içeren kısım, eski zaman posta aletlerinin sergilenmesi ve dünyadaki büyük ve ilginç hapishanelerin anlatıldığı panolar mevcut. Bu hapishane tek başına yazı konusu olabilir.

Ushuaia Hapishanesi
Ushuaia Hapishanesi
Ushuaia Hapishanesi
Ushuaia Hapishanesi
Ushuaia Hapishanesi
Ushuaia Hapishanesi

Beagle Kanalı Turu…

Ufak katamaran tipi bir günlük tur teknesiyle hem İspanyolca hem İngilizce açıklamalı turda; Dünyanın Ucundaki Fener “Faro Les Éclaireurs”, Alicia Adası (Deniz Aslanı ve Karabataklar) ve Bridges Adasını gezdik. Kanal aynı zamanda, Şili ile Arjantin arasındaki doğal sınırlardan biri.

Önce Jules Verne’in “Dünyanın Ucundaki Fener” hikâyesine adını veren, dünyanın en güneyinde denizcilere yol gösteren son feneri yakından gördük.

 

Jules Verne’in Dünyanın Ucundaki Feneri – “Faro Les Éclaireurs”
Beagle Kanalı gezi teknesinde rehberin anlatımı

Fenerden dönüp, Deniz Aslanları ve Karabatakların bulunduğu bir adacığa yaklaştık. Deniz Aslanları aileler halinde güneşleniyorlardı. Erkeklerin sürekli aileye sahip olma davranışları, paytak paytak yürüyüşleri ve iri cüsselerini bu denli yakından görmek etkileyiciydi. Karabataklar uzaktan penguene benziyorlar ama uçabilen bir kuş cinsi. Altı tane albatrosa yaklaşıp rahatsız ettiğimizde, heybetli kuşlar, bir deniz uçağı gibi önce yavaş yavaş ve sonra hızlanarak havalandılar. Kanat açıklığı 2.5 ile 3 metreye ulaşan, kıtalararası mesafeleri uçabilen albatroslar doğanın tasarım harikaları.

 

Deniz aslanları ve Karabataklar (Cormorants)
Albatros kalkışta
Deniz aslanları ve Karabataklar (Cormorants)

Bridges Adasına adı verilen Thomas Bridges, Yamana yerlileriyle uzun süre yaşamayı başaran bir misyonermiş. Turdaki son durağımızda karaya çıkarak Charles Darwin’in araştırmalar için dolaştığı patikalarda yürüyorduk. Rehber, Yamana yerlilerinin barınaklarını kazdıkları yarım metreden biraz derin çukurların yanına diktikleri ağaç dallarını üzerini dev deniz yosunlarıyla kaplayarak inşa ettiklerini anlattı. Patagonya yazında, polar ve üstümde montla ancak idare ederken Yamana yerlileri Thomas Bridges Adası gibi soğuk olan bu bölgede genellikle çıplak yaşamışlar. İnanmak güç. Rehber genç, “Charetan” isimli, bir yılda 1 mm büyüyen bitkiye basmamamızı ama nazikçe dokunabileceğimizi söylüyordu. 1 metrelik bir bitki 1000 yaşında oluyor. Üzerinde elimi gezdirirken kadife hissini alıyordum. Ayrıca Ushuaia’dan sonraki gezi durağım olacak Calafate’ye de adını veren meyveye ilk kez bu adada rastladım. Teknede Ushuaia’ya dönerken çaylarımızı içip, kurabiyelerimizi yiyorduk. Adanın soğuğunda yeterince dolaşmıştık.

Bridges Adasında
Bridges Adasında
Bridges Adasında
Bridges Adasında
Bridges Adasında

Beagle Gemisi, Yolcusu ve Emperyal Vizyon…

Beagle Kanalı 1830’da İngiliz denizci Yüzbaşı Fitz Roy tarafından keşfedilmiş. “Beagle” da Fitz Roy’un kumanda ettiği geminin adıymış. Başlangıçta küçük bir savaş gemisi olarak İngiltere’de inşa edilen HMS (*) BEAGLE, daha sonra araştırma gemisine dönüştürülmüş. HMS BEAGLE, 1831 ve 1836 yıllarında arasında dünyayı dolaşmış. Bu uzun keşifte bir de yolcusu varmış. Bu genç yolcu; daha sonra tüm dünyanın adını öğreneceği araştırmacı bir biyolog ve doğa tarihçisi olan, “Charles Darwin”. Darwin daha sonra Galapagos da dahil olmak üzere Güney Amerika’da 10 yıla yakın zaman geçirip araştırmalar yapmış.

(*) HMS, “Her/His Majesty’s Ship” demek. “Sayın Kraliçenin/Kralın Gemisi” anlamında. İngiliz donanmasındaki gemi adları başında HMS bulunur. Bizde de TCG vardır gemi adının başında. Yani “Türkiye Cumhuriyeti Gemisi”.

HMS Beagle’ın Charles Darwin ile yaptığı keşif seferinin rotası (1831-1836)

HMS Beagle

 

Bölgede çok sayıda; antropolojik, botanik, coğrafik ve astronomik incelemeler yapılmış. Bu sularda sadece İngiliz değil, İspanyol, Hollanda ve Fransız gemileri de çok sayıda keşif ve inceleme seferi yapmış o tarihlerde. Bir de devlet izniyle korsanlık yapan Sir Francis Drake gibiler var. Misyonerlik faaliyetleri de tüm bu tarihle özdeş seyretmiş.

Macellanın gemisi Trinidad
Hollanda Gemisi Eendracht
İspanyol Gemisi Descubierta
Eski Hollanda Haritası

1830 yılındaki bu atılım, donanmanın ve keşfe verilen değerin göstergesi olması açısından çok önemli bence. Tabii ki emperyal getirileriyle birlikte bir ileri görüşlülük, gelişmişlik, Frenkçe moda tabiriyle “vizyon” meselesi. Bizim kaç tane araştırma gemimiz var, nerelere gidiyor, neler yapıyor?

Tierra Del Fuego Milli Parkı…

Ushuaia’daki son günümde ev sahibem Maria’nın arabasıyla, söz verdiği 4 gezgin genci de yanımıza alarak “Tierra Del Fuego Milli Parkı”nı dolaşmaya gittik. Hava biraz serin de olsa park içindeki parkurlarda etrafı izleyerek dolaşmak çok güzeldi. Uzaktan karlı dağları, kıyıları seyrettik. Patagonya buzullar diyarı. Daha sonra üzerinde yürüyeceğim buzullar olacaktı ancak burada Martial Buzulunu da uzaktan izledik. Dünyanın ucundaki postanede pasaportlarımızı damgalattık. Ziyaretçilerin yemek vermesine alışmış bir tilki gördük. Dünyanın Ucundaki Tren adı verilen, Ushuaia hapishanesi mahkumlarının inşa ettiği bir demiryolu var burada. O zaman ormandan malzeme getirmek için yapılan bu hat şimdi doğayı izlediğiniz turistik bir parkur. Müzevari bir havası olan ilk istasyonu gezdik ama tren ile tur yapmadık.

Gençler ve Maria ile beraber Tierra del Fuego Milli Parkına doğru
Tierra del Fuego Milli Parkı
Tierra del Fuego Milli Parkı
Dünyanın Sonundaki POsta Ofisinde Pasaporta damga
Tierra del Fuego Milli Parkı
Tierra del Fuego Milli Parkı
Dünyanın sonundaki Tren
Tierra del Fuego parkının kısmi evcil tilkisi

Milli Parkın girişinde bir pano var. Alaska’dan buraya kadar yaklaşık 18.000 kilometre uzanan Pan Amerikan Otoyolunun sonunu simgeleyen pano önüne fotoğraflarımızı çektirdik. Bazı ağaçların solmuş, ölmüş gibi görünümleri beni burada ve Patagonya genelinde hep etkiledi. Gençlerle birlikte Maria’nın evinde yediğimiz yemek ve gün boyunca keyifli sohbetlerle keyifli bir gün daha hayat hazineme ekleniyordu.

Pan Amerikan Otoyolunun sonunu gösteren pano önünde anı fotoğrafı
Milli Parktan görüntüler
Milli Parktan görüntüler
Milli Parktan görüntüler

Daha yukarıya Patagonya İçlerine Doğru…

Maria’nın ev sahipliği, ilgisi ve İspanyolca öğretme hevesinin dozu beni sahiplenmeye dönüşmeden tabiri caizse Ushuaia’dan firar ettim. Gündüz konuştuğum taksici sabah 04:30’da evin önüne geldiğinde İspanyolca konuşmaya başlamanın mutluluğunu yaşıyordum.

Sabahın 5’inde kalkan El Calafate otobüsüne yetişmek için otobüslerin olduğu yere vardığımda öncelikle çantalarıma sahip çıkmaya çalışıyor ve etrafı kolluyordum. İki metrelik Alman İtfaiyeci Wilko ve 1.55’lik gezi arkadaşı Amerikalı Rienna ile otobüsümüzü bulma telaşı içinde tanıştık. Herkesin benzer kaygılarını gördüğümüzde artık omuz verebilecek üç arkadaş olarak otobüs saatini beklemeye başladık. Hemen gezgin pratikleri oluşmaya başlamıştı. Daha sonra Wilko ve Rienna ile Patagonya’da başka yerlerde de karşılaşacak ve hatta bir süre birlikte seyahat edecektik.

Wilko ile otobüsteOtobüs hareket edip de Ushuaia geride kalmaya başladığında bir sonraki noktaya ilerliyor olmanın heyecanı içindeydim. Otobüs eski bir araçtı ve dolu değildi. Yarı yataklı anlamında “Semi-Cama” bir otobüstü. Dünyaca ünlü Perito Moreno buzulunun yer aldığı El Calafate’ye 18 saatlik otobüs yolculuğumuz başladığında merakla uçsuz bucaksız Patagonya savanalarını izliyordum.

Patagonyanın savanalarında…Kıtayı kuzeye doğru keşfederek tırmanacağım uzun yolculuğumun ilk ayağı başlamıştı. Önümde koskoca Güney Amerika…

Sağlık, sevgi, huzur ve mutluluk dolu günler içinde iyi bayramlar diliyorum.

Etiketler

6 Yorum

  1. Mükemmel betimlemeler ile bize anı yaşatıyorsunuz. Çok teşekkürler. Bu arada metinde bahsi geçen “Güney Amerika’da 120 Gün” kitabınızı idefix’te satışta olduğunu gördüm. Herkese tavsiye ederim… Bence oraya gitmiş kadar oluyorsunuz…

  2. Keyifle okudum.fotoğraflarda cok iyi olmuş.Maria ya teşekkur edildiğini bilmek iyi olurdu.tesekkurler.

  3. Gürcan Elbek ,harika fotoğraflar ve çok güzel ve öğretici bir anlatım.
    Çok keyif aldım.Tşkler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı