Yunan siyasetçilerin kronik hastalığı: Türk düşmanlığı

Gürbüz Evren yazdı...

Yunan siyasetçilerin kronik hastalığı: Türk düşmanlığı

Yunanistan Cumhurbaşkanı Katerina Sakelaropulu, Atina'da inşa edilmesi planlanan “Sürmene Dünya Pontus Helenizmi Sarayı”nın, inşa planını tanıtım törenindeki konuşmasında, Türkiye'nin yakın tarihini hedef almıştı.

Yunan Cumhurbaşkanı, "Yargı, katledilme ve şiddet ve İslamlaştırılma gibi trajik bir geçmişe rağmen Pontus Rumlar Anadolu'daki evlerini bırakarak Yunanistan'a değerlerini ve güçlerini getirdi” demişti.

Yunan siyasetçilerinin arasındaki Türk düşmanlığının kronik bir hastalığa dönüştüğünü ve her fırsatta kin kustuklarını bilmeyen kalmadı. Ama işin acı yanı, içimizdeki bazı kesimlerin ilericilik, demokratlık maskelerinin arkasına saklanarak Yunan ırkçılığını hoş görüp, desteklemeleridir.

Bize düşen ise Pontus meselesini özetleyerek, kafa karıştıranlara meydanı bırakmamaktır.  

Pontus Yunancada Deniz anlamına gelmektedir. Eski çağlarda Pont Euksinos olarak geçen Pontus, Karadeniz'in güneydoğu kısımlarına, bu arada Karadeniz'e de verilmiş coğrafi bir isimdir.

Büyük İskender’in komutanlarından olan eski Pers soylusu Mitridates Kristes İsa’dan Önce 301'de başkenti Trabzon olan Pontus Devleti'ni kurmuştur. Ama burada dikkat edilmesi gereken ayrıntı, Mitridatlar’ın köken olarak Yunan değil, Pers soyundan gelmeleridir.

Pontus Krallığı, İsa’dan Önce. 63'te Roma İmparatorluğu tarafından ortadan kaldırılmıştır. Bizans'ın zayıflamasıyla da bu bölgede, Prens Aleksi Komnen tarafından, Trabzon Devleti kurulmuştur.

Trabzon Devleti ise Fatih Sultan Mehmed'in 1461'de Trabzon'u almasıyla ortadan kalkmıştır. Pontus Krallığı ile Trabzon Devleti'ni birbirine karıştıran Yunanlar, bir Rum-Pontus Devleti idealini ortaya çıkarmışlardır.

Pontus konusunun ilk kez dillendirilmesi 1840’da Abdülmecit döneminde ilan edilen “Hattı Hümayünu” ile olmuştur. Ama Pontus’un bir soruna dönüşeceğinin işaretleri 1856’da imzalanan Paris Anlaşması ile ortaya çıkmış, dinler arası eşitlik ve din hürriyeti gibi kavramların da etkisiyle ilk kez Trabzon-Maçka’da Hıristiyanlarla Müslümanlar arasında kavgalar başlamıştır.

1895’e gelindiğinde ise Trabzon Metropoliti Hristomos’un bölgedeki Rumları kışkırtmasıyla başlayan tartışma ve kavgaların sonucunda, Sümela Manastırı Fener Rum Patrikhanesi’ne bağlanmıştır.

Anadolu'nun Karadeniz kıyılarında bir Pontus-Rum Devleti'nin kurulması tasarısı 19. yüzyılın ilk yarısına kadar uzanmaktadır. Söz konusu devletin sınırları; Paris'te basılan bir haritaya göre, Rize, Trabzon, Giresun, Samsun ve Sinop ile birlikte Kastamonu, Çankırı, Yozgat, Sivas, Şebinkarahisar, Tokat, Amasya, Çorum, Gümüşhane ve kısmen Erzincan'ı içine alıyordu. Devletin merkezi olarak da Samsun düşünülüyordu.

Türkiye toprakları üzerinde ilk Pontus örgütlenmesi, İnebolu'da, Manastır adlı tepede, Rum asıllı Amerikan papaz Klematios tarafından gerçekleştirilmiştir.

Pontus Rum Derneği ise 1904’de Ermeni çetelerine verdiği destekle bilinen ve 135 öğrencisinin 108’i Ermeni 27’si Rum olan Merzifon Amerikan Koleji'nde gizli olarak kurulmuştur. Yannis Papadopulos adlı bir öğretmenin kurduğu bu derneğin bölgedeki örgütlenmesine, okul müdürü Mr. White ve itilaf devletleri destek vermiştir.

Amasya Metropoliti Germanos’un kurduğu ilk silahlı çetenin ardından Birinci Dünya Savaşı'nda ilk önemli Rum Çetesi Bafra'da ortaya çıkmış, daha sonra sayıları hızla artan bu çetelerin yardımıyla Ruslar, 1916'da Trabzon'u ve Doğu Karadeniz'i işgal etmişlerdir. Rusya, bu yardım karşılığında Rumlara silah sağlamıştır.

1919’a gelindiğinde, özellikle de Mart ve Nisan aylarında Rum çetelerinin faaliyetlerinde önemli bir artış olmuştur. Rum çeteleri köyleri basarak, yolları keserek Türkleri soyup, öldürürken İstanbul’da yayınlanan Pontus adlı bir gazete, katliam, cinayet ve soygunları Türklerin yaptığı yalanını yazacaktır.

21 Nisan 1919’da Karadeniz’deki olaylarla ilgili İstanbul Hükümeti’ne bir nota veren İngilizler, Türk çetelerinin Rumlara saldırdığını, asker topladığını ileri sürerek, bölgeye bir general gönderilmesini, aksi takdirde bölgeye asker çıkaracaklarını bildirdiler.

Bu gelişmeler üzerine 29 Nisan 1919’da Mustafa Kemal Paşayı bakanlığa çağıran Harbiye Bakanı Şakir Paşa, “Samsun ve çevresindeki Rum köylerine Türkler saldırmaktadır. İstanbul Hükümeti bu saldırıların önüne geçememektedir. Bölgenin emniyet ve huzurunu sağlamak insaniyet namına borcumuzdur” yazılı dosyayı Mustafa Kemal Paşaya vermiş, ardından da 9. Ordu müfettişliğini önermiştir.

Bu teklifi hemen kabul eden Atatürk, “Beni İstanbul’dan uzaklaştırmak için bir vesile aramışlar ve bu memuriyeti bulmuşlar. Hemen kabul ettim. Ben zaten Anadolu’ya geçmek için fırsat arıyordum. Mademki onlar teklif ettiler, fırsattan mümkün olduğunca istifade etmeliyiz” diyecektir.

Din adamlarının Pontus davasında sürekli ön planda olduğu bilinmektedir. Pontusçuların Karadeniz bölgesindeki liderleri Samsun Metropoliti Termanos'tur. Din adamlarının yönlendirmesiyle bölgedeki Rum nüfusunun artırılması için bir dönem Rusya'dan göçmen getirilmiştir. Kırktan fazla Rum çetesinin faaliyet gösterdiği bölgedeki kimi çetelerin kıyıdan iç kesimlere gönderilmesi sorunun daha geniş bir alana yayılmasına neden olmuştur.
Rus işgali sona erip, Türk Ordusu'nun Doğu Karadeniz'i geri alması üzerine Pontusçular, 30 Ekim 1918’deki Mondros Antlaşması'na kadar faaliyetlerini gizlice sürdürmüşlerdir. Bu anlaşmanın hemen ardından İngilizlerin Pontusculara yardımı başlamış, öncelikle Samsun’daki Rumlara 10 bin tüfek verilmiş, silah dağıtımı bölgede Rumları silahlandıracak biçimde devam etmiştir.

İngilizlerin bu politikası sonucunda 1920’de 25 bin kişilik silahlı bir güce ulaşan Pontusçular, Karadeniz kıyılarının yanı sıra, Samsun, Çarşamba, Bafra, Erbaa ve Zile'deki Rum köylerinde, çete faaliyetlerine başlamışlardır.

Rum çetelerine karşı koymak üzere Türkler de örgütlenmiş, birçok Türk çetesi ortaya çıkmıştır. Bunların en güçlüsü Giresun’da bulunan “Topal Osman” çetesidir.

Sorunun giderek büyümesi üzerine Mustafa Kemal Atatürk, Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yaptığı konuşmada konunun üzerine mutlaka gidileceğini söylemiştir. Bu konuşmanın ardından 19 Aralık 1920'de Pontus çetelerini ortadan kaldırmak için Sivas’ta Merkez Ordusu kurulmuş, komutanlığına da Nurettin Paşa getirilmiştir.

Bu tedbirler alınırken Yunan donanmasının 9 Haziran 1921’de İnebolu’yu bombalaması Rum çetelerini daha azgınlaştırınca, Ankara Hükümeti Merkez Ordusu’na Pontusçulara kesin darbeyi vurma emrini vermiş, ayrıca 26 Haziran 1921’de Karadeniz’deki Rum nüfusunun başka bölgelere yerleştirilmesi kararını almıştır.

Merkez Ordusu’nun 1922’de de sürdürdüğü operasyonlar sonucunda Pontus ayaklanması bastırılmıştır. Bölgedeki olaylar sırasında Pontus çeteleri 1814 Türk’ü öldürmüş, 439 Türk köyünde 3713 evi yakmış, 1800’den fazla gasp ve soygun olayı gerçekleştirmiştir. Buna karşılık 1118 Rum çeteci öldürülmüştür. Amasya’da kurulan mahkemede de birçok isyancıya idam cezası verilmiştir.
İsyanın bastırılmasından sonra ise Karadeniz’den iç bölgelere taşınan Rumlar 1923’ün başlarında vapurlara bindirilerek Yunanistan’a gönderilmiştir. Böylelikle 19. yüzyılın sonlarında İngiltere, Fransa, Rusya ve Amerika Birleşik Devletleri gibi ülkeler tarafından desteklenen, Yunan Megali İdeasının bir parçası olan Pontus Rum Devleti hayali sona ermiştir.

İşte tüm bu olayların içinden bir soykırım iftirası çıkarılmaktadır. Yunanistan, Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasının ardından Rumların baskı altına alındığını, Anadolu’nun içlerine zorla göç ettirildiklerini ve 1918’e gelindiğinde ise toplam 250 bin Rum’un öldürüldüğünü iddia etmektedir.

Yunanistan, 19 Mayıs 1919’da Mustafa Kemal’in Samsun'a çıkması ile Pontus Rum soykırımın ikinci bölümünün başladığı ve 1923’e kadar 100 bin Rum’un daha öldürüldüğünü öne sürmektedir.

Yunan parlamentosu, 24 Şubat 1994’de, Türkiye tarihinde büyük anlamı olan 19 Mayıs’ı, yani Mustafa Kemal’in Samsun’a çıktığı günü "Pontus Rumlarının Soykırımını Anma Günü” olarak kabul etmiştir. Yunanistan’ın ardından Kıbrıs Rum Temsilciler Meclisi de Pontus soykırımını tanıyan bir karar almıştır.

Yunanistan, Türkiye’ye karşı bir başka soykırım iftirası kararını ise 25 Ağustos 1999’da almıştır. Bu ülkede her yıl 14 Eylül’de “Küçük Asya Helenleri”nin Türk Devleti tarafından soykırıma uğratılışlarını Anma Günü” etkinlikleri yapılmaktadır.

Yunanistan’da ve dünyanın birçok ülkesinde 200 Pontus Derneği, Pontus iddialarını yaymak için çalışma yürütmektedir.