Köşe Yazıları

Vali Kocabıyık’ın arkasındaki güç-2 

KISA BİR GİRİŞ 

“Sosyal mesafeyi ayarlayın. Düzelt! Herkes, hadi!” diyen Funda Kocabıyık’ın nasıl vali olduğunu ve bu hızlı yükselişi yazdık dün. 

Bugün de arkasındaki gücü yazacağım.  

Ancak önce birkaç hususu belirtmem lazım. 

Bakan Süleyman Soylu dedi ki, “Hepimizin hatası olabilir. Eğer hataysa da vatandaşımızın bizi affedeceğini düşünüyoruz. Adam kaybetmek kolay, kazanmak zor.” 

Sayın Soylu keşke bu anlayışı başkaları için de göstermiş olsaydı. Kendilerinden olanlara sınırsız anlayışın çok azı mesela Barış Terkoğlu’na ve Barış Pehlivan’a gösterilebilirdi.  

Vatanseverliğinden şüphemizin olmadığı bu değerli meslektaşlarımızın da hata yapabileceği akıllara gelseydi.  

Her neyse o konu başka…  

Hadi tamam, bu anlayışı kabul ettik, ancak son sözü kabul etmemiz mümkün mü? 

Adam kaybetmek kolay, kazanmak zor”. 

Türkiye’de sanki valilik yapacak başkaları yokmuş gibi.  

Öğretmenliğe dönsün mesela, dönünce kaybetmiş mi olacağız? 

Vali Funda Kocabıyık da bir açıklama yaptı.  

Vatandaşlarımızı kıracak her türlü davranıştan edep ederim. Böyle bir yanlış algı var ise, kusurumuz affola dedi. 

Bazı siteler de “özür diledi” diye vermiş açıklamayı.  

Ben bu açıklamadan şunu anlıyorum. “Ben yanlış yapmadım, siz yanlış anladınız.” 

Yani suç yine bizde!  

Neyse, konumuz uzun, bu gereksiz konularla yazıyı iyice uzatmayalım. 

*** 

Yazıya başlamadan önce dünkü yazıyı okumanız gerektiğinin altını çiziyorum.  

Belki bu yazıda da not almak sizin için iyi olabilir. 

Çünkü başınız dönebilir.  

HER DÖNEMİN KAZANANLARI 

Şimdi gelelim 1993 senesine… 

Turgut Özal öldükten sonra Süleyman Demirel Cumhurbaşkanı oluyor.  

Doğru Yol Partisi de Amerikalıların “İstanbul’un gülü” diye andığı Tansu Çiller’e kalıyor. 

DemirelÇiller ile anlaşamayınca, çalışma arkadaşlarının birçoğunu partiden uzaklaştırıyor.  

Çiller yapayalnız kalıp bocalayınca, yeni isimler aramaya çalışıyor.  

Buluyor da… 

O isimleri hepsini biraz sonra açıklayacağız. Ama önce Çiller’le çalışma arkadaşlığı yapan Bekir Altunok’u tanıyalım.  

O da hızlı yükselen biri. Lise mezunu ama bir anda açıktan atama yapılıyor ve Bakanlık Özel Kalem Müdürü oluyor. 

Ardından Bakanlık Müşavirliğine atanıyor.  

Askerlik yapıp yapmadığına dair bilgi dahi yok ama hızlı yükselişten nasibini alıyor, 1989-1991 yılları arası Sağlık Bakanı Halil Şıvgın’a danışman yapılıyor.  

Fakat uslu durmamış olacak ki, bakanlığı zarara uğratıyor, zimmetine para geçiriyor, 6 ay mazeretsiz işe gelmeden maaşını alıyor.  

Böyle yapınca da devlet memurluğundan atılıyor. Zimmetine verilen malları bile teslim etmiyor. (18.11.1997 tarihli TBMM tutanaklarında konuyla ilgili ayrıntılı bilgi var.) 

Şimdi ne alaka bunları anlatıyorsunuz demeyin, bekleyin. 

Altunok daha sonra Bays Limited Şirketi adına Öncü Gazetesi sahibi ve Genel Yayın Yönetmeni oluyor.  

Gazetenin yüzde 51’i dönemin ünlü Sevgi Hastanesi’nin kurucusu Orhan Özcanlı 

Peki Orhan Özcanlı kim? 

Çillerlerin ve Meral Akşener’in de kurucuları arasında olduğu ünlü Stratejik Araştırmalar Vakfı’nın kurucularından…  

(Bu arada çok ilginç bir not düşelim:  

Bu vakfın garip bir özelliği vardı. O da binanın telefonları dinlemek için çok özel aygıtlarla donatılmış olması…)  

Bu Özcanlı, Refahyol döneminde de THY yönetim kurulu üyesi.  

Ve ispatlanmış bir işkenceci.  

12 Eylül darbesi sonrası Diyarbakır Askeri Cezaevinde binlerce kişiye işkence yapılmış, 2011 yılında da bu işkence yapan kişilerin isimleri tek tek açıklanmıştı.  

Açıklanan listede Kenan Evren’le birlikte 22 işkencecinin ismi vardı. Onlardan biri de Dr. Orhan Özcanlı’ydı 

Tutuklular arasındaki lakabı “Mengele”.  

Yani Nazi toplama kampı Auschwitz’de yaptığı acı verici ölümcül deneylerle bilinen Alman Nazi doktoru Josef Mengele. 

Meral Akşener’le çok yakın olan Özcanlı aynı zamanda Genelkurmay’a köstebek yerleştirdiği gerekçesiyle görevden alınan eski Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesi başkanı Bülent Orakoğlu’nun da dostu.  

Peki bu işkenceci Özcanlı’nın yüzde 51 hissesinin bulunduğu Bays şirketinin diğer ortakları kim dersiniz? 

Mümtazer Türköne 

Diğeri? 

Hüseyin Kocabıyık. 

*** 

Tüm olayı anlamak için hakkında bilginizin olması gereken bir isim daha var: 

Tolga Atik. 

Eski bir MİT’çi. 

1997’nin Temmuz ayında Öncü Gazetesinde İdareden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı olarak göreve başlıyor.  

Atik‘in en yakın dostu kim dersiniz? 

“Abla” diye hitap ettiği Meral Akşener 

Uzun yıllar birlikte çalıştığımız çok değerli gazeteci / televizyoncu kardeşim Ufuk Akkaya’nın Kaynak Yayınlarından çıkan “Tele Tayyip” kitabında Tolga Atik ile ilgili çok çarpıcı bilgiler var.  

AtikÇiller ailesinin özel amaçlı istihbarat için MİT’e yerleştirdiği bir isim.  

Sonra kimin danışmanı oluyor dersiniz? 

Tabii ki Abdullah Gül’ün. 

Gül Dışişleri Bakanı iken TBMM’de danışmanlık görevi yürüten AtikGül Köşk’e çıkınca dönemin AKP Grup Başkanvekili ve Gül’e yakınlığı ile bilinen Salih Kapusuz’a danışman oluyor. Sonra da dönemin TBMM Başkanı Köksal Toptan’a… 

Atik’in MİT’teki çalışma arkadaşı da Mehmet Eymür 

Eymür’ü anlatmaya gerek yok sanırım, bilmeyenler de araştırsın. 

Atik’in uzmanlık alanı ise “telefon dinleme”. 

Uğur Dündar, Eylül 1997’de hem Hürriyet’te hem de Milliyet’te bir haber yayınlıyor. Haberde çok ilginç bir bilgi gündeme bomba gibi düşüyor:  

Telefon dinleme merkezlerinden biri Öncü Gazetesi.”  

Bu bilgiyi doğrulayan da Gazetenin Sorumlu Yazıişleri Müdürü İlhami Yangın 

Yangın, işten ayrıldıktan sonra Dündar’a şunları anlatıyor: 

“… 1994 seçimleri öncesinde bir gazeteci arkadaşım vasıtasıyla B.A. ile tanıştım. Kendisi o zamanlar DYP Genel Başkanı ve Başbakan Tansu Çiller‘in danışmanıydı. Bir süre sonra aynı arkadaşım KGB’nin dinleme cihazlarının Moskova’da satıldığını, ancak Türkiye’ye getirebilmek için mutlaka Çeçen mafyası ile irtibata geçmesi gerektiğini belirterek, aracı bulup bulamayacağımı sordu. Bu işi kimin istediğini sorduğumda ise Çiller‘in danışmanı B.A.nın adını verdi. Ben de kendilerine, Kırımlı bir Tatar Türk ile Azerbaycanlı bir Türk’ün adını verdim. Daha sonra cihazların getirildiğini öğrendim. Telefon ve oda dinleme cihazı almışlar.” 

Çiller ailesi tabii ki iddiayı yalanladı.  

Peki bu çok konuşulan ve doğru olduğu söylenen bu iddianın içerisinde ismi geçen B.A. kim? 

Yukarıda ismini andığımız Bekir Altunok olmasın sakın? 

*** 

Telefon dinleme iddiaları üzerine Arena ekibi Öncü Gazetesine görüntü almaya gidiyor.  

Ne oluyor biliyor musunuz? 

Gazetede Arena ekibini dövüyorlar.  

O ekibi dövenler arasında Tolga Atik de var.  

Ha bu arada, bu gazetenin görkemli açılışını kim yapıyor dersiniz?  

Özer Çiller 

*** 

Kafanız karışmış olabilir ama dediğim gibi bu olayı tam olarak anlatmak için kitap yazmak gerek.  

En kısa şekilde anlatmaya çalışıyorum.  

Devam ediyoruz.  

*** 

Yukarıda yazmıştık, “Çiller yeni çalışma arkadaşı arıyor” diye.  

Buluyor. 

1995’te… 

Analitik Siyasal Araştırmalar Şirketi.  

Bu şirket siyaset üzerine araştırmalar yapan, siyasetçilere danışmanlık yapan bir şirket.  

Dönemin her siyasetçisinin söylediği şey ise bu söz konusu şirketin, paravan bir şirket olduğu ve gizli faaliyetler için örtü olarak kullanıldığı.  

1995’te Çiller bu ekiple çalışmaya başlıyor ve şirketin sahiplerini başdanışmanı yapıyor. 

Bu şirketin sahipleri kim dersiniz? 

– Mümtaz’er Türköne. 

– Hüseyin Kocabıyık. 

Bu iki isim Çiller’in “teorisyenleri” oluveriyor.  

Bu şirket öyle bir şirket ki, ünlü Amerikalıların danışmanları girip çıkıyor. Çıkarken de hiç mutsuz ayrılmıyorlar, zira bilgi servisinden oldukça mutlu oldukları yazılıyor dönemin gazetelerinde.  

Bu şirket, hem siyaseti yönetiyor hem de Öncü Gazetesinin yayın politikasını belirliyor.  

Eksik kalmış olacaklar ki, Çiller’e danışman olsun diye yanlarına bir eski dostu daha alıyorlar: 

Şükrü Karaca 

Çiller’in Amerika ile sıkı fıkı ilişkilerini işte bu ekip yürütüyor.  

Sadece Amerika mı?  

Olur mu, tabii ki Gülen Cemaati ile ilişkilerini de… 

Çiller dönemi bitiyor.  

Yıllar sonra bu isimleri hayat “ayırıyor”.  

Sanmayın ki, fikirsel bir ayrılık. Hayır, tam tersine… Buna “görevsel ayrılık” diyebiliriz.  

Mümtazer Türköne Zaman Gazetesine yazar oluyor.  

Hüseyin KocabıyıkAKP’nin kuruluşunda rol oynuyor ve Erdoğan’ın danışmanı sonra da vekil oluyor.  

Şimdi sıkı durun! 

Gülen’e “Hocaefendi” diye hitap eden ve cemaati uzun süre koruyup kollayan Şükrü Karaca nereden çıkıyor dersiniz? 

CHP Genel Merkezinden…  

Karaca, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na başdanışman oluyor.  

Rahmetli Karaca’nın en iyi ve yakın çalışma arkadaşı kim dersiniz?  

Rasim Bölücek 

Hani FETÖ’den içeride olan eski MİT’çi aslen CIA ve BND’ci Enver Altaylı’la binden fazla telefon görüşmesi yapan ve Kılıçdaroğlu’nun başdanışmanlık görevini yürüten kişi. 

Onunla ilgili zaten yazılması gerekeni yazdık, söylenmesi gerekeni söyledik.  

Ama gördük ki, yapılması gereken yapılmadı, sanırım soruşturma dahi açılmadı.  

Ümit Kocasakal’ı CHP’den ihraç eden KılıçdaroğluBölücek’e dokunamadı bile. 

Neyse…  

Yahu buraya Vali Funda Kocabıyık’ı okumaya geldik” diyebilirsiniz.  

Alın, Hüseyin Kocabıyık’ın eşini vali yapabilecek hıza eriştiren “marifet” işte bu… 

Ben bağlantıları yazdım, bu yazdıklarımı düşünüp birleştirmek size kalsın.  

*** 

Şimdi Hüseyin Kocabıyık ile ilgili unutulan ancak tüm AKP’lilerin hatırlaması gereken bir bilgiyi hatırlatayım ve yazıma son vereyim.  

Bu hatırlatmayı da Funda Hanım’ın hatasını anlayışla karşılamamız gerektiğini söyleyen Sayın Soylu’nun okumasını dilerim.  

Tarih 10 Eylül 2004.  

AKP’nin zinayı suç sayan bir yasayı Meclis’e getirmeye çalıştığı zamanlar… 

ABD Ankara Büyükelçisi Eric Edelman, kendi imzasıyla Washington’a bir kripto (şifreli yazı) çeker.  

Başlık, “İktidardaki AK Parti’nin ikiyüzlü yemini: Zina ve evlilik dışı ilişkiyi yeniden suç olarak gösterme girişimi.” 

Edelman merkeze geçtiği kriptoda “ikiyüzlü” davrandığı söylenen AKP’lileri şöyle sıralar (İsimlerini sildim): 

Siyasi yelpazenin farklı renklerinden birçok bağlantımız, eğer girişim başarılı olursa, Bakan … (sekreteriyle açıkça ilişki yaşayan), Bakan … (ergenlik çağındaki kızları tercih eden) ve Erdoğan’ın dış politika danışmanı …’nin (Rus hayat kadınları), adli kovuşturmaya maruz kalabilecek pek çok AKP’li yetkili arasında olacağını açıkça belirtti.” 

Peki ABD Büyükelçisi bu bilgileri nereden öğrendi? 

Büyükelçi, kriptoda bunun yanıtını da veriyor: 

(…) Daha da önemlisi merkez sağ muhalefetin önde gelen temsilcilerinin (örneğin siyasi danışman Hüseyin Kocabıyık) ve bu çizgiye yakın veya AKP’nin içinden isimlerin (eski Gümrük Müşaviri Nevzat Saygılıoğlu, AKP milletvekili Ersönmez Yarbay) küçümser yaklaşımları. Gerek ‘seküler’ kanattan, gerek AKP’nin muhazafakar muhaliflerinden kaynaklanan bu yaklaşım AKP’yi ikiyüzlü olarak tanımlıyor (…)” 

Şimdi gördünüz mü AKP’li bakanların gizli ve özel hayatlarını Amerikalılara kim ifşa etmiş? 


 


 


 

 

Etiketler

11 Yorum

  1. Üniversitede bir hocamız bir arşiv yapmis,her ders bir olayı anlatıyordu.olaylar gazete haberleriydi.20 yıllık bir arşivden bahsediyorum.hocamiz her ders sonu hangi memurun nasıl sınavlara girmeden katakulle ile makam mevki sahibi olduğunu tıpkı siz gazetecilerin köşe yazılarından bulup bize anlatıyordu.o an anlamıştım boşa okuduğumu.kamu yönetimi bitirdim,simdi baba mesleği mermer imalatçılıgı yapıyorum.allah sonumuzu hayır etsin.guzel yazi tebrik ederim

  2. Yazının içeriğinin ağırlığında hanımefendinin yeri sivrisinek kadar kalmış. Tebrikler. Arşivlik yazı olmuş.
    mümtazer türköne, enver altaylı ve Meral Akşener adı geçince şu linkteki yazıyı inceler misiniz.
    Belki bu yazı dizisinden birkaç tane daha çıkartırsınız.
    gundem.be/tr/izzet-donmez/enver-altayli-ve-karisik-isler 
    Ülkeyi kimlerin yönettiğini yavaş yavaş anlamaya başladım.

  3. Rotschild’ların Avrupa’nın posta dağıtım işini alıp, gönderilen mektupları okuyarak yükseldiği söyleniyor. Bundan daha sonra başta İngiltere ve ABD olmak üzere istihbarat ve dinlemenin nimetlerinden tüm emperyalist ülkeler en üst düzeyde ve zamanlarının teknolojilerini de kullanarak yararlanmış. Putin’in başarısı da istihbaratçı olmasından gelmiyor mu? Bizde de üretip, çalışmakla kolay kolay bir yerlere gelinemediğini gören bazı uyanıklar, gidip bu işin ustalarına çıraklık etmişler demek ki! Fakat işlerini kaybetmek üzereler. Çünkü artık her tür dinlemeyi, görüntülemeyi ve analizi otomatik olarak akıllı robotlar ve veri tabanları yapıyor. Korona’dan sonra da belki tam olarak doğal ve yasal hale gelecek gibi.

  4. Harika,heyecanlı bir yazı olmuş.Maktulün biz olduğumuz soluk soluğa okunan bilgilendirici bir polisiye.Sonraki bölümde katili açıkça görmeliyiz:Bu liyakatsız ikbal kimin eseri?

  5. Muthis bir yazi elinize saglik..
    Inanilir gibi degil bunlar nasil satilmis insanlar, damarlarinda kan yerine ne akiyor, aklim allak bullak oldu baglantilara bakar misiniz!? Hangi ucundan tutsaniz elinizde kalir Turkiye’de temiz kalmis kac kisi vardir acaba??? Nasil kurtulacagiz nasil ahh nasill????

  6. Yetmis yildir Nato sayesinde, ikinci dunya savasinda kaybetmemesine ragmen yinede diger orta olcekli ulkelere nazaran cok daha fazla mustemleke olan Turkiye’ye (somurge’den daha agir bir Osmanlica sozdur) yeni bir format atilmasi zaruri goruluyor. Formatlamak demek silbastan yapmak demektir. Ataturk Turkiye Cumhuriyetini kurarken, birinci cihan savasi felaketinin degistirdigi dunya duzenininde, Osmanli’nin enkazi uzerine iste bu formatlamayi yapabilmisti. Su anda dunyamiz tekrar genel bir formattan geciyor. Bu formati bu sefer bir savas degil, mikronluk bir virus baslatti. Cok yakin zamanda Turkiye’de bundan en fazla nasibini alan ulkelerden biri olacak gibi goruluyor. Eski dunya duzeni yerini yeni dunya duzenine ve gerceklere birakacaktir. Alistigimiz Natocu Turkiye duzenide sona yaklasti. Eger bu yeni duzen insanlik icin hayirli bir baska bilinclenme ve aydinlanma getirirse, o zaman Turkiyede dolayli olarak duzelir. Turkiye’nin (ve bati sistemine biat eden diger ulkelerin) duzeltilmesinin baskacada ne bir yolu nede yordami vardir. Yani isimiz tam anlamiyla Allah’in lutfuna kalmistir.

  7. Mükemmel bir yazı. Aklıma Atatürkün Gençliğe Hitabesi geldi. Memleketin bütün tersanelerine girilmiş, her köşesi işgal edilmiş olabilir….

  8. Allah belalarını tezinden versin! Virüs mü olur gök taşı mı bilmem, ama versin.

  9. Sayın ATAY yazınız içinde geçen “Kafanız karışmış olabilir ama dediğim gibi bu olayı tam olarak anlatmak için kitap yazmak gerek” demişsiniz doğru. çok eskiye gitmeden 2000 yılından bu yana ülkemizdeki bu ahlaksız ve çıkarları için her şeyi göze alabilecek vatan hainlerinin yaptıklarını anlatmak için kaç kitap yazmak lazım. bu kadar kitaba kağıt mı yeter. 1 milyon kitap yazılsa, yine de bunların yaptıkları yolsuzluk ve yasa dışılıkları anlatmaya yetmez. Umudumuz ve hedefimiz bu vatan hainlerinden hesap sorabilmek, onları cumhuriyetin savcı ve hakimlerine teslim edebilmek. Bunun için Atatürk’te birleşerek çok çalışmalıyız.

  10. Erdem Bey’in bu değerli yazısına ben de birtakım bilgilerle katkıda bulunmak istiyorum: Tansu-Özer Çiller çiftine eleştiriler yönelten, onlar aleyhine haberlerle yapan basın-yayın kuruluşlarına belden aşağı hakaretler yağdıran Öncü gazetesi, BTV tazminata mahkum ediliyorlardı. Bu denli mahkumiyetten dolayı maddi anlamda güç durumdalardı. Maddi yardım için kamuoyunda Jet Fadıl adıyla bilinen Fadıl Akgündüz’den yardım istemişlerdi. Akgündüz de bu yardım taleplerine karşılık kendi adamlarını 1999 seçimlerinde DYP’den milletvekili seçtirmek istemişti. Bu durum birçok basın yayın organlarında yer aldı. Hatta Fadıl Akgündüz Fatih Altaylı’nın Kanal D’de sunduğu “Teke Tek” adlı izlenmesinde bu durumu şöyle açıklamıştı: “İsteseydim Sergen’e verdiğim parayla milletvekili satın alırdım lafı var. Ben dedim ki, bazı şirketler var ki gizliden gizliye gidip milletvekili satın alıyor. Bunu herkes konuşuyor. Ben isteseydim, Jet-Pa’nın ihtiyacı olsaydı, şu anda Meclis’te tek milletvekili yok. Yine olmayacak da. Doğulular grubu başkanı olarak böyle bir hareketin önüne geçtim. Eğer isteseydim şirketimin bir yatırımı olarak, Jet-Pa’nın ihtiyacı olsaydı, Sergen’e yaptığım yatırımla 20-25 tane milletvekili alırdım. 10 milyara, 50 milyara, 30 milyara milletvekili alıyorsun.”
    Bu milletvekillerinden biri daha önce Fadıl Akgündüz’le ilişkide olan ve AKP hükümetlerinde Milli Eğitim Bakanlığı yapan Hüseyin Çelik idi. Hüseyin Çelik, aynı zamanda Jet Fadıl’ın hiç üretilmeyen “İmza” otomobilinin tanıtım törenine katılanlardan biriydi. Hüseyin Çelik, 1999 seçimlerinde DYP Van Milletvekili seçildi. 2001’de AKP’ye katıldı. 3 Kasım 2002 seçimlerinde AKP Van Milletvekili seçildi. 2003-2009 yıllarında Milli Eğitim Bakanlığı yaptı. Hüseyin Çelik’in FETÖ’yle ilişkileri ve bakanlığı dönemindeki FETÖ kadrolaşmaları herkes tarafından bilinmektedir. Hatta yandaş Star gazetesinin yazarlarından Halime Kökçe, Hüseyin Çelik’in Milli Eğitim Bakanlığı dönemindeki OKS (Orta Öğretim Kurumları Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Sınavı)’nin sırf FETÖ’nün dersanelerine daha çok para kazandırmak için yapıldığını yazmıştı.

    Ne demeli: Allah muhabbetlerini daim etsin!

    Not: Bu özet olarak anlattıklarımı ayrıntılı bir biçimde öğrenmek isteyenlere şu bağlantılara girmelerini öneriyorum: http://www.medyagundem.com/huseyin-celik-bakanligi-doneminde-fetoye-nasil-kiyak-yapti/, https://www.hurriyet.com.tr/gulcin-yaziyor-39065393, https://www.milliyet.com.tr/yazarlar/jet-pa-milletvekili-yenilikci-olursa-5295754, https://www.hurriyet.com.tr/fadil-in-vekili-nasil-bakan-oldu-110909, https://www.hurriyet.com.tr/kirat-nereye-kime-kosuyor-111517, https://www.milliyet.com.tr/ekonomi/jet-vekil-uretme-sirketi-5256008

  11. Müthiş! müthiş yazı müthiş olaylar …bu devran aynen devam ediyor ..olan bu milletin hakiki evlatlarına oluyor ..ne çok hain var söyledikleri tek şey bize birşey olmaz …olmuyorda ..düzen onlara kurulmuş ..yetimin hakkını….onca şehitin kanı yerde ..düşününce cinnet ..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı