AnalizDünya

Batı basını Türk-Rus çatışması bekliyordu ama… İşte o yazılar

Batı medyası bundan iki hafta öncesinden başlayarak Libya’nın Türkiye ile Rusya arasında yeni bir çatışma alanı olacağını yazıp çiziyordu. Fransız medyası da Erdoğan-Putin Zirvesi’ni kapsamlı haber ve analizlerle gördü. Özellikle Fransa basınının bu 'niyet' üzerine haber/analizlerini Dışişleri Bakanlığı emekli mensuplarından Akın Özçeri derledi.

Batı medyası bundan iki hafta öncesinden başlayarak Libya’nın Türkiye ile Rusya arasında yeni bir çatışma alanı olacağını yazıp çiziyordu.

Fransız medyası da Erdoğan-Putin Zirvesi’ni kapsamlı haber ve analizlerle gördü.

İki devlet başkanının İstanbul buluşmasını, Le Figaro “Türk-Rus tandemi Libya’ya yerleşiyor”, Le Monde ise “Putin ve Erdoğan İstanbul’da dünyanın jandarmalığını üstlendi” başlığıyla aktardı.

Her iki gazete de aralarındaki sorunlara karşın iki ülke ilişkilerinin şaşırtıcı ölçüde geliştiğine dikkat çekti.

LE FİGARO

Le Figaro’ya göre, aslında “Orta Doğu’da başarılı olan bu yeni ikiliyi kültür ve tarihin birbirinden uzaklaştırması gerekiyordu. Ne var ki stratejik çıkarlar, ekonomi ve karşılıklı çekim, Vladimir Putin ile Recep Tayyip Erdoğan’ın ortaklığının birçok uzmanın tahminlerinin de ötesinde uzun sürmesine yol açmış bulunuyor.”

Gazetenin İsabelle Laserre imzalı haber analizi, bu başarıda “ABD’nin bölgeden çekilmesiyle oluşan boşluğun ve zayıf, bölünmüş Avrupa’nın kendini hala bir güç olarak görmediği için boş bıraktığı alanın” rolü olduğunun altını çiziyor.

Gazetecinin “bölge” ifadesiyle kastettiği aslında Suriye ve Libya ile sınırlı. Laserre, Erdoğan ve Putin’in birkaç yıl içinde Suriye iç savaşının başlıca aktörleri olduklarını, Suriye’de rejimi Putin’in, muhalifleri Erdoğan’ın desteklediğini, Libya’da da bu ikilinin Rusya’nın isyancı Hafter saflarında yer alan paralı askerleri nedeniyle karşı cephelerde saf tuttuklarını ama bu krizi de yönetmeye soyunduklarını anlatıyor.

LE MONDE

Le Monde’un Marie Jégo ve Laure Stéphane imzalı analizinde, Türkiye’nin aslında Rusya’nın terörist saydığı YPG’yi Suriye’nin kuzey-doğusundaki hakimiyet bölgesinden çıkartmadığı için memnun olmadığına vurgu yapılıyor. Sanki Fransa onları “öz müttefik” ilan etmemiş gibi, bu sorunun varlığı sadece Rusya’ya fatura ediliyor.

Analizde ayrıca rejimin Türkiye’nin yanı sıra, Fransa dahil Avrupa’yı da rahatsız edegelen İdlib’deki saldırılarına da işaret ediliyor. Putin’in Ankara’ya gelmeden önce gittiği Şam’da Esed ile konuyu ele aldığına değinen gazete, Rusya’nın özellikle Süleymani suikastından sonra Suriye’deki kazanımlarını kaybetmemek için rejimi ve büyük destekçisi İran’ı bölgede kırılgan dengeleri bozmamaları için dizginlemeye çalıştığının, bu açıdan Türk müttefikinin katkılarını çok değerli bulduğunun altını çiziyor.

Oysa Erdoğan karşıtlığı üzerinden Türkiye’yi hedef alan yayınlarını yıllardır sürdüren genelde Batı, özelde Libya’da Hafter’i destekleyen Fransa’nın ana akım medyasında beklenen, hatta belki arzu da edilen bir Türk-Rus ittifakı değil çatışmasıydı. Ama Türkiye ve Rusya, 2015’te düşürülen Rus uçağı krizini de Suriye’de karşıt cephelerde yer almalarından kaynaklanan sorunları da aşmayı başarmış bulunuyor.

TÜRK-RUS ÇATIŞMASI BEKLENTİSİ

Batı medyası iki hafta öncesinden başlayarak bu defa Libya’nın Türkiye ile Rusya arasında yeni bir çatışma alanı olacağını yazıp çiziyordu.

Fransa’nın resmi radyolarından France Culture’de geçen 26 Aralık’ta yayınlanan uluslararası basınla ilgili günlük program “Libya, Türkiye ile Rusya arasında gelecek muharebe alanı mı?” başlığını taşıyordu. Programı sunan Camille Magnard, bu başlığın o gün İspanyol El País’in yayımladığı “Libia, el nuevo campo de batalla entre Turquía y Rusia” başlıklı analizden esinlendiğini belirtmiş ve Türkiye Libya’ya asker gönderirse ileride iki ülke vatandaşı askerlerin sahada göğüs göğüse savaşma olasılığına dikkat çekmişti.

Bugün genelde Batı’nın özelde Fransa’nın bölgeye yönelik siyaseti, yüzyıl önce Osmanlı’yı olduğu gibi, Türkiye’yi de hasım, hatta düşman görüyorsa, Türk-Rus dostluğu ve işbirliği daha da büyük önem taşıyor.

Courrier International’de 7 Ocak’ta yayımlanan konuyla ilgili haber analiz de ne hikmetse benzer bir başlık taşıyordu: “Çatışma. Libya Putin ve Erdoğan’ın yeni oyun alanı.”

Kaynak olarak İtalyan L’Espresso dergisinde Francesca Mannocchi’nin imzasıyla yayımlanan yazıyı gösteren gazete, tüm tarafların farklı pozisyonlarının yanı sıra, Ulusal Mutabakat Hükümeti’ni (UMH) destekleyen ama isyancılarla da görüşerek arabuluculuk yürütmeye çalışan İtalya ile Hafter’e DEAŞ’la mücadelede etkin olduğu bahanesiyle destek veren Fransa arasındaki farklı konumlanmaya işaret ediyordu. Dergideki bilgilerden Libya’da hangi ülkenin, hangi ülkeyle karşı karşıya geldiği anlaşılıyordu ama ön plana çıkarılan, Türkiye’nin örneğin YPG/PKK’ya verdiği destek nedeniyle Fransa ile değil Suriye’de her şeye karşın işbirliği yaptığı Rusya ile çatışma olasılığıydı.

SİYASET ve TARİH

Le Monde ayrıca 9 Ocak tarihli Tribune köşesinde “Les Pachas du Sultan” başlıklı kitabı “Sultan’ın Paşaları” adıyla Türkçeye de çevrilmiş olan Osmanlı tarihi uzmanı Profesör Bouquet’nin “Erdoğan ve Libya’da tarih politikası” (Erdogan et la politique de l’histoire en Libye) başlıklı bir yazısını yayımladı. Bouquet bu yazısında çok tartışmalı bir yaklaşımla, Erdoğan’ın Libya’ya asker göndermesini ülkenin 1912’ye kadar Osmanlı toprağı olmasıyla izah ettiğini ve bunun da “yayılmacılığını savunmak (ve iktidarını korumak) için tarihi araçsallaştırmak” olduğunu ileri sürüyor. Oysa bu kararın gerekçesini Libya’nın Osmanlı geçmişi oluşturmuyor… Türkiye’nin ulusal çıkarlarının gereği.

MUHALEFETİN SÖYLEMİNE SARILIYORLAR

Bouquet yazısında Türkiye’deki muhalefetin iktidara yönelttiği “Libya’ya gidip ne yapacağız” sorusunu içselleştiriyor ve Erdoğan’a “yeni Osmanlıcı” sıfatını yakıştırıyor. Aynı yaklaşımı benimseyecek olursak, Fransa’nın Libya’da ne işi olduğunu sormak ve Libya’yı karıştırmış olan Sarkozy’den başlayarak, Hollande ve Macron’u “yeni kolonyalist” olarak damgalamak hakkımız.

FRANSA’NIN AFRİKA KOLONİLERİ

Fransa sadece Libya’da değil, eski kolonilerinin bulunduğu bölgelerde de askeri varlığını sürdürüyor. Doğu Akdeniz’de ise Yunanistan’la birlikte Türkiye’nin karşısında. Suriye’de Türkiye’nin toprak bütünlüğünü hedef alan ayrılıkçı terör örgütlerini destekliyor. Fransa bu politikalarıyla yüzyıl öncesine dönmüşse, Türkiye’de Olivier Bouquet’nin tanımladığı gibi, “milliyetçi, anti-emperyalist” bir tepkiyle karşılaşması doğal. Ama yanıldığı bir nokta var: o da Kemalizm’e benzettiği bu eğilimin İslamcı olduğunu iddia ettiği ayrı bir ideoloji olmadığı gerçeği.

Bugün genelde Batı’nın özelde Fransa’nın bölgeye yönelik siyaseti, yüzyıl önce Osmanlı’yı olduğu gibi, Türkiye’yi de hasım, hatta düşman görüyorsa, Türk-Rus dostluğu ve işbirliği daha da büyük önem taşıyor.

Genelde Batı özelde Fransız medyasının, Suriye’de olduğu gibi, Libya’da da Türk-Rus çatışması beklentisini uzun süre dillendirmiş ve sonunda düş kırıklığına uğramış olması bu gerçeği açıkça ortaya koyuyor.

Etiketler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı