Gündem

İmamoğlu: Kanal İstanbul cinayet projesidir

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, Kanal İstanbul projesini sert sözlerle eleştirdi. İmamoğlu, İstanbul'un su sıkıntısı yaşayacağını söyleyen Erdoğan'a da yanıt verdi.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) tarafından İstanbul’un afetlere dayanıklı bir şehir olması amacıyla düzenlenen “İstanbul Deprem Çalıştayı” gerçekleşti.

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, açılışta yaptığı konuşmada İstanbul’un deprem konusundaki mevcut fotoğrafına bakacaklarını, yapılması gereken hazırlıkları tartışmak istediklerini dile getirerek, “Net bir yol haritası ortaya koymayı, 16 milyon İstanbulluya bu süreci en objektif şekilde göstermeyi amaçladık” dedi. Olası bir İstanbul depreminde hayatın duracağını, ekonominin büyük hasar alacağını, büyük kaos ve ulusal felaket senaryolarından bahsedildiğini anlatan İmamoğlu, şunları kaydetti:

“İşte burada ürkmeliyiz, korkmalıyız ve bu süreci ciddiye almalıyız. Hali hazırdaki 1,2 milyon yapının karşı karşıya olduğu büyük bir riskten bahsediyoruz. 48 bin binanın büyük çaplı hasar alacağı süreci anlatıyoruz. 10 binlerce insanın can kaybından bahsediyoruz. Böyle bir riskin ne kadar derin bir yara açabileceğini İstanbulumuzda ve Türkiyemizde hepinizin düşünmesini istiyoruz. Bu nedenle İstanbul’u afetlere, özellikle depremlere dayanıklı bir şehir haline getirmek bizim öncelikli hedefimiz.”

KANAL İSTANBUL PROJESİ EKOLOJİK DENGEYİ BOZACAK

İmamoğlu, Kanal İstanbul Projesinin gündemde olduğunu hatırlatarak, projenin kentin hem karadaki hem de denizdeki ekolojik denge sistemini değiştirebilecek riskler içerdiğini belirterek, şunları söyledi: “11 kilometre mesafeden Kuzey Anadolu fayı, 30 kilometre mesafeden Çınarcık fayı geçiyor. Bilim insanları Kanal İstanbul Projesi’nin, yeryüzü ve yeraltı gerilme dengelerini bozacağını, aşırı yüklemelerin yeni depremleri davet edeceğini söylüyor. ÇED başvuru dosyasında Boğaz trafiğinde iddia edildiği gibi, yıllara göre bir artış değil, tam tersine özellikle son 10 yılda yüzde 22.46 oranında bir azalış gözlenmektedir.

Bütçeleri kısıtlı sorumlu ebeveynler, sorumlu iş insanları her bir kuruşu harcamadan önce on kere düşünür. Ayranı yok içmeye diye başlayan sözdeki insan tipi gibi hareket etmez. Peki ama akıllı bir kamu yöneticisi, akıllı bir siyasetçi kamusal bütçenin harcanmasını nasıl planlamalıdır? Öncelik milletin hayata kalitesinin yükseltilmesi, istihdam, üretim, eğitim ve sağlık değil midir?

Ekonomi darda ise, yakın gelecekte ise çok daha darda olacağı aşikarsa ne yaparsınız? Milletin kaynaklarını bir ham hayale harcar mısınız? Bu şehirde bir süredir bir Kanal İstanbul projesidir konuşuluyor. Bize sordular mı hiç? Bizim görüşümüzü aldılar mı? Bunca millet evladı yüzbinlerce genç, 4 milyon yetenekli insan işsizken ve umutsuzken. Bunca insan yoksulken. Bunca üretim ihtiyacı ortadayken. Bunca fabrika kurma ihtiyacı varken. 16 milyonluk bu şehrin, bu koca şehrin geleceği olan çocuklar yeterince beslenemezken. Çok ağırlıklı bölümü okul öncesi eğitim alamazken. Kalabalık sınıflarda eğitim görürken bizim önceliğimiz Kanal İstanbul olabilir mi?”

Kanal İstanbul’un sadece bir deniz yolu ulaşımı projesi olmadığını vurgulayan İmamoğlu, projenin kentin hem karadaki hem de denizdeki ekolojik denge sistemini değiştirebilecek riskler içerdiğine dikkat çekti. İmamoğlu, konuşmasında bu riskleri şöyle sıraladı:

UCUBE PROJEYLE 8 MİLYON HAPSEDİLMİŞ OLACAK

Göller, havzalar, tarım alanları, yaşam alanları, yer altı suyu sistemi ve şehrin tüm ulaşım sistemi projeden kritik şekilde etkileniyor. Tarım arazilerinin yok olması bir yana, İstanbul Boğazı ile yeni açılacak kanal arasına oluşacak olan adaya 8 milyonluk bir nüfusun hapsedilmesi gibi bir durum ortaya çıkıyor. Bu ucube projeyle, ülkenin deprem riski en yüksek bölgesine 8 milyon hapsedilmiş olacak. Deprem anında bu denli yüksek bir nüfusu başka bir coğrafyaya nakledecek hiçbir devlet yoktur dünyada. Bu nasıl bir projedir Allah aşkına? Bu neyin aklıdır?

Bakın konuşulan projedeki kanal yaklaşık 45 kilometre uzunluğunda, 20.75 metre derinliğinde ve en dar yerinde 275 metre genişliğinde bir kanal. Sazlıdere ve Terkoz Havzaları içinden geçen  bir kanal. Yani proje Sazlıbosna ve Terkoz Havza Alanlarını yok ediyor. Yer altı suları ve Terkoz Gölü’nün tuzlanması riski taşıyor. İstanbul’un içme suyu ihtiyacı için müthiş bir tehdit oluşturduğu net olarak anlaşılıyor. Tek başına bu bile, bu projenin yapılmaması için yeterli bir gerekçedir! İstanbul halkı deniz suyu mu içecek? Öte yandan proje bölgeye 1.1 milyon yeni nüfus getirecek.

Yani 6 adet Beşiktaş veya 5 adet Bakırköy ilçesi nüfusu büyüklüğünde yeni nüfus eklenecek. Bu proje yüzünden 3.4 milyon yeni yolculuk oluşacak. İstanbul trafiği en az yüzde 10 artacak. 23 milyon metrekare orman alanı, 136 milyon metrekare tarım alanı yok olacak. Sazlıdere Barajı kalmayacak. Devlet Su İşleri (DSİ) bu yüzden projeye olumsuz raporu verdi. Rapora göre su ihtiyacını karşılayan havzaların yüzde 29’u yok olacak. Kanal inşaatı ile birlikte devasa hafriyat oluşacak. TMMOB raporuna göre 2.1 milyar metrekğp hafriyat çıkacak. İstanbul trafiğine günlük 10 bin hafriyat kamyonu katılacak. Hafriyatın nereye döküleceği belirsiz! Çıkan hafriyat, örneğin; Güngören-Esenler-Bağcılar ilçelerinin üzerine dökülse bu ilçeler yaklaşık 30 metre yükselecek.”

‘PROJE DEPREM BÖLGELERİNDE KALIYOR’

Projenin 1., 2., ve 3. derece deprem bölgelerinde kaldığını belirten İmamoğlu, “11 kilometre mesafeden Kuzey Anadolu Fayı, 30 kilometre mesafeden Çınarcık Fayı geçiyor. Bilim insanları Kanal İstanbul Projesi’nin, yeryüzü ve yeraltı gerilme dengelerini bozacağını, aşırı yüklemelerin yeni depremleri davet edeceğini söylüyor. Boğazın tarihi dokusunun korunması proje için gerekçe olarak gösteriliyor. Oysa ki projeyle birlikte, 17 milyon metrekare SİT alanını etkilemektedir. Küçükçekmece Gölü kıyısında yer alan Bathenoa Antik Kenti ve ilk yerleşmelerden biri olan Yarımburgaz Mağaraları proje alanında. Boğaz trafiği ile ilgili olarak ta dikkatinizi çekmek isterim. ÇED başvuru dosyasında Boğaz trafiğinde iddia edildiği gibi, yıllara göre bir artış değil, tam tersine özellikle son 10 yılda yüzde 22.46 oranında bir azalış gözlenmektedir” dedi.

‘RESMEN BİR CİNAYET PROJESİDİR’

Kanal İstanbul’a harcanacak para ile ülkede birçok cazibe merkezi şehir, fabrika, okul ve iş imkanları yaratılabileceğine dikkat çeken İmamoğlu, şöyle devam etti: “Açlık sınırındaki milyonlarca yurttaşımızın kendi yaşadıkları kent ve köylerinde istihdam edilebileceği bir diğer konudur. Özetle bu proje İstanbul’a bir ihanet projesi bile değildir. Resmen bir cinayet projesidir. İstanbul için gereksiz bir felaket projesidir. Bu proje bittiğinde İstanbul bitmiş olacak. Bu şahane şehir yaşanamaz bir kent olacak. Temiz hava, su altyapı trafik açısından çözülemez sorunlarla başbaşa kalacaktır. Ne boğaz geçişi, ne deniz deniz trafiği geçişi, ne de ekonomik olarak böyle bir ihtiyaç söz konusu değildir. Sadece yeni rant alanları yaratmak uğruna hazırlanmış, yol açacağı yıkıcı sonuçlar hiç düşünülmemiştir. Birileri para kazanacak diye bu kadim şehrin doğal çevresinin, yaşam alanlarının ve su havzalarının yok edilmesine izin veremeyiz, vermeyeceğiz. Sizlerin uzmanlığı, duyarlığı ve cesareti ile yanlışları önleyeceğiz.”

Çalıştayın açılış oturumu sonunda gazetecilerin sorularını yanıtlayan İmamoğlu, il protokolünden katılım olmasıyla ilgili soruya, “Buraya herkes davet edildi. Umarım gelmişlerdir. Bugün konu üst düzey bilim insanları, teknik insanlar, onların ne katacağı. Gelmeseler de biz raporları kendilerine yollarız” yanıtını verdi.

‘BARAJLARDAKİ DOLULUK ORANI YÜKSELİŞE GEÇTİ’

İstanbul´un su sıkıntısı yaşayıp yaşamayacağı ile ilgili bir soru üzerine ise İmamoğlu, şöyle konuştu: “Şu anda barajlarımız, doluluk olarak yüzde 36´ların biraz üzerinde. Birkaç haftadır düşüş trendinde olan doluluk oranı, son 3-4 gündür bir yükselişe geçti. Kışa girişimiz gecikti ama henüz kışı yaşamadık. İstanbul´un ürkütücü su senaryosu, 2 yıl üst üste kuraklık yaşaması ile ilintili. Bu kuraklığın, yaz aylarına nasıl tesir edeceğini yaşayacağımız kışla göreceğiz. Şu anda henüz kışla ilgili bir tahminde bulunmak güç. Eğer, seneye de bir kuraklık yaşanırsa, arkadaşlarımızın öngörüsü 2021’de bizi bir su sıkıntısı bekliyor. Tabii burada çarpıcı olan 2 şey var. Bir tanesi, malum Melen Barajı´nın bundan 2 yıl önce açılacak olması ve bugün orada milyonlarca metreküplük su rezerviyle İstanbul´un beslenebileceği yönünde tarihsel projenin hâlâ niçin neticelenmediği…

DSİ’YE MELEN BARAJI ÇAĞRISI

Aldığımız son bilgiden dolayı burada yapılan yanlış imalatın giderilmesiyle ilgili ek projenin maliyetiyle ilgili alakalı ödeneğin hala çıkarılmamış olması… 2040’a, 2071’e kadar su sorunu yaşamayacağımız bir şehir devraldığımız konusunda, Sayın Cumhurbaşkanı dahil, teminatlar verildi topluma. Biz de o teminatı alarak seçildik. Dolayısıyla bu süreç de milli bir meseledir. Eğer DSİ, ödenek sorunu yaşıyorsa, bu ödeneği tesis edecek kurumları bu konuda uyarıyoruz ve duyarlılığa davet ediyoruz.

Bu, önemli bir meseledir. En azından bence sayın Cumhurbaşkanı´nın taahhüt ettiği ve vaat ettiği ‘2040’a 2071’e kadar su sorunu yaşamayacağız. Tüm sorunu çözdük’ taahhüdünün imza altına alınması için bütün kurumları ve kuruluşları sorumluluğa davet ediyoruz. Şu anda 2 yıl su sorunu olmayacağı yönündeki öngörümüzle beraber, bu ileride su sorunu olmayacağı anlamına da gelmiyor. Kritik olan Melen Barajı´nın yanı sıra, tasarruflar ve geliştireceğimiz su kaynağı oluşturma ile ilgili projelerimiz devam ediyor. Ocak ayında da su çalıştayımız olacak. Bunu orada da ele alacağız.”

‘BİLİMSEL ALANLARDA MÜDAHALECİ OLMAM’

Deprem alanında uzun süredir çalışma yapan bazı isimlerin, İBB yönetimi tarafından çalıştaya davet edilmediklerini belirterek,  bunu da sosyal medyada duyurduklarının hatırlatılması üzerine İmamoğlu, şunları söyledi:

“Bir belediye başkanı olarak kim davet edildi, kim edilmedi… Bilimsel alanlara ben ne müdahaleci olurum ne de olmak doğru. Burada bir kere şunu söyleyelim. Davet edilmeyen kimse yok. Konuşulan şey, konuşmacı olmakla ilgili. Gösterilen tepki ismi geçen bilim insanımız da belediyemiz ile başka alanlarda şu anda aktif çalışma içerisinde. En son mesela İSKİ´nin kendilerine bir çalışma teklifi yaptığını biliyorum. Dolayısıyla İstanbul´da hiçbir bilim insanı dışarıda kalmaz, kalmamalı. Eksiklik olabilir. Çokça bilim insanımız var. Herkesin konuşmacı olması mümkün olamayabilir. Ama herkesin sürecin içinde olması sağlanmalıdır. Bunu sağlamaya dönük kurullar oluşturuyoruz. Kendilerine bir hata yapılmışsa zaten arkadaşımız söyledi ‘özür dileriz’ dedi. Ama bilim adına konuşmacı olmadım diye gelmemeyi, kendileri tercih etmemeli. Umarım bugün veya yarın kendileri en üst seviyede katılımcı ve sürece katkı sunan bilgileri ile paylaşımcı olmasını dilerim. Sadece kendilerine değil tabii herkesi bu anlamda davet ediyoruz. Eksiklikler giderilir. Bu ne ilk ne son olacak. Hep böyle depremle ilgili konuşacağımız alanları ve süreçleri İstanbul´un her anına dahil edeceğiz. Çünkü bizim birinci meselemiz deprem.”

Etiketler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı