Analiz

Hayvanseverlik ve insanlık

Çağdaş Yavaş yazdı

 Özellikle televizyonda hayvan düşmanlığıyla haberlere konu olan insanları -bedeni insan ama özünde ne olduğu belli olmayan kişileri desek daha doğru olur- görünce hayvanseverliğin ne olduğunu düşünürüm.

Hayvansever denildiğinde ilk olarak aklıma gelen şey özellikle sokak kedilerine ve köpeklerine yardım edenlerdir. Böyle düşünüldüğünde ben kedi ve köpekleri şanslı hayvanlar olarak nitelerim. Çünkü onlar sadece artık ruhu pisliğin içine batmış ve azınlıkta olan kişilerin hedefinde.

Bir de farklı açıdan bakmaya çalışalım olaya.

Örneğin sinekler…

Kedi-köpek hayvan da onlar hayvan değil mi? Kediyi köpeği yaşatırken, beslerken onları sineklikle duvara yapıştırmamız veya elektrikli tel ile küle döndürmemiz acaba hayvanseverliğin neresinde kalıyor? Sinekler rahatsız edici eyvallah fakat onları bizi rahatsız etmeye iten şeyi düşünüyor muyuz hiç?

Aklıma gelen bir başka örnek ise karıncalar. Tek işi muhteşem bir konvoy halinde yuvasına yiyecek taşımak olan, hatta izlemesi bile insana keyif veren bu minik dostlarımız için de evlerimizi kimyasal silahlarla donatmamızı nereye konumlandıracağız hayvanseverliği tartışırken?

Örnekler çoğaltılabilir fakat vakit çağımızın en değerli hazinesi. Bu yüzden uzatmak ve sizleri sıkmam istemem dostlar. Allah bu evreni insanın yaşaması için milyonlarca yıllık bir devinimin ürünü olarak yaratmışken bizim doğa ile bu kadar kavga halinde olmamız aklın alacağı bir şey değil.

Biraz açalım mı bu kavgayı?

Özellikle 1.Dünya Savaşı’ndan sonra hızla artan sanayileşme ve silahlanma insanoğlunun doğada yarattığı tahribatın hızını da arttırdı. Özellikle gelişmiş diye tabir ettiğimiz ama küresel ve Kur’ani ölçekte baktığımızda aklını (doğa ile uyum konusunda) kullanmayan ülkelerin dünyaya verdiği onulmaz zararları saymak için bir yazı yeterli olmayabilir.

Dolayısıyla şu şekilde özetleyebiliriz: Daha fazla para kazanmak, daha çok ürün satmak, daha çok silah satmak için katledilen ağaçlar bizim mikro ölçekte hissedemediğimiz bir solunumu yani dünyanın soluğunu kesiyor. Sadece para babalarının veya para kazanma hırsının hayatındaki her şeyin önüne geçen kişiler değil elbette bu işin sorumlusu.

“Aman canım benim yaptığım da ne ki” diye küçümsediğimiz o küçük ama olumsuz dokunuşlar doğa için birer kanser hücresi gibi.

Çünkü cahil başka bir cahilden cesaret almaya meyillidir. Nasıl ki bir kanserli hücre kontrolsüz çoğalıp zararını katlayarak arttırıyorsa toplumun cahil (öğretim anlamında bir cahillik değil kastettiğim) bireyleri de kanserli hücre gibi yiyip bitiriyor elimizdeki en değerli hazineyi.

Ağaç katletmek bu işin son noktası değil tabi ki. Başta saydığımız ve daha sayamadığımız tüm hayvanların yaşam alanlarının bir bir ellerinden alınması karşısında onlar için hayatta kalabilmenin tek yolu insanlar ile iç içe yaşamaya çalışmak.

Bu da hem insanın hem hayvanların yaratılışına ters olduğundan süreç doğadaki dengenin bozulmasıyla sonuçlanıyor.

KUR’AN NE DİYOR?

Ben bugüne kadar neredeyse her konuda “acaba Kur’an bu konuda ne diyor” diye bir sorgulama yaparım. Elbette Kur’an her konuyu, her olayı kapsayamaz ancak bize sunduğu ilkeler ışığında çıkarımlar yapılabilir.

Doğa ile iyi geçinmek konusunda aklıma gelen ilk ayet Rûm Suresi 41.ayet ve Yûnus Suresi 100.ayet:

“İnsanların ellerinin kazanmış oldukları yüzünden denizde ve karada bozgun çıktı. Allah onlara, yaptıklarının bir kısmını tattırıyor ki geri dönebilsinler.” (Rûm, 41)

Allah’ın izni olmadıkça hiçbir benlik iman edemez. Allah, pisliği, aklını kullanmayanlar üzerine bırakır.” (Yûnus, 100)

Bu ayetleri bir arada okuyup yorumladığım zaman günümüzde insanoğlunun doğaya verdiği zarar karşısında yaşadığı çaresizlikler, felaketler ve belalar inanın beni hiç şaşırtmıyor.

Zira Rûm-41 insanın doğaya uygun hareket etmesi gerektiğini, aksi durumda çıkan bozgunların insanoğlunun yanlışından dönmesi için bir şans olduğunu anlatıyor.

Yûnus-100’ü de insan-doğa ilişkisi bağlamında düşündüğümüzde aklını kullanan bir insanın doğaya saygı göstereceğini en azından göstermesi gerektiğini ve bu şekilde Rabbimizşn yağdıracağını belirttiği pisliğin muhatabı olmaktan kaçınacağını anlayabiliriz.

Özetle bugünün duyarlı insanlarının hayvanseverliğe bu kadar vurgu yapmak zorunda kalmasının arkasındaki sebeplere iyi odaklanmalı ve bataklığı kurutmadan sineklerden kurtulamayacağımızı idrak etmeliyiz.

2 Yorum

  1. Hurşit Bey, tam olarak söylediğiniz şeyi anlattım ben de zaten. Bu hayvanların doğal ortamlarını yok ettiğimiz için onlar da bizimle iç içe yaşamak zorunda kalıyorlar. Sizde hayvanseverlik kedi köpekle sınırlı demişsiniz. Eğer bana söylediyseniz yazıdan bir kısmı doğrudan kopyalıyorum: “Örneğin sinekler…Kedi-köpek hayvan da onlar değil mi?”

    Demem o ki anlattığınız fikirleriniz yazım ile paralel iken sanki yazıya itiraz ediyormuş gibi yazmanıza çok anlam veremedim. Selamlar…

  2. su dıyor bu dıyor hayvan sevgısı merhamet fılan tamam anladıkta bunu abartmanın ne anlamı oyle sahnelerle j karsılasıyoruz kı. lokantı ıclerınde kedıler kafeteryaalrda bahcelerde masaların uzerınde kedıler kendıne ınsan dıyenlele yemek yıyor. alısan hayvan sızın masasınıza da fırlıyor. hastahane gbekleme salonunda kedıler acıl servıste koltukalrda oturan kedıler. vs vs.
    ıkıncısı ızde hayvanseverlık kedı ve kopekle sınırlı atlar ınekler kumes hayvanalrı hangı sartlarda yasıyor ılgılenen var mı. sadece gostermelık gormemıslık

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı