Köşe Yazıları

TSK yeni bir tasfiye sürecinin eşiğinde

FETÖ’NÜN SİYASİ AYAĞI TARTIŞMASI AKP’Yİ YIPRATIYOR

Birileri günlerdir medyada darbe tartışmasını kışkırtıyor. Biz bu filmi daha önce seyretmiştik. Aynı delikten bir kere daha ısırılmamak için gelin size bu bayat filmi hatırlatalım.

  1. Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un, FETÖ’nün siyasi ayağı konulu tartışmaya girmesiyle birlikte olay birdenbire döndürülüp dolaştırıldı ve konu darbe tehlikesi ile askeri vesayete getirildi. Acaba neden?

Şurası çok açık; FETÖ’nün siyasi ayağı tartışmasında Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AKP ciddi puan kaybediyor. Vatandaş Erdoğan’ın, “Ne istediniz de vermedik” sözünü unutmamış.

Vatandaşın FETÖ’nün siyasi ayağına bakışı çok basit: 1) Gerçekten FETÖ’cü siyasetçiler vardır. 2) FETÖ militanlarının devlet kadrolarına yerleşmesine yardım edenler de bir dönem için FETÖ’nün siyasi ayağının bir parçası olmuştur.

Eksiden seçim dönemlerinde FETÖ, partilerden milletvekili kontenjanı istiyordu. Mesela Hakan Şükür, dönemin Başbakanı Erdoğan tarafından 2011 yılı seçimlerinde FETÖ kontenjanından milletvekili yapılmıştı. Vatandaş, bu kontenjandan milletvekili ve bakan yapılanların kimler olduğunu, bu adamların kanun çıkarma, atama ve terfi gibi faaliyetlerle FETÖ’nün operasyonlarına katılıp katılmadıklarını merak ediyor. Daha da önemlisi vatandaş, Bank Asya’ya para yatıran garibanların değil bu elebaşlarının yargılandığını görmek istiyor. Ancak bu şekilde FETÖ tehlikesinin tamamen yok edilebileceğini düşünüyor. FETÖ’den yargılanan siyasetçi var mı? Yok. Hatta FETÖ borsası ile damatlar kurtarılıyor. Bu durumda AKP, vatandaşın gözünde 1 puan kaybetmiş oluyor.

Diğer bir konu; darbe başarılı olsaydı, kimler cumhurbaşkanı, başbakan veya bakan olacaktı? Vatandaş, bu listenin bilindiği ancak kamuoyuna açıklanmadığı kanaatine sahip. Bu listeyi saklayanın, AKP yönetimi olduğunu düşünüyorlar. Bu düşünce de AKP’ye 1 puan daha kaybettiriyor.

Vatandaş, FETÖ’nün devlet kadrolarına en çok AKP döneminde yerleştirildiğini de biliyor. Gitti mi size 1 puan daha.

AKP açısından bu kötü gidişatı düzeltmek lazım. İşte bu noktada darbe ve askeri vesayet tartışması temcit pilavı gibi ısıtılıp tekrar önümüze konuyor. Tabii yersen!

AKP yönetimi, FETÖ’nün siyasi ayağı tartışmasını başka yöne saptırarak işin içinden sıyrılmaya çalışıyor. Darbe ve askeri vesayet tartışmasının yeniden gündeme getirilmesinin sebeplerinden önemsiz olanı bu. Gerçek nedeni birazdan anlatacağız ama önce darbe ve askeri vesayete geri dönüş ihtimali var mı? Bu konuyu biraz tartışalım.

DARBE OLABİLİR Mİ?

Darbe ve askeri vesayet tartışması, AKP’nin 2007 yılından beri kendisini mazlum ve mağdur göstermek için sürekli kullandığı bir argümandır. Bu argüman kullanılarak, FETÖ ile işbirliği halinde, Ergenekon ve Balyoz gibi kumpas davalar sayesinde TSK’da ciddi bir tasfiye yapıldı. Kumpas davalarda yargılanarak tasfiye edilen asker sayısı bin civarındadır. Fakat bu haksız ve hukuksuz davaların yarattığı korku ve FETÖ’nün istihbarat birimlerinin yaptığı mobing ile TSK’dan 30 bin civarında subay, astsubay, askeri öğrenci ve uzman er/erbaş emeklilik ve istifa yoluyla tasfiye edildi. TSK, çok sayıda general, amiral ve kurmay subayın içinde bulunduğu bir kaymak tabakayı kaybetti.

Bu ekibin yerine FETÖ militanları yerleştirildi. Onlar da darbe girişiminde bulununca tasfiye edildiler. TSK’dan FETÖ bağlantısı sebebiyle tasfiye edilen askerlerin sayısı da 30 bini buluyor. Anlayacağınız son 10 yılda TSK çok travmalı bir şekilde 60 bin civarında personelini kaybetti.

Şu an karargahlarda komutanın emrini kaleme alacak kurmay subay bulmakta güçlük çekiliyor. Tarihin hiçbir döneminde, hiçbir ülkede, hiçbir savaşta bu kadar general ve kurmay subay kaybı olmamıştır. TSK inanılmaz bir darbe yedi, önemli bir güç ve moral kaybına uğradı.

Halen FETÖ soruşturmalarının devam etmesi, personelde ciddi bir tedirginlik yaratmış durumda. Kimin ne zaman FETÖ’den alınacağı belli değil. İnsanlar birbirine güvenemiyor. Belki en yakın arkadaşın FETÖ’cü çıkabilir veya her an FETÖ’cüler seni FETÖ’cü olmakla suçlayabilir.

TSK şu an sinmiş durumda. Bu ekip nasıl darbe yapacak? Allah korusun ekonomik sebepli bir siyasal krizde Türkiye’de güvenlik ortamı bozulsa, iç savaşın eşiğine gelsek, siyasi partiler söz birliği edip TSK’yı yönetime el koymaya davet etse, bu işe cesaret edecek komutan kolay kolay bulunamaz. Komutan bulunsa bile arkasından gelecek asker çıkmayacaktır. Sonuç itibariyle Türkiye’de 10-15 yıl içerisinde yeni bir darbe olma olasılığı sıfırdır.

ASKERİ VESAYET GERİ DÖNER Mİ?

Askeri vesayet konusuna gelince; bu ihtimal de mümkün değildir. AKP’nin askeri vesayet adını verdiği şey aslında eski laik rejimin bir anlamda kendisini korumak için yarattığı, çerçevesi anayasa ve kanunlarla çizilmiş bir mekanizmaydı. Bu mekanizmanın kilit taşları, Milli Güvenlik Kurulu (MGK), Yüksek Yargı ve Millî İstihbarat Teşkilâtı (MİT) idi. MGK sivilleştirildi. Genelkurmay Başkanlığı, Savunma Bakanına bağlandı. MİT’e sivil başkan atandı. Yüksek yargı organlarına Cumhurbaşkanının seçtiği yargıçlar getirildi. Cumhurbaşkanlığı sistemiyle, siyasi güç tek elde toplandı. Sonuç itibariyle AKP, eski vesayet düzenini tamamen yıktı ve yerine kendi vesayet düzenini kurdu. Bu manada askeri vesayetin yeniden gelebileceğini iddia etmek abesle iştigaldir. Bu iddiaları dile getirenler ya siyaset biliminden anlamıyordur ya da bir operasyonun parçası olabilirler.

TSK’YA YENİ BİR OPERASYON MU YAPILACAK?

Şimdi gelelim darbe ve askeri vesayet tartışmalarını alevlendiren asıl meseleye. AKP hükümeti, FETÖ’nün tasarladığı kumpas davalara askeri vesayetten kurtulmak adına göz yummuştu. İkisinin de ortak amacı, orduda kendilerine engel olarak gördükleri Atatürkçü, ulus milliyetçisi, laik yapıdan kurtulmak, onların yerine kendi adamlarını yerleştirmekti. Yani tasfiye operasyonunu beraber yaptılar. Tasfiyeyi gerçekleştiren ana unsur FETÖ etkisizleşti ama AKP kanadı hâlâ iş başında.

Önümüzdeki tehlikeyi bir örnekle anlatmaya çalışalım. Fetullah Gülen, 18 Ekim 2005’te Aktüel Dergisi’ne verdiği demeçte “Ulusalcı dalgayı aşacağız” demişti. Bu talimat üzerin FETÖ’cü polisler, Emniyet İstihbarat Dairesi’nde ulusalcılıkla mücadele için C-5 bürosunu kurdular. Kumpas davalar bu büro kontrolünde yürütüldü. TSK’dan FETÖ eliyle tasfiye edilen askerlerin ortak özellikleri “ulusalcı” olmalarıymış. Buradan onu anlıyoruz.

Mesela o askerlerden birisi de benim. Ama ulusalcılığın ne anlama geldiğini bilmiyorum. Eğer ulusalcılık kendi devletinin ve kendi milletinin çıkarlarını her zaman en önde tutmaksa evet ben ulusalcıyım. Tabii ki FETÖ’nün ulusalcılık tanımı bu değil. Onların ulusalcılık tanımı, CIA merkezli. Eğer siz, kendi çıkarlarınızı, ABD’ninkinden önde görüyorsanız, ABD’ye boyun eğmeyip kendi çıkarlarınızı gerçekleştirmek için çareler arıyorsanız o zaman siz ulusalcı oluyorsunuz. İşte CIA, kumpas davalarla FETÖ’ye kendi önünde engel gördüğü askerleri temizletmişti.

RAND Corporation’un şu meşhur raporu; “Gülen taraftarlarının 2013 yılından itibaren Dışişleri Bakanlığından uzaklaştırılmaya başlandığını, onların yerini ABD ve NATO’ya şüpheyle bakan Rusya ve Ortadoğu komşularıyla iyi ilişkiler kurulmasından yana olan MHP’li ve Avrasyacıların aldığını, kadrodaki bu değişim sürecinin 15 Temmuz başarısız darbe girişiminden sonra daha da hızlandığını” yazıyor. Anlayacağınız CIA’nın ulusalcı olarak tanımladığı devlet görevlilerinin sayısında yine bir artış olmuş.

ABD, Türkiye gibi jeopolitik açıdan çok kilit bir konumda olan bir ülkenin kendi sözünden kesinlikle çıkmasını istemez. Türkiye’nin, özellikle Rusya ve İran ile iyi ilişkiler geliştirmesi, Batı’yı dengeleyici bir siyaset izlemesi, Çin’i de bir denge unsuru olarak bu denkleme katıp bir Avrasya gücü olma yoluna girmesi, Washington’un katlanamayacağı bir gelişmedir. Bunu da açık açık RAND raporunda yazmışlar. Rapor, planlayıcılara ya AKP hükümetini hizaya getirelim ya da onu yenisiyle değiştirmek için “demokratik muhalefet”i destekleyelim tavsiyesinde bulunuyor.

Gördüğümüz kadarıyla AKP köşeye sıkışmış durumda. RAND raporunu onlar da okuyor. Ekonomik olarak çok çok zor durumdayız. Borcu borç ile çevirmekten başka çare yok ve çalacak tek kapı Batı. Para bulunamazsa ABD’nin bir şey yapmasına gerek yok, AKP’nin düşüşü durdurulamaz. Hâl böyle olunca, AKP’nin dış politikada çizgi değiştirdiğini, Batı’yı Avrasya ile dengeleme siyasetinden vaz geçtiğini, tekrar ABD eksenine döndüğünü görüyoruz. İdlib’de yaşanan çatışmalardan sonra ABD’yi yardıma çağırmak bu politik dönüşün açık bir işaretidir.

Evet İdlib bölgesinden topraklarımıza yönelecek göçü önlemek için haklı bir operasyon yaptığımız doğrudur. Ama aynı zamanda o bölgedeki 10 binlerce radikal cihatçıyı da koruyor duruma düştük. Diğer yandan Libya’ya asker gönderme kararı sonrasında bu ülkeye binlerce Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) unsurunu gönderdik. Amerika’nın istekleri doğrultusunda cihatçı unsurlarla dünyanın çeşitli ülkelerinde operasyon yapıyormuşuz gibi bir izlenim oluştu. Bu duruma devletin içerisinden karşı çıkan bürokrat ve askerler olabilir. Bazı askerler, SADAT’ın kiraladığı cihatçılar ile Amerika’nın vurucu gücü olarak başka ülkelerde operasyon yapmak istemeyebilirler. İşte darbe ve askeri vesayet tartışmaları, devlet içindeki bu dönüşüme karşı çıkanları baskı altına almak, baskıya boyun eğmeyip direnenleri ise tasfiye etmek için tasarlanan bir operasyonun parçası olabilir.

EY TÜRK MİLLETİ PEYGAMBER OCAĞI ORDUNA BU SEFER SAHİP ÇIK

Basında darbe ve vesayet tartışmalarını kışkırtanlara dikkat edin, bunu yapanlar FETÖ ile işbirliği halinde ilk tasfiyeleri gerçekleştiren ekibin tetikçileridir. Bu noktada devlet yetkililerine bir uyarda bulunmak isterim. Napolyon’un, “kendi ordusunu sevmeyen milletler gün gelir başka ülkelerin askerlerini beslemek zorunda kalır” şeklinde bir sözü vardır. Bizim coğrafyamızda güçlü bir orduya sahip olamayan devletler ayakta kalamazlar. Bugün askerimiz, Suriye’de, Libya’da ve Irak’ta savaşıyor, sınırlarımızda nöbet tutuyor.

Morali yüksek olmayan askeri ölüme gönderemezsiniz. Günümüzde Avrupa devletleri, ordularına kaydolacak asker bulamıyor. Ordularındaki kadın asker oranı neredeyse %30’lara dayandı. Artık göçmenleri orduya kaydetmek zorunda kalıyorlar. Savaştıracak askerleri olmadığı için çok çok istemelerine rağmen uluslararası operasyonlara katılamıyorlar. Bu konuda ABD’nin bile ciddi sıkıntısı var. 2003 yılında başladıkları Irak operasyonunda tugaylarını rotasyona tabi tutacak asker bulmakta zorlandılar. Eğer askerimizin moralini bozarsak çok zaman geçmez biz de Avrupalılar gibi asker yapacak genç bulamayız. Subay ve astsubaylarımız, askerlerimize liderlik yapacak ruhu kaybeder.

Hatırlayın daha 5-6 yıl öncesine kadar biz askerimizi “kendi uçağımızı düşürmeyi ve cami bombalamayı planlamakla” suçladık. “Siz casussunuz, fuhuş çetesi kurdunuz” dedik. Askerlerimizi kumpas davalar boyunca aşağıladık. Arkasından asıl casusların FETÖ’cüler olduğu anlaşıldı. Şimdi de yine siz darbe yapabilirsiniz, askeri vesayeti geri getireceksiniz diye fütursuzca ithamlarda bulunuyoruz. Ordunun ayarlarıyla bu kadar oynanmaz. Oynarsanız sonunda savaşacak asker bulamazsınız.

Bir dış güç yine istemediği askerleri tasfiye etmek için bir vehim yaratıyor. Hükümet ise, orduda kedi adamlarına yer açmak adına bu vehmi kullanarak yeni bir tasfiye yapmak niyetinde gibi. Diğer yandan herhalde dış politika değişikliği yapmak için bu tasfiyenin bir zorunluluk olduğunu düşünüyor. Yandaş medyanın darbe çığırtkanlığına başlamasından bunu anlıyoruz. Umarım yanılıyoruzdur.

TSK, her canınız istediğinde üzerinde operasyon yapacağınız oyuncak değildir. TSK’ya sürekli iftira atamazsınız. Her yaptığınız operasyon TSK’yı zayıflatmaktadır. Kendi ordunuzu yaratma fikri, TSK’yı siyasallaştırmakta ve zayıflatmaktadır. Daha da önemlisi yeni bir vesayet sistemi yaratarak rejim tehdidi oluşturmaktadır.

Buradan vatandaşlara da seslenmek istiyorum. Kumpas davalarda üstüne iftira atılan askerlerinize sahip çıkmadınız. Benim askerim “cami bombalamaz, kendi uçağını düşürmez” demediniz. Aynı delikten ikinci kere ısırılmayın. Birileri yine ordunuza bir tezgâh kuruyor. Bu sefer Mehmetçiğe sahip çıkın. Bu darbe iddialarını dile getirenlerin kimler olduğunu, kime hizmet ettiklerini artık görün.

 

7 Yorum

  1. Amaçları İran örneğindeki gibi mevcut orduyu mümkün olduğunca küçültüp, daha güvenilir ve sadık olacak saray (devrim) muhafızları tarzı gibi yeni bir ordu oluşturmak. Darbe gündemi de arada yaptıkları gibi topluma bir çeşit ağ atıp bu ağa takılacak olanları avlamak (boş atıp dolu tutmak) ve yapacakları operasyonlar için zemin hazırlamak ve toplumda algı oluşturmak. Toplum Mühendisliği tam gaz.!

  2. Once Ilker Basbug konustu ardindan yeni bir darbe soylemelri ardindan geziciler (sorosun piyonlari)ardindan Gul’un aciklamalari bunlarin tesaduf olamaycagini dusunenlerdenim.Natocuara amerikancilara ve ingilzcilere dikkat edilmeli.

  3. Selam,

    Yaklaşımlarımızın benzerliği çok ilginç, ne gibi,

    Atatürkçü laik ulusalcı kesim,

    – ki biz bunun devletin kuruluş, anayasanın yazılış, Osmanlıdan kalan bu coğrafyada Misakı Milli sınırları üzerinde bir Türkiye’nin hayatta kalış felsefesi olarak gördük,

    birbirini okumadan, birbiriyle konuşmadan, kılavuzluğuna yaslandığımız isimlere göz atmadan da, aynı şeyi görebiliyoruz, aynı şekilde ifade edebiliyoruz. Evet, muhtemelen parlayan bazı isimler rahatsızlık yarattığından, yine muhtemelen toptan kadrosuzluk nedeniyle emeklilik şeklinde tasviye edecekler, bunlar bunun hazırlığı, daha sert, ayarsız, ölçüsüz bir tırpanlama kamuoyunda ters teper, bence tabi. Şu an kokluyorlar tepkileri.

    TSK’da darbenin değil, esamesinin okunduğu yok, söylentisi de yok, bunların konuşulduğu bile yok, külliyen yok. Neydi taktiğimiz, birşey külliyen yalansa FETÖ kaynaklıdır, bu kadar basit.

    Öte yandan TSK zaten darbe yapamaz. Sebebine yazar hafiften dokunmuş, kurum kültürü, gafil muhbirlik çekincesi ötesini anlatmaya cevaz vermiyor, kısaca vaziyet kötü, öyle 20 bin attık, yerine 20 bin aldıkla olmuyor, boyacı küpü değil bu, insan kolay yetişmiyor. Kurumsal hafıza silinmek üzere, o beğenmedikleri Atatürkçü birkaç bin sinir üzerinden aktarılmaya çalışıyor, ona da neşter atılırsa, harddiske hard format atılmış olur. Bu kadarı yeterli tarife.

    Bence asıl sorun başka. Bence asıl sorun, herşeyi bilen, olanları fark edebilenlerin gözlerine bakmakta, onları 15 Temmuz günü kurtaran kesime teşekkür bile edememekte, bu bakışların ağırlığında ezilmekte gizli.

    15 Temmuz AKP içinde yaşandı, başarılı olsaydı iktidar yine AKP olacaktı, bütün faturayı Sn Erdoğan’a keseceklerdi, herkes, herşeyin farkında. Herşeyi bir kenara bırakın, saat 15 de MİT’in bildiği bir bilgiyi, saat 22 ye kadar hiç kimseye, CB danışman, koruma v.s., İç İşlerine, Emniyete, MİT’in kendi alt teşkilatlarına, Başbakana, CB BB yardımcılarına iletilmediğine kimse inanmıyor, yemiyor. CHP’nin kontrollü darbe iddiası değil bu dediğim, kendilerine bu bilgi aktarılıyor, bize aktarılmıyor. Niye, çünkü ümitle bizim destek vermemizi bekliyorlar, bakalım napacaklar meselesi.

    Biz aklı selimle, vicdanımızla, devlete bağlılığımızla sıfır tüyo ile doğruyu seçtik, ‘test’ edildik, ‘sınandık’. Lakin asıl bu vicdansızlık değil mi, yüzlerce çocuk terör saldırısı diye fırladı, ne FETÖ cü ne de darbeci, tek suçu askerliğin gereğini mutlak itaati yapmaktı bunların. Kanunsuz emri nereden anlasınlar, ömürlerinde benzeri bir durumla mı karşılaşmışlar. Ufacık bir tüyodan biz niye mahrum bırakıldık, yüzlercesini ikaz edebilirdik, bu en hafif tabirle vicdansızlıktır.

    Gözlerinin içine bakın, her şeyi biliyoruz, herşeyin farkındayız dercesine, bu bile yetiyor.

    Saygılar

  4. Çok dürüstçe yazılmış bir yazı teşekkürler.
    Ancak, Ergenekon’u kastederek; Türk milletinin ordusuna bu kez sahip çıkmasını istiyorsunuz ama, maalesef Türk milleti “peygamber ocağı ordusuna” Ergenekon’dan çok daha önce ihanet etti.
    Ne kadar mertçe bir tabu’yu dile getirmişsiniz;
    “…Allah korusun, iç savaşın eşiğine gelsek, siyasi partiler söz birliği edip TSK’yı yönetime el koymaya davet etse, bu işe cesaret edecek komutan kolay kolay bulunamaz.” diye…

    Herkes inkâr etse de, bu millet geçmişte bir iç savaş yaşadı. 12 Eylül arefesinde, her allahın günü memlekette 20-30 kişi ölüyordu. Siyasi partiler doğrudan olmasa da Türk milleti, “artık yeter, durdurun bu kanı” diye ordunun gözünün içine bakıyordu. Ben o günleri yaşadım, çocuk da değildim üstelik. Kurşunların ortasında üniversite öğrencisiydim. Akşama eve dönüp dönmeyeceğimiz belli değildi… O zaman bir ordumuz vardı ve buna “cesaret etmişti”.

    Pekiyi daha üzerinden yirmi sene geçmeden ne oldu?
    12 Eylül sabahı askerin postallarını yalayanlar, siyasi islamcıların, alçak neoliberallerin, tatlı su solcularının peşine takılıp, 12 Eylül’e “Amerikancı darbe”, kendi askerine de “darbeci” demeye başladı.
    Bunun sonucunda, sana “Amerikancı darbe” diye lânetlettirdikleri 12 Eylül’ü, 2014’te el birliğiyle mahkum edenler de, Allahın işine bakın ki; BOP eşbaşkanı ve avânesi, CIA beslemesi sümüklü mehdi ve müridleri, Soros ve AB’den fonlanan neoliberaller ve Amerika’nın kara gücünün siyasi uzantıları kürtçülerdi. Bu ne yaman çelişki ey necip Türk milleti, gerçek Amerikan uşaklarının, orduna “Amerikancı” demesi hiç garip gelmedi mi sana?
    Hiç kimse şimdi timsah gözyaşları dökmeye kalkmasın, -bu oyuna gelmeyen herkesi tenzih ederek söylüyorum- ama “hepiniz oradaydınız”. Emekli askerler bile hiç utanmadan, bu ucuz “darbe” söylemine alet oldular. Ardından 28 şubat aynı şekilde. Hızlarını alamayanlar şimdilerde 27 Mayıs’a CIA darbesi bile diyorlar.
    Bu millet, AKP’yle memlekete “fiilen şeriat gelmişken”, meydanlarda “ne şeriat ne darbe” diye slogan attı.
    Madem kendi ordunuzu kendi ellerinizle şamar oğlanına çevirdiniz, o zaman birileri ordunuzu tasfiye ettiğinde de kimse şikayet etmeyecek. Alın size şeriat, alın size darbe!

    Bu güne geldiğimizde;
    Artık TSK içerisinde, tayyibin bir emriyle yüzünü Avrasya’ya, başka bir emriyle NATO’ya dönmeyecek, tayyibe rağmen cihatçı unsurlara ve SADAT’a karşı direnç gösterebilecek kim kaldı ki AKP bunları tasfiye etmek istesin?
    Evet darbe söylentilerini fırsat bilip orduda bir tasfiyeye girişecekleri görülüyor ama bence bunun amacı, tasfiye edileceklerin AKP için bir tehlike oluşturdukları için değil, AKP’nin, FETÖ’nün siyasi ayağı olduğu gerçeğini, bir başka uyduruk darbe girişimini daha bozguna uğratarak(!) perdelemek için yapacaklar. Bu uğurda kurban edecekleri Atatürkçü subay bulamasalar bile, kendi adamlarını atmayacaklarını kim söyleyebilir?

  5. selvi ve kaplan yazdı darbe iddialarını,bu insanlar ” fetö vesayetini” aynı fetö diliyle südürüyorlar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı