Köşe Yazıları

VeryansınTv okurlarına cevaplar-2

Kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Nefi şöyle demiş:

25 Şubat 2020 08:13, 08:13

“Hassasiyetinizi anlıyorum ama Ömer Seyfettin bunun için harcanacak bir adam değildir. Eğer herkesi bir yanlışıyla sileceksek tarihte adam kalmaz. Bahsi geçen yerler ya da hikâyeler basılmaz olur biter. Ya da basılsa da çok önem arz eden bir durum olmaz. Ömer Seyfettin’in Türk kültürüne katkısı yadsınamayacak kadar çoktur. Kendi görüşü mü bilmiyorum çünkü makalelerinde öyle bir konuya değinmiyor. O günün bir yanlışıydı ve o şartlarda ele alınması lazım. Her türlü yanlış ama adını tarihten silmemize gerek yok. Ziya Gökalp’le beraber ortak çalışmalar yapıyorlar, Ziya Gökalp’i de mi silelim bunun için?”

Bu satırlar Ömer Seyfettin’in Harem adlı paçavrasını eleştirdiğim yazılardan birine yorum olarak yazılmış. Bizim derdimiz kimseyi harcamak değil, harcayan kendini zaten harcamış.  Ayrıca bir kişiyi “harcamak” için o kişinin daha ne yapması gerekir, anlamıyorum. Üstelik bu yakın tarih. “Bahsi geçen yerler ya da hikâyeler basılmaz olur biter” deniyor ama sorun da burada. Halen bu paçavrayı onlarca yayınevi on binlerce basıp satıyor. Türk çocuklarını bu kirli bilinçaltıyla zehirliyor. Milletin arasında nifak ve düşmanlık ekiyorlar. “O günün şartları” nedir Allah aşkına! Ömer Seyfettin’den önce mumsöndünün bir iftira olduğunu sayısız insan ifade etmiş. Ömer Seyfettin’i bundan alıkoyan nedir? Bunun makul bir izahı var mı? Bunların hiç biri Ömer Seyfettin’in paçavrasını ve bu paçavrayı basanları temize çıkarmaz.

Şulzi şöyle demiş:

24 Şubat 2020

“Ömer Seyfettin Türk edebiyatında önemli bir isim.. Sayın Özdemir’in bu yazısı üzerine “Harem” hikâyesini okudum. Konuşan Ömer Seyfettin değil hikâye kahramanıdır. Bir hikâye ya da romanda kahramanların her sözü mutlaka yazarın görüşünü yansıtmaz. Bu nedenle “bu sözler Ömer Seyfettin’in görüşüdür” denemez. Bir Türk milliyetçisi olan Ömer Seyfettin’in bu tür düşüncelere sahip olacağına ihtimal veremiyorum. Bununla birlikte böyle bir diyalog yersiz olmuş. Zira yazarın da böyle düşündüğünü ileri sürenler olur..”

Bu yorum da Ömer Seyfettin eleştirilerim üzerine. Ömer Seyfettin’in diğer kitapları hakkında bir şey demiyorum. Hatta içinde bir sürü saçmalık olan Pembe İncili Kaftan için de. Ancak Harem hikâyesi tamamen belden aşağı vurma ve alçaklık. Bazen maalesef bir yanlış, büyük bir yanlış oluyor ve diğer bütün doğruları da hükümsüz kılıyor. Bu kitap halen kendine milliyetçi diyen yayınevleri tarafından basılıyor. Türk milletinin arasına düşmanlık tohumları ekiliyor. Temel itirazımız buna.

Öte yandan kendi görüşü olmazsa bu iftirayı hikâyesine neden alsın Ömer Seyfettin? Aldıysa neden bu zırvayı eleştiren birkaç cümle eklemesin? Eklemeden gerçekmiş gibi alıyorsa, bu alçaklığı yazarına değil de kime mal edeceğiz? Ömer Seyfettin’in hikâyesinde mum söndü iftirasını bir kahramana söyletip ondan sonra başka bir kahramanın ağzından eleştirel bir izah getirmemesi, bunun Ömer Seyfettin’e ait olduğunu gösterir. Esasen böyle bir konuyu ele almak bile yanlıştır. Daha da yanlış olan bu iftirayı hiçbir eleştiriye tabi tutmadan kaleme almaktır.

***

Vatansever şöyle demiş:

28 Nisan 2020

“Sayın hocam, bu güzel ve bilgi dolu yazı için öncelikle çok teşekkür ederim. Müsaade ederseniz bir soru sormak istiyorum. İnternette araştırma yaptım ancak Kapadokya’nın Trabzon Rum Devleti sınırları içinde gösteren bir harita göremedim. Uzun Hasan gerçekten Kapadokya’yı istemiş olabilir mi?”

Bu bilgi, Walther Hinz’in “Uzun Hasan ve Şeyh Cüneyt” adlı eserinde geçiyor. (s. 29) Sizin için tekrar baktım. Dipnotta, “O vakit, Kapodokya’da Komnenlerin bir köyü bile yoktu. Fakat Uzun Hasan nazarında hukuken buralar onlarındı” diyor. Uzun Hasan, buraları almak ve devletinin topraklarını Anadolu’nun içlerine yaymak için hukuki bir zemin oluşturmak istemiş gibi görünüyor. Dikkatiniz için teşekkürler.

***

Yurttas şöyle demiş:

4 Mayıs 2020

“Sayın yazar

Merakımdan soruyorum. Aleviliği ayrı bir din gibi gösterenlerin amacı nedir sizce? Niçin çok tepki gösterildi bu olaya? Bu konuyla ilgili bir yazınızı hasretle bekliyorum ve bu konularda gerçekten de bilgisiz olan bizleri aydınlatmanızı talep ediyorum utana sıkıla..”

Aleviliği İslam’dan ayrı bir din ve Alevileri Türk’ten başka bir halk olarak göstermek isteyenlerin temel hedefi Türk milli birliğini sabote etmektir. Türkiye’de etnik ayrılıkçılık gibi mezhep temelli bir sorun çıkarmaktır. Ali’siz Alevilik projesi, böl, parçala, yönet sisteminin güncel bir uygulamasıdır.

***

Anonim şöyle demiş:

11 Mayıs 2020 13:43, 13:43

“Hepsi yalan söylüyor o zaman niye camiye gidip namaz kılmıyorsunuz? Ve Muhammet ne zaman Cem yaptı? Ramazan orucu niye tutmuyorsunuz telli Kur’an niye diyorsunuz”

“Alevi Dedeleri ayaklandı” başlıklı yazıma bir itiraz olarak yapılmış. İslam’ı sadece şeriat ibadetleri ve dönemin Arap hukuku olarak düşünen bu kafa değişmedikçe, hiçbir şey değişmeyecek. Birincisi Hz. Muhammed zamanında cami yoktu, mescit vardı. Cami adlı yapılar daha sonraki dönemlerde ortaya çıktı. Mescitler ibadet dışında eğitim, istişare, sohbet, konaklama gibi birçok faaliyet için kullanılan mekânlardı. Yani mescitler, geçmişteki dergâhlar ile benzer işlevlere sahipti. Doğal olarak camiyi İslam’ın şartıymış gibi sunmak doğru değil. Saza “Telli Kur’an” denir, çünkü Hak âşıkları Kur’an ayetlerini şiir şeklinde açıklamış, bunu da sazla söylemişlerdir. Hz. Ali de kendi ifadesi ile “Konuşan Kur’an’dır.” Alevilik ve şeriat ibadetleri hakkında detaylı bir okuma için aşağıdaki yazıma bakabilirsiniz. https://odatv4.com/alevilik-islamin-icinde-mi-disinda-mi-06041832.html

***

Erlik Han şöyle demiş:

13 Mayıs 2020

“Güzel yazı. Ama merakım şu. Herat gibi o dönemin en büyük Türk kentini haritadan silen kim? Yıktığı Akkoyunlu devletinin Sünni Türkmen tebaasını katlettiren kim? Osmanlıcı değilim Yavuz’a özel bir sempatim yok tıpkı bu yazının konusu olan kişiye olmadığı gibi. İkisi de o dönemin hâkim siyaset konusu olan din ve mezhep üstüne politika güden şahıslardı. Lütfen daha milliyetçilik kavramının doğmasına 250 yıldan fazla zaman varken tarihi kişileri kendi ideolojilerinize göre kimlik yüklemeseniz artık.”

Şah İsmail’in Sünnîlere katliam yaptığı Osmanlı kaynakları ile bazı Safevî kaynaklarda bulunmaktadır. Ancak Şah İsmail hayatta iken veya vefatına yakın zamanlarda yazılan Safevî kaynaklarında söz konusu edilen katliamlara dair kayıt yoktur. Akkoyunlu bakiyesi Türkmen toplulukları, Şah İsmail’e katılmış ve ona itaat etmişlerdir.

Özellikle Şah İsmail’in Şiîleştirme politikalarına karşı koyan ve İran’ı terk ederek diğer devletlere (özellikle Osmanlı’ya) sığınan Sünnî bilginlerin kitaplarında düşmanca bir dille Şah İsmail’in katliamlar yaptığı abartılı bir dille anlatılır. Esasen katliamlara dair haberlerin kaynağı da bu kitaplardır. Osmanlı kaynaklarında Şah İsmail’e karşı düşmanca bir tavır zaten mevcuttur.

Geç dönem Safevî kaynaklarının bir kısmında Şah İsmail’in ve Kızılbaşların katliam yaptıklarına dair haberlere yer verilmesi ile Türkmenlerin yönetimden uzaklaştırılmalarının aynı döneme denk gelmesi ise tesadüf olmasa gerektir.

O dönemde modern anlamda milliyetçilik/ulus-devlet kavramları yoktu ama benzer işleve sahip yapı düşünceler vardı. Buna benzer bir tutum Şah İsmail’in şiirlerine de açık şekilde yansımıştır.

***

Değerli veryansıntv.com okurları.

Bundan sonra da zaman zaman yorum, eleştiri ve sorularınıza cevap vermeye çalışacağım.

Lütfen adabımuaşereti elden bırakmadan yazmaya devam edin.

Selamlar, saygılar.

9 Yorum

  1. Yazmayacaktım ama, bu yazınızda da bütün VeryansınTV okurlarını “adabımuaşerete” davet ettiğinizi görünce dayanamadım.
    Birinci bölümün en başında da benim yorumumu yanıtlayıp, “eleştirilerimi doğru bir dille yapmamı” salık vermişsiniz.

    Ne bana verdiğiniz yanıta, ne de benim yazdığım yorumun “diline” dâir imânıza katılmıyorum. Zaten benim yazdığım yorumu okuyanlar da, yazdığım yorumun, hâlâ anayasasının 2. maddesinde “… demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir” yazan bir ülkenin vatandaşının eleştiri sınırları içerisinde olduğunu göreceklerdir.

    Ayrıca bu konuların, Türk toplumunun tamamına hitap etme iddiasında olan bir günlük “siyasi” gazetede, pehlivan tefrikası gibi haftada bir yayınlanacak şeyler olmadığını düşünüyorum. Bunları bir kitapta toplarsanız merak eden alır okur.

    Herşeye rağmen, benimle ilgili olan konu çok önemli değil ama, VeryansınTV okurlarının donanımı ve nezaketine sahip bir kitlenin tamamını “adabımuaşerete” davet etmenin ne kadar “adabımuaşerete” uygun olduğunu, korkarım buradaki herkes sorgulayacaktır.

  2. Hocam, öncelikle sorumu cevapladırma inceliğini gösterdiniz, sağolun. Cevabınızda sayfa numarası ve dipnot içerecek şekilde kaynağa atıfta bulunmanızı, okurlarınıza olan saygınızın bir yansıması olarak değerlendiriyorum. Bu bakımdan da ayrıca teşekkür ederim.

  3. “Heterodoks İslam” ile Alevilik arasında nasıl bir bağ vardır? İslam öncesi Hint-İran-Orta Asya inançlarının eklektik hali olan Heterodoks İslam’a, Şah İsmail tarafından 12 imamcı Şiilik zerk edilerek, Kızılbaşlık/Alevilik ortaya çıktığı şeklinde bir tez var. Ahmet Yaşar Ocak ile İrene Melikof’un kitapları genelde bu tezi işliyor. Hatta, “Ali hiç var olmasaydı bile Alevilik bugün içerik olarak var olurdu” minvalinde bir cümle okumuştum bu kitapların birinde.

  4. Sorularıma verdığınız cevaplar için çok tesekkur ederım. Malum işin içine dın ve sıyaset gırınce tartışmalar sertleşir. Nazık ve olumlu üsşubunuz bilgınıze guvenen bırı oldgnuzı bor kete daha kanıtlafı.
    Bır baska sorum daha olacak.
    Anadoluda alevı katliamı yapan Osmanlı nedrn Rumeli dr çok daha yoğun aşevi nufusu olmadına rağmen aynı yoketme politikasını gutmedı? Ve ordusunun çoğunluğu basta canını emanet ettiği yeniçerı alevibektaşi olması ve bu ordunun kndı mezheptailarını yok etmesı bana bıraz mantıksız geliyor? Acaba işin içinde sade mezhep kavgası değil rakıp devletlerın kışkırtmaları mı var?
    Ve son sorum. Turk tarıhının en buyuk simmalarından Şah İsmail şiidir. Alevılıkle alakası hiç yoktur ve donem politikadı gereği mezhepçidir. Şia islamın acem uygulama versıyonu tıpkı vehabılığın arapçı olmadı gbi. Her tarıh donemi kndı doneminin koşullarıyla incelenecekse kan dokmede Yavuzdan aşağı kalmayan Şah İsmail i tum dehasına rağmen evliya moduna sokmanız biraz tarıhe haksızlık değil mi?

  5. Aşağıda Veryansın eden rumuzlu kişiye katılıyorum. Din, mezhep konuları gerçektende bizler gibi laik Atatürkçüleri dahi geriyor. Birde fanatik sünni yada Alevilerin buraya doluşup muharebe meydanına çevirdiklerini düşünün. Benim anladığım Atatürkçülük bu değil, olmamalı. Bende din konularının Veryansın’da konuşulmasını tasvip etmiyorum. Zaten oldukça dertli başımıza daha fazla dert mi arıyoruz?

  6. Ali Rıza Bey bence olumsuz yorumlara çok takılmayın. Sosyal medya insanları okumaktan araştırmaktan çok fikir sahibi olmadan eleştirmeyi aşıladı yeni nesil böyle eskisinden de bi hayır görmedik zaten

  7. Ben veryansın platformunda hiç bir din ve meshebi konusunda yazı veya tartışma görmek istemiyorum. Dini kitaplar ortada; araştırılıp istenilen dine inanılabilir. Burası bir haber sitesi. Bu tarz şeyler ancak siteye “taraf” çeker. Biz burada taraf istemiyoruz. Ortak payda vatan sevgisi ve Mustafa Kemal Atatürk olmalıdır. Bunun dışında güncel haber ve siyasetin yönü konuşulabilir…. Yani din konusunun burada konuşulmasını ben kesinlikle tasvip etmiyorum. Saygılar…

  8. Hocam hiç moral ve motivasyonunuzu bozmadan devam edin lütfen. Trolcülük ve klavye zorbalığı çağın en yaygın hastalığıdır, canınızı sıkmasın, çok kıymetlisiniz. Bir Sünni Müslüman olarak Türkmen’in Töre’nin Aleviliğin kıymetini en iyi hissedenlerden biriyim. Aman bizi yazılarınızdan mahrum etmeyin. Selam ve sevgiler…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı