Köşe Yazıları

Türk Milliyetçiliğinin Ekonomi Politiği 2

Yazımızın ilk bölümünde milliyetçiliğin iktisadi izdüşümünün her zaman ekonomik milliyetçilik olmayabileceğini anlatmaya çalışmıştık.

Bu bölümde ise Türkiye’nin neden ekonomik milliyetçilik yapması gerektiğini anlatmaya çalışacağız. Bütün dünyada duvarlar yükselirken, birlikler sarılıp, ulusların aslında yalnız oldukları fikri öne çıkarken, hala “Bu çağda gümrük duvarı mı olur” diye başlayan cümleler kuran neoliberal akademisyenleri ikna etmek gibi bir gayemiz elbette yok; ancak zaman, mekan ve koşulların bizi haklı çıkaracağına eminiz.

Öncelikle hikayeyi hatırlayalım:
Dünya küreselleşiyor, sınırlar anlamsızlaşıyordu. Moskova’da, İstanbul’da veya Paris’te karnı acıkan bir genç Mc. Donald’ta aynı hamburgeri yiyip doyurdu. Bu küreselleşen dünyada, milletlerin kendilerine has özellikleri artık değersiz ve dolayısıyla gereksizdi. Ülkelerin kanunları değil; şirketlerin kanunları olmalıydı. Kalkan sınırlardan sonra süreç DTÖ gibi yapılarla yönetilmeli, emek bir yere hizmet etmeli ve sermaye tek bir elde toplanmalıydı.

Böyle olmadığını bugün anladık. Bunu anlayana kadar ise şeker fabrikalarımızdan tutun, tütün fabrikalarımıza kadar; fındığımızdan tutun, alkollü içkilerimize kadar hepsini uluslar üstü sermayeye kaptırdık.

Millileşmeden küreselleşme, doğal bir sonuç olarak, köleleşmeyi beraberinde getirdi. Karşımızda birkaç asırlık şirketleri yani birkaç asırlık sermaye birikimi olan gelişmiş sanayiler varken bu rüzgarın karşısında durma ihtimalimiz dün yoktu ve bu gün hala yok.

Serbest piyasa, etkiniz altına alacağınız sizden zayıf ekonomiler varsa uygulanmasını isteyeceğiniz bir şeydir aynı bugün Çin’in savunduğu gibi. Ancak siz gerek sanayi gücünüz, gerek sermaye yapınız yeterli hale gelmeden serbest piyasaya bağlılığınızı bildirirseniz şüphesiz bu köleleşmeyi beraberinde getirecektir.

Örneğin bugün bir Türk Milliyetçisi, tarihin getirdiği hassasiyetle Çin ile rekabet halindedir; ancak aynı Türk Milliyetçisinin liberal ekonomiyi savunması demek ülkesinde ki bütün değerli varlıkların; köprülerinden, limanlarına kadar Çin’in eline geçmesine göz yumması anlamı taşımaktadır.

Doğal olarak bugün, bizim için milliyetçi ekonomi demek; korumacı ekonomi demektir.

Devletin içinde olmadığı bir sistem, gerek sosyolojik, gerek iktisadi yapısı dolayısıyla Türkiye’nin her daim borçlanarak ithal eden bir ülke olması demektir ve bunun milliyetçi bakışla bir alakası olamaz. En azından olmaması gerekir.

O halde öncelikli olarak bugün Türkiye için milliyetçi ekonomi demek, korumacı yani ekonomik milliyetçi olmak demektir.

Türkiye’yi bu haliyle, bu zor dünyanın karşısına savunmasız çıkarmak, ülkemizi uluslar üstü sermayeye yem etmek demektir. (Devam edecek)

Bir Yorum

  1. Türkiye 450 milyar dolar borçtan kurtulamazsa milliyetçi ekonomide sağlanmaz. Bu borç kişi başına 4625 dolar olur. Sanayilerimiz dış sermaye ile değil, iç sermaye ile yükseltmelidir. Buna da bir milli tasarruf fonu kurmalıyız ve her bir Türkiyeli şahıs her ay gelirinden yüzde 10 bu milli tasarruf fona eklemeli yani devlet bunu yapmalı ve bu fon milli sanayimize yatırım yapıp ve kârından yüzde 45 fona sermaye veren millete ve yüzde 45 sanayiye ve yüzde 10 devlete ayit olmalı. Ve bu fon tüm sermayesini altına çevirsin ve sanayiyede altınla kredi versin ve altın geri alsın ve sıfır faiz ile .

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı