Analiz

Türkiye-ABD ilişkileri ve Mavi Vatan

Emekli Tuğamiral İlker Güven yazdı...

Türkye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun temel esaslarından birisi Tam Bağımsızlık ilkesidir. Hatta Milli Marşımızın adı da, İstiklal (Bağımsızlık) Marşı’dır. Bu ilke, İkinci Dünya Savaşı sonuna kadar çok ciddi şekilde her alanda uygulanmıştır.

Ancak 23 Şubat 1945 tarihinde ABD ile ”Karşılıklı Yardım” adı altında ikili anlaşma yapılmıştır. Bu Anlaşmanın bir maddesine göre, ABD’nin isteklerinin Türkiye tarafından kabul edilme zorunluluğu vardır. Bu madde ile Atatürk’ün bağımsızlık ilkesinden resmen vazgeçilmiştir. İki yıl sonra 27 Aralık 1947 tarihinde de, Fulbright Eğitim Komisyonu Anlaşması imzalanmış ve 1949 yılından itibaren yürürlüktedir. Bu anlaşma ile Milli Eğitimimiz, ABD’nin kontrol ve ipoteği altına girmiş, özellikle Atatürk’ün Türk Milliyetçilik fikir, düşünce ve anlayış sistemi tamamen yok edilmiştir. Örneğin, emperyalizm karşıtlığı, Andımız ve Ne Mutlu Türküm Diyene özdeyişlerinin yok edilmesini gösterebiliriz.

NATO’YA GİRİŞ

1940 yılı öncesi Türkiye’nin eğitim kalite ve seviyesi dünyada ilk üç ülkenin içinde bulunuyordu. Milli Eğitimin ne hale geldiği de, herkesin malumudur. Bu anlaşmalardan sonra, 18 Şubat 1952 tarihinde de, ABD’nin baş komutanlığındaki NATO’ya katılarak, TSK milli ve bağımsız olma özelliğini tamamen kaybetmiştir. Sonuç olarak Türkiye siyasi ve askeri tam bağımsızlık ilkesinden ayrılarak, ABD’nin adeta mandası haline getirilmiştir.

TSK’nın kuvvet yapılandırılması ve buna göre silahlandırılması da, tamamen ABD’nin ulusal çıkarları doğrultusunda olmuştur. Yani ABD, kendi çıkarları ve kendi tehdit ekseni doğrultusunda, Rusya’yı güneyden kuşatmak için öngördüğü Yeşil Kuşak stratejisine uygun olarak, TSK’yı da ‘kuzeyden gelecek tehdidi’ önleyecek şekilde Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri öncelik sıralamasına göre yapılandırmıştır. Oysa Türkiye’nin ulusal hak ve çıkarlarına karşı en büyük tehdit Osmanlı’dan beri değişmeyen biçimde hep Batı’dandır.

Batı’dan gelecek tehdidi önleyecek güç birinci öncelikle Deniz Kuvvetleri olmak zorundadır. Yani Türkiye’nin ulusal hak ve çıkarlarını korumada TSK yapılandırılmasının, jeopolitik ve jeostratejik gereksinimler nedeni ile, Deniz, Hava ve Kara Kuvvetleri şeklinde olması zorunlu görülmektedir.

KIBRIS HAREKATI DERSLERİ

1963 yılında Kıbrıs olayları nedeniyle Türkiye’nin müdahale olasılığına karşı, ABD Başkanının yardım olarak verilen harp silah ve vasıtalarının kulanılamayacağına dair mektupla verdiği nota sonrası, Türk Deniz Kuvvetlerinin denizlerdeki hak ve çıkarlarının korunabilmesi için, milli bir donanmanın önem ve gerekliliği iyice anlaşılmıştır. Donanma Vakfı’na bağışlar atmış ve Türkiye kendi yaptığı çıkarma araçları ile 1974 Kıbrıs Barış Harekatını icra etmiştir.

Bilahare ABD ambargosu sonrasında, Türkiye kendi milli gemi ve silahlarını yapmak için özellikle 1990’lı yıllarda yoğun bir gayret ve çalışma içine girmiştir. İşte bu çalışmada gecesini gündüze katarak gayret gösteren, Türk Deniz Kuvvetlerinin güzide amiralleri, kurmay ve mühendis subayları ve astsubayları, iktidar destekli, ABD’nin kontrol ve himayesindeki FETÖ hain çetesi tarafından Ergenekon, Balyoz, Poyrazköy, Casusluk gibi komplolarla tasfiye edildiler. FETÖ hain çetesi, 15 Temmuz 2016 günü de, ABD himayesinde TSK içindeki mankurt beyinli satılmış unsurları ile bir darbe teşebbüsünde bulundular.

İÇ ÇEPHE-DIŞ CEPHE

Bugünlerde iki güzide amiral, iç cephede bir kısım asker ve sivil kişiler, haset, kıskançlık ve çekememezlik gibi nedenlerle, dış cephede de, ABD, AB’nin bir bölümü, Yunanistan ve FETÖ hain kaçakları tarafından hedef haline getirilmiştir. E. Tümamiral Cem Gürdeniz, Mavi Vatan ismini
bulup, Türk Milletine ve dünyaya ezberleterek, aralıksız yazı ve konuşmaları ile Mavi Vatan ve KKTC’nin hak ve çıkarlarını savunduğu için,Yunan ve kaçak hain FETÖ’cülerin eski komploları ile, algı yaratılarak hedef haline sokulmuştur. Mavi Vatan kavramı ana vatanın ayrılmaz bir parçası olmasının yanı sıra, özgürlük ve bağımsızlığın da bir simgesi olmuştur.

MAVİ VATAN’A SALDIRI

E.Tümamiral Doç. Dr. Cihat Yaycı ise, kendi buluşu olan FETÖMETRE sistemi ile tespit ederek yargıya bildirdiği FETÖ hain kaçak ve kriptolarının, aylar öncesinden yıpratma, yıldırma, negatif algı yaratma operasyonları ile boy hedefindedir. Amiral Doç. Dr. Yaycı ayrıca,”Libya Türkiye’nin Denizden Komşusudur” isimli bilimsel ve hukuki bir kitap yazmış ve iktidara ve dünyaya kabul ettirmiştir. Türkiye’nin Libya ile ”Deniz Yetki Sınırlama Anlaşması”nın’ yapması ve BM’de tescil edilmesinde çok önemli bir görev yapması nedeniyle de, başta ABD, AB’nin bir bölümü ve Yunanistan’ın boy hedefi haline gelmiştir.

Ana Vatanın ayrılmaz parçası olan ve gasp edilmeye çalışılan, 150 bin kilometre kare boyutundaki Doğu Akdeniz Mavi Vatan ve bağrında yatan KKTC’nin hak ve hukukunu her türlü tehdide karşı savunan bu güzide Amirallerimizi hedefe koymalarındaki amacı görmemiz gerekir. Amaç Amiralleri itibarsızlaştırmak, uzun bir uğraş sonunda vatansever herkese kabul ettirilen, Mavi Vatan ve bağımsız KKTC’nin savunulmasını yok etmektir. Bir başka ifade ile amaç Doğu Akdeniz Mavi Vatanı imha edip, Türkiye’nin hak ve çıkarlarını yok ederek,Türkiye’yi Anadolu’ya hapsetmektir.
Türkiye’nin bütün bunlara rağmen, gecikmeksizin, FETÖMETRE’yi sivil ve asker herkese uygulayarak, kalan kripto FETÖ artıklarının Türk yargısına teslim edilmesi sağlanmalıdır. Ayrıca Doğu Akdeniz’de Mavi Vatan’ın bütünlüğünü sağlamak üzere; Suriye, Lübnan, Mısır ve İsrail ile
proaktif diplomatik ilişki kurularak, MEB Deniz Yetki Sınırlama Anlaşmalarının KKTC’nin bağımsızlığını da içerecek şekilde yapılması gerekli ve zorunlu olarak değerlendirilmektedir.

Etiketler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı