Köşe Yazıları

Yaklaşan büyük krizi lehimize çevirmeliyiz

PETROL FİYATLARI SAVAŞI BAŞLIYOR

Şu an dünyada küresel ekonomiyi kökünden etkileyebilecek, bölgesel dengeleri değiştirecek ve hatta savaş çıkarma potansiyeli olan bir kriz ile karşı karşıyayız. ABD, Rusya Federasyonu (RF) ve Suudi Arabistan arasında petrol fiyatları üzerinden yaşanan bu mücadele, bütün dünyayı ve dolayısıyla Türkiye’yi yakından ilgilendirmektedir.

Önce ne olduğunu kısaca hatırlatalım:

Koronavirüsün (Kovid-19) yayılması, başta Çin olmak üzere bütün dünyada üretimi yavaşlattı. Birçok ülkenin karantina uygulaması aynı zamanda uluslararası hava taşımacılığını da olumsuz yönde etkiledi. Bütün bunlar, dünya petrol tüketimini azalttı. Azalan tüketim, petrol fiyatlarının düşmesine neden oldu. Petrol üreticisi ülkeler, bu düşüşe çare bulma adına Avusturya’nın başkenti Viyana’da 6 Mart’ta olağan üstü bir toplantı yaptılar.

Petrol Üreten Ülkeler Örgütü (OPEC)’nün lideri konumundaki Suudi Arabistan, fiyatların düşmesini önlemek için günlük üretimi 1,5 milyon varil düşürme kararına katılma konusunda RF’ye baskı yaptı. RF, karşılık olarak 1 Nisan’dan itibaren isteyen istediği kadar üretim yapmakta serbesttir diyerek, artık kısıtlamalara uymayacağı restini çekti. Bunun üzerin Suudi Arabistan da üretimini artıracağını ve daha düşük fiyattan piyasaya petrol satacağını söyleyince, uluslararası petrol piyasası birdenbire %30 civarında düşüş yaşadı ve petrolün varil fiyatı 40 doların altına geriledi.

RUSYA FEDERASYONU’NUN STRATEJİSİ

RF, 2016 yılından beri OPEC ile beraber çalışıyor ve fiyatları dengelemek için şimdiye kadar alınan kararlara hep uydu. Fakat Moskova, artık alınan kısıtlama kararlarından zarar gördüğünü, buna karşılık ABD’li şirketlerin bu kararlar sebebiyle kâr ederek büyüdüğünü düşünüyor. Anlaşıldığı kadarıyla RF, korona virüsü sebebiyle yaşanan pazar paylaşımı kavgasından faydalanarak, ABD’li firmaları rekabetin dışına itme niyetinde.

Kolay anlaşılsın diye konuyu biraz açalım. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri veya Kuveyt gibi petrol üreticisi ülkeler, mutlak monarşi ile yönetildikleri için kral veya emirin tek bir sözüyle petrol fiyatları belirlenebiliyor. Benzer bir durum RF için de geçerli. Rus petrol şirketleri devlet kontrolünde olduğundan, OPEC’in aldığı karara RF’de uyabiliyor. Ama bu durum ABD için geçerli değil. ABD’li petrol üreticisi şirketler, serbest piyasa kurallarına göre hareket ettikleri için onları herhangi bir üretim kısıtlamasına veya fiyat ayarlamasına zorlamak mümkün değil.

2016 yılından buyana OPEC ülkeleri ve RF petrol fiyatlarını yüksek tutmak için üretimlerini azaltırken, yüksek fiyatlardan yararlanan ABD’li şirketler, özellikle ileri teknoloji ve yüksek maliyetle kaya petrolü (shale oil) çıkaran firmalar, üretimlerini arttırdı ve bu sayede ABD, son yıllarda dünyanın bir numaralı petrol üreticisi haline geldi.

Bu arada ABD, Rus enerji şirketlerine sürekli yeni yaptırımlar uyguluyordu. En son olarak Rosneft’i hedef alan yaptırımları devreye soktular. Aynı zamanda Almanya’ya gidecek olan Kuzey Akım 2 gaz boru hattının hayata geçmesini önlemek için verdikleri mücadele, Moskova’yı fiyat savaşlarına zorladı.

KRİZİN DENGELERİ

Daha önce benzer bir savaşı Sovyetler Birliği (SSCB) kaybetmişti. SSCB, Afganistan’da savaşırken Suudi Arabistan 1985 yılında petrol arzını arttırıp fiyatları düşürerek, SSCB’nin çökmesine önemli bir katkıda bulunmuştu. Bugün de RF için benzer bir sonuç çıkar mı meçhul!

Bu savaşta her ülkenin kendine göre avantajları ve dezavantajları var. Suudi Arabistan’da bir varil petrolün üretim maliyeti, 2,8 dolar civarında. RF’de bu maliyet 20 doları buluyor. ABD’li kaya petrolü üreticilerinin maliyeti ise 30 dolarlara yaklaşıyor. İnternette dolaşan çeşitli rakamlar var; kimisi 50 doların, kimi 30 doların altındaki bir fiyatın, kaya petrolü üretimini duracağını iddia ediyor. Şurası bir gerçek ki, 40 doların altındaki petrol fiyatı, ABD’deki birçok kaya petrolü üreticisi şirketi batıracak. Bankalar şu an itibariyle kaya petrolü üreten şirketlere verdikleri kredileri durdurdu. İşin kötüsü, bu şirketler son 10 yılda büyürken ciddi miktarda kredi kullandılar. Bahse konu şirketlerin bankalara olan borcu 86 milyar dolar civarında. Bu rakam ABD ölçeğinde bir ülke için bile ciddi bir risk oluşturuyor. İşte bu yüzden krizle birlikte ABD borsaları %7’lik bir kayba uğradı.

ABD’li bankaların batık şirketler sebebiyle sarsılması, diğer sektörleri de olumsuz yönde etkileyecektir. Diğer sektörlere kredi aktarılamayacak olması, küresel durgunluk riskini barındırmaktadır. Durgunluk, yeni bir küresel ekonomik krizi tetikleyebilir. Amerikan ekonomisi, bu krizi atlatamazsa, petro-dolar sisteminin yaklaşan sonunu hızlanacaktır.

Şu an ABD, RF ve Suudi Arabistan arasında parmak ısırma yarışına benzer bir yarış devam ediyor. Kim acıya dayanamayıp pes ederse, yarışı o kaybedecek.

Petrol fiyatları düşmeye devam ederse önce ABD’li kaya petrolü üreticisi şirketler batacak. 2,8 dolar gibi çok düşük bir rakama petrolü üreten Suudi Arabistan ise zannettiği kadar dayanıklı değil. Ülke, ithalat olmadan yaşayamaz. Gıda açısından tamamen dışa bağımlılar. Bu bağımlılık 2,8 dolar gibi gözüken petrol üretim maliyetini aslında çok çok yukarılara çekiyor.

RF ise zannedilenin aksine ekonomisini tamamen hidrokarbon ürünlerinin satışına bağlamış durumda değil. Moskova, geçmişten ders alarak gıda güvenliğini sağlamış durumda. Diğer yandan 1985’te yaşana krizde RF, Rus halkından başka SSCB’yi oluşturan diğer ülkeleri de beslemek durumundaydı. Bugün ise böyle bir zorunluğu yok.

Washington için kaya petrolü üreten şirketlerin iflasının bir önemi yoktur ama onların iflası, beklenmeyen bir ekonomik krizi tetikleyecek gibi olursa mutlaka tedbir almak zorunda kalacaktır.

Suudi ailesinde ise bugün taht kavgaları yaşanıyor. Muhammet Bin Salman, aile içi kuralları bozarak haksız yere veliaht prens koltuğuna oturmuştu. Daha sonra koltuğunu sağlamlaştırmak için rakiplerine operasyon yaparak çok sayıda prensi tutuklatıp servetlerine el koydu. Bu durum ülkede ciddi bir huzursuzluk yaratmıştı. Kendisinin başlattığı, Suudi Arabistan’ı petrole bağımlı olmayan bir ülke yapmak için yürürlüğe konulan dönüşüm programı da istenilen başarıyı sağlayamadı. Geçtiğimiz günlerde basında, Muhammet Bin Salman’ın babası ölmeden tahta geçmek isteği, bu maksatla da diğer iki aday; eski veliaht prens ve amcasını tutuklattığı yönünde haberler yer aldı. Anlaşılacağı üzere, Suudi Arabistan’da ciddi bir iktidar mücadelesi yaşanıyor. İktidar mücadelesi para gerektirir. Paraya muhtaç olan Suudi Arabistan, pazar payını kaybetmemek için RF fiyatları düşürdükçe, sahip olduğu büyük miktardaki petrol rezervine güvenerek o da fiyat düşürmek zorunda kalacaktır.

OLASI SENARYO

Eğer RF pes etmezse ve bu sarmal devam ederse, Washington gücü yettiği kadar ikisinin de tükenmesini bekleyecektir. Ama doların tahtı tehlikeye girdiğinde, müdahale etmekten de çekinmeyecektir. Pentagon şimdiden plan yapmaya başlamıştır.

Dünya petrol arzını kısıtlamak için bir üreticinin devre dışı bırakılması gerekecektir. Hedef, nükleer silahlara sahip olan RF olamaz. İran ikinci alternatif olarak düşünülebilir. Ancak İran da askeri müdahaleye oldukça dirençli bir ülke olup, bu ülkeye yapılacak müdahale, ABD’nin, Çin ve RF ile arasındaki dengeleri bozacağı için pek olası görülmemektedir. En kolay lokma Suudi Arabistan gibi gözüküyor. Zaten taht kavgası yaşayan ülkeye her an “Arap Baharı” gelebilir.

Bu kavganın devamı Türkiye’ye yarayacaktır. Petrol fiyatlarının düşmesi ciddi oranda Ankara’nın bütçe açığını azaltır. Aynı zamanda jeopolitik rakipleri olan RF ve Suudi Arabistan’ın zayıflaması yeni fırsatlar yaratacaktır.

Suudi Arabistan çökerse, onun ekonomik desteğiyle ayakta kalan Mısır’daki rejimin devamı ve ülkenin istikrarı tehlikeye girer. Kısa süre sonra Türkiye, İslam dünyasının en önemli ülkesi olacaktır. Ama aynı zamanda yeni bir göç dalgasıyla karşı karşıya kalması kaçınılmazdır. Tedbir almak gerekir.

RF zayıflarsa, Moskova’yı, Suriye ve Libya’da bize yakın çözüme zorlamak daha kolaya olacaktır. Hatta RF’yi Suriye’den bile çıkartmak mümkün olabilir.

ABD’nin krize ilk tepkisi muhtemelen piyasalara para pompalama ve kendi bankalarını kurtarma yönünde olacaktır. Parasal genişleme, Türkiye’nin ucuz kredi bulmasının önünü açar. Umarım bu sefer paraları betona gömmez üretime yatırım yaparız. Kanal İstanbul’dan vazgeçmek lazım.

Sonuç: dünya büyük gelişmelere gebedir. Her an her şey olabilir. Değişen durumlara göre yüzlerce senaryo yazmak mümkündür. Biz genel dengeyi izah etmeye çalıştık, enerji uzmanlarının gelişmeleri çok yakından takip etmesi gerekmektedir.

5 Yorum

  1. İnşallah akıllıca işler yapma kapasitesi olan bürokratımız kalmıştır. Zira mevcut içişleri bakanımızın Rusya saygısızlığı karşısındaki aklazarar savunması düşünüldüğünde siyasi kadrolardan fazla umutlu olmamak gerekir. Şahsi hırslarını ülke menfaatlerine tercih eden siyasi erkten krizi menfaate çevirmesini beklemek hayalcilik olur. Yeni yönetim, yeni umutlar. Ülkemize hayırlar getirsin.

  2. Bu hükümet değişmeden kimse üretimden bahsetmesin ilk yapılacak şey Kanal İstanbul projesi olur

  3. çok güzel ve derin bir analiz yazısı. devletimizin çoğu krizde bazen geçte olsa tepki verdiğini görebilmek güzel. partisiz bakacak olursak ülkemiz bazı konularda gerçekten güçlü ve daha çok güçlenmeye aday. yöneticilerin de stratejisi olduğunu düşünüyorum. saygılarla

  4. Sayın hocam: ” Suudi Arabistan’da bir varil petrolün üretim maliyeti, 2,8 dolar civarında.” olduğundan emin miyiz? bahsedilen rakam 17 $ civarında…

  5. Rusya’nın yaşananlardan ders alarak çok büyük bir petrol fonu kurduğu ,bu fonla 6 -7 yıl gibi dayanacağı söyleniyor.Trump’ın ülkede kriz istemediği,her türlü hamleyi yapması gerektiği ,seçimi kaybedebileceği olasılıklı deniyor.Biz de eğer bu beceriksiz dincilerden kurtulur, özgürlüğe yola çıkarsak, ki 2021 gibi olursa hakikaten yıllar sonra yüzümüz gülebilir ?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı